17 Kas 2017

BABAM


Günlerdir bir şeyler yazmak istiyorum. Fakat hislerimi yazıya dökecek tek cümle bulamıyorum. Sanki ne yazarsam yazayım içimden geçenleri doğru anlatamayacakmışım gibi geliyor.

5 Kasım Pazar gecesi çok ani bir şekilde babamı kaybettim. İnanmam, kabullenmem günlerimi aldı. Takdiri ilahi diyerek kendimi teselli ediyorum. Rabbim evlat acısı vermesin, evlat acısı çekenler de var diyerek kendimi avutuyorum. Ama kalbimde ki acıyı, içimde ki boşluğu asla dolduramıyorum.

İlk 3 gün bundan sonra asla gülemem, bundan sonra asla nefes alamam ve bundan sonra asla yemek yiyemem hayat durdu diye düşünürken gün gün normalleşmeye başladığımı görmek, annemin sağ olduğuna şükretmek, bana ihtiyacı olan ailemin varlığını hatırlamak insanı yavaş yavaş tekrar hayata bağlıyormuş bunu çok iyi öğrendim. Hayat ve zaman durdu derken babasız tam 12 gün geçti. 2 gün önce bir düğün salonunda sarılarak fotoğraf çektirdiğin babanı 2 gün sonra toprağa gömmek onu orada yalnız bırakmak ve bu gerçeğe alışmak sandığımdan daha zor ama hızlı oluyormuş. Bizi yaradan sabrını da veriyormuş.

Sevdiğin birini kaybettiğinde akla ilk gelen keşkeler olurmuş. Benim asla bir keşkem yok babamla doya doya bir çocukluk doya doya baba sevgisi yaşadım. Bizim büyüklerde mal mülk kavgaları vardı. Babamın çok üzüldüğü kafasına taktığı şeyleri de çok iyi biliyorum. Eminim onlarda babamın ölümünden sonra başlarını yastığa koyarken tüm keşkelerini iyice gözden geçirmişlerdir ve dilerim vicdanlarını susturacak kelimeler bulabilmişlerdir.

Sevdiklerinizi kırarken özellikle de dünya malı için üzerken bin kere düşünün olur mu? yarının garantisi yok af dilemek, helalleşmek, gönül almak için sandığınızdan daha uzun zamanınız olmayabilir. Ayılsan da bayılsan da giden de geri gelmiyor.

Ve son olarak;
Babalar kız çocuklarının kahramanıdır. Benim babamda öyleydi. Bütün çocukluğum babam gibi biriyle evlenmek için dua ederek geçti çok şükür adı bile babamla aynı olan bir eş buldum. Çocuklarım da dedelerinin elinde sevgiyle büyüdü. Yağız'ın olgun yaklaşımını, Ela'nın dedemi gömerken hava alması için delik açtınız mı, peki ben özlediğim de nasıl sarılacağım sorgularını asla zihnimden çıkaramayacağım.
Kısaca babamın yeri asla dolmayacak ve biz asla unutmayacağım.

Unutmadan özellikle belirtmek isterim ki; insan yakınındakileri en iyi bu zor dönemde tanıyormuş. Ve ben bir kez daha iyi anladım ki gerçekten çok iyi dostlar biriktirmişim.

Burada daha fazla bunalım yaratmak istemiyorum. Kendimce hayata tutunmaya çalışıyorum. Geride kalan tüm sevdiklerime Allah tan sağlık diliyor her nefesime şükrediyorum. Şimdilik sığındığım en büyük liman DUA. Rabbim bizde dahil sevdiklerini kaybeden herkese sabırlar versin.

BABAM mekanın cennet olsun hep dualarım da olacaksın. Seni hep gülen yüzünle ve sevgiyle anacağız.

Sevgi ve sağlıkla kalın.




devamı »

12 Kas 2017

Kadınlarda Görülen Başlıca Kanser Türleri

Ölüm tehdidi taşıyan kanser hastalıkların önemli bir ölçüsü jinekolojik hastalıklara bağlı olarak gelişir. Dolayısıyla kadınların mutlaka ve mutlaka yılda bir kez dahi olsa kadın doğum uzmanına başvurarak genel bir pelvik muayenesinden geçmeleri gerekir. Çünkü jinekolojik çatısı altında farklı kanser türlerine rastlanılabilir.Vulva kanseri, meme kanseri, yumurtalık kanseri, rahim ağzı kanseri,  tüp kanseri, döl yolu kanseri ve döl yolu kanseri kadınlarda en sık rastlanılan kanser türleri arasındadır. Memorial Şişli Hastanesi jinolojik kanser uzmanı Prof. Dr. Ahmet Göçmen, kadın kanserleri hakkında merak ettiklerinizi aktardı.
Jinekolojik Kanserlerin Nedenleri Nelerdir?
Kadınlarda görülen kanser türleri, diğer kanser türlerinde olduğu gibi aynı nedenlerden  kaynaklanır. Hava kirlilikleri, dengesiz beslenme, sağlıksız cinsel yaşam, sigara kullanma ve hazır gıdaları sıklıkla tüketme kansere neden olan başlıca faktörlere örnek gösterilebilir.

Kadın Kanserlerinde Hangi Olası Belirtiler Gözlenir?
Genital bölgenin vulva, rahim ağzı, döl yatağı, yumurtalık gibi farklı kısımlarında oluşabilen kanserlerin şikayetleri her hastada değişiklik gösterebilir. Ancak en yaygın rastlanılan belirtiler aşağıdaki gibidir.

        Adet düzensizliği

      ●        Yumurtalık kistleri

        Genital siğiller

        Kaşıntı

        Sık idrara çıkma ve idrar kaçırma

        Ağrılı cinsel ilişki

        Vajinal akıntılar

        Ara kanamalar

        Kahverengi lekelenmeler
        Ateş basması

Jinekolojik Kanserlerde Uygulanan Tedavi Yöntemleri

Kanserlerin varlığı tespit edildikten sonra hastanın yaşı, sağlık durumu ve hastalığın düzeyi göz önünde bulundurularak en uygun tedaviye başlanılır. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi jinekoloji kanserlerinde de en önemli husus erken tanıdır. Erken tanı ile kanserli hücrelerin vücudun diğer bölgelerine sıçraması kolayca önlenebilir. Hasta henüz menopoz dönemine erişmemişse üreme yeteneği korunmuş olacaktır.

Kanser hücreleri, borderline ve germ tipi ise hastanın sadece kanserli bölgesine müdahale edilir. Böylelikle yumurtalıklar korunacağı için gebe kalma olasılığı da son derece mümkün hale gelecektir. Laporoskopik türde yapılan ameliyatlar, kanserin daha erken dönemlerde yok edilmesini sağlayan en önemli tedavi seçeneklerinden birisidir. Yumurtalığa bağlı kanserlerde de daha çok robotik cerrahi işlemler uygulanır. Yapılan tedavi yöntemleri ileri teknolojiye sahip cerrahi müdahalelerle gerçekleştirildiği için hastanın kısa sürede ayaklanması, taburcu olması ve sosyal yaşantısına kolayca dönebilmesi söz konusudur.
devamı »

1 Kas 2017

Çocuklarda Zayıf ve Uzamayan Saçlar


Ela ve saçları diyerek konuya girmek istiyorum :) Çocuğum uzun saça çok meraklı fakat zayıf ve çok zor uzayan saçları var.

Sıfıra vurdurun önerilerine gıcık oluyorum. Bilimsel hiç bir açıklaması yok sıfıra vurunca saç çıkmıyor bunu artık kabul edelim ve çocuklara bu çirkinliği boşuna yaşatmayalım.

Saç uzama konusunda doktorlar önce tüm kan değerlerinin sonuçlarını istiyorlar. Biz bunu daha önce yaptırdık ve hiç bir vitamin eksikliği çıkmamıştı. Genetik olduğu söylendi ve öylece kaldı. Bende kendi çapımda Ela'ya düzenli olarak yağlarla saç bakımları yapmaya başladım.

Ela'nın yaşı 5 e yakın yani daha ufak çocuklara bu bakımlar önerilmeyebilir. İlk adım olarak sülfatsız şampuanla yola çıktım. Ela doğduğunda da ilk olarak Mustela nın köpük şampuanını kullanmaya başlamıştım.



















Şimdi ise parfümsüz, sabunsuz doğal kökenli nemlendirici özelliği de olan yanda ki ürününü kullanıyorum. İçeriğinin temiz olmasından ötürü içimde oldukça rahat diyebilirim.

 Tabii bu kadarla kalmıyorum. Hafta da bir bu şampuanla yıkıyorsam diğer zamanlar da sülfatsız her hangi bir şampuanı içerisine bir kaç damla çam terebentin yağı damlattığım şampuanı kullanıyorum. Gözüne kaçırmadan yıkamak ve durulamak çok önemli bu yüzden küçük çocuklara kullanmaktan kaçmak gerekli riske gerek yok :)

 
Ve her duştan sonra saçlarına argan yağı sürüyor öyle kurutuyorum.
 
Bunların haricinde haftada ya da iki haftada bir yağlardan bir karışım hazırlayıp kendime uyguladığım gibi Ela'nın da saçına sürüyorum.
 
Hazırladığım karışım şöyle;
1 çay kaşığı tatlı badem yağı,
1 çay kaşığı hint yağı,
1 çay kaşığı hindistan cevizi yağı
 
Bu yağları karıştırıp Ela'nın saçına güzelce masaj yaparak sürüp sarıyor ve 1 saat o şekilde beklemesini sağlıyorum. Bu bakımı kendi saçlarıma uygulayacaksam eğer ölçüleri mutlaka arttırıyorum çünkü benim kafaya çay kaşığı falan yetmez :)
Arada bu karışıma zeytin yağı da ekleyebiliyorum. Zeytinyağının her şeye iyi geldiğini ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım ;)
 
Bu yağların faydalarını internetten mutlaka araştırın inanın kendi saçınız için bile güzel bir bakım önerisi olacaktır.
 
Bu uygulamalarla ben Ela'nın cılız saçlarını bir nebze de olsa güçlendirdim. Eskisi gibi sönük değil daha canlı daha sağlıklı görünüyorlar. Ayda bir saç boyundan da kendim kesiyorum böylece daha sağlıklı uzamasını sağlıyorum.
 
Ve son olarak kan değerlerine göre arada çinko takviyesi yapıyorum. Gıdalarla yeterli gelmiyorsa mutlaka şurup ile destekliyorum. Bu konuda doktorunuzdan destek alabilirsiniz. Çinko değerlerinin normal değerlerine çıkarılması çocuklar için sadece saça değil tüm vücut gelişimlerine çok güzel etkileri vardır. Özellikle kış aylarında gribe ve soğuk algınlığına da çok etkilidir. Bu yüzden kış aylarında çinkoya daha bir önem verdiğimi özellikle belirtmek isterim.
 
Bizim evde saç için uyguladığımız yöntemler bunlardan ibaret. Bu konu instagram da çok sorulan bir soruydu özellikle yazmak istedim. Mucizeler yaratmasa da bu yöntemlerden şimdilik yeteri kadar fayda görüyorum.
 
Unutmadan belirtmek isterim ki; herkesin uyguladığı her yöntemi denemeden önce mutlaka kendi araştırmanızı yapın. İçinize sinmeyen her şeyden uzak durun. Konu çocuklar olunca daha hassas olmak gerekiyor.
 
Sevgiler,
instagram : @gulsahonen
 
 
 
 
 
 

devamı »

26 Eki 2017

Ödev Gibi Sorumluluk Kontrolü

Ortalama 2 yıl önce ödev sorumluluğu başlığı altında bir yazı yazmışım. Bugün yine aynı mantıktayım ve aynı uygulamaları evde devam ediyorum. Bu düzeni de bozmaya niyetim yok. Ödev anne babanın değil çocuğun sorumluluğudur.

Ve çocuğu en başında nasıl alıştırırsanız ömür boyu öyle gider. 10 yaşına kadar çocuğun ödevini birlikte yaptıysanız geçmiş olsun o saatten sonra sen büyüdün artık tek başına ödevini yapmalısın demenizin hiç bir faydası olmayacaktır.

Buradan ödev sorumluluğunu ailelere yıkmaya çalışan öğretmenlere de selamlarımı yolluyorum. Sizin okulda öğretmediğinizi bizim evde öğretmemizi beklemeniz çocuklara zarar veriyor. Zaten eğitim sistemi daha oyuna doymamış çocuğu okula alıyor birde üzerine sayfalarca ödev verilerek daha okulun ilk yılından çocukları fazlasıyla okuldan soğutmayı el birliği ile başarıyorlar.

Ödevin gerekliliğine inanmadığımı düşünmeyin. Ödev bir gerekliliktir okulda öğrenilenlerin evde tekrarıdır. Fakat abartılmasından, çocukların bunaltılmasından, baskıyla ödev yaptırılmasına fazlasıyla karşıyım. Biz Yağız ile güzel bir şekilde ilkokulu atlattık. Ödev sorumluluğunu da Yağız çok şükür üzerine aldı. Bizden yardım isterse sadece o zaman devreye giriyoruz. Fakat bu yıl ödev seven bir öğretmenimiz sayesinde her sayfa ödeve veli imzası atma görevi çıktı. Ben rahatsız oldum ama üzerinde durmadım fakat Yağız öğretmeninin onlara çok fazla güvenmediğini düşünüyor. Şimdi ben yıllarca bu çocuğa sorumluluklarını öğretirken, ona sürekli güvendiğimi belirtirken, öğretmenlerinin de ona her zaman güvendiğini söylerken bu durumu ona açıklamam çok zor. Birde üzerine whatshap grubu kuruldu (tekrar belirteyim hepsi 6.sınıf öğrencisi) ve çocuklarının ödev takiplerini yapan anneler var. Ben değil Yağız bile gülüyor. Anne bu çocuk bugün okuldaydı annesi neden ödevini gruptan soruyor dediğinde gülüp geçiyorum çünkü cevabını bende bilmiyorum. Anneleri kibar bir dille uyarmak istedim fakat karşı atak gelince uzatmadım bu saatten sonra whatshap grubu krizlerini hayatta çekemem. Tek korkum Yağız'ın bunu uygulamayı örnek alması olur onu da şimdilik açıklayarak, gülüp geçerek atlatıyoruz.

Ben çocuklar büyüdükçe kontrollü bir şekilde meydanı onlara bırakma taraftarıyım. Her şeyi en iyi şekilde başarmak zorunda değiller. Her başarısız olduklarında, bir şeyleri beceremediklerinde ve her yere düştüklerinde onlara el uzatıp yerden kaldırmak onlara zarar vermekten başka hiç bir işe yaramayacaktır. Arkasında olmak, değer verdiğinizi hissettirmek ve ne olursa olsun onlardan vazgeçmeyeceğimizi anlatmak benim için hep en ideali oldu.

Çocuklarınıza tabii ki sahip çıkın fakat abartmayın. Başarılı ve mutlu bir birey yetiştirmek için önce çocuklara ayakta durmayı öğretin inanın gerisi gelir.

Not: Şuan çocuğu 1.sınıfta olan anneler biliyorum şuan fena halde Ela ve Lale lerle kafayı yiyorsunuz ama merak etmeyin 2. dönem yükünüz biraz daha hafifleyecektir. Ve tam da bu dönem de ödev sorumluluğunu çocuğa ne kadar doğru öğretirseniz sonra ki seneler o kadar rahat edersiniz ;)

Yazımın sonunda sizlere bir de kitap önerisinde bulunmak isterim;

Şımarık Çocuk Bir şehir Efsanesi


"Ebeveynlik, temelde (ya da en iyi senaryoda) bir sevme, destekleme dinleme, rehberlik etme, yeniden değerlendirme, öğretme ve müzakere etme işidir. Vakitsizlik, sabırsızlık ve beceriksizlik nedeniyle bu işi iyi yapamadığımız zamanlar olacaktır. Ama çocukları istediğimizi yapmaya sürekli zorluyorsak, onların davranışlarına verdiğimiz karşılıkların idealin çok uzağında kaldığını da kabul etmemiz gerekir."
devamı »

4 Eki 2017

Çalışan Annelere Söylenmemesi Gerekenler


Bir sitede çalışmayan annelere söylenmemesi gerekenleri okumuştum, bende çalıştığım için ilk önce kendimin duymaktan rahatsız olduğum yorumları yazmak istedim.

Her konuda özellikle de annelik konusunda yorum yapmayı çok seven bir toplumda yaşıyoruz. Tecrübesi ve ya fikri olsun ya da olmasın karşısında ki insanın kalbini kırmak pahasına da olsa çatır çatır yorum yapan insanlardan hepimizin bolca etrafında vardır. Maalesef bunu özellikle de hem cinslerimiz severek yapıyor.

Annelik konusu oldukça hassas bir mevzu bir de günümüzde bir çok annenin çalışmak zorunda olduğunu düşününce bu annelere yorum yaparken bin kere düşünmek gerekiyor.

Çalışan annelere sadece karşıdan gördüğünüz kadarıyla değerlendirip yorum yaparken biraz empati yapmayı deneyin yakın zamanda sizde çocuklarınızı bırakıp çalışmak zorunda kalabilirsiniz ya da ev hanımı olduğunuz için size olumsuz bir yorum gelse ne yaparsınız mutlaka düşünün.

Herkesin hayat görüşünüze saygı duymak gerekli diyerek, çalışan annelere söylenmesinden rahatsız olduğumuz yorumları sırasıyla yazmaya başlıyorum ;

"Çalışan annelerin çocukları anneden ayrı kaldığı için illa hırçın/yaramaz/şımarık yabani olabiliyor"
Bu yorumu şöyle açmak isterim; kızım da oğlum da daha 15 aylıkken 2 cümleli kelimeler kurmaya başlamıştı ve yeni evli çocuksuz bir arkadaşım kızımı görmeye geldiğinde ona bir kaç soru sordu ve kızım cevap vermeden arkama saklandı. Ziyaretçimizin yorumu direk;" sen çalışıyorsun ondan bu çocuk hala konuşmuyor ve yabani doktora götürmeyi düşünmüyor musun?" oldu. Ve ekledi ben çocuğum olduğunda asla çalışmayı düşünmüyorum çocuğum ile bizzat kendim ilgileneceğim." Çocuğu olmadığı için dil gelişimin ne zaman başladığından bile haberi olmayan bu arkadaşa o an ne açıklama yapsam boş olacaktı. Anne olunca anlarsın demeyi ihmal etmedim :) Bu mantıkta bir sürü hem cinsim olduğunu adım gibi biliyorum. Sadece çalışan annelerin çocukları yaramaz/ şımarık/ yabani/ hırçın olurmuş gibi yorum yapmaktan vazgeçin. Annesi çalıştığı için geç konuştuğunu düşündüğünüz çocuğun yanında yorum asla yapmayın. Hatta annesine de böyle bir yorum yapmayın. Durduk yere vicdan azabı yaratmanın anlamı bence yok.

"Tabii sen işe gidiyor evden uzaklaşıp kafanı dağıtıyorsun"
Evet işe giderek nefes alacak bir alan kendimize yaratmış oluyoruz. Fakat işte de her türlü insanlar uğraşmak zorunda kalıyoruz. Hatta çocuğumuzu hastayken de bırakıp işe gittiğimizi özellikle hatırlatmak isterim. Ayrıca işe kafa dağıtmak için değil bayağı çalışıp para kazanmak için gidiyoruz :)

"Çalışarak bebeğini anne sütünden mahrum bırakıyorsun"
Anne sütünün önemini günümüzde artık her anne az çok farkında. Ben çalışmama rağmen sağdığım sütlerle çocuklarımı 8 ay kadar emzirdim. Bir arkadaşım çalışmasına rağmen 2 sene boyunca çocuğunu emzirdi. Bir ev hanımı arkadaşım ise sütü kesildiği için yeni doğan bebeğini sadece 1 ay emzirebildi. Yani anne sütü çalışıp çalışmamaya bağlı olamaz. Saatli bir şekilde sağım yapıldığında çalışan annelerde gayet güzel emzirebilir.

"Küçücük çocuğu bırakıp nasıl işe döndün ben asla kıyamıyorum"
Böyle düşünen ve çekinmeden yüzünüze söyleyen biriyle bütün ilişkinizi daha o nokta da kesebilirsiniz. Çünkü bu kasten adam yaralamak gibi bir şey oluyor. Çalışan bir kadını bu yorumla üzüntüden komaya sokabilirsiniz. Yasalardan haberiniz yoksa söyleyim; devletimiz özel sektörde çalışan anne adaylarına toplamda sadece 4 ay doğum izin hakkı veriyor. Bunun 1 ayını doğumdan önce de çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Geriye doğumdan sonra 3 ay kalıyor. Yani ortalama 2,5 - 3 aylık bebeğinizi mecburen bırakıp işe dönmek zorunda kalıyorsunuz. 6 ay ücretsiz izin hakkınız var. Fakat bunu da her işveren kabul etmiyor. Etse de size 6 ay maaş vermiyor ve sigortanızı asla ödemiyor. Ben Ela'yı doğurduğumda iş yerinde 10.yılımdı ufacık çocuk diyerek vicdan yapıp işi bıraksaydım 10 yıllık tazminatım havaya uçup gidecekti. Yani bazen konu sadece maaş olmayabiliyor. Kimisinin kredi borcu vardır dönmek zorundadır. Kimisinin sgk günleri dolmak üzeredir. Kısaca kimin neye ihtiyacı var, ne derdi varda çalışıyor bilemezsiniz. Ve bilmeden yaptığınız yorumlar fazlasıyla karşınızdakini yaralayacaktır.

"Sana asla doyamıyor bu çocuk bir yanı hep eksik kalacak"
Merak ediyorum tüm gün evde olan bir anne çocuğu ile günün kaç saatinde iletişim halinde oluyor? Bende 6 ay ev hanımı oldum ve asla tam zamanlı 7/24 çocuğumla ilgilenemedim. Bunu yapan varsa o ayrı alnından öperim. Fakat tüm gün çocukları tv başında bırakan annelerinde olduğunu hatırlatmak isterim. Ve emin olabilirsiniz ki çalışan anneler akşamları çocukları ile daha fazla vakit geçirmek için elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyorlar. Bu yüzden yara açmak için bence uğraşmayın ;)

"Çalıştığın için küçücükken (küçük dediği 4 yaş) kreşe vermek zorunda kalıyorsun aslında tamda sana ihtiyacı olan bir dönem"
Ben şanslıydım çocuklarıma annem baktı. Fakat 3 yaşları dolduğu gibi ikisini de kreşe başlattım. Çalıştığım için değil tamamen onların gelişimine katkı olsun diye başlattım. Ev hanımı da olsam para durumum müsait olduğu sürece 3 yaşını dolduran çocuğun okula başlatılmasından yanayım. Ülkemizde ilkokul yaşı oldukça erkene çekilmiş durumda ve hiç okul öncesi eğitimi almamış bir çocuk 1.sınıfta fazlasıyla zorlanacaktır.
Ayrıca bakıcı sorunundan dolayı çok erken yaşta çocuğunu kreşe vermek zorunda kalan anneler olabilir. Emin olun işe zaten çoğu sabah ağlayarak gidiyordur. Olumsuz yorumun ona hiç bir katkısını olmayacağını lütfen bilin.

Bunlar aklıma gelen ilk örnekler neyse ki etrafımda böyle düşünen çok fazla yakınım yok. Olsa da artık bu mantıkta ki insanlardan koşarak uzaklaşıyorum. Ve çoğu olumsuz yorumu kafama takmamayı zamanla öğrendim.

Sadece çalışan anneler için yazdığıma bakmayın, biliyorum ki ev hanımı olan anneleri de üzen, kırıcı yorumlar yapan çalışan anneler var. Birbirimize destek olmamız gereken yerde bu şekilde yaralamanın cidden bir katkısı yok. Annelik çok hassas bir konu ve bu konu da kimse kimseden üstün değil. Ve tahmin ediyorum ki herkes şartları doğrultusunda çocuğu için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

Ev hanımı olup kendi ayakları üzerinde duran anneleri de unutmayalım ve inanın bence hepimiz takdiri hak eden anneleriz. Yeter ki kalbimizi kötülükten arındıralım.

Sevgiler,




devamı »
Bumerang - Yazarkafe