4 Eki 2017

Çalışan Annelere Söylenmemesi Gerekenler


Bir sitede çalışmayan annelere söylenmemesi gerekenleri okumuştum, bende çalıştığım için ilk önce kendimin duymaktan rahatsız olduğum yorumları yazmak istedim.

Her konuda özellikle de annelik konusunda yorum yapmayı çok seven bir toplumda yaşıyoruz. Tecrübesi ve ya fikri olsun ya da olmasın karşısında ki insanın kalbini kırmak pahasına da olsa çatır çatır yorum yapan insanlardan hepimizin bolca etrafında vardır. Maalesef bunu özellikle de hem cinslerimiz severek yapıyor.

Annelik konusu oldukça hassas bir mevzu bir de günümüzde bir çok annenin çalışmak zorunda olduğunu düşününce bu annelere yorum yaparken bin kere düşünmek gerekiyor.

Çalışan annelere sadece karşıdan gördüğünüz kadarıyla değerlendirip yorum yaparken biraz empati yapmayı deneyin yakın zamanda sizde çocuklarınızı bırakıp çalışmak zorunda kalabilirsiniz ya da ev hanımı olduğunuz için size olumsuz bir yorum gelse ne yaparsınız mutlaka düşünün.

Herkesin hayat görüşünüze saygı duymak gerekli diyerek, çalışan annelere söylenmesinden rahatsız olduğumuz yorumları sırasıyla yazmaya başlıyorum ;

"Çalışan annelerin çocukları anneden ayrı kaldığı için illa hırçın/yaramaz/şımarık yabani olabiliyor"
Bu yorumu şöyle açmak isterim; kızım da oğlum da daha 15 aylıkken 2 cümleli kelimeler kurmaya başlamıştı ve yeni evli çocuksuz bir arkadaşım kızımı görmeye geldiğinde ona bir kaç soru sordu ve kızım cevap vermeden arkama saklandı. Ziyaretçimizin yorumu direk;" sen çalışıyorsun ondan bu çocuk hala konuşmuyor ve yabani doktora götürmeyi düşünmüyor musun?" oldu. Ve ekledi ben çocuğum olduğunda asla çalışmayı düşünmüyorum çocuğum ile bizzat kendim ilgileneceğim." Çocuğu olmadığı için dil gelişimin ne zaman başladığından bile haberi olmayan bu arkadaşa o an ne açıklama yapsam boş olacaktı. Anne olunca anlarsın demeyi ihmal etmedim :) Bu mantıkta bir sürü hem cinsim olduğunu adım gibi biliyorum. Sadece çalışan annelerin çocukları yaramaz/ şımarık/ yabani/ hırçın olurmuş gibi yorum yapmaktan vazgeçin. Annesi çalıştığı için geç konuştuğunu düşündüğünüz çocuğun yanında yorum asla yapmayın. Hatta annesine de böyle bir yorum yapmayın. Durduk yere vicdan azabı yaratmanın anlamı bence yok.

"Tabii sen işe gidiyor evden uzaklaşıp kafanı dağıtıyorsun"
Evet işe giderek nefes alacak bir alan kendimize yaratmış oluyoruz. Fakat işte de her türlü insanlar uğraşmak zorunda kalıyoruz. Hatta çocuğumuzu hastayken de bırakıp işe gittiğimizi özellikle hatırlatmak isterim. Ayrıca işe kafa dağıtmak için değil bayağı çalışıp para kazanmak için gidiyoruz :)

"Çalışarak bebeğini anne sütünden mahrum bırakıyorsun"
Anne sütünün önemini günümüzde artık her anne az çok farkında. Ben çalışmama rağmen sağdığım sütlerle çocuklarımı 8 ay kadar emzirdim. Bir arkadaşım çalışmasına rağmen 2 sene boyunca çocuğunu emzirdi. Bir ev hanımı arkadaşım ise sütü kesildiği için yeni doğan bebeğini sadece 1 ay emzirebildi. Yani anne sütü çalışıp çalışmamaya bağlı olamaz. Saatli bir şekilde sağım yapıldığında çalışan annelerde gayet güzel emzirebilir.

"Küçücük çocuğu bırakıp nasıl işe döndün ben asla kıyamıyorum"
Böyle düşünen ve çekinmeden yüzünüze söyleyen biriyle bütün ilişkinizi daha o nokta da kesebilirsiniz. Çünkü bu kasten adam yaralamak gibi bir şey oluyor. Çalışan bir kadını bu yorumla üzüntüden komaya sokabilirsiniz. Yasalardan haberiniz yoksa söyleyim; devletimiz özel sektörde çalışan anne adaylarına toplamda sadece 4 ay doğum izin hakkı veriyor. Bunun 1 ayını doğumdan önce de çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Geriye doğumdan sonra 3 ay kalıyor. Yani ortalama 2,5 - 3 aylık bebeğinizi mecburen bırakıp işe dönmek zorunda kalıyorsunuz. 6 ay ücretsiz izin hakkınız var. Fakat bunu da her işveren kabul etmiyor. Etse de size 6 ay maaş vermiyor ve sigortanızı asla ödemiyor. Ben Ela'yı doğurduğumda iş yerinde 10.yılımdı ufacık çocuk diyerek vicdan yapıp işi bıraksaydım 10 yıllık tazminatım havaya uçup gidecekti. Yani bazen konu sadece maaş olmayabiliyor. Kimisinin kredi borcu vardır dönmek zorundadır. Kimisinin sgk günleri dolmak üzeredir. Kısaca kimin neye ihtiyacı var, ne derdi varda çalışıyor bilemezsiniz. Ve bilmeden yaptığınız yorumlar fazlasıyla karşınızdakini yaralayacaktır.

"Sana asla doyamıyor bu çocuk bir yanı hep eksik kalacak"
Merak ediyorum tüm gün evde olan bir anne çocuğu ile günün kaç saatinde iletişim halinde oluyor? Bende 6 ay ev hanımı oldum ve asla tam zamanlı 7/24 çocuğumla ilgilenemedim. Bunu yapan varsa o ayrı alnından öperim. Fakat tüm gün çocukları tv başında bırakan annelerinde olduğunu hatırlatmak isterim. Ve emin olabilirsiniz ki çalışan anneler akşamları çocukları ile daha fazla vakit geçirmek için elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyorlar. Bu yüzden yara açmak için bence uğraşmayın ;)

"Çalıştığın için küçücükken (küçük dediği 4 yaş) kreşe vermek zorunda kalıyorsun aslında tamda sana ihtiyacı olan bir dönem"
Ben şanslıydım çocuklarıma annem baktı. Fakat 3 yaşları dolduğu gibi ikisini de kreşe başlattım. Çalıştığım için değil tamamen onların gelişimine katkı olsun diye başlattım. Ev hanımı da olsam para durumum müsait olduğu sürece 3 yaşını dolduran çocuğun okula başlatılmasından yanayım. Ülkemizde ilkokul yaşı oldukça erkene çekilmiş durumda ve hiç okul öncesi eğitimi almamış bir çocuk 1.sınıfta fazlasıyla zorlanacaktır.
Ayrıca bakıcı sorunundan dolayı çok erken yaşta çocuğunu kreşe vermek zorunda kalan anneler olabilir. Emin olun işe zaten çoğu sabah ağlayarak gidiyordur. Olumsuz yorumun ona hiç bir katkısını olmayacağını lütfen bilin.

Bunlar aklıma gelen ilk örnekler neyse ki etrafımda böyle düşünen çok fazla yakınım yok. Olsa da artık bu mantıkta ki insanlardan koşarak uzaklaşıyorum. Ve çoğu olumsuz yorumu kafama takmamayı zamanla öğrendim.

Sadece çalışan anneler için yazdığıma bakmayın, biliyorum ki ev hanımı olan anneleri de üzen, kırıcı yorumlar yapan çalışan anneler var. Birbirimize destek olmamız gereken yerde bu şekilde yaralamanın cidden bir katkısı yok. Annelik çok hassas bir konu ve bu konu da kimse kimseden üstün değil. Ve tahmin ediyorum ki herkes şartları doğrultusunda çocuğu için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

Ev hanımı olup kendi ayakları üzerinde duran anneleri de unutmayalım ve inanın bence hepimiz takdiri hak eden anneleriz. Yeter ki kalbimizi kötülükten arındıralım.

Sevgiler,




devamı »

27 Eyl 2017

Kendine İyi Davran

Olumlu düşünme

Okulların açıldığı dönemde bende bir yavaşlama oluyor. Sanırım en çok da yaşadığım hayatı okulların ilk açıldığı zamanlarda sorguluyorum. Koşturmanın birden artması, çocukların nazı kaprisi, havaların birden soğuması benim adapte olma sürecimi resmen zorluyor.

Panik yok en kısa zamanda normal ayarlarıma dönerim lakin süreç zorlu geçiyor. Yetmeme hissi normalde yaşayan biri değilim ama bu dönemde onu da yaşıyorum ve koşturmama mum dikmiş oluyorum.

Yavaşlama ile ilgili makaleler okuyor, kişisel gelişim kitaplarına bu dönem de daha bir ilgi duyuyorum. Tabii ben bunlarla ilgilenirken Ela okulunda 2.senesi olmasına rağmen elinden gelen her türlü zorluğu çıkarıyor. Yağız sabahçı olmanın etkisini zerre yaşamıyor ama ben az uyumanın fazlasıyla etkisinde kalıyorum.

Sorunları ben çıkarıyor, ben yoruluyor, ben stres yaşıyor sonra da kendi ayarlarımı ben yapıyorum. Ne mutlu değil mi?

HAYIR maalesef isyan bayrağını henüz çekmemiş olsamda kendim için bir halt yapıp kendimi bir türlü iyi edemediğim bir dönemdeyim. Geçenlerde arkadaşlarımla konuşuyor dert yanıyorum "bu sıra bana iyi gelen hiç bir şeyi yapamıyorum" dediğim anda hepsi beni boğacaktı. Biri tuvalete bile gidemediğinden, diğeri evi asla toplayamadığından, öteki evde sürekli koşturmaktan iş yerine her gün geç kaldığından dert yanmaya başlayınca susup bir köşeye oturdum.

Cidden neden bu kadar koşturuyoruz arkadaş???

Hayır her şeye yetişecek gibi koşturduğumuzda da zaten hep bir şeyler eksik kalıyor. Bu kadar strese değer mi? Değmez ama kendimizi kontrol edememe gibi sorunlarımız var. Ağlayan çocuğa sabırla yaklaşamama, evin sorumluluğunu sadece kendi üzerine alma gibi bir sürü geçerli bahanemiz var. Kocaya çamur atamayacağım oda en az benim kadar koşturuyor :)

Lakin günler ilerliyor, yaş geçiyor, en parlak dönemlerimiz stres, koşturma, telaş içinde uçup gidiyor ve biz arkasından sadece el sallıyoruz. Durup düşündüğüm her an oturup sessizce kendimi seviyorum bu koşturma arasında iyi dayanıyorsun diye kendi kendimi okşuyorum. Öz şefkat denilen şeyi kendime uyguluyorum. Kendimi olduğu gibi kabul edip, elimi kalbimin üzerine koyarak kendimle konuşuyorum. Hayır kafayı yemedim sadece kendime iyi davranmaya çalışıyorum.

Öz eleştiriden uzak durup kendimi öz şefkate yönlendirmeye çalışıyorum. Öz eleştiri; sürekli kendini başkalarıyla kıyaslamak, sürekli kendini yargılamak, kendini değersiz görmek, başarısızlık hissini iliklerine kadar yaşamak yani kişinin kendisine olan olumsuz bakış açısıdır.

Öz şefkat ya da öz anlayış ise; "Özünde bireyin kendisine karşı merhametli, destekleyici, şefkatli ve anlayışlı olmasını anlatan bir kavramdır. Öz-anlayış, kişinin kendi acılarına karşı açık ve duyarlı, kendisine karşı nazik ve şefkatli olması, yaptığı hatalar karşısında affedici olurken, başarısızlık ve yetersizlikleri karşısında yargılayıcı olmaması; yaşanılan sıkıntı verici durumları tüm insanların yaşadığı tecrübeler olarak görmesi ve içinde bulunulan anı yargılamadan olduğu gibi kabullenebilmesidir."
Öz-anlayış sahibi insanlar;
-Başarısızlık ya da yetersizliklerini insan olmanın doğal bir sonucu olarak görürler.
-Hata ya da yanlış yaptıklarında kendilerine anlayışla yaklaşırlar.
-Yetersizlik ve zayıflıklarına karşı hoşgörülüdürler.
-Kendilerine karşı affedici ve destekleyici bir tutum içerisindedirler.
-Beğenmedikleri kişisel özelliklerine yönelik olarak kabullenicidirler.
-Başkalarına olduğu kadar kendilerine de merhametlidirler.
-Bir üzüntü ya da acı yaşadıklarında, dünyadaki pek çok insanın benzer duygular yaşadığını düşünür ve rahatlamaya çalışırlar.
-Zor zamanlarında ihtiyaç duydukları şefkati kendilerine gösterirler. kaynak

İşte bu yüzden kendime iyi davranmaya çalışıyorum. Aksi takdirde ülkemde ki eğitim sistemini düşündükçe, çocuklarımın geleceği için endişe ettikçe, şiddet haberlerini okudukça tüm bunların üzerine ev içindeki koşturmamı ekledikçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Madem yavaşlamayı beceremiyorum, madem bu şartlarda yaşamak zorundayım o zaman kendime iyi davranmayı öğrenmem gerekiyor. Size de tavsiye ederim çok bunaldığınızda derin nefes alıp kendinize en iyi yönlerinizi hatırlatın oldukça işe yarıyor ;)

Sevgiler,


devamı »

14 Eyl 2017

Milyonlarca Desen İçin Pixers


Sizde benim gibi arada sırada evin her zaman ki halinden sıkılıp, en kolay nasıl değişiklik yapabilirim diye düşünürken duvarlara el atanlardansanız gelin birlikte Pixers ile tanışalım.

Pixers de ne derseniz; duvarlarınız için milyonlarca desene ulaşabileceğiniz şahane bir platform derim. 😉 Çevre dostu teknolojileri kullanarak çevreye ve sağlığınıza önem veren bu platform da duvarlarınız için milyonlarca desen, sonsuz sayıda resim ve öneri bulabilirsiniz.

Boya badana işlerine kalkışmak yerine kendimi şimdilik Pixers desenlerine vurmuş durumdayım. Sadece duvar kağıdı olarak da düşünmemek gerek çünkü bütün desenleri isteğinize göre poster ya da çıkartma olarak size sunabiliyorlar. Harika!
Komple duvar kağıdımı olmalı yoksa bir kısmını poster olarak mı kullanmalı karar veremiyorum.



Fotoğraflarda ki gibi mutfak dolaplarınızı da dilediğiniz gibi kaplayabilirsiniz. Çünkü Pixerstick malzemesi, istediğiniz zaman ve istediğiniz yere kolayca yapıştırıp, değiştirebileceğiniz, dayanıklı, uzun ömürlü, yapışkan bir malzemedir.

Güvenilir ve hijyene verilen önem açısından da Pixers çıkartmalar çocuk odaları için rahatça tercih edilebilirsiniz. Silinebilir hatta yıkanabilen resimlerinin de olduğunu özellikle belirtmek isterim.


Seçenekleri gördükçe kafanız iyice karışacaktır. Ben favori desenlerimi özellikle paylaşıyorum. Milyonlarda desen arasında kaybolup gidebilir ve karar vermekte oldukça zorlanabilirsiniz.


 Bence yatak başının arkası için muhteşem bir duvar kağıdı olur.


Sınırsız seçenekler arasında kaybolacağınıza garanti verebilirim.

Ayrıca haber bültenine üye olarak ilk alışverişleriniz de %30 indirim kazanabilirsiniz.











devamı »

9 Eyl 2017

Anaokuluna Başlarken Bilinmesi Gerekenler


Bayram bitimi itibariyle çoğu kreş kapılarını açmaya başladı. Geçen yıl bu zamanlar nasıl heyecanlı olduğumu hala hatırlarım ve inanın şuan yazarken bile o duyguları yaşıyorum. Hep dediğim bir laf vardır; okul fikrine çocuklardan önce anneleri hazırlamak gerekli :)

Yağız kreşe başlarken çok ağlamış ve beni üzüntüden mahvetmişti. Ela da öyle olmadı. Evet hemen adapte olmadı günlerce, hatta haftalarca öğretmeninin elini bırakmadı. Fakat okula gitmeyeceğim veya beni burada bırakmayın gibi ağlamaları hiç olmadı. Uyku sorunlarını saymazsak koca bir yılda gayet güzel geçti.
Çarşamba günü itibariyle tekrar okula başladı. Bu defa 5 yaşa geçen Ela geçen yıl ağlamadığının acısını çıkartırcasına kendini yerlere ata ata ağladı. Okulda bizde şaşırdık kaldık.

Aslında şaşırmamak gerekli belli ki tatil boyunca eve, anneannesine ve bize alışan bir çocuğun tekrar okula dönmesi endişe yarattı. Sınıfı ve öğretmeni değişeceği için benim de korkularım vardı bunu ona da hissetmiş olabileceğimi düşünüyorum. Neyse ki yeni öğretmenimizin de desteği ile 2 günde bu sorunu aştık ve eskisi gibi okula mutlu gidiyor.

Şimdi sizler içinde 2 çocuk da yaşadığım anaokulu tecrübelerini sıralamak ve ilk yılında çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiğini kendi fikrimce toparlamak istiyorum.

* Mümkünse ilk haftayı çocuk ve kendiniz için alışma evresi olarak kabul edin ve çalışıyorsanız yıllık izninizi o haftaya ayarlayarak endişeli olan çocuğunuzun yanında olun.

* İlk günler bence çocuk okulda tam gün bırakılmamalı. Yarım gün bırakmak okulu, öğretmeni tanıması ve ortama güvenmesi için çocuklara fırsat verilmesi gerektiğine canı gönülden inanıyorum. Hele ki ilk günler direk uykuya bırakmak okula alışma evresini daha da uzatabilir. Tabii şöyle de bir durum var; Ela'yı geçen yıl okulun ilk günü öğlen vakti alıp eve götürmek istedik Ela kendisi okulda uyumak istediğini söyledi böyle olunca evden çarşaflarını ve yanından ayırmadığını kokusunu alıp getirdik ve sorunsuz yattı uyudu. O ağlıyor ve bizde ısrarla onu okulda yatıya bıraksaydık eminim her şey ters teperdi.

* Eğer çocuğunuzu okula bırakırken kapının önünde bekliyorum diyerek söz verip kapı önünde beklemiyorsanız ve çocuğunuz bunu fark ederse yandınız size olan güveni bir anda kaybolacaktır. Eve gideceğinizi ve saat üzerinde göstereceğiniz saatte geri gelip onu alacağınızı belirtmeniz an doğrusu olacaktır.

* Kabul edelim ki biz anneler bu dönemde en az çocuklar kadar hassas, endişeli, korku dolu ve panik durumdayız. Fakat bu duygularımızı ne kadar saklarsak saklayalım çocukların hisleri çok kuvvetli ve sizin en ufak hareketinizden endişenizi anlamakta inanılmaz yetenekliler. Bu yüzden önce kendimizi okula bırakma fikrine alıştırmalıyız. Çalışıyorum mecbur veriyorum vicdan azaplarını bir kenara bırakıp çocuk için en iyisini yaptığınıza kendinizi mutlaka ikna edin. Ve diğer duygularınızdan önce ne kadar kararlı olduğunuzu gösterin. Unutmayın ki siz okula bırakırken kararlı değilseniz çocuğunuz da tüm gününü huzursuz geçirecektir.

* Eve geldiği gibi okulun nasıl alıştın mı? diye sorma hatasını asla yapmayın. Hatta çevrenizi de tembihleyin bu sorudan uzak dursunlar. Çünkü bu soru net cevap alabileceğiniz bir soru değil bunun yerine kendi gününüzü anlatın ve ona da soru sormadan anlatması için sohbet açın. Yapıları gereğimi bilmiyorum ama iki çocuğum da daha kapıda okulda ne yaptıklarını anlatarak eve giriyorlar. Ağızlarından laf almama gerek kalmıyor :)

* Çocuğunuzun okula giderken yanına en çok sevdiği oyuncağını almasına izin verin, Evden getirip elinde tuttuğu oyuncağı tüm ona kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır. Yağız kokusunu Ela ise peluş mickey oyuncağını götürmüştü.

* Tüm bu süreçte öğretmen en büyük destekçiniz olsun. Çocuk ile öğretmen arasında bir uyumsuzluk var ise ve çocuğunuz öğretmenine alışamadıysa mutlaka başka çözüm yolları arayın. Çünkü okul değil önemli olan öğretmendir. Bu yüzden sürekli öğretmeni ile iletişim halinde olun. Gerekirse öğretmen değişikliği yapmaktan çekinmeyin. Çünkü emin olun öğretmenine alışamayan çocuk yıl boyunca okula da alışamayacaktır.

Benim sıralayacaklarım bu kadar :) bütün her şey bir yana sonsuza kadar ağlamayacaklarından emin olabilirsiniz ve ne olur asla kendinize haksızlık edip suçlamayın. Çünkü okul ile birlikte çocuğunuz;
Kendine daha çok güvenen,
Kolay arkadaşlık kuran,
Paylaşmayı öğrenen,
El becerileri gelişen,
İletişim becerilerini ilerleyen,
Toplum içinde ki kuralları öğrenen,
Bağımsız kendi kendine her işini halledebilen bir çocuk olacaktır.
Yani siz ona kötülük değil iyilik etmiş oluyorsunuz ;)

Not: Bu dönemde her sabah karın ağrıları olabilir öpücüklerle yapılan karın masajı çok iyi gelecektir mutlaka deneyin ;)

Sevgiler,





devamı »

23 Ağu 2017

Annelere Çok İş Düşüyor


Tweetter da sevmediğim bir pedagog un bir yazısının altına adamın biri mesaj yazmış.
"Hocam günümüz kadınlarına iş hayatının olmazsa olmazı diye bakılıyor gittikçe aile yapısı bozuluyor."
Yani diyor ki kadınlar çalıştığı sürece aile yapısı bozulmaya devam edecek. İki kişide bütün gün köle gibi çalışınca yorgunluktan aile olunamıyormuş. Özellikle çalışma evde yiyİp, içip yat denilen kadının ısrarla çalışmak istemesi ona komik geliyormuş.

Belli bir süre güzelce açıklama yapsam da vazgeçtim çünkü aile kavramını bambaşka bir şekilde öğrenmiş böyle birine ne desem boş olacaktı. Eşler birbirine yardımcı olsa, ev içinde iş bölümü yapılsa, herkes birbirine nefes alma zamanları yaratsa diye açıklasam asla anlamayacak biri.

Bu mantıkta olan erkekler ülkemizde maalesef hala çoğunluktalar. Ve ben böyleleriyle denk geldikçe oğluma daha bir önem veriyorum. Sorumlulukların paylaşılabileceğini, ev işi denen şeylerin sadece kadınların görevi olmadığını, kendi işini kimseye muhtaç olmadan kendi başına görebileceğini daha detaylı anlatıyorum. Kadınların da isterse çalışabilecekleri, kendi ayakları üzerinde durma hakları olduğunu zaten kendi gözüyle görüyor. Ve en önemlisi erkeklik kavramının ayağına hizmet beklemek, maçoluk, sahiplenmek, şiddet uygulamak gibi bir şey olmadığını öğrense yeter.

Geçen gün yabancı bir bloggerın yazısını okudum. "Hepimizin çocukları değerlidir fakat bu onlara iş yaptırmamakla ölçümlenemez. 10 yaş ve üzeri çocuklar evde en büyük yardımcınız olabilir yeter ki denemesine fırsat verin" diye uzunca açıklıyordu. Bu yazı okuduktan sonra Yağız'a çamaşır makinesine kirlilerini atıp makineyi çalıştırmasını öğrettim. Bunu itiraz etmeden yaptı ve yıkanan çamaşırlarını da gidip çamaşırlığa gelişi güzel astı. Astıklarını düzeltmedim çünkü süper bir iş başarmış gibi mutlu görünüyordu. Odasının temizliğine de artık karışmıyorum yardım istemediği sürece uzaktan seyrediyorum. Kapıdan dağınıklık taştığı zamanlar kendimi nasıl zor tuttuğumu inanın anlatamam :)

Fırsat verildiğinde çocukların yapamayacakları iş yok bundan emin olabilirsiniz. Yeter ki "benim çocuğum yapamaz ki" demekten vazgeçin. Yapamadığında da "bak beceremezsin demiştim" yerine bir daha denemesi için teşvik edin.
Konu ne olursa olsun Yağız ile aramızda çok sık geçen konuşmayı aynen aktarayım;
- Yağız çamaşırlıktan kuruyan çamaşırları toplar mısın?
- Anne ben yapamam
- Bence bir denemelisin.
-------------------------------------
- Yağız yatağını toplar mısın?
- Ben düzgün yapamam ki
- DENE

Bunun gibi bir sürü örnek verebilirim. Off poff eşliğinde dener ve yapar. Zamanla yapamam demesi fazlasıyla azaldı. Çünkü ben olmadan da kendi işini görüyor olması kendine olan güvenini geliştirdi. 14 yaşında eli ayağı tutan bir çocuğun ayakkabı bağcıklarını annesine bağlattığını gördüm. 30 küsur yaşında evli bir adamın ayak tırnaklarını annesinin kestiğini duydum. Ve eminim duymadığımız bir sürü bunlara benzer örnek vardır.

Ben oğlumun bu kadar aciz olmasını istemiyorum. Nasıl ki kız çocuklarına ayaklarının üzerine sağlam basmasını öğrettiğimiz bir dönemdeysek erkek çocuklarını da pamuklara sarmaktan acilen vazgeçmek zorundayız. Bu yüzden elimden geleni yapmaya devam edeceğim.

Tabii bu konuları anlatarak öğretmek kadar evin içinde babanın davranışları da çocuklar için büyük bir örnektir. Fakat baba kötü örnek diyerek çocuğa sorumluluk vermekten kaçmak kadar saçma bir şey yoktur. Mesela çamaşır makinesini çalıştırmayı eşim asla bilmez ya da mikrodalgayı kullanmasını Yağız babasından daha iyi biliyor. Çünkü son bir yıldır biz işteyken evde yalnız kalıyor. Babasının bilmediklerini kendi yapıyor olmakta ona ayrı bir gurur veriyor. Bu konuda eşimden tek ricam lütfen Yağız'ın ev işlerine yardım ettiğini gördüğün an da ona "erkek adam o işi yapmaz" deme oldu. Çünkü bunu bir kere şaka olarak bulaşık makinesini boşaltırken Yağız'a söyledi ve Yağız o andan itibaren hevesle boşalttığı makinenin yanına bile yaklaşmadı. Şaka olduğuna ikna etmesi için bayağı dil döktü.

Eminim eşim için bu şaka dediği cümle aslında içinden geçen doğrularından biriydi. Çünkü bu erkek işi, bu kadın işi diye ayrılan görev tanımlarını kafasına çok net yerleştiren bir aileden geliyordu. Yıllar geçtikçe ve benim bir çok şeye yetişemediğimi gördükçe eşimde iş bölümüne elinden geldiği kadarıyla destek olmaya başladı. Sanırım zamanla onunda mantığı değişti ya da buna mecbur kaldı bilemiyorum çünkü ev içerisinde nasıl davranırsa onu sonuna kadar örnek alan çocukları var.

Bugün etrafımızda gördüğümüz kadına saygısı olmayan, değer vermeyen, hizmet etmek, çocuk bakmak dışında kadına bir sıfat yüklemeyen erkeklerden daha fazla görmek istemiyorsak işe ilk önce kendi çocuklarımızdan başlamalıyız.
Kısaca erkek çocuğu olan annele çok iş düşüyor ;)

Ve benim yeni nesilden umudum gerçekten çok yüksek...

Sevgiler,











devamı »
Bumerang - Yazarkafe