9 Ara 2016

Anneler için Zaman Yönetimi

zaman yönetimi

HİKAYE
Derste zaman yönetimini anlatan hoca, büyükçe bir kavanozu yumruk büyüklüğündeki taşlarla doldurdu ve öğrencilere “bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.
Öğrenciler hep bir ağızdan “doldu” diye cevapladılar.
Hoca, bir birkaç avuç mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş döktü. 
Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Sonra öğrencilerine dönerek bir kere daha “bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.
Bir öğrenci “dolmadı herhalde” diye cevap verdi. “Doğru” dedi hoca ve birkaç avuç kum alarak, taşlarla mıcırların arasını dolduracak şekilde döktü. Öğrencilerine yine döndü ve “bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.
Tüm sınıftakiler hep bir ağızdan “hayır” diye seslendiler. Bunun üzerine hoca birkaç bardak suyu kavanoza boşalttı.
Sonra öğrencilerine dönerek “bu deneyin amacı ne olabilir?” diye sordu.
Bir öğrenci “zamanımız, ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz vaktimiz mutlaka vardır” diye cevapladı.
“Hayır” dedi hoca. “Bu deneyin esas amacı, ‘eğer büyük taşları kavanoza baştan yerleştirmezseniz, küçükler girdikten sonra büyükleri hiçbir zaman yerleştiremezsiniz’ gerçeğidir. 
Bu kavanoz sizin hayatınız, büyük taşlar ise aileniz, dostlarınız, eğitiminiz, işiniz, sağlığınız ve eserlerinizdir. Bu akşam, uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve büyük taşlarınızın neler olduğuna karar verin. Büyük taşlarınızı hayatınızın merkezi noktalarına iyi bir şekilde yerleştirdiğiniz ölçüde, başarılı bir insan, iyi bir eş, iyi bir ebeveyn, başarılı bir iş insanı olabilirsiniz.”

Uzun zamandır hizmet sektöründe çalışıyorum. Bunca yıl içerisinde en çok aldığım eğitim "zaman yönetimi"oldu. Zaman yetmiyor diye düşündüğüm en sıkıştığım, en zorlandığım anlarda aklıma bu hikaye gelir. 

Zaman yönetiminde en çok aklımda kalanları sizlerle paylaşmak istiyorum;

1- Öncelikleri belirlemek; evde veya işte önce önem sırasına göre işleri sıralamak benim için her zaman kolaylık sağlamıştır. Özellikle akşamları acil ve önemli işleri ayırırım. Evi toplamak önemli ama acil değil acil olan bir sonraki günün yemeğini yapmam çünkü çocuklar okuldan aç geliyorlar ve geldiklerinde yemek hazır olmalı yani öncelik evi dağınık bırakıp yemek yapmaktır.

2- Öncelikleri belirledikten sonra plan yapmak; ne zaman kime gidileceği, çocukların kurs saatleri, gezme, yeme içme organizasyonlarını planladıkça işleyiş daha kolay oluyor. Çocuklu insanlarız tabii ki her planımız tutmuyor. Fakat plansız yaşamaktansa böyle bir düzene kendimizi alıştırmaya çalışmak yani en azından adım atmak zaman yönetimi konusunda oldukça önemlidir.

3- Evde yaşayanlarla iş birliği yapmak; kolay değil bu tabii herkes canı istediğinde iş yapıyor. Fakat benim öyle bir lüksüm yok o zaman onlarında olmamalı diyerek herkesi göreve çağırıyorum. Gelin takım olalım, savaşalım, size çok ihtiyacım var gibi gaz verilebilir küçük yaş grubunda oldukça işe yarar. Çocukların odalarını asla toplamıyorum. Salonda orta yere bırakılan oyuncak bile beni rahatsız etmiyor kim getirdiyse o götürecek. 3 gün içinde ortadan kalkmazsa çöpe gider 😉 (zaman yönetiminde despotluk pardon kararlılık önemli😊)

4- Her şeyi not etmek; doğumlardan sonra üzerime yapışıp kalan unutkanlık huyumdan sonra her şeyi not etmezsem kesinlikle unutuyorum. Yapılacak işleri de yazıp buzdolabına asabilirim. Evin okuma yazma bilen bireylerine birde bu yöntemi uygulamalıyım. Belki yap demeden bazı şeyleri yapmaya başlarlar.

5- Kendimize vakit ayırmak; eminim bir çok anne tarafından en zor kabul edilen madde bu çünkü hep dilimizde "vakit yok". Kararlı ve ne istediğinin farkında olan herkes zamanını iyi yönetir. Zamanı iyi yöneten her insan kendine mutlaka kısacık da olsa vakit yaratır. Tabii ki hepimiz koşturuyoruz. Fakat kendimizi unutacak kadar sıranın en sonlarına atmak kendimize yapacağımız en büyük haksızlıktır. Bana en çok kitap okumaya nasıl vakit bulduğumu soruyorlar. Vakit aramıyorum ki kitap okumak benim için bir zevk ve önem sırasında en başlarda bu yüzden vakti kendim yaratıyorum. Çünkü bunu yapmak bana iyi geliyor. Bu maddeye karı koca olarak vakit geçirmeyi de ekleyebiliriz. Bunun için çocuklara bakacak güvenilir biri lazım bu ayrı bir sorun oluyor. Fakat bakacak biri varsa bu fırsatı yaratmak evlilik açısından da oldukça önemli.

6- Teknoloji kullanımını kısıtlamak; bu bir tür bağımlılık ve sadece çocuklarda değil artık büyüklerde de var. Ay şu snapchat a bakayım, dur şu instagrama bakayım derken telefonun elimizde kalma süresi uzuyor. Ve süre uzadıkça yapılması gereken işler aksıyor. Özellikle çocuklar uyanık iken nette çok fazla vakit geçirmek zaman yetersizliğine sebep oluyor. Böyle bir durumda ben hemen kendimi uyarıyorum; "kalk işine bak ertelediğin işlerini takip ettiğin kişiler yapmayacak" 😊

7- Hayır diyememek; bu konuyu çocuklar olduktan sonra mecbur aştım diyebilirim. Müsait değilsem mecburen misafir kabul edemiyorum. Ya da hafta sonu arayan arkadaşlarıma çocuklar ve ev işlerinden dolayı hafta içi dönebiliyorum. Veya uzun süren telefon konuşmalarında müsaade isteyip kapata biliyorum. Hafta sonu whatshap yazışmalarına daha geç dönüyorum. Çalışan anneler için hafta sonu daha önemlidir. Çünkü ev işleri ve ilgilenilmesi gereken çocuklar var. Boşa harcayacağım her dakika yapılacakların yetişmemesini sebep olacaktır. Pazar gününe iş bırakmayacağım diye harcadığım çabayı görseniz şaşar kalırsınız :)

Maddeler halinde yazabileceklerim bu kadar fakat asıl mesele "her şeye yetişmeye çalışmaktan vazgeçmek" sözünden geçiyor. Hiç birimiz mükemmel değiliz olmak zorunda da değiliz. Bu yüzden derin nefes alıp sırasıyla ve olduğu kadar iş yapmak hepimize iyi gelecektir.

 Unutmayalım ki ; Her yerde olmaya çalışan, hiçbir yerde olamaz.
Dikkatini ve enerjisini birçok iş arasında dağıtan, hiçbir işi zamanında tamamlayamaz.

Annelik planlı olmayı gerektirdiği gibi çocukların eşref saatine göre ani çıkacak sorunlar karşısında da hazırlıklı olmayı gerektiriyor. Yani biz plan yaparken yaşadıklarımız bizi bambaşka bir eyleme sürükleyebiliyor. Bunlara da hazır olmayı zamanla öğreniyoruz. Ve edinilen tecrübe bizi ister istemez zaman yönetimi yapmayı yada zamanı iyi kullanmayı öğretiyor. 

İnanın iyi planlandığında 24 saat hepimiz için fazlaca yeterli 😉

BOŞ ZAMAN YOKTUR BOŞA GEÇEN ZAMAN VARDIR "Tagore"

Sevgiler,
instagram: @gulsahonen
devamı »

7 Ara 2016

Ebeveyn Olmayı Abartmak


Özelden en sık aldığım 2 soruyu paylaşmak istiyorum;

1- Yağız devlet okulunda okuyor peki dışarıdan sosyalleşmesi için ne gibi takviyeler yapıyorsunuz?

Sosyalleşme denilince aklıma önce yaşıtlarıyla kaynaşma geliyor sorulan bu ise;
10 yaşında ki çocuk artık ergenlik girişinde bir zahmet artık kendi ortamını yaratsın. Etrafımızda çok fazla arkadaş ortamımız var hepside çocuklu gayet iletişim halindeler diyorum :) Sınıf arkadaşları ile de bütün gün iletişim halindeler artık kendi alanlarını kendi belirledikleri yaştalar bizler çok fazla müdahale edemiyoruz. Atıyorum son 1 yıldır düğüne gidilecekse bazen gelmek istemiyor sosyalleşsin diye bende zorla götürmüyorum. Kısaca Yağız'ı istediğim ortama sokma dönemim bitti.

Birde akademik eğitim anlamında sorulan soru var;
Sosyalleşmesi için değil pekiştirmesi için sadece hafta içi 2 gün ingilizce kursuna gidiyor. Hafta sonu için spora gitsin istedim. Basketbola gitti bıraktı, tenis istemedi, yüzme biliyorum diyerek kurs istemedi. Zorla güzellik olmaz evde takılıyor :) Futbol merakı var ona da bu soğuklarda benim içim el vermiyor.

Hatta Yağız öğlenci olduğu için sabah evde onu yalnız bırakıyoruz. Öğlene kadar evde takılıyor. Yemeğini falan ısıtıp hazırlanıp okula kendisi gidiyor. Sınavlara kendi çalışıyor. Tek anlaşmamız vardı. Evde biz yokken derslerine çalışmıyorsa yarı yıl karnesine göre 2.dönem etüde yazdıracağız. Etüde gitmek istemediği için şimdilik sıkı çalışıyor sonucu karnede göreceğiz 😊

2- Ela'yı kreş haricinde kursa gönderiyor musunuz?

3,5 yaşında ki çocuğu ne kursa yollayacak kadar hırslı değilim. Bale, jimnastik gibi şeyler istiyor 4 yaş altında olduğu için onlara bile göndermeye niyetim yok. Bir arkadaşım piyano ya da resim kursuna göndersene dedi "niye ki" deyince oda şaşırdı. Ufacık çocuk yaw biraz büyüsün doya doya oynasın sonra neye yeteneği varsa göndeririz. Zaten tüm gün kreşte kesip biçip etkinlik yapıyor hafta sonu bizimle olacak diye günleri sayıyor kalkıp kursa götürürsem eminim sevdiği şeyleri de sevmemeye başlar.

Bazen gerçekten ebeveyn olmanın abartıldığını düşünüyorum. Bir an olsun çocukların yerine kendimizi koyabilsek, başımızda sürekli bizi kurslara koşturan anne/babamızın olduğunu hayal etsek, tam oyuna dalmışken "hadi kursa" komutu alsak eminim yaptığımızın farkına varırız.

Benim kastettiğim resim yapmayı seven, basketbol oynamayı seven, yüzmede ilerlemeyi isteyen çocuklar değil. Sevdiği işi yapmak herkesi mutlu eder. Zaten resim aşığı olan bir çocuğa hadi kursa dediğinizde sorun olmuyor. Benim bahsettiklerim sırf anne babanın merakı yüzünden zorla kurslara götürülen mutsuz çocuklar.

Bale kursu ile ilgili araştırma yaparken bir yazıya denk geldim. Eğitmen bir röportajında diyor ki; "bale eğitimine başlama yaşı 4. - Çocukların kaba kas motor gelişimi ancak bu yaştan sonra bale hareketlerini (bazılarını) yapabilecekleri seviyeye gelir. Daha önce verilecek eğitim çocuğu, hem yorar hem de yapamadığı düşüncesine kapılarak kendine güvenini kaybetmesine neden olabilir. 
Ancak, iyi bir Bale öğretmeni, yaşı küçük ama çok hevesli bir çocuğu mutlaka görmeli ve hatta bir kaç deneme dersi yapmalıdır.
Bu derslerin sonucunda aile ile gözlemlerini paylaşmalı ve çocuğun Bale derslerine devam edip etmemesine bu sonuca göre karar verilmelidir.
Gene de tavsiyemiz üç buçuk yaşından önce, (oyun gibi de olsa) Bale eğitimine başlamanın sakıncalı olduğu yönünde olacaktır."

Kurslardan bilgi aldığımda böyle detaylı anlatmıyorlar. Kızınız kaç yaşında diye soruyor 3,5 diyorum tamam o zaman gelin kayıt olun diyor. Bu yaklaşım benim için para tuzağıdır. 3 yaşında ki çocuklarını başlatanları da biliyorum. Jimnastik için bile belirlenen yaş 4 dür. Bunu birileri belirlemiyor çocukların kaba motor gelişimine göre bu yaş belirleniyor. Erken yaşta zorlanan vücutta hasarlar kalabilir kimse bunu düşünmüyor.

Eğitime de spora da asla karşı değilim. Fakat yarış atı gibi koştur koştur çocuk büyütmeye karşıyım. Çocukların fikrini bile almadan sevmedikleri kurslara götürülmesine karşıyım. Sıkıyorsa siz sevmediğiniz işi yapın ve mutlu olun. 

Ve bana göre en büyük sorun;
ebeveyn olmayı abartmak,
Çocukları birey olarak görmemek,
Çocuklara söz hakkı tanımamak,
Çocukla empati kurmamak,

Eminim bu yazımı ortaokul ve üzeri çocuğu olan anneler daha iyi anlayacaktır. Çünkü çocuklar ergenliğe doğru hızla ilerlerken bilinçlenip sizin hedef ve amaçlarınıza daha fazla isyan edebiliyorlar. Sizin hedefleriniz konusunda direttiğinizde çocuğunuz sizden uzaklaşmaya başlıyor ve işte en çok o zaman yanlış yaptığınızı anlıyorsunuz. Yağız ile tamda bu dönemdeyiz. Ergenliğe ne kadar sorunsuz giriş yaparsak o kadar daha az sorunla atlatacağımıza inanmak istiyorum 😍

Büyüyüp sizden uzaklaşmadan size muhtaç hallerinin tadını çıkarın.Ne kadar çok dizinizin dibinde olurlarsa şimdilik o kadar iyi ;)

Sevgiler,




devamı »

6 Ara 2016

9 Yaş ve Üzeri Kitap Önerileri

hep kitap


Kitapsever Bay Tilki

Küçük Bay Tilki’nin kitaplarla olan ilişkisi diğer okurlardan çok farklıdır. Bay Tilki edebi tat aldığı kitapların kütüphanede değil de midesinde durmasını tercih eder. Kitapları büyük bir iştahla yemek gibi sıra dışı zevki olan Bay Tilki, bu merakı nedeniyle olmadık olaylar yaşar.

Bay Tilki ve Kırmızı İp
Küçük Bay Tilki, uluslararası üne kavuşan bir yazar olmuştur. Kitabı çoksatanlar listesine girer ve filme çekilir. Fakat bu kez başka bir sorun ortaya çıkar. Bir sonraki kitabı için aldığı tüm notları ve karalamaları çalınmıştır. Bay Tilki bu işin peşini bırakmamaya kararlıdır.   


Zeka Mantık Oyunları kitabını yazın almıştım Yağız çok sevdi. Bu yıl seçmeli ders olarak zeka oyunları var. Söylediğine göre derste de çok işine yaramış. Hem eğlendiren hem öğreten bu serinin devamı var. 


Dedem Bir Kiraz Ağacı; çocukluğunuza dönmek isterseniz ilk önce sizlerin okumasını tavsiye edeceğim bir kitap. Kitapta çok güzel dede torun ilişkisinden kesitler bulabilirsiniz. 

İtalyan edebiyatının güçlü yazarlarından, Hans Christian Andersen Ödülü sahibi Angela Nanetti’nin tüm dünyada
çok sevilen romanı ilk kez Türkçe’de! Kitap, sevginin büyülü sarmallarında dolanan bir çocuğun aile büyükleriyle yaşadığı sıcaklığı, taşra yaşamının sevecenliğini yansıtıyor. Ölüm gibi zor bir temayı çocuk gerçekliğine taşıyan roman, insanı doğadan koparıp, kendisine yabancılaştıran kent yaşamı üzerine de düşündürüyor. Küçük Tonino’nun aile büyükleriyle ilgili duygularını onun dilinden şiirsel bir gerçekçilikle aktaran roman, çağdaş çocuk edebiyatının klasiklerinden kabul ediliyor.

Tonino, köyde yaşayan dedesiyle anneannesine düşkün bir çocuktur. Onların köydeki sevgi ve eğlence dolu yaşamı, Tonino için anne babasının baskısından uzak, özgür günler anlamına gelmektedir. Annesi doğduğunda dedesinin dikmiş olduğu kiraz ağacı Felice ve anneannesinin beslediği akıllı kaz Alfonsina, Tonino için çok özeldir. Hele, yaşamındaki önlenemez değişiklikler, Felice ve Alfonsina’ya yepyeni bir gözle bakmasına neden olacaktır…
arka kapaktan alıntı.

Kitap seçimlerini Yağız artık kendisi yapıyor. Telefonumda ki kitapyurdu uygulamasından sepete istediği kitapları atıyor bende her ayın ilk haftası alıyorum. Arada bana da okumam için kitap öneriyor işte o zaman inanılmaz mutlu oluyorum ;)

Keyifli okumalar ;)

Sevgiler,






devamı »

1 Ara 2016

Kaliteli Zaman Kavramı

Anne olduktan sonra okuduğum, duyduğum en sık karşıma çıkan; çocukla kaliteli zaman geçirmen gerek cümlesi oldu.

Bunu kabullenerek çocuk büyütür hale geldik. Okuduğum kitaplardan yada tecrübemden mi kaynaklı bilmiyorum ama kaliteli zamanın çocukla oturup tüm gün kesip, biçip etkinlik yapmaktan daha farklı bir şey olduğunu bilerek ilerledim. Hamileliğim boyunca o kadar çok kitap okudum ve tecrübeli anneler dinledim ki oğlumu kucağıma aldığımda aklıma ilk " ben ufacık çocukla nasıl kaliteli zaman geçireceğim?" sorusu geldi. Bilinç altıma nasıl yer ettiyse artık doğru çocuk büyütmenin yolu kaliteli zaman geçirmekten başladığına iyice inanmışım.

Tabii oğlum büyüdükçe, ben işe gitmek zorunda oldukça ve kendime de zaman ayırmam gerektiğini fark ettikçe kaliteli zaman kavramı bende farklı şekilde boyutlanmaya başladı. O saatten sonra çocukla 10 dakika baş başa kalmak, hiç konuşmadan sımsıkı sarılmak, kucaklaşmak, gözlerinin içine bakarak çocuğa onu önemsediğimi hissettirdiğim her an benim için kaliteli zaman içerisinde yer aldı. Her sorusuna önem vererek cevaplandırmak, onu sevdiğimi hissettirmek, desteğe ihtiyacı olduğunda yanında olmak bizim için her zaman kalite zaman oldu. Kaliteli zamanın son şekillenmiş hali bende şu şekilde; kendini değerli hissettiğin ve hissettirdiğin her an her saniye kaliteli zamandır. 

Ayrıca kaliteli zaman diye diye benimde kendimle kaliteli zaman geçirme gereksinimlerim doğmaya başladı. Sadece anne değiliz. Sadece ev işlerimiz, toplumsal olarak üstümüze yüklenen görevlerimiz dışında da bizimde isteklerimiz, beklentilerimiz var. Bunun içinde kaliteli zaman gerekiyor.

Çocuklarımıza onları değerli hissettirdiğimiz de kendimizi iyi hissediyor isek aynı uygulamayı kendimize de yapmamız gerekiyor. Fakat zaman yok değil mi?

Tüm gün her kesim insanla uğraşıp eve gidip yemek, ev işi derken çocuğumla da iletişim kurmalıyım telaşı ve hatta vicdanı diyelim bizi daha çok yoruyor. Görev haline gelen bu uygulamaların tümünü sevmiyorum. Zorlama iş yapıyor gibi oluyoruz. Akışına bırakılması gereken çok hareketimiz var. Olmuyor olduğu kadar diyoruz.

Olduğu kadar diyebiliyorsak yine de şanslıyız. En azından bunu takıntı haline getirmiyoruz. Fakat ben bu sıra kendimle kaliteli zaman geçirme fikrini takıntı haline getirmek üzereyim. Resmen bulunduğum ortamı değiştirip kendimle baş başa kalasım var. Kendi sesimi duyasım var. Bütün gün o kadar çok konuşuyorum ki saatlerce sessiz kalmaya ihtiyacım var.

Yalnız dikkat edin çocukla konuya girip olayı kendime bağladım düşünün halimi :)

Neyse ya böyle olmayacak hafta sonu sinemaya gideyim ben en iyisi bu 😉

Peki bu kadar koşturma arasında siz kendiniz için neler yapıyorsunuz? Yada yapabiliyor musunuz?

Sevgiler,




devamı »

29 Kas 2016

Kitap Gündemim

Kitap okumayı çok sevdiğimi bir çok yakın arkadaşım ve beni takip edenler bilir. Yılın ilk günlerinde tüm sene için kendime okuma hedefi koyarım. Çünkü hedef koyunca tutturmak için daha bir gaza geliyorum.

2016 için 50 kitap okuma koymuşum. Kışın çok iyi giderken yazın düzen bozuluyor. Ve yıl sonuna doğru hedef tutturma telaşım artıyor. Yani şuan yine öyle bir durumdayım 😊 43 kitap okumuşum yılbaşına kadar 7 kitap daha okumalıyım. 

Tabii yıl boyunca okuduğum kitapları nasıl takip ettiğimi merak ediyor olabilirsiniz.
 1000kitap.com diye bir site var. Okuduğum her kitabı ve değerlendirmemi bu sitedeki profilime kaydediyorum. Kimler ne okumuş, en çok hangi kitap tavsiye ediliyor gibi bir çok detaya da ulaşabildiğim için bu siteyi seviyorum.

Neyse konuyu dağıtmadan son bir haftada 2 kitap okudum ve ikisini de sizlere tavsiye etmek istiyorum.
Kelebek Adası

İlki Sarah Jio - Kelebek Adası. Tam bir Sarah Jio hayranıyım. Kitap daha satışa girmeden ön siparişle alanlardanım. Şimdiye kadar tüm kitaplarını okudum ve bu olmamış dediğim hiç bir kitabı olmadı. Kurguları bazen çok basit gelse de yazarın yazdığı kitabı okurken hikayeyi yaşama hissini seviyorum. Akıcı bir dille yazıldığı içinde tüm kitapları 2-3 günde bitirmek mümkün oluyor. 

Kelebek Adası kitabı da tamda bahsettiğim gibi. 2 günde bitirdim. Böyle kitaplara genelde çerez kitaplar derim ama yazar Sarah Jio olunca kitaplarına çerez demek istemiyorum. Akıllıca konu geçişleri yaptığı için hayranım. Ve ben sonu mutlu biten kitapları her zaman çok sevdim. 

Mavi kelebeklerin hikâyesini bilir misiniz? Mavi kelebekleri her yerde göremezsiniz. Oldukça nadir görülürler. Sabah uyandığınızda, "Bugün mavi kelebekleri görmeye gidiyorum," diyemezsiniz. Siz onları değil, onlar sizi bulur. Efsaneye göre bu kelebekler, değişimin habercisidir. Olur da gündoğumunda yolunuzu bir mavi kelebek keserse, bilin ki artık hayatınız eskisi gibi olmayacaktır. Ne hayatınız ne kaderiniz ne şansınız... Artık bildiklerinizi unutun. Belki bambaşka biri girer hayatınıza. Belki bambaşka bir yerde uyanırsınız. Ya da ilk kez adımınızı attığınız bir yerde kendinizi hiç olmadığınız kadar huzurlu ve evinizde hissedersiniz. Kaybolurken bulunursunuz. Geldiğinizi sanarken gittiğinizi görürsünüz. Hayata başka bakarsınız mavi bir kelebek kanat çırptığında, çünkü size başka bakıyordur artık hayat.
(Tanıtım Bülteninden)


Ellen Marie Wiseman

Önermek istediğim diğer kitap ise; Ellen Maria Wiseman - Ardımda Kalanlar. Bu yazarın ilk defa bir kitabını okuyorum. Sarah Jio tarzında olduğu için bir arkadaşım tavsiye etmişti. Okurken göz yaşlarıma hakim olamadığım yerler oldu. Ve kitabı bırakıp uyuduğumda karakterler rüyama girdi. 3 günde bitirdim kitabı rahatladım 😊 Yazarın diğer kitabı Erik Ağacı da okunmak için sırada bekliyor.


Çıkmazdaysa yüreğiniz, hikâyemi dikkatli okuyun, belki de bu sizin hikâyenizdir…

Hiç uçurumun kenarında olduğunuzu hissettiniz mi? Ya da ayaklarınızın altındaki kaya parçalarının koparak düştüğünü… Ben artık öyle hissediyorum ve gitgide karanlığa düşüyorum. İhanetin en ağırını en yakınlarımdan gördüm. Anne ve babamdan… Tek suçum, onların isteklerine boyun eğmememdi. Tek suçum, onların değil de yüreğimin seçtiği adamı sevmemdi… Neden insanlar kendileri gibi olmayanı ötekileştirir ki? Bu baş kaldırımın bedelini çok ağır ödüyorum. Bir akıl hastanesine kapatıldım. Tüm hayatım çalındı benden. Sevdiğim adam… Dünyaya getireceğim çocuğum belki de… 

Ne zormuş insanın kendinde olduğunu ispat etme çabası. Ve artık aklım yerinde mi bilmiyorum ama yüreğimin hâlâ aklı başında. Buradan kurtulmak istiyorum. Gün yüzüne kavuşup rüzgârın saçlarımı savuruşunu hissetmek, denizin tuzlu kokusunu içime çekmek istiyorum. Tek ümidim bu yazdıklarımı birinin bulması. Ne kadar zaman alır bilinmez, fakat bu satırları okuyacak kişiye sesleniyorum: Benim adım Clara Elizabeth Cartwright ve bu, benim hikâyem. Seçim senin, ya hikâyeme ortak ol ya da diğerleri gibi görmezlikten gel beni… Ardımda Kalanlar, anlattıkları ve karakterleriyle kurgu ürünü olsa da hikâyenin çıkış noktası gerçeğe dayanmaktadır. Tüm gizemleri içinde barındıran, duygu yüklü bu kitabı gözyaşları eşliğinde bitirdiğinizde, kendinizi sorgulamadan edemeyeceksiniz… 

"Muhteşem bir kurguya sahip olan Ardımda Kalanlar, tüm okul ve halk kütüphanelerindeki yerini almalı." 
-Voya, Lindy Gerdes-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitap tavsiyelerinizi her zaman beklerim ;)
Sevgiler,

devamı »
Bumerang - Yazarkafe