24 May 2016

Kendi Kendine Oynayamayan Çocuklar

pakolino

10 yıldır anneyim ilk çocukta başarılı olup 2.çocukta uyku dan sonra darbe yediğim konu da budur.

Bunun öğretilebilen bir davranış olduğuna inanıyordum taa ki Ela ile tanışana kadar.

Şöyle 3-4 yıl öncesine Ela sız dönemlere gidiyorum. Tek çocuğum var maşallah yatırıyorum odasında kendi uyuyor, dakikalarca odasında yalnız kalıp oynayabiliyor, oyuncak toplama vakti diyorsun topluyor, salona oyuncak taşımıyor. Ne hoş değil mi? 7 yaştan sonra her şey tepetaklak olsa da Yağız ile ilk 6 yılımız süperdi. İşin komik tarafı bunları ben öğrettim ben yetiştirdim sanıyordum. Büyük gururluydum anlayacağınız :)

Neyse işin o tarafı ayrı bir konu 6 yaşa kadar kendi kendine oynuyormuydu? Evet oynuyordu.

Benim çocuğum yalnız başına oynamıyor diyenlere o zamanlar; "arada yalnız bırak çok ağlamadığı sürece sorun yok tek kalmaya alışsın veya oyun kur nasıl oynanacağını öğret ve işim var diyerek çocuktan izin iste kaybol" derdim. O dönem de konuştuğum bir pedagog da bunun doğru olduğunu söylemişti. Ama işte gel gelelim kazın ayağı Ela da değişti.

Hatırlıyorum daha Ela 3 aylıktı zorla uyurdu tam daldığın da ben parmak ucunda mutfağa kaçmaya çalışırken gözü kapalı basardı çığlığı. Bu denemelerim sürekli de devam etti bir oyuncağa daldığında yine odadan sıvışma çabalarım hiç sonuç vermedi. Abi, baba, ben kim varsa dikti tepesine. Büyüdükçe, dili pabuç gibi oldukça "kızım sen biraz bebeğinle oyna benim mutfakta biraz işim var" diyerek anlaşma yapayım dedim sökmedi oda geldi tezgah üstünde oturdu birlikte yemek yaptık. Bu çocuk yalnız kalmayı öğrenmeli diye diye 3 yaşa geldik sonuç hala aynı. Yalnız başına oynamıyor. 

Yalnız oynamadığı gibi birlikte oyun kurduğumda ise sadece 10 dk takılıyor ve sıkıldım başka bir şey oynayalım demeye başlıyor. 10 dk bir farklı bir oyun bulabilecek kapasiteye maalesef sahip değilim.

pakolino




Bu konu da en büyük destekçim 12 aylık üyeliğimin olduğu pakolino aktivite kutuları. Her ay gelen kutudan 3 farklı aktivite çıkıyor ve ben en zor zamanlar da çıkarıp kutuda ki etkinlikleri yaptırıyorum. Birde iş yerinde fırsat buldukça okul öncesi sitelerinden çıktı alıp evde birlikte yapıyoruz. Evcilik oynamayı 5 dk dan fazla beceremiyor Yağız'ın oynamasını istiyor ama 10 yaşında ki çocuk da evcilik oynamıyor :)









2 yaşına kadar zaten çocuklardan böyle bir şey beklememek gerekiyor. Hele ki önüne yeni alınmış bir oyuncak koyarak al bakalım oyna demek ve dakikalarca tek başına oynamasını beklemek biraz saçma olur. Yeni alınan oyuncağı önce birlikte keşfetmek birlikte öğrenmek, ve çocuğa da yol göstermek gerekli. Tüm bunlara rağmen hala yalnız başına oynamıyorsa Ela dan bir tane de sizde var demektir :)

Pazar günü evdeyken her 10 dk da bir sıkıldım başka oyun oynayalım diyen Ela'ya "yeter artık kızım benim de işim var sen yalnız başına oyuncaklarınla oynayabilirsin" dedim ve karşılığında "annecim ben konuşarak oynamayı seviyorum oyuncaklarla tek başıma sohbet edemem ki" dedi. Ne diyeyim şimdi?
Sonra da ekliyor "seninle oynamayı da çok seviyorum biliyormusun" falan diyerek beni yeni bir oyuna sürüklüyor :)

Birde bu konunun vicdan kısmı var. İlk gelip oynayalım anne dediğinde elimde ki tüm işi gücü bırakıyorum "özlüyor çocuk vakit geçireyim"mantığım devreye giriyor. 10 dk sonra sıkılıyor başka bir oyun istiyor "tamam doymadı çocuk diyerek hemen yeni bir şeyler yaratıyorum" 10 dk sonra "evcilik oynayalım mı ben işe gideyim sen torununa bak diyerek elime bebek veriyor" bende bir hüzün havası açıklama yaparak oyuna dahil oluyorum. 10 dk sonra yeni bir oyun beklentisiyle yine karşıma dikildiğinde "kullanıyormu bu çocuk ampülleri yanıyor beynimde" ama yine son bir kez daha oynayayım doysun diye bastırıyorum kendimi. Tabii yetmiyor 10 dk sonra "anne başka bir şey mi oynasak acaba" dediği anda bana geliyor gelenler ne vicdan kalıyor ne hüzün. Sonra ben işime koyuluyorum oda peşimde zır zır geziyor. İş derken kastım sürekli ev toplamak, silmek süpürmek değil kendim için bir şeyler yapmak için de vakit yaratmam gerekiyor. Sonra güzelce Ela ya bunu anlatıyorum ama nafile 10 dk "tamam anne" diyerek ortadan kayboluyor o sıra da Yağız dan sesler geliyorsa anlıyorum ki gitti onu rahatsız ediyor. Sonra hoppp yeni bir oyuna oturuyoruz. Ev işleri yaparken zaten onu da dahil ediyorum işimi aksatsada birlikte toz alıyor, birlikte süpürüyoruz. Kitap okuyacaksam da onunda eline kitap verip yanıma oturtuyorum ama oda 10 dk sürüyor.

Sizce de bu çocuk beni kullanmıyor mu? :))

Bu arada nedense baba ile oynamıyor onu sadece uyuma evresinde kullanıyor. Babam yatırsın, babam giydirsin vs gibi...

Biliyorum ki bir çok annenin şikayeti bu yönde. Kendi kendine yarım saat oynasa fena olmaz umutlarındayız. Bunun tamamen çocuğun karakterlerine bağlı olduğuna artık inanmış durumdayım. Okulla birlikte törpülenebilir ama geri kalan süreci anne/baba değil çocuk kendi belirleyecek gibi görünüyor.

Hadi hayırlısı :)


devamı »

23 May 2016

Yetişe(meye)n Anne

yorulan anneler


Ya da başlıkta şöyle bir düzeltme yapalım; "her şeye yetiştiğini sana anne"

İşte kendimi bazen böyle sanıyorum. Yetiştim her şeye işte derken arkama bir bakıyorum değişen hiç bir şey olmamış ya da kendi sorgulamam yetmiyormuş gibi bir komşum ya her hangi bir arkadaşım çıkıyor "ee bu olmuş mu" diyor ben hopppp "ya aslında ben hiç bir şeye yetişemiyorum" psikolojisine dönüyorum. Tamam o an asla bunu belli etmiyorum ama insan evladıyım sonuçta illa motivasyonum düşüyor.

Annem bana çok sık "amann sen hepsini halledersin" yorumunu yapar. Ama bunu bilinçli gaz vermek için yapmaz anlarım. Evliyken ya da bekarken ya da anneyken kimseye eyvallah etmeyip kendi işimi hallettiğim için bunu der bilirim.(evlendikten sonra sırtımı eşime dayadım o da ayrı bir konu) Yapamadığım da ya da yetiştiremediğim de de bayağı şaşırır. Eşim de de bu böyle hasta olsam yatmam ayakta atlatırım kötü olayım çok şaşırır. Hasta olmaya hakkım yokmuş gibi. Evin içinde mutsuz olmaya hakkım yokmuş gibi ben aşıladım çocuklara ben sinirliysem bir garip oluyorlar. (daha çok damarıma basıyorlar o ayrı:) )

Ben seviyorum bu davranışları şikayetim yok. Ama bazı anlar sözel falan değil fiziken destek arıyorum. Mesela annem aradıysa "aaa bunu yapamadın mı ben yaparım" desin ve ya eşim "çok yorgun görünüyorsun yat dinlen" desin. Tamam ben yardım istediğim de yapıyorlar eyvallah ama istemeden yapsalar diyorum hani. Biraz şımarsam biraz koltuklarım kabarsa :)

Ben böyle bazen yaptığım işe ya da yapmayı düşündüklerime destek beklerken bir patavatsız illa beni bulur valla hiç kaçırmazlar dürüst derler kendilerine ama bence dürüstlükle alakası yok. Kendi kıçını yataktan kaldıramaz kalkar benim 2 ara da derede okuduğum kitabın lafını sokar. Bekardır makyaj yapmaya vakit bulamaz ben sabahın köründe kalkar makyajımı da çocuğumun kahvaltısını da hallederim ama gelir seni tek lafıyla yerle bir eder.

Kendimi inanılmaz motive eden, gaza getiren ve hatta kendi kendimi mutlu edebilen bir insanım. Bana ne iyi geleceğini bilir illa vakit yaratır yaparım. Ama işte pis huyum gelir biri tek lafıyla modumu düşürür buna maalesef engel olamıyorum. Burda bahsettiğim tabii ki kendini negatif konuşmaya adayan, sürekli birilerini eleştirmeye çalışanlar yoksa işim ile olumsuz eleştiri yapılabilir hatta bloğum hakkında da yapılabilir kabul ama iş - ev - çocuk üçgenim de ki koşturmam da laf söylendiği anda bu eşim bile olsa hayat enerjim yerle bir oluyor. Sonra kendimi ayağa kaldırmak yine bana düşüyor. Bunu bildiğim için genel de böyle insanlardan uzak duruyorum ama son zamanlar da herkesin beyni sulanmış durum da insanlar birbirine saldırmaya yer arıyor kimden ne duyacağın belli olmuyor.

Çocukları bile koruyamadığımız bu ülke de belki çok fazla şey bekliyorum ama bu beklentiden asla vazgeçmeyeceğim. Hepimize yetecek kadar yer yüzünde mutlu olma sebepleri var. Birini kırmak ya da üzmek yerine biraz aynalara bakıp mutsuz olan yüzümüzü güldürsek hiç fena olmaz.

Gerçekten çalışan ya da çalışmayan her kadının bir dünya koşturması var. İnsanın kendi yorgunluğu, kendi stresi yetiyor. Bunların üstüne hayatı daha da zorlaştırmaya hiç gerek yok.

Bu yüzden vurulması gereken yerde vurduğunuz insanları takdir edilmesi gereken yerde de takdir edin valla bir şey kaybetmezsiniz ;)

Ve sonuç olarak herkese ve her şeye yetişmek zorunda değiliz aslında bu tamamen bizim mükemmel olma çabalarımız. Her ne kadar mükemmel anne yoktur desekte içten içe kendi ile savaşan her şeye yetişmeye çalışan bir ruhumuz var. Onu serbest bıraktığımız an her şey yoluna girecek ;)

4 gün iznim boyunca 1 günü Eskişehir'i gezdik diğer 3 gün eve hapsoldum da ondan bu isyan :) Aşırı dozda Ela ile etkinlik, koşturmaca, uyku kavgalarına maruz kaldım bugün anca toparlarım kendimi :))

Dipnot: Yağız bile Ela ile oynamaktan o kadar yorulmuş ki sabah "ohh be tatil bitti" diyerek okula gitti gerisini siz düşünün.

Sevgiler,
Mutlu bir hafta dilerim...





devamı »

17 May 2016

Çocuklarınız için doğal bir gelecek: KÖY

Yemyeşil bir doğada hayatı keşfederek büyümek çocuklarınızın en doğal hakkı. Yapılan araştırmalara göre doğa ile iç içe büyüyen çocuklar, apartmanların içine sıkışarak yaşayan çocuklara göre pek çok avantaja sahip oluyor.
Philadelphia Çocuk Hastanesi, Gastroenteroloji ve Beslenme Bölümü doktorlarından Dr. Burdette ve Dr. Whitaker,  açık havada zaman geçiren çocukların fiziksel ve zihinsel olarak daha gelişkin olduklarının altını çiziyor. Yale Üniversitesi Doğa Bilimi Profesörlerinden Dr. Kellet ise, açık havada, doğada düzenli olarak zaman geçiren çocukların stressiz ve dikkat süreleri daha uzun çocuklar olduğunu dile getiriyor.

Doğa ile iç içe yaşayan çocuklar için keşfetmek, günlük hayatın bir parçası haline geliyor. Gözlemleme yetileri artan çocuklar araştırmacı, sorgulayan bir karaktere sahip oluyor.
Açık havada zaman geçiren çocuklar üzerine yapılan araştırmalar sonucunda, doğal çevrede düzenli olarak zaman geçiren çocukların daha üretken, stressiz ve dikkat sürelerinin daha uzun olduğunu net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Pek çok araştırma, açık havada alınan gün ışığının D vitamini sentezi sağlayan etkisiyle, öğrenmeyi ve üretimi etkilediğini, bağışıklık sistemi için hayati önem taşıdığını, biyolojik saati düzenlediğini ve çocukların daha mutlu olmasını sağladığını gösteriyor.
Doğal çevrede büyüyen çocuklar, diğer çocuklara göre daha girişken ve daha sosyal oluyor. Bu durum ilerleyen yaşlarda çocuğun daha kolay arkadaş edinmesini ve hayata daha sıkı tutunmasını sağlıyor.
Doğanın çocuklara faydası saymakla bitmiyor. Siz de hem çocuğunuzun yemyeşil bir doğa içinde büyüyüp, hayatı daha güzel yaşamasını istiyor hem de geleceği için iyi bir yatırım yapmak istiyorsanız sizi KÖY’e davet ediyoruz.
Şehrin doğası: KÖY
Siyahkalem, Emlak Konut güvencesiyle, yeni ulaşım ve alt yapı yatırımları ile İstanbul’un gün geçtikçe değerlenen bölgesi Zekeriyaköy’de, vazgeçemediğiniz şehir yaşamını, yemyeşil bir doğa içinde KÖY ‘de size sunuyor. İçinde ÇarşıKÖY’ünden spor alanlarına, oyun parklarından okuluna pek çok olanakları barındıran KÖY ’de her zaman hayalini kurduğunuz hayat, uygun ödeme koşullarıyla sizi bekliyor. Siz de hem kendi geleceğiniz hem de çocuğunuzun geleceği için doğru bir yatırım yapın ve KÖY’de yerinizi alın.
Ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

Hoşgeldin Kreş Seçimi

kreş seçimi

Yağız'da yaşadığım bu süreci resmen unutuşum. Tabii Yağız döneminde bu kadar anaokulu seçeneği de yoktu. Karar vermekte çok zor değildi.

Ama şimdi resmen kaos ortamı olmuş durumda. İnanılmaz rakamlar dolaşıyor şoklardayım. Çok küçük olduğu için devlete de vermem mümkün değil mecburen bütçeye uygun özel anaokulu aramaya devam edeceğim. Tabii ben böyle aranırken erken kayıt dönemini de kaçırmış oldum. Gerçi erken dönem kayıtta da %50 indirim yapmadıkları için çok üzülemeyeceğim :)

Neyse gelelim kriterlere 3 yaş küçük bir yaş grubu olduğu için daha bir ön elemeden geçiriyorum.

Ne istiyoruz?
* Güvenilir, ilgili bir kurum olsun.
* Yemekler dışarıdan gelmesin okul içinde yapılıyor olsun.
* Öğretmeni ve okul müdürü ile kolay iletişim sağlayabileyim.
* Öğrenci bilgilendirmesi günlük olsun.
* Çat kapı gitmemden, çocuğumu gözetlemek istememden yönetim rahatsız olmasın.
* Sosyal imkanları olsun ( ee o kadar para veriyoruz) not: okul içinde havuz olmasa da olur :)
* Okul müdürü bana müşteri gibi davranıp ticarethane yuvası gibi hissetmeme sebep olmasın.
* Anlaştığımız tutar sonrasın da yıl ortasından kalkıp bizden para istemesinler.
* Evimize yakın olsun (tabii de ben Bursa'nın bir ucunda çalışıyorum evde çocuğu karşılayacak kimse yok yakın olsa ne olacak henüz emin değilim)
* Çok fazla branş dersi olmasın, öncelik oyun olsun.
* Sınıflar yaş ve aylarına göre ayrılmış olsun ama çok da kalabalık olmasın.
* Mümkünse abartılı vaatleri olmasın hiç samimi gelmiyor. 3 yaşında ki çocuktan bilim insanı yaratacakmış gibi konuşuyorlar.
* Eğitime bakış açıları, kaç senelik tecrübelerinin olduğu, aynı kadro ne kadar uzun süredir çalışıyor hepsi çok önemli.
Eee az biraz da makul bir fiyat olsun. Bahsedilen tutarlar da aylık kredi ödemesiyle koca ev aldık bu nedir bu kadar çözemedim :)
 aaa unutuyordum kızımın da özel isteği var okul pembe olsun diyor en önemli kriterimiz bu :))

Kafamda deli sorular var. Not ettiğim okullar var aylık bin ikiyüz liradan aşağı okul henüz bulamadık. Broşürler çok renkli albenili, gereksiz derece de vaatler çok yüksek.

Referans olarak bazı ailelere soruyorum biri okulundan çok memnun bir diğeri aa çok kötü ben oradan aldım çocuğumu diyor. Çünkü herkesin beklentisi farklı bu yüzden referansla değil sanırım içimize sinen okulu seçmek gerekli.

Bunları düşünüp not ederken bile içim bir tuhaf oluyor. Ela minyon tipli bir çocuk benim gözümde hiç büyümüyor koca insan gibi laf sokmalarını saymazsak 3,5 yaşında bile diyemem 1-2 yaşında o benim için hiç büyümesin istiyorum. Yağız da daha aceleciydim bir büyüse, okula gitse derdim. Birlikte bir şeyler yapmak için can atardım. Şimdi ilkokulu bitirmek üzere.

O yüzden Ela'yı daha bir sindirerek büyütüyorum. Sanki okula gitse birden büyüyecekmiş gibi geliyor. Diğer taraftan da evde ne kadar sıkıldığını görüyorum.

Evet ben yine annelik, vicdan gibi duygulara bağlamadan yazımı sonlandırayım yoksa gelinlik kız olana kadar uzar bu konu kreş falan hikaye olur :)

Sevgiler,



devamı »

12 May 2016

Yaz Meyvelerinin Mucizeleri

meyvelerin kalorileri

Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte, yaz meyveleri de birer birer tezgâhlardaki yerini almaya başladı. Mevsiminde tüketilen meyvelerin vücudumuza birçok fayda sağladığı ve bilinçli tüketildiğinde kilo kontrolüne de katkı sağladığı biliniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan,  tatlı ihtiyacının asil elemanlarının meyveler olduğuna dikkat çekerek, en çok tüketilen yaz meyvelerinin faydalarını ve kalorilerini açıkladı.
  • Dut:  100 gramında 8.1 oranında karbonhidrat, 1.3 gram protein, 1.5 gram lif içeren dutun içerisinde 260 mg oranında potasyum bulunur ve yaklaşık 44 kaloridir. Protein içeriği diğer meyvelere kıyasla daha fazla olan dut yaz meyvelerini vazgeçilmezlerindendir. Kırmızı ve kara dutun ağız içerisindeki yaralara fayda sağladığı bilinmektedir. Lifli bir meyve olması sayesinde sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir. Aynı zamanda dutun yapısında bulunan bulunan flavonoidler kalp sağlığının korunmasında da fayda sağlar.
  • İncir: 100 gramında 19.8 gram karbonhidrat, 0.75 gram protein, 2.9 gram lif içeren incirin 100 gramı yaklaşık 75 kaloridir. Enerji yoğunluğu diğer meyveler göre daha yüksektir. Lifli yapısı sayesinde sindirim sistemi problemi yaşayan bireyler için oldukça ideal bir meyvedir. Karbonhidrat içeriğinin yüksek olması sebebiyle özellikle diyabet hastalarının çok dikkatli tüketmesi gerekir. Yüksek oranda antioksidan içermesiyle yaşlanmaya karşı meydan okumakla kalmaz, kalsiyum içeriği sayesinde çocuklar ve hamileler için oldukça önemli bir meyvedir.
  • Kayısı: 100 gramının içerisinde 11.12 gram karbonhidrat, 1.4 gram protein, 2 gram kadar lif bulunan kayısı yaz meyvelerinin vazgeçilmezlerindendir. 100 gramı yaklaşık olarak 48 kalori olan kayısı 3-4 adet tüketildiğinde 1 porsiyon meyve yerine geçer. A ve C vitamini açısından zengin olmasıyla birlikte potasyum, demir ve magnezyum açısından da oldukça zengin bir meyvedir. Bileşiminden dolayı kabızlığa meydan okuyucu bir özelliğe sahip olmasının yanı sıra akciğer ve mide kanserine karşı koruyucu etkisi olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Potasyum içeriği sayesinde tansiyonun düzenlenmesinde önemlidir. Gelişme çağındaki çocukların zihinsel gelişimleri için oldukça faydalı bir meyvedir.
  • Kiraz: 100 gramı 65 kalori, 22.9 gram karbonhidrat, 1 gram kadar protein içeren kiraz 2.1 gram kadar lif içeriği sayesinde kabızlık problemi yaşayan bireylerin kurtarıcısı olur. Tansiyonun düzenlenmesinde oldukça etkilidir üstelik idrar söktürücü işlev görür. Vücuttaki ödemin atılmasına destek sağlarken kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır. İçeriğindeki melatonin etken maddesi sayesinde vücudu gevşetip rahat bir uyku düzenine geçiş sağlar. Ürik asit ve ürat kristallerinin vücuttan atılmasına destek sağlar. İçeriğindeki betakaroten sayesinde kanserden koruyucu etkisi vardır.
  • Karpuz: %95 oranında su içeren ve 100 gramı yaklaşık 30 kalori olan yaz meyvelerinin vazgeçilmezi karpuz 7.5 gram karbonhidrat, 0.6 gram protein, 0.4 gram lif içeriğine sahiptir. Kalorisinin büyük bir bölümü karbonhidrattan geldiği için kan şekerinin kontrolünü bozmaması açısından,  tüketirken yanında peynir gibi bir protein kaynağı ile tercih etmeliyiz. Karpuz serinletici etkisi sayesinde menapoz dönemindeki kadınların ve hamilelerin kurtarıcısıdır. Su oranı yüksek, lif içeriği az olduğu sindirimi oldukça kolaydır. Böbreklerin aktif bir şekilde çalışmasına destek sağlar. İçeriğindeki likopen sayesinde kanserin oluşumunu ve gelişimini önleyici etkisi vardır.
  • Kavun: 100 gramı yaklaşık 28 kalori olan kavun da karpuz gibi sulu olan yaz meyvelerindendir. 6.8 gram kadar karbonhidrat, 1 gram kadar protein içeriğine sahiptir. Ayrıca C vitamini açısından da zengin bir meyvedir. Su oranı yüksek bir meyvedir. Folik asit, potasyum içeriği oldukça zengin bir meyvedir. Böbreklerdeki toksik maddelerin temizlenmesinde aktif rol oynar. Bunun yanı sıra kalp sağlığının korunmasına yardımcıdır. İçeriğindeki beta karoten sayesinde antioksidan özellik gösterir. Tadının tatlı olmasıyla ve serinletici etkisi sayesinde yazın tercih edilen sağlık içeren meyvelerindendir.
  • Şeftali:  Yapısında 9.54 gram karbonhidrat,  0.9 gram kadar protein ve 1.5 gram kadar lif içeriği bulunan şeftalinin 1 porsiyonu yaklaşık orta boy büyüklüğündedir ve 47 kalori civarındadır. Lif içeriği zengin bir meyve olan şeftaliyi kabuğu ile birlikte tüketmek çok daha sağlıklıdır. Sıcak yaz günlerinde tansiyonun dengelenmesi için oldukça ideal bir meyvedir.  Aynı zamanda C vitamini açısından da zengin bir meyve olan şeftali bağışıklık sistemimizin güçlenmesi için de oldukça faydalı bir meyvedir.  Görme duyumuzun gelişmesinde ve vücudumuzun savunma mekanizmasının gelişiminde aktif rol oynar.
  • Üzüm: Yaklaşık 100 gram kadar olan bir salkımındaki karbonhidrat miktarı 18.1 gram olan 0.7 gram kadar protein ve 0.9 gram kadar lif bulunan üzüm güçlü bir antioksidan kaynağıdır.  Karbonhidrat içeriği zengin olması sebebiyle özellikle diyabetik bireylerin çok dikkatli tüketmesi gereken üzümün içeriğindeki resveratrol sayesinde kansere karşı vücudu koruyucu etki sağlar. Bunun yanı sıra quarcetin içermesi ile dolaşım ve sindirim sistemine destek sağlar, bireylerdeki kabızlık problemlerini önleyici etki gösterir. Kötü kolesterol dediğimiz LDL’nin vücudumuzda oksidasyona uğramasını önleyici etkisi vardır.
  • Çilek: 100 gramında yaklaşık 5.5 gram kadar karbonhidrat, 0.8 gram protein ve 2 gram kadar lif içermektedir. C vitamini açısından oldukça zengin bir meyve olan çilek bağışıklık sistemimizin güçlü olmasına fayda sağlar. Lif içeriği ve sulu bir meyve olması sayesinde kabızlığı giderici etkisi mevcuttur.  Potasyum içeriğinin yüksek olması sayesinde tansiyonumuzun dengelenmesine de fayda sağlar.
  • Armut: 1 orta boyu 1 porsiyon meyveye eş olan armut 100 gramında 12.4 gram karbonhidrat, 2.9 gram lif bulundurur. Zengin lif içeriği sayesinde kabuklarıyla birlikte tüketildiğinde sindirim sistemine faydası oldukça fazladır ve uzun süre tokluk sağlar. Kan basıncının dengelenmesinde de rol oynar. Bireylerde osteoporoz görülme riskini düşürdüğü araştırmalarla ispatlanmıştır. Folik asit içeriğinin zengin olması sayesinde hamilelik döneminde tüketilmesi oldukça faydalıdır.

Üzüm (100gr)                   69 kalori
Şeftali (100gr)                 40 kalori
Kiraz (100gr)                     63 kalori
Armut (100gr)                  52 kalori
Kayısı (100gr)                   48 kalori

*basın bülteni
devamı »
Bumerang - Yazarkafe