24 Ağu 2016

Biraz HUZUR Dileyelim

fotoğraf: ALİ RIZA ÖZER e aittir.
 Her gün bir şeyler yazmak için bloğuma giriyorum ama olmuyor. Ülkemde bu kadar çok çocuk ölürken ve minicik bedenler pislik ellerden zarar görürken ben bu bloğa çocuklarımı yazmaya resmen utanıyorum.

 Hayatımda bu kadar zorlandığımı hiç hatırlamıyorum. Neyin tecrübesini yazacaksın Gülşah etrafında çocuklar ölüyor sesi sürekli beynimde yankılanıyor. O dakika bırakıyorum klavyeyi ve kapatıyorum ekranı. Çocuklarımın ajandalarına notlar yazıyorum. Kendimce sağa sola bir şeyler karalıyorum ama bloğa yazamıyorum.

 Bol bol kitap okuyorum. Haber okumaktan da kaçmıyorum artık. Çünkü kaçtıkça daha korkarak ve daha endişelenerek yaşadığımı fark ettim. Böyle yaşamak hepimiz için bir yaşam biçimi olacak diye düşünmeden edemiyorum.

 Sosyal medyada da herkes çok hırçın bir şey paylaşsan "vay sen haberlere baktın mı da böyle şeyler paylaşıyorsun" diye linç eden tipler var. Bir şey paylaşmayıp sessiz kalsan "ne o tepkini rengini belli etmiyorsun" diyen tipler de var. Hiç birine açıklamaya yapmaya gerek yok. Az insan çokça huzur mantığını bu sıra iyice benimsedim.

 Sağda solda da herkesle iletişim kurmaktan da kaçar oldum. Fikir ayrılığı yüzünden insanlar çok fazla kırıcı olabiliyorlar. Ve ağızlarını bozmaktan çekinmiyorlar. Dostluklarda da bu böyle bir kere soğudunmu bir daha üstelemeye gerek yok. Gerçekten insanları kolay kaybetme çabam hiç olmadı aksini affedeyim, baştan başlayalım, herkes hata yapar diye diye ilerlediğim yollarım vardı ama gündem böyleyken çocuklarımın geleceği için bu denli korkarken kimse için fazladan çaba harcama mecalim kalmadı. Anlayış, saygı, güven varsa yola devam yoksa yoktur zorlamaya gerek yok.

 Önceliğim BEN ailem ve sayılı kalan dostlarım. Ve de huzuru bulup stres içerisinden çıkmama sebep olan kitaplarım. Sanırım bir müddet daha böyle yaşayacağım. Kafam ne kadar rahatsa çocuklarıma karşı o kadar tahammül dolu oluyorum.

 Bu istikrarım ne kadar devam eder hiç bilmiyorum ama kendini kendinden başka hiç kimse iyi edemez buna oldum olası inanıyorum. Bu yüzden bunu kendime sürekli hatırlatmaya devam edeceğim.

 Ben çocuklarım ve ailem için yaşıyorken bir başka yerde eşini, çocuklarını kaybeden insanların gözyaşlarını gördükçe kendimi mutlu etme çabam bile çok abes olabilir ama buna mecburum. Çünkü çocuklarımın geleceğinden gerçekten çok korkuyorum. Ve büyümelerini istemiyorum. Büyüdükçe bizden bağımsız yaşayacak olmalarını kabullenemiyorum. Sanki dizimin dibindeyken onları korurum ama dışarı çıktıkları an onları asla koruyamam ve birileri zarar verir gibi geliyor.

 Tabii ki biliyorum hiç bir şeyin garantisi yok bu dünyada ve biliyorum ki Allah ile kul arasına cemaat gibi toplulukları sokanlardan daha uzun süre zarar göreceğiz. Dua etmekten başka çaremizin olmaması ve olanları sadece izliyor olmamız da ayrı bir can acıtan kısmı olmaya devam edecek. Hele çocukları ne olur artık rahat bıraksınlar duydukça, okudukça hepsine sımsıkı sarılmak istiyorum hepsi geçti kötü bir rüyaydı demek istiyorum ama hiç bir şey yapamıyorum.

Eşim, çocuklarım, ailem, dostlarım ve birbiri için sadece iyilik dileyen ve her şeye rağmen sosyal medya da sağa sola nefret kusan insanlar için Allah tan hayırlısını diliyorum. Kimse üzülmesin, kimsenin canı yanmasın artık.

Bir kaç hafta sonra anaokulu maceramız başlıyor yazacak çok şey var tabii yaşam şartlarımız normalleşmemize ne kadar izin verirse...

Gün batımında elimizde çayımız ya da kahvemizle biraz huzur dileyim belki faydası olur.

Sevgiler...




devamı »

19 Ağu 2016

Kitap Seçimleri

Sık kitap okuyabilmek için gerçekten kitap okumayı sevmek gerek. Zorlamayla ya da sadece merakla daimi kitap okumak pek mümkün olmuyor.

Ben kitap okumayı severim ama her önüme geleni de mümkün değil okuyamam. Atıyorum bir felsefe kitabı asla okuyamam. Bilim kurgu kitaplarını daha bir gençken okurdum şimdi sıkılıyorum. Aşk romanları, polisiye, kişisel gelişim de bir yere kadar. 

Kendimce karar alıp asla okuyamam dediğim bir kaç kitabı kendimi denemek için okumak istedim. En azından denedikten sonra bu türü okuyamıyorum demek benim için daha ikna edici olacaktı. Bu çaba içerisindeyken eşimin kitap fuarında sırf bize özenip aldığı ve hiç elini sürmeden kitaplığıma bıraktığı 2 kitabı fark ettim. Çanakkale savaşlarını anlatıyordu. Hep filmlerden izlediğim Çanakkale savaşlarını okumak nasıl olacak diyerek ilk kitabı okumaya başladım. 

Kitabın dili çok akıcı sabah serviste okuyordum ve tüylerim diken diken oluyordu. Hüngür hüngür ağlamak istediği satırlar oldu. Fakat bir taraftan da kitabın ortalarına geldiğimde neden bu zaferler içerisinde Atatürk'ün adı geçmiyor diye düşünmeye başladım. Ve kitap bittiğinde dumur oldum sadece 2 satır yerde Mustafa Kemal yazıyordu o kadar. Abartılı bir kahramanlık öyküsü tabii ki beklemiyordum ama bu kadar basite indirgenmesini fazlasıyla garipsedim.

Kitabın ana mesajı osmanlı ve din. Yazarı Yavuz Bahadıroğlu. Akit gazetesinde yazar. Amacı insanların Atatürk'e puta tapar gibi tapmasını engellemekmiş. Ve benim anladığım bayağı bir padişahçı bir yazar. Osmanlı ve padişahlara asla söz ettirmiyor. Bana göre yanlı bir tarih yazarı...Yine söylüyorum dili akıcı anlattıkları güzel ama EKSİK. 

Ben artık bu osmanlı ve Atatürk'çü terimlerinden çok sıkıldım. Bugün benim gibilerin Atatürk'e taptığını söyleyenler Feto'ya ya da şimdiki cumhurbaşkanına tapıyor. Yapılanla ağızdan çıkanlar birbiriyle örtüşmüyor. Hem oturup tarihin satırlarını değiştirmeye çalışarak neyi ıspatlayacağız birbirimize. Bizler osmanlıyı inkar etmiyoruz ki! Ama bugün ki şartlara Atatürk önderliğin de geldik diyoruz. Bunu da hurafelere dayanarak değil bizzat kurduğu cumhuriyete ve getirdiği ilke ve inkilaplara dayanarak söylüyoruz.

Ama bu kadar yurt dışı basın Atatürk'ün kahramanlıklarını konuşurken bu topraklarda Atatürk ün bizlere kazandırdığı ilkelerle yaşarken onu karamalaya çalışmak çok fazla saçma. Ben küçüklüğümde bugün ki gibi kimsenin dilinde ben osmanlı torunuyum ben Atatürk'çüyüm gibi deyimler duymadım. Ama bugün gelinen nokta maalesef kendi içimizde ki savaştan öteye gitmiyor. Bunu başaranlar da zaten ülkemin her yerine sinmiş Allah yolunda olduğunu göstererek bu topraklara darbe girişimi yapmakla yargılanıyor ya da her yerde aranıyorlar. İslam dini kardeşliği vurgular bu kadar uç noktalar da nefret insanın kendisine ve ilerledikçe de ülkesine zarar verir. Evet ben ATATÜRK çüyüm ama islamı da evimde yaşayan ve yaşatan bir insanım öyle de büyüdüm. Bunu ıspatlamaya çalışmakta ayrı bir acı.

Ne diyordum :) sevmedim bu yazarı. Ama altını çizeyim de saldıran olmasın; fikirlerinden dolayı değil yanlı tarih yazmasından ve bazı şeylerin üstünü kapatarak ifade etmesinden dolayı sevmedim. Osmanlıyı ve ya padişahları övmesi de değil konu islamiyeti kullanarak fikir ayrılığı yaratma çabasını sevmedim.

Ve diyorum ki özellikle tarih kitaplarını okurken iyi araştırmak gerekli yanlı yazar okumamak gerekli diyorum ama yanlı bir okuyucu da olmamak gerekli ;) Çünkü normal değiliz fikirlerimiz dışındakilerin geçmişlerine açık açık küfür ediyoruz. Bırakalım bu topraklar da, içlerinde ki vatan ve Allah sevgisi ile şehit olmuş onca insan huzurla uyusun. Sadece bize bırakılan emanete sahip çıkalım. Birlik ve beraberliğimizi sağlayalım yeter.

Sevgiler,




devamı »

18 Ağu 2016

Çocuklara Duygularını İfade Etmeyi Öğretebilmek


Çocuklara karşı kelimeleri tartarak konuşmaya çalışsam da insanız ve nasıl büyüdüysek öyle davranmaktan kendimizi alamıyoruz.

Mesela kullandığım ve her kullandığım da kendime kızdığım "sakın ağlama, ağlayarak sakın yanıma gelme, bebek gibi ağlama vb. cümleler oluyor.

Bunu sıkça söylüyorum çocuklarımın başarılı olmalarından önce mutlu bireyler olmalarını istiyorum. Kendilerini önemsesinler, vicdanlarını, merhametlerini hiç bir zaman göz ardı etmesinler. Ve en önemlisi kendilerini çok iyi ifade etmeyi öğrensinler. Yani duygularını daha küçüklükten itibaren karşıma dikilip açıkça anlatabilsinler istiyorum. Bunun içinde anne baba olarak bizlere çok iş düşüyor. Babaları girdikleri kalıptan çıkarmak daha zor olduğu için en önemli görev de her zaman ki gibi biz annelere düşüyor. Yani en azından ben kendimi buna mecbur görüyorum.

Tüm bunları düşününce karşımda ağlayan çocuğa "sakın ağlama" demek onun karşıma dikilip duygularını ifade etmesine engel olmaktan, duygularını bana asla söyleme mesajı vermekten başka hiç bir işe yaramıyor. Duygularını önemsemediğimi düşünüp geri gittikleri anlar olmuştur ve ben o an asla fark etmemişimdir. Bu yüzden kendime sürekli telkinde bulunuyorum.

           Çocukların karşına en üzgün, en sinirli, en mutlu geldikleri anda; onları sözlerinle geri iterek değersiz hissetmelerine sebep olma. Annem duygularımı önemsemiyor diye düşünmelerine izin verme. Yapma

Tabi koşturma, iş yoğunluğu gibi sebepler en büyük mazeretimiz olduğu için ve kafalarımızda bir sürü tilkiler döndüğü için en iyi bildiğimiz şeyleri bile çoğu zaman unutabiliyoruz.

Özgür Bolat bir yazısında okumuştum diyor ki;
Üzgün çocuğa "üzülme daha iyisini yaparsın" (ki bu cümleyi Yağız'a çok sık kullanırdım artık kendimi engelliyorum.)
"buna üzülür mü insan?" veya " üzülme alt tarafı bir ders"
Anne baba zannediyor ki çocuk bu durumda iyi hissedecek. Ama tam tersi çocuk "üzülmek kötüdür" demeye başlıyor.
Üzüntüsünü saklamayı ve paylaşmamayı öğreniyor. ( işte bunu hiç istemiyorum)

Ne acıdır ki çocuğun içinde fırtına kopuyor, ama aile çocuğa duygularını saklamayı öğrettiği için ona destek çıkamıyor ve rehberlik yapamıyor.

Her yazılana tabii ki itibar etmemek gerek ama bunların yanlış olduğunu da inkar edemem. Yağız'ı etkin bir şekilde hiç bir şeyle uğraşmadan dinlemezsem anında söyleyeceklerinden vazgeçip önemli değil zaten diyerek yanımdan uzaklaşıyor. Bu sefer ben peşinden koşuyorum anlat ne olur diye ama bana ilk geldiğinde ki heyecanı olmadığı için çok hevesle anlatmıyor hatta resmen beni geçiştiriyor. Sonra kendime kızıyorum tabii :)

Ela daha bir yapışkan sıkıyorsa yüzüne bakmadan dinle anında bağırıyor "bir şey anlatıyorum anne yüzüme bak" diye. Ela daha net duygularını söylüyor Yağız ise ilgi görürse söylüyor bunda ergenlik öncesi dönemde olmasının da etkisi büyük. Çok fazla boşta bırakmadan ara ara sohbet zamanları yaratmak gerekiyor.

Bizler böyle büyümediğimiz için uygulamakta zorlanıyoruz. Daha fazla çabalamamız gerekiyor. Ha tabi biz böyle büyümedikte ne oldu diyenler de var. Ama maalesef yaşadığımız dünya ve ortam bizim zamanımızda ki gibi değil. Bu yüzden çocuklarla iletişim herkesden ve her şeyden önce geliyor.

Ben mesela konuşarak kendimi çok fazla ifade edemem yazmak daha iyidir benim için. Öfkelendiğim de kızdığımda annelere bağıramayacağım için hep elime kalem kağıt alıp yazdım. ilk evlendiğimde resmen kavgalarımızı yazdığımız bir ajandam vardı. Çocuk büyütürken bayağı aştım bu durumu ama daha çok yol kat etmem gerekiyor. Çocukla büyümek terimini iliklerime kadar yaşayan bir anneyim :)

Bu arada tanımayan varsa Özgür Bolat'ın bütün yazılarına bir göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Bahsettiğim yazının linkini de ekliyorum ;)
Özgür Bolat- Hürriyet

Sevgiler,





devamı »

12 Ağu 2016

Çocuklara KiTAP Okumayı Sevdirmenin Yolları Nelerdir?

Eminim bir çok anne/baba çocuğunun kitap okumasını çok istiyor. Ama erken yaşta kitapla tanışmayan çocuk ileri ki yıllar da kitapla sizin istediğiniz kadar haşır neşir olmayabiliyor. Çünkü teknoloji kitapların önüne geçmiş durumda.

Kitap okumak benim için asla bir hobi olmadı. Kendimi bildim bileli kitap kokusunda huzur buldum. Çocuklarımın da kitapları hobi değil keyif ve bilgilendirme aracı olarak sevmesi ve kabullenmesi için elimden geleni yaptım.

Peki ben çocuklarımın kitap okumayı sevmeleri için neler yaptım?

·        *  Doğduktan bir kaç ay sonra bebekler de tutma ve ağzına sokma refleksleri başlıyor. İşte ben 2 çocuğum da da daha o aşamada ilk bez kitapları karşılarına koydum. Yani ilk dokundukları ve dişledikleri obje kitaplar oldu.

·         * Yürümeye başladıkları andan itibaren ara ara kitapçıları birlikte gezdik. Kitapların arasında oynamalarına ve kitapları karıştırmalarına izin verdim. Ve daha o yaşta kitap seçimleri için onlara tercih hakkı verdim. Şöyle ki yaşlarına göre 2-3 kitap seçip hangisini istersin diye sordum ve onların seçtiğini aldım. Şehrimizde ki kitap fuarlarını hiç bir zaman kaçırmadık. Gittik gezdik ve herkes istediği kitapları aldı. Kısaca oyuncaktan çok kitaplara dokunarak büyüdüler.

·         * Doğum günlerinde istedikleri oyuncağı alırken paketlerin yanına hep 1 kitapta sıkıştırdım. ( hala devam ediyorum)

·       *   Kendi odalarında yatmaya veya oynamaya başladıkları gibi ilk işim odalarına göre kitaplık yapmak oldu. Hatta küçük kızım için koca bir kitaplık yerine ikea’nın çerçeve rafından kitaplık rafı yaptık. 
*     Yaşı ufak diye ilgilenmeyebilir diye düşünmeyin siz kitapları göz önüne koyun illa dikkatini çekecektir.

·         * Her zaman yaş grubuna göre kitap seçmeye özen gösterdim. Yalnış tercihler çocukların  kitaplara olan ilgisini yok edebilir.

·         * Yatağımın baş ucunda, banyoda hatta mutfakta bile yani hep ortalar da bıraktığım kitaplarım oldu. Oğlum 3 yaşındaydı yastığının altına arasına ayraç koyulmuş kitap koyardı.

·         *  Şuan oğlum 10 yaşında ve her ay düzenli bir şekilde kitap alma hakkını kullanıyor. Bazen birlikte seçiyoruz bazen de kendisini seçip bana bilgilerini iletiyor.

·         * En önemlisi de bebekliklerinden beri yanlarında sürekli beni kitap okurken gördüler. Baba okumasa da (keşke okusa tabi) anne büyük bir etken oluyor.

Bunlar benim kendi çocuklarıma kitap sevdirmek için uyguladığım yöntemler eğer sizde kitap okumayı seviyorsanız daha etkili yöntemler de bulabilirsiniz. Siz model olduktan sonra çocuğunuza kitapları sevdirmek çok daha kolay olacaktır.

Bende yaptım olmadı diyerek vazgeçmeyin çocuk dinlemese bile evde kitap okuyan bireylerini gördükçe bilinç altına mesaj iletilmiş olur. Veya “çocukken seviyordu büyüdü artık hiç ilgilenmiyor” gibi de diyebilirsiniz. Ama emin olun çocukken kitaplarla çok fazla haşır neşir olan bir çocuk büyüdüğün de asla kitaplardan nefret etmez.

Herşeyden önemlisi siz kitap okumuyorsanız çocuğunuzun kitap okumasını çok da beklemeyin. Çocuklar sözleri değil gördüğü örnekleri dikkate alır.  

Kitap dolu günler dilerim…

Daha önce mynet sitesinde yayınlanan yazımdı ;)


devamı »

9 Ağu 2016

Çocuklara (ZORLA) Yüzme Öğretmek

yüzme öğrenmek

Düşünüyorum da hiç bir zaman suyu, denizi seven biri olmadım. Aksine hep korktum hala yüzerken ayağımı yere basma ihtiyacı duyarım. Yersiz panik olma durumlarım çok sık var. Karşıdan izlemeyi severim huzur verir o ayrı.

Denizde korkusuzca yüzen insanlara her zaman özenmişimdir. Denizden babam çıksa yerin diyenlere de hep hayran kalmışımdır. Ben denizde ki tüm canlılardan korkarım ve onları yemeye kıyamam bırakalım onlar suların görünmeyen kısımların da kalsınlar :) ve tabii ben hiç görmeyim.

Neden böyle diye çoğu zaman düşünüyorum. Çocukluğumu hatırlıyorum yazlığımız yoktu. Yazın bir kaç sefer Bursa etrafında bulunan denizlere sülalecek günü birlik giderdik. Toplasan bir kaç saat girebildiğimiz denize daha kum ve suyla haşır neşir olamadan aile de ki yüzme öğretmeye can atan aile büyükleri tarafından ne olduğunu anlamadan bir kaç sefer suyun içine sokup çıkarılmışlığım var. Aynı muameleyi gören kardeş ve kuzenlerim de mevcut. Suya sokup çıkarıyorlarsa yine şanslıyız. "biliyormusun eniştem beni denizde derin bir yere attı ve bıraktı bende çırpınıp yüzme öğrendim" diyen arkadaşlarım vardı. Korku filmi izler gibi arkadaşlarımı dinlerdim ya bana da yaparlarsa diye bir sonra ki denize gittiğimiz günlerde değil kumda oynamak nereye saklanabilirim acaba diye hesaplar yapardım. Eee tabii günübirlik bir deniz gezmesi yapıyoruz bırakalım kendileri alışsın diyecek vakitleri yok onlar da haklı bir günde yüzücü yetiştirmek böyle bir şey :) Sırf bu korkum yüzümden arkam aileme dönük bir şekilde doya doya kumda oynayamadım. Ya arkamdan sinsice yaklaşırlarsa...

Şimdi aileler bilinçli böyle şeyler yapmıyorlar diye düşünürdüm ama bu sene ki tatilimde denk geldim. Çocuk daha sahile indiği gibi anneannesi ya da babaannesi bilmiyorum artık 2dk da çocuğu soydu ve kolluklarını ( neyse ki taktı) takıp dedesinin eline tutuşturdu ve " dedesi al bakalım taaa oraya dubaların yanına götür sal bırak yüzsün" dedi. Dede de aldığı komutu çocuğun çığlıkla ağlamalarına karşı uyguladı.

Yok müdahale etmedim tabii ki ama izledim kendi çocukluğumu gördüm neyse ki kollukları var diye düşündüm.

Gidip teyzeye soramadım ama ne gerek var böyle bir şeye? diye sürekli kendime sordum. Neden bir insan daha kendini ifade bile edemeyen bir varlığa bu korkuyu yaşatır?

Kurslara zorla götürülen çocuklar da var. Suyu sevmek böyle zorla öğretilecek bir şey değil ki. Önce alışması için zaman tanımak sanırım insanlara çok zor geliyor. Ya da ötekinin çocuğu korkmuyor yüzüyor benim ki neden yüzmüyor kaygısı da olabilir. Bilemeyiz...

Yağız 6 yaşına kadar kuma basmadı. Ne elini sürdü ne ayağını zorlamadık baktık tiksiniyor kendi haline bıraktık. Daha şimdi şimdi kuma kendini falan gömüyor şaşırıyoruz. Kumdan dolayı denize de girmek hiç istemedi 1 haftalık gittiğimiz tatillerde havuz da oynaya oynaya yüzmeyi benimsedi. Artık denize de giriyor. Ela daha korkusuz deniz, kum, havuz fark etmiyor. Ama kafasını sokmaya korkuyor. Geçen havuzda bir kadın yanıma geldi ve Ela için "arkasından yavaşça kafasını suya batırıver alışır hemen" dedi. Bir an için karşımda ki kadını beni çocukken arkamdan yakalayıp suya atan amcammış gibi gördüm ve kadının kafasını zorla suya sokmamak için kendimi zor tuttum. Ama tuttum yani :) Tabii ki kadına cevap vermedim ve yanından uzaklaştım. Şaka gibi...

Umarım bu şekil bir yüzme eğitimini benimseyen büyükler ve ebeveynler bu yazımı okurda yaptıkları yanlıştan acilen dönerler. Yıllarca çocuklarınız da korku ve hasar bırakmamak için doğal eğitim yöntemlerini kullanmakta fayda var. Yoksa ilerde çocuğunuz yüzme öğrense bile benim gibi denizden huzuru sadece karşıdan izlerken bulur benden söylemesi :)

Sevdiğim bir sözle yazımı sonlandırayım;
                                  ZORSA SEV,  AMA SEVMİYORSA ZORLAMA 


devamı »
Bumerang - Yazarkafe