14 Eyl 2017

Milyonlarca Desen İçin Pixers


Sizde benim gibi arada sırada evin her zaman ki halinden sıkılıp, en kolay nasıl değişiklik yapabilirim diye düşünürken duvarlara el atanlardansanız gelin birlikte Pixers ile tanışalım.

Pixers de ne derseniz; duvarlarınız için milyonlarca desene ulaşabileceğiniz şahane bir platform derim. 😉 Çevre dostu teknolojileri kullanarak çevreye ve sağlığınıza önem veren bu platform da duvarlarınız için milyonlarca desen, sonsuz sayıda resim ve öneri bulabilirsiniz.

Boya badana işlerine kalkışmak yerine kendimi şimdilik Pixers desenlerine vurmuş durumdayım. Sadece duvar kağıdı olarak da düşünmemek gerek çünkü bütün desenleri isteğinize göre poster ya da çıkartma olarak size sunabiliyorlar. Harika!
Komple duvar kağıdımı olmalı yoksa bir kısmını poster olarak mı kullanmalı karar veremiyorum.



Fotoğraflarda ki gibi mutfak dolaplarınızı da dilediğiniz gibi kaplayabilirsiniz. Çünkü Pixerstick malzemesi, istediğiniz zaman ve istediğiniz yere kolayca yapıştırıp, değiştirebileceğiniz, dayanıklı, uzun ömürlü, yapışkan bir malzemedir.

Güvenilir ve hijyene verilen önem açısından da Pixers çıkartmalar çocuk odaları için rahatça tercih edilebilirsiniz. Silinebilir hatta yıkanabilen resimlerinin de olduğunu özellikle belirtmek isterim.


Seçenekleri gördükçe kafanız iyice karışacaktır. Ben favori desenlerimi özellikle paylaşıyorum. Milyonlarda desen arasında kaybolup gidebilir ve karar vermekte oldukça zorlanabilirsiniz.


 Bence yatak başının arkası için muhteşem bir duvar kağıdı olur.


Sınırsız seçenekler arasında kaybolacağınıza garanti verebilirim.

Ayrıca haber bültenine üye olarak ilk alışverişleriniz de %30 indirim kazanabilirsiniz.











devamı »

9 Eyl 2017

Anaokuluna Başlarken Bilinmesi Gerekenler


Bayram bitimi itibariyle çoğu kreş kapılarını açmaya başladı. Geçen yıl bu zamanlar nasıl heyecanlı olduğumu hala hatırlarım ve inanın şuan yazarken bile o duyguları yaşıyorum. Hep dediğim bir laf vardır; okul fikrine çocuklardan önce anneleri hazırlamak gerekli :)

Yağız kreşe başlarken çok ağlamış ve beni üzüntüden mahvetmişti. Ela da öyle olmadı. Evet hemen adapte olmadı günlerce, hatta haftalarca öğretmeninin elini bırakmadı. Fakat okula gitmeyeceğim veya beni burada bırakmayın gibi ağlamaları hiç olmadı. Uyku sorunlarını saymazsak koca bir yılda gayet güzel geçti.
Çarşamba günü itibariyle tekrar okula başladı. Bu defa 5 yaşa geçen Ela geçen yıl ağlamadığının acısını çıkartırcasına kendini yerlere ata ata ağladı. Okulda bizde şaşırdık kaldık.

Aslında şaşırmamak gerekli belli ki tatil boyunca eve, anneannesine ve bize alışan bir çocuğun tekrar okula dönmesi endişe yarattı. Sınıfı ve öğretmeni değişeceği için benim de korkularım vardı bunu ona da hissetmiş olabileceğimi düşünüyorum. Neyse ki yeni öğretmenimizin de desteği ile 2 günde bu sorunu aştık ve eskisi gibi okula mutlu gidiyor.

Şimdi sizler içinde 2 çocuk da yaşadığım anaokulu tecrübelerini sıralamak ve ilk yılında çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiğini kendi fikrimce toparlamak istiyorum.

* Mümkünse ilk haftayı çocuk ve kendiniz için alışma evresi olarak kabul edin ve çalışıyorsanız yıllık izninizi o haftaya ayarlayarak endişeli olan çocuğunuzun yanında olun.

* İlk günler bence çocuk okulda tam gün bırakılmamalı. Yarım gün bırakmak okulu, öğretmeni tanıması ve ortama güvenmesi için çocuklara fırsat verilmesi gerektiğine canı gönülden inanıyorum. Hele ki ilk günler direk uykuya bırakmak okula alışma evresini daha da uzatabilir. Tabii şöyle de bir durum var; Ela'yı geçen yıl okulun ilk günü öğlen vakti alıp eve götürmek istedik Ela kendisi okulda uyumak istediğini söyledi böyle olunca evden çarşaflarını ve yanından ayırmadığını kokusunu alıp getirdik ve sorunsuz yattı uyudu. O ağlıyor ve bizde ısrarla onu okulda yatıya bıraksaydık eminim her şey ters teperdi.

* Eğer çocuğunuzu okula bırakırken kapının önünde bekliyorum diyerek söz verip kapı önünde beklemiyorsanız ve çocuğunuz bunu fark ederse yandınız size olan güveni bir anda kaybolacaktır. Eve gideceğinizi ve saat üzerinde göstereceğiniz saatte geri gelip onu alacağınızı belirtmeniz an doğrusu olacaktır.

* Kabul edelim ki biz anneler bu dönemde en az çocuklar kadar hassas, endişeli, korku dolu ve panik durumdayız. Fakat bu duygularımızı ne kadar saklarsak saklayalım çocukların hisleri çok kuvvetli ve sizin en ufak hareketinizden endişenizi anlamakta inanılmaz yetenekliler. Bu yüzden önce kendimizi okula bırakma fikrine alıştırmalıyız. Çalışıyorum mecbur veriyorum vicdan azaplarını bir kenara bırakıp çocuk için en iyisini yaptığınıza kendinizi mutlaka ikna edin. Ve diğer duygularınızdan önce ne kadar kararlı olduğunuzu gösterin. Unutmayın ki siz okula bırakırken kararlı değilseniz çocuğunuz da tüm gününü huzursuz geçirecektir.

* Eve geldiği gibi okulun nasıl alıştın mı? diye sorma hatasını asla yapmayın. Hatta çevrenizi de tembihleyin bu sorudan uzak dursunlar. Çünkü bu soru net cevap alabileceğiniz bir soru değil bunun yerine kendi gününüzü anlatın ve ona da soru sormadan anlatması için sohbet açın. Yapıları gereğimi bilmiyorum ama iki çocuğum da daha kapıda okulda ne yaptıklarını anlatarak eve giriyorlar. Ağızlarından laf almama gerek kalmıyor :)

* Çocuğunuzun okula giderken yanına en çok sevdiği oyuncağını almasına izin verin, Evden getirip elinde tuttuğu oyuncağı tüm ona kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır. Yağız kokusunu Ela ise peluş mickey oyuncağını götürmüştü.

* Tüm bu süreçte öğretmen en büyük destekçiniz olsun. Çocuk ile öğretmen arasında bir uyumsuzluk var ise ve çocuğunuz öğretmenine alışamadıysa mutlaka başka çözüm yolları arayın. Çünkü okul değil önemli olan öğretmendir. Bu yüzden sürekli öğretmeni ile iletişim halinde olun. Gerekirse öğretmen değişikliği yapmaktan çekinmeyin. Çünkü emin olun öğretmenine alışamayan çocuk yıl boyunca okula da alışamayacaktır.

Benim sıralayacaklarım bu kadar :) bütün her şey bir yana sonsuza kadar ağlamayacaklarından emin olabilirsiniz ve ne olur asla kendinize haksızlık edip suçlamayın. Çünkü okul ile birlikte çocuğunuz;
Kendine daha çok güvenen,
Kolay arkadaşlık kuran,
Paylaşmayı öğrenen,
El becerileri gelişen,
İletişim becerilerini ilerleyen,
Toplum içinde ki kuralları öğrenen,
Bağımsız kendi kendine her işini halledebilen bir çocuk olacaktır.
Yani siz ona kötülük değil iyilik etmiş oluyorsunuz ;)

Not: Bu dönemde her sabah karın ağrıları olabilir öpücüklerle yapılan karın masajı çok iyi gelecektir mutlaka deneyin ;)

Sevgiler,





devamı »

23 Ağu 2017

Annelere Çok İş Düşüyor


Tweetter da sevmediğim bir pedagog un bir yazısının altına adamın biri mesaj yazmış.
"Hocam günümüz kadınlarına iş hayatının olmazsa olmazı diye bakılıyor gittikçe aile yapısı bozuluyor."
Yani diyor ki kadınlar çalıştığı sürece aile yapısı bozulmaya devam edecek. İki kişide bütün gün köle gibi çalışınca yorgunluktan aile olunamıyormuş. Özellikle çalışma evde yiyİp, içip yat denilen kadının ısrarla çalışmak istemesi ona komik geliyormuş.

Belli bir süre güzelce açıklama yapsam da vazgeçtim çünkü aile kavramını bambaşka bir şekilde öğrenmiş böyle birine ne desem boş olacaktı. Eşler birbirine yardımcı olsa, ev içinde iş bölümü yapılsa, herkes birbirine nefes alma zamanları yaratsa diye açıklasam asla anlamayacak biri.

Bu mantıkta olan erkekler ülkemizde maalesef hala çoğunluktalar. Ve ben böyleleriyle denk geldikçe oğluma daha bir önem veriyorum. Sorumlulukların paylaşılabileceğini, ev işi denen şeylerin sadece kadınların görevi olmadığını, kendi işini kimseye muhtaç olmadan kendi başına görebileceğini daha detaylı anlatıyorum. Kadınların da isterse çalışabilecekleri, kendi ayakları üzerinde durma hakları olduğunu zaten kendi gözüyle görüyor. Ve en önemlisi erkeklik kavramının ayağına hizmet beklemek, maçoluk, sahiplenmek, şiddet uygulamak gibi bir şey olmadığını öğrense yeter.

Geçen gün yabancı bir bloggerın yazısını okudum. "Hepimizin çocukları değerlidir fakat bu onlara iş yaptırmamakla ölçümlenemez. 10 yaş ve üzeri çocuklar evde en büyük yardımcınız olabilir yeter ki denemesine fırsat verin" diye uzunca açıklıyordu. Bu yazı okuduktan sonra Yağız'a çamaşır makinesine kirlilerini atıp makineyi çalıştırmasını öğrettim. Bunu itiraz etmeden yaptı ve yıkanan çamaşırlarını da gidip çamaşırlığa gelişi güzel astı. Astıklarını düzeltmedim çünkü süper bir iş başarmış gibi mutlu görünüyordu. Odasının temizliğine de artık karışmıyorum yardım istemediği sürece uzaktan seyrediyorum. Kapıdan dağınıklık taştığı zamanlar kendimi nasıl zor tuttuğumu inanın anlatamam :)

Fırsat verildiğinde çocukların yapamayacakları iş yok bundan emin olabilirsiniz. Yeter ki "benim çocuğum yapamaz ki" demekten vazgeçin. Yapamadığında da "bak beceremezsin demiştim" yerine bir daha denemesi için teşvik edin.
Konu ne olursa olsun Yağız ile aramızda çok sık geçen konuşmayı aynen aktarayım;
- Yağız çamaşırlıktan kuruyan çamaşırları toplar mısın?
- Anne ben yapamam
- Bence bir denemelisin.
-------------------------------------
- Yağız yatağını toplar mısın?
- Ben düzgün yapamam ki
- DENE

Bunun gibi bir sürü örnek verebilirim. Off poff eşliğinde dener ve yapar. Zamanla yapamam demesi fazlasıyla azaldı. Çünkü ben olmadan da kendi işini görüyor olması kendine olan güvenini geliştirdi. 14 yaşında eli ayağı tutan bir çocuğun ayakkabı bağcıklarını annesine bağlattığını gördüm. 30 küsur yaşında evli bir adamın ayak tırnaklarını annesinin kestiğini duydum. Ve eminim duymadığımız bir sürü bunlara benzer örnek vardır.

Ben oğlumun bu kadar aciz olmasını istemiyorum. Nasıl ki kız çocuklarına ayaklarının üzerine sağlam basmasını öğrettiğimiz bir dönemdeysek erkek çocuklarını da pamuklara sarmaktan acilen vazgeçmek zorundayız. Bu yüzden elimden geleni yapmaya devam edeceğim.

Tabii bu konuları anlatarak öğretmek kadar evin içinde babanın davranışları da çocuklar için büyük bir örnektir. Fakat baba kötü örnek diyerek çocuğa sorumluluk vermekten kaçmak kadar saçma bir şey yoktur. Mesela çamaşır makinesini çalıştırmayı eşim asla bilmez ya da mikrodalgayı kullanmasını Yağız babasından daha iyi biliyor. Çünkü son bir yıldır biz işteyken evde yalnız kalıyor. Babasının bilmediklerini kendi yapıyor olmakta ona ayrı bir gurur veriyor. Bu konuda eşimden tek ricam lütfen Yağız'ın ev işlerine yardım ettiğini gördüğün an da ona "erkek adam o işi yapmaz" deme oldu. Çünkü bunu bir kere şaka olarak bulaşık makinesini boşaltırken Yağız'a söyledi ve Yağız o andan itibaren hevesle boşalttığı makinenin yanına bile yaklaşmadı. Şaka olduğuna ikna etmesi için bayağı dil döktü.

Eminim eşim için bu şaka dediği cümle aslında içinden geçen doğrularından biriydi. Çünkü bu erkek işi, bu kadın işi diye ayrılan görev tanımlarını kafasına çok net yerleştiren bir aileden geliyordu. Yıllar geçtikçe ve benim bir çok şeye yetişemediğimi gördükçe eşimde iş bölümüne elinden geldiği kadarıyla destek olmaya başladı. Sanırım zamanla onunda mantığı değişti ya da buna mecbur kaldı bilemiyorum çünkü ev içerisinde nasıl davranırsa onu sonuna kadar örnek alan çocukları var.

Bugün etrafımızda gördüğümüz kadına saygısı olmayan, değer vermeyen, hizmet etmek, çocuk bakmak dışında kadına bir sıfat yüklemeyen erkeklerden daha fazla görmek istemiyorsak işe ilk önce kendi çocuklarımızdan başlamalıyız.
Kısaca erkek çocuğu olan annele çok iş düşüyor ;)

Ve benim yeni nesilden umudum gerçekten çok yüksek...

Sevgiler,











devamı »

21 Ağu 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

16 Ağu 2017

Doğru Bildiklerimiz Ne Kadar Doğru?


Geçtiğimiz hafta Eskişehir'e gittik. Sağ olsun yakın arkadaşlarımız bize güzel bir Eskişehir turu yaptırdılar.

Daha önce gittiğimizde kapalı olan Sabancı Uzay Evine bu sefer girme fırsatı bulduk. Şansımıza kara delik gösterimi vardı Ela ya rağmen içeri girip 45dk lık sunumu izledik. Yattığınız yerde tavanda dev bir ekran açılıyor ve kendinizi gökyüzünde yıldızlar arasında gezerken buluyorsunuz. Ela ara ara seslerden korkmuş olsa da yine 45dk merakla tüm programı izledi.

Bazen aklıma düşer uzay bilimini, dünyanın oluşumunu, diğer gezegenleri oturup araştırırım zihnim bulanınca da hemen kapatır silkelenirim. Bu gösteriden sonra bir kaç gün kendime gelemedim. Dünyanın bile yeryüzünde bir toz tanesi kadar kapladığı bir alan olduğunu görünce biz insanların dünya üzerinde ki kapladığı alanın koca bir hiç olduğunu fakat insanların küçük dağları ben yarattım havalarının ne kadar da boş olduğunu kafamda kurup durdum.

Nerden gelip nereye gideceğimizin bile belli olmadığı bir dünyada bu kadar kötülük içinde yaşamanın ne kadar manasız olduğunu düşünüp duruyorum. Her anımız koşturma, hep bir şeylere yetişme telaşımız var, her daim endişeliyiz ve hepimiz yorgun hatta tahammülsüzüz. Ne için? Kim için? Değer mi? BELLİ DEĞİL

Çok koşturup, çok yorulduğumda aklım bu denli belirsizliklere kayıyor birde üzerine yer yüzünün bu oluşumlarını izleyince aslında ne kadar da boşa kürek çektiğimizi ister istemez düşünür duruma geliyorum. Gerçekten sonu belli olmayan topraklarda kendi kendimizi boşa üzüyor ve yoruyoruz.

Kendime pay çıkarıp kendi değerimi anladım diyerek yola devam etmek istiyorum. ÖNCE BEN diyebilmek, başkaları için kendini paralamamak ve kimse için kendini feda etmemek ne kadar da doğru bir şey bunu bir kez daha kendime hatta beynime alt yazı geçerek hayatıma kazımak istiyorum.

İnanın yer yüzünde sizden daha değerli hiç bir şey yok. Mutluysan sevdiklerini de mutlu edersin, mutsuzsan bu dünyadan yalnız başına göçüp gidersin arkandan seni anımsayan birileri bile olmaz.
Ya başkalarını boş verip mutlu olmayı seçeceksin ya da kendini mutsuzluğa adayıp kendinden vazgeçeceksin. Tercih bizim...


Bu sıra doğru bildiğim her şeyi sorguladığım bir dönemdeyim. Bizler bize öğretilen doğruları olduğu gibi kabul etmiş asla sorgulamamış bir nesiliz bunu da oğlum bana inanmayıp kendi araştırmasını kendi yaptığı zamanlar da daha iyi anlıyorum. Her ne kadar bozulsam da şimdi ki nesili bu konu da takdir ediyorum. Ellerinde imkanlar çok fazla kitaplar, teknoloji, büyükler herkese sorup araştırıp kendi doğrularını kabul etmeleri bana göre çok daha iyi.


Bu arada Eskişehir belediyesini canı gönülden kutlarım gerçekten çok güzel yerler inşa etmişler özellikle Bilim Kültür ve Sanat Parkına ayrı bir bayıldım. Ve mutlaka sadece çocukların değil büyüklerinde ziyaret etmesi için Sabancı Uzay Evini ısrarla tavsiye ederim. Ben önce Kara delik etkisinden bir kurtulayım sonra Evrende Yolculuk ve Yaşamın Kökeni gösterimleri için tekrar gitmek istiyorum. :)

Sevgiler,


















devamı »
Bumerang - Yazarkafe