6 Ara 2018

2018 e Şekersiz 21 Gün ile VEDA Ediyoruz

sağlıklı beslenme

2018 Şubat ayında şekersiz 21 gün ile sağlıklı beslenmeye adım atmıştım sonrasında şekersiz 40 gün ile sınırları zorladım. Sonuç olarak başarmanın haklı gururunu da yaşadım. Sonrasında da şekersiz beslenme ye devam ettim. Tek kaçamağım hafta 2 kere simit yemek ve sıkça starbucks ta toffee nut içmek :) diğer tüm paketli ürünleri hayatımdan çıkardığım günden beri tekrar kullanmadım.

Şimdi 2018 yılını tekrar şekersiz 21 gün ile bitirmek istiyorum. İnstagram da benimle birlikte bu yola çıkan bir çok arkadaşım var. Deneyen kadar denemeye asla cesaret etmeyip sadece karşıdan özenen, helal ya, aferin, ben beceremem gibi alkışlayanlar da var. Sağlıklı beslenmeyi de abartmamak lazım diyenlere laf anlatmakla bile uğraşmıyorum. Çünkü biliyorum ki insan inanmadığı bir şeye kolay kolay ikna olamaz.

Benim derdim daha denemeden kendini hiçe sayanlarla :) ben yapamam diye bir şey yok ben yapıyorsam sende yaparsın benim senden ne gibi bir üstünlüğüm olabilir ki? Peki o takip ettiğin her hayalini başaran insanlardan neyin eksik olabilir hiç düşündün mü? İnanç? Cesaret? Kararlılık?

İnstagramda da anlatıyorum burada da yazmak istiyorum. Kendime ayıracak vaktim yok, çocuklar çok zamanımı alıyor, çalışıyorum, koşturuyorum vb mazeretlerin arkasına sığınan hem cinslerim; lütfen önce beyin yapınızın nasıl çalıştığını araştırın biz kadınlar cidden üstün bir yapıya sahibiz. İstediğimiz, kafamıza koyduğumuz her şeyi yapabilecek güçteyiz. Mazeret üretmek yerine nasıl çözebilirim kısmına odaklanmanız yeterli. İçinizde ki gücü keşfederek yola çıkarsanız sizi kararınızdan hiç bir şey döndüremeyecektir. Ve ne olur daha başlamadan PES ETME fikrine kapılmayın.
  "Cesaret, kendin olmak için her şeyi riske atmaktır" bu sözü hiç unutmayın.

Beyin konusunda önerebileceğim bir sürü kitap var. (kişisel gelişim kitaplarından bahsetmiyorum bilim kısmına giren beyin yapısını anlatan kitaplardan bahsediyorum) Kitap okuyamam derseniz evde iş yaparken, yolda, hatta akşam yatağınıza yattığınız anda kulaklıkları takın ve youtube üzerinden Sinan Canan, Serkan Karaismailoğlu, Oytun Erbaş videolarını mutlaka dikkatle dinleyin. Beyin kapasitesini öğrendikçe yolunuz sağlıklı beslenmeye de çıkacaktır. Yeter ki sizi motive edecek şeyleri bulun ve bir yerden başlamaya cesaret edin.

Yazı amacından çıktı :) ne diyorduk 10 Aralık 2018 Pazartesi günü yılın son şekersiz 21 güne başlıyoruz. 30 Aralık pazar günü bitiyor yeni yıl akşamı istediğiniz gibi takılabilirsiniz :)

Bu arada görselde ki kitabı da okumanızı tavsiye ederiz. Yediklerinizi sorgulamanız için oldukça etkili bir kitap diyebilirim.

İnstagram hesabım: @gulsahonen


devamı »

16 Kas 2018

Öğretmenler Günü Yaklaşırken...

öğretmenler günü hediyeleri

Bu konuyu aslında yazmak değilde sizlerle karşılıklı konuşmak isterdim. Ne düşünüyorsunuz fikriniz nedir sohbet eşliğinde birbirimizi yanlıştan döndürmenin çözümlerini bulurduk.

Yanlış nerede diyenler olabilir hemen söyleyeyim; burada en büyük yanlış çocuğunun öğretmenine çocuğunun fikrini bile almadan whatshapp grubundan çocuğundan habersiz hediye işine karar veriyor olmak benim gözümde en büyük yanlıştır.

Sorumluluk almasını istediğimiz çocuklarımıza böyle kolay ve böylesine önemli bir konu da bile sorumluluğu çok görüyoruz.

Ortaokul anneleri bunu yapıyor çok şaşırıyorum. Ortaokulda çocuğun birden fazla öğretmeni oluyor çocuk belki rehber öğretmenine değilde başka bir öğretmenine hediye almak istiyor ama aile anaokulundan beri öğretmenler gününde hediye alma işini öylesine sahiplenmiş ki çocuk fikir belirtme isteğinde bile bulunmuyor ki eminim fikir beyanında bulunsa da dikkate alınmayarak susturulacaktır.

Bu yazımı okuyan bir öğretmen olursa lütfen yorum yazsın. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Öğrenciden gelen hediye mi kıymetli, yoksa veliden gelen pahalı hediye mi daha değerli? Eminim bu konuda da öğretmenler kendi içinde 2 ye ayrılmıştır. Hediye alınmadığında trip yapan öğretmenler olduğunu da duydum. Veli sırf öğretmen çocuğuma cephe almasın diye sınıfça toplaşıp pahalı bir hediye aldılar. Bunun yerine keşke çocuğunu o öğretmenden hızla uzaklaştırmayı seçmiş olsalardı diye düşünmeden edemedim. Neyse ki şuana kadar karşımıza vicdanlı, merhametli, eğitime ve öğretime önem veren öğretmenler çıktı. Aksi de olsaydı fikrim değişmezdi.

Amacım kimseye karışmak değil. Öğretmen benim gözümde; çocuklarımızın hayatında en az aile kadar önemli bir rol oynuyor. 35 yaşındayım ama ilk öğretmenimin bana yaklaşımını, naifliğini ve hepimizi şefkatle kucaklamasını hala çok net hatırlıyorum. Yerden kopardığım bir çiçeği bile hediye ettiğimde bile "sizler benim için en güzel hediyesiniz" demesini nasıl unuturum. Ne ailem girdi öğretmenimle arama ne de ben girmelerine izin verdim. Şimdi aynı şeyi bende çocuklarıma yapıyorum. Öğretmen sizin, hediye alıp almama tercihi de sizin diyorum. Benden yardım isterseniz de seve seve yardımcı olurum diyorum.

Whatshapp gruplarında da çoğu zaman katılmayan tek veli ben oluyorum. Kreşi bir nebze anlarım da ortaokul öğrencisi için whatshapp grubuna bile karşıyım o daha da ayrı bir konu :))) Ama inanın hakkımda ne düşündükleri umurumda değil "sorumsuz anne" diyenler olabilirmiş (bunu bir arkadaşım demişti) desinler benim amacım çocuğumun sorumluluklarını üzerime almak değil çocuğuma sorumluluk kazandırmak ;) Geçen gün de yazmıştım kendi kendine yetebilen çocuklar yetiştirmek istiyorsak kendiniz için küçük çocuğunuz için büyük bir adım atın ve bırakın çocuğunuz öğretmenler gününü nasıl istiyorsa öyle kutlasın.

Şimdiden bu kutsal görevi hakkıyla yerine getiren tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.

Sevgiler,








devamı »

12 Kas 2018

Kendi Kendine Yetebilen Çocuklar

Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek

Uzmanlar 0-7 yaş döneminin önemini ısrarla belirtiyorlar. Biri 13 diğeri 6 yaşında iki çocuğum var. Ve evet bende ağaç yaş iken eğilir sözünün doğruluğunu bu dönemler de tecrübe etmiş bir anneyim.

Bu dönemde verdiğiniz eğitim çocuğunuzun bütün hayatını etkileyecektir. Şöyle ki; 7 yaşında kadar kendi kendine yetebilen bir çocuk yetiştirirsek yetişkin bir birey olduğunda her işini kendi gören kimseye muhtaç olmayan bir birey olacaktır.

Bebekler önce emekler sonra tutunarak düşe kalka tecrübe kazanarak yürümeyi öğrenirler. Bu onların doğuştan gelen refleksleridir. Size düşen en büyük görev sadece ve sadece yanında olmak ve her daim yanında olacağınızı hissettirmektir.

0-7 yaş arası düşmesine izin vermezseniz, zarar görecek diye deneyimleyerek öğrenmesi gereken her şeye müdahale ederseniz, sorunlarını yeter ki o üzülmesin diye siz çözerseniz mutsuz bir yetişkin olmasının ilk temelini bizzat siz kendi ellerinizle atmış olursunuz. Böyle yazınca sert geliyor ama sizden kopup yalnız kaldığında hiç kimse ona el bebek gül bebek davranmayacak ve duygularıyla baş etmeyi öğretmediğimiz için ve her daim onun yerine düşünüp karar aldığımız için kendi yolunu bulmakta zorlanan bir yetişkin olacak buda eşittir MUTSUZLUK demektir.

Çocuklarım için istediğim en büyük şey iyi bir eğitim almalarından ziyade en ufak bir enkazda yıkılmadan ayakta kalmayı ve en büyük başarılarda şımarıp kimseyi küçümsememeyi öğrenmeleri benim için oldukça önemlidir. Kişi ve olaylardan etkilenmeyen , zayıf yönlerini fark edebilen ve geliştirebilen, yaşadıkları süre boyunca eşyaya, insana ve paraya aşırı bağımlılık geliştirmemesi gerektiğini bilen yetişkinler olsun istiyorum. Bunun içinde temeller ancak ve ancak doğduğu andan itibaren ev ortamında atılması gerektiğini bizzat yaşayarak öğrendim diyebilirim.

Ben evde elimden geldiğince aşağıda ki kelimeleri kullanmamaya çalışıyorum;

* yapamazsın,
* düşersin, kırarsın, dökersin vb...
* bırak ben yaparım,
* ben hallederim,
* ben çözerim,
* ders çalış,
* ben odanı toplarım,
* bu kursa gideceksin - bunu yapacaksın - bunu giyeceksin vb emir kiplerinden uzak durmaya çalışıyorum.
* ben ödevini sorar öğrenirim. (hasta bile olsa kendi sorup öğrenebilir)

Buna benzer bir sürü örnek verebilirim. Olumsuz cümleleri hayatımdan çıkarmak için 1 yıldır oldukça çaba harcıyorum. Çünkü gördüm ki ben ne kadar çok olumsuz cümle kurarsam çocuklarda anında kapıyorlar. Hiç birimiz mükemmel değiliz olmak zorunda da değiliz. Mükemmel ebeveynlik diye bir şey yoktur. Kendine güvenen, düştüğünde yaralarını sarmasını bilen bir nesil yetiştirmek için bilinçli yol arkadaşı olsak yeter.

Kendine her zaman hatırlattığım bir hikaye var sizinle onu da paylaşmak isterim.

KOZADAKİ KELEBEK HİKAYESİ
Bir gün, bir kozada küçük bir delik açıldı ve bir adam bedenini bu küçücük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce seyretti. Sonra, kelebek sanki daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durdu. Sanki ilerleyebileceği kadar ilerlemişti ve artık daha fazla ilerleyemiyordu. Adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği büyüttü. Kelebek kolayca dışarı çıktı. Fakat bedeni kocaman, kanatları kuru ve buruşuktu. Adam, kelebeği izlemeye devam etti, gücünü toplayıp uçabileceğini düşünüyordu. Fakat bu olmadı! Kelebek kozasından zamanından önce çıkmıştı ve ne kadar çabalasa da uçamadı buruşmuş kanatları ile yerde sürünmeye devam etti.

Adam, iyi niyetle bir şekilde kelebeğe yardım etmek istemişti ama bilmediği nokta, kelebeğin kozadan çıkmak için çabalaması, bedeninde ki sıvının kanatlarına gitmesini ve bu sayede doğru zamanda kozasından çıktığında uçabilmesini sağlayacaktı. 

Bu hepimiz için geçerli diye düşünüyorum. Büyürken sarf edilen çabalar, bizi hayatımızda ki bir sonraki aşamaya hazırlar. Gerekli güce ancak böyle sahip oluruz. Kendi kanatlarımızla uçmayı öğrenmek için çabalamak, emek vermek ve zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmek zorundayız. Çocuklarımızın da her istediğini iyi niyetle yerine getirir, onlar zorlanmasın diye müdahale edersek zamanı geldiğinde kendi kanatları ile uçmayı öğrenmelerine engel olmuş oluruz.

Sevgiler,






devamı »

16 Eki 2018

Beni Bu Kadar SEVME Anne


Yine bir Ahmet NAÇ kitabı ve ben yine okumanız için gerekirse yalvaracağım bir yazı yazacağım :)

Diğer kitabı hakkında yazdığım yazı linkini de ekliyorum hala okumadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz :) GÖLGE

Kitap sadece anne babalara değil tüm öğretmen ve eğitmenler içinde güzel bir kaynak olarak kullanılacak şekilde yazılmış diyebilirim.

"Çocuğum ne isterse olsun yeter ki mutlu olsun demek ezberlenmiş bir söylemden başka bir şey değildir. Kolaycılıktır, amatörlüktür, geçiştirmektir. Kendine iyi bir anne baba sanmanın, rahatlamanın ucuz bir yoludur. Senin görevin çocuğunun ne istediğine karar verebilmesini sağlayacak ortamları oluşturmaktır ve bu ortamlar en doğru şekilde hareket edebilmektir. Ne istediğine en doğru şekilde karar vermesi için hazır olmasını sağlamaktır. Annelik, çocuğunu hayata hazırlamak değildir. Onun hayata hazır olmasını sağlamaktır.
Ne istediğini bilmeyen, tam anlamıyla bir birey olamamış çocuğun gelecekte hangi mesleği yaparsa yapsın mutlu olma şansı yok, başarılı olma şansı da yok. Mutlu ve başarılıyım dedikten sonra asıl başarı ve mutluluğu acıyla tecrübe edecektir, çok geç kaldığını anlayarak."

Bu satırlar beni çok etkilediği ve bir an "onların iyiliği için yapıyorum" dediğim bir çok davranışımın onlara ileride zarar vereceğini düşünmek canımı yaktı.

Mesela Yağız kitap okumayı çok sever ve ben ona her zaman açık çek veririm yeter ki benden kitap iste iki elim kanda olsa alırım senin için YETER Kİ OKU... İşte bunun yanlış olduğunu da bu kitap sayesinde öğrendim. Aylık olarak harçlık verdiğim çocuk isterse parasını toplayıp istediği kitabı alabilir. Ve kendi emek harcayarak sahip olduğu kitabın kıymetini daha iyi bilir. Kitapta bu kısmı Yağız ile birlikte okuduk oda kabul etti ve şuan para toplayıp kitap alma çabası içinde. Çocuklara fırsat verilirse başaramayacakları hiç bir şey yoktur.

DÜŞMESİNE izin verdikleri çocuklarının DÜŞÜNMELERİNE izin vermiyorlar!

Bu cümleyi tekrar tekrar okudum. Evet bebekken düşmesine izin verdim ve düşe kalka yürümeyi öğrendi fakat şimdi düşünmesine ne kadar izin veriyorum diye bayağı kendimi sorguladım. Ben bu konuda hatalarım olmasına rağmen doğru bir yol izlediğimi düşünüyorum. Çünkü Yağız'a hep sorumluluk vererek, yapabileceği şeyler konusunda "dur ben yapayım"demeyerek büyüttüm. "Yapamam ben bunu sen yapar mısın anne" dediği her şey de ona sarılıp DENEMEDEN bilemezsin dedim. Bana kızarak tekrar tekrar denediği her şeyi yapmayı başardı. Çözümlerini kendileri bulabilecekleri çocuklar yetiştirmek en büyük amacımdı. Bu kitapta ısrarla bunu vurguluyor. Kendinize bağımlı çocuklar yetiştirmekten acil vazgeçmek zorunda olduğumuzu anlatıyor.

"Ömrü boyunca belli alanlarda başarı kaydeden yüksek zekalı çocukların gittikleri üniversiteler, sahip oldukları meslekler elbette büyük bir başarıdır. Ama bunu yaparken ödedikleri bedel onları mutluluktan edebilir. En azından sahip olabilecekleri mutluluğun çok daha azına razı olacaklar ya da hiç keşfedemeyecekler hayatın güzelliklerini."

Gerçek mutluluk her zaman başarıda saklı değildir. Başarılı olsun diye çocukların tepelerine dikilirken milyonlarca kere düşünmek gerekli.

Kitapta mutluluğun tarifi şu şekilde;
"Çok basit. Mutluluk, mutsuz olmamaktır. Mutsuz olmayı kabullenmemektir. Mutsuz olmasına izin ver ki mutlu olmayı öğrenebilsin. Gözyaşını silme onun yerine, gözlerindeki yaşları kendi silip devam edebilsin yoluna. Devam edebilsin ki hayatı boyunca ona engel olmasın hiçbir şey. İstediği olmadığında teselli edebilsin kendini başkalarının tesellisine ihtiyaç duymadan. Yolunu kaybettiğinde, "her zaman başka bir yol daha vardır" diyebilsin ve bulsun o yolu."
"Bir gün oyuncağını kaybettiğinde üzülüp ağlayacak. Bir gün de mesleğini icra ederken istediklerini yapamadığında üzülecek. Vazgeçmeyip dış etkenlere bahane bulmadan yoluna devam etmesi, oyuncağını kaybettiğinde yapmış olduğun anneliğe bağlı olacak."
"Mutluluk, tam olarak mutsuzluk durumundan kurtulabildiğin ölçüde senin olur. Bu bir beceridir ve deneyimle öğrenilir. Vakit varken öğrenmesine izin ver."

Yine Yağız dan örnek vermem gerekirse ders çalışmadığında sorumluluk onun oluyor geçtiğimiz yıllarda bunu deneyimledi çok düşük not aldı ve ben asla neden?? demedim bu onun sorumluluğu aldığı nottan mutlu olup olmamakta onun elinde ve o aldığı nottan çok mutsuz oldu. Şimdi bir daha o mutsuzluğu yaşamamak için sınav dönemlerine çok daha sıkı çalışıyor. Arada çocuğun düşmesine gerçekten izin vermek gerekiyor. Neden 100 değil, neden çalışmıyorsun, neden ödev yapmıyorsun...
Böyle bir şey yok bizim evde bu yüzden ödev kavgalarımız hiç olmuyor.

Elimden gelse kitabın her bir satırını buraya yazarım :) Gerçekten çok etkilendim.
Çocuklar bizim malımız değil biz sadece onları hayata hazırlayan yol arkadaşlarıyız biz olmadan da ayakta durabilmeyi onlara en iyi şekilde öğretmek bizim en büyük görevimiz olmalı. Ve bu yolda çocuklardan önce kendimizi eğitmeliyiz.

Sevgiler,








devamı »

11 Eki 2018

Tüp Bebek Tedavisi Kaç Defa Denenebilir?



Yakın zamanda Amerika'da yapılan bir çalışmaya göre; hamile kalmaya çalışan bir kadının, her bir tüp bebek tedavisi döngüsünde, başarı şansı artmaktadır. Peki, tüp bebek tedavisi kaç defa denenebilir?

Tüp bebek tedavisinin birkaç adımı vardır. Öncelikle, bir kadının yumurtalığı, hormonlarla uyarılır. Daha sonra yumurtalar, cerrahi olarak alınır. Ardından, laboratuvar ortamında döllenir ve bir ya da daha fazla embriyo kadına aktarılır ya da daha sonra kullanılmak üzere dondurulmaktadır.

İlk Döngü Bir Denemedir

Hormonlarınız test edilmiş, yaş, endometriozis ya da kısa adet döngüleri gibi belirli sağlık sorunları hesaba katılmış olsa da; doğurganlık, denemeye başlayana kadar doktorların sonucunu bilmediği tek alandır. Birçok hasta için, ilk tüp bebek döngüsü, muhtemelen bir deneme çalışması olacaktır. Hiç kimse ilaçlara nasıl tepki vereceğinizi, yumurtalarınızın nasıl gelişeceğini veya nasıl dölleneceğini bilemez.

Sonraki Denemelerde Aynı Protokolü Uygulamayın

Başarısız bir tüp bebek tedavisinden sonra, doktorunuza ne yapacağınızı sorun. İlaçlarınızı mı değiştireceksiniz? Yoksa dozunu mu? İlk denemede, yumurtaların hiç biri döllenmediyse, farklı bir yöntem denenebilir. Bu nedenle, başarısız bir tedavi sonrasında, ikinci denemenizde daha farklı bir yol izlemeniz gerekebilir.

Bir Klinikte En Fazla Üç Deneme Yapın

İkinci tüp bebek tedavisi döngüsünde, seçtiğiniz kliniğin, uygun bir protokolün uygulanması için yeterli bilgiye sahip olması gerekir. Üçüncüsünde ise, sizin üzerinizde uzman olmaları gerekir. Her seferinde aynı yaklaşımı kullanarak, üçten fazla tüp bebek tedavisi girişi yapılması nadiren tavsiye edilir.

Bir Yerde Bırakmalı Mı?

İstatistiksel olarak, iyi bir yumurtalık rezervi ve canlı spermi olan bir partneri olan 40 yaşında altındaki sağlıklı bir kadın için; tüp bebek tedavisinde, üç denemenin sonunda bebek sahibi olma şansı %70'tir. 40 yaşın üzerindeki kadınlar için oranlar, bunun yarısı kadardır. Ancak, bazı çalışmalarda, belirli bir sayıda, yaklaşık 6-7 arasında, oranların artmadığı ve gerçekte düşüş olduğu ileri sürülmektedir. Elbette, her kural için bir istisna söz konusudur; kısırlık için altta yatan neden ya da sağlıklı bir embriyonun implantasyonda başarısız olması durumunda, tekrar deneyebilirsiniz.

Başlarken Bir Limit Belirleyin

Tüp bebek tedavisi, yalnızca sayısal verilere dayanmamaktadır. Başarı oranlarının yanı sıra, dikkate alınacak başka faktörler de vardır. Buna ne kadar zaman, para ve emek harcamak istiyorsunuz? Bazen, bir çift, tedaviyi durdurmak zorunda kalabilir, çünkü paraları olmayabilir. Bazen de diğer seçenekleri göz önünde bulundurmak zorunda kalırlar, çünkü duygusal sorumluluk oldukça fazla olabilir. Bu nedenle, başlangıç aşamasındayken, planınızın ne olduğunu bilmeniz iyidir. Bir yıl boyunca mı deneyeceksiniz? Paranız bitene kadar mı? Doktorunuz söyleyene kadar mı? Bu düşünceleri, başlangıçta en iyi şekilde tartışmalısınız; süreç içerisinde fikirleriniz değişse bile, en azından bir planınız olmuş olur.

İlk Deneme Sonrası Umutlar Genellikle Oldukça Yüksektir ve Negatif Bir Hamilelik Testi Sonucu Yıkıcı Olabilir

Tüp bebek tedavisinde, başarının belirlenmesinde en büyük faktör, kadının yaşıdır ve bu çalışmaya yansır. Kadının kendi yumurtalarını kullanarak, dokuz tüp bebek tedavisi döngüsünü tamamlamış olan 40 yaşından küçük kadınlar için, başarılı doğum oranı %71.6'dır. 40-42 yaş aralığında bu oran %32.7'ye düşer. Ve 42 yaşın üzerindeki kadınlar için, %15.9'dur. Kadınlar, ilk yumurtalık uyarım döngüsündeki yaşlarına göre gruplandırılır ve tahminler; 9 denemeden sonra tedaviyi bırakanların sonuçları ile tedaviye devam eden benzer hikayeye sahip kadınların sonuçlarının benzeyeceğini varsaymaktadır.

Tüp bebek tedavisini birden fazla denemek, başarılı doğum oranlarını arttırmasına rağmen, oranlar her bir ardışık girişimde genellikle azalmaktadır. Örneğin, kendi yumurtalarını kullanarak bir tüp bebek tedavisi olan 40 yaşından küçük bir kadının doğum oranı %32.3'tür. Tüp bebek tedavisindeki ikinci döngüsündeki doğum oranı %27.1'dir. Dokuzuncu tedavide, oran %19.6'ya düşer. Yaşı ilerleyen bir kadın için, tüm oranlar önemli ölçüde düşmektedir. Kendi yumurtalarını kullanarak tüp bebek tedavisi olan 40-42 yaş aralığındaki bir kadın için doğum oranı %12.3'dür. İkinci bir tedavide oran, %10.1'e düşmektedir. Dokuzuncu denemeye gelindiğinde, bu yaş grubu için kaydedilmiş bir canlı doğum oranı bulunmamaktadır.

Kaynaklar :



devamı »
Bumerang - Yazarkafe