4 Mar 2015

40 Uçurma

40 uçurma-albasması-tuzlama


 Ülkemizde yenidoğan bebek ve lohusa için uygulanan bir sürü gelenek vardır. Bunların hiçbirinin dini bir geçerliliği olmadığı da ıspatlanmıştır. Sizlerin etrafında bunları uygulayan hatta belki de geçmişte kendinizin de uyguladıkları vardır. Zarar vermedikçe sorun yok ama özellikle bebeği tuzlama konusun da çok yakınımda bir bebeğin zarar görmesine şahit oldum. Büyüklerden biri sırf büyüdüğünde bebeğin teri kokmasın diye kurban derisi ovar gibi minicik bebeği tuzla ovmuş sonuç bebek hastanelik oldu çünkü tuz nedeniyle teninde yanıklar oluştu. Bebeğin annesi cahil değil üniversite okumuş aklı başında bir kadın fakat büyükler o kadar baskı yapmış ki o lohusa haliyle kimseye direnememiş.

 Bunun gibi de bir sürü örnek vardır eminim. Ülkemizde en yaygın hurafe diye adlandıran eylemleri Anne Bebek dergisinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Doç. Dr. Nermin Tansuğ çok güzel açıklamış.
 Yenidoğan dönemi dediğimiz hayatın ilk bir ayını kapsayan dönemde, diğer yaş grupları ile kıyaslandığında, ölüm oranı daha yüksektir. Bir yaşına kadar kaybedilen iki bebekten biri ve beş yaşına kadar kaybedilen üç bebekten biri ilk bir ayda ölmektedir.  Bu nedenle yenidoğanın ölümünü engellemek için birçok inanç ve uygulamalar gelişmiştir. Ülkemizdeki geleneksel uygulamalar; al basmasından korunma, tuzlama, kundaklama, üç ezan emzirmeme, bal sürme, şekerli su verme, ilk ağız sütünün verilmemesi, sarı örtü örtme, alına yazma bağlama, kırk banyosu, nazarlık takma gibi uygulamalardır. Bunlardan bir kısmı yenidoğan için sakıncalıdır.

 Albasması: Kırkbasması, olarak da adlandırılır. Orta Asya’dan Şaman geleneklerinden kaynaklanmaktadır. İlk kırk gün içinde lohusa ve yenidoğan bebeği kötü ruhlardan korumak için, bebek ve anne yalnız bırakılmaz, anneye kırmızı kurdele bağlanır, odaya soğan, sarımsak, nazar boncuğu asılır, yastık altına makas, bıçak gibi metal keskin aletler konur. Böylece annede ortaya çıkabilecek halüsinasyonlar, sayıklama, ağlama gibi durumların önlenebileceği sanılır. Bu bulgular aslında doğum sonrası depresyon veya enfeksiyon ile ilgilidir. Yenidoğan bebekte ise birçok hastalık, örneğin kan şekeri düşüklüğü, metabolik bozukluklar veya diğer nedenlerle görülebilen havaleler ve enfeksiyonlar albasması ile açıklanmaya çalışılır.

Emzirmek için üç ezan beklemek: Bazı yörelerde kız bebekler beş ezan, erkek bebekler üç ezan geçtikten sonra beslenir. Böylece bebeklerin gelecekte aç gözlü olmayacakları, sabırlı bireyler olarak yetişeceklerine inanılır. Üç ezan beklendiğinde bebek yaklaşık 9-12 saat aç kalacaktır. Halbuki anne sütünün erken ve yeterli gelmesi için ilk 30-60 dakikada bebeğin anne memesine tutulması gerekir. Doğumdan sonraki ilk bir saatte bebek uyanıktır ve aktif olarak anne memesini emebilir. Düşük doğum kilolu bebekler gibi bazı riskli durumlarda emzirme gecikirse kan şekerinin düşmesiyle bebek havale geçirebilir.

 İlk ağız sütünün verilmemesi: Doğumdan sonraki ilk beş günde gelen süte ilk ağız sütü (kolostrum) denir. İlk gün sütün miktarı az fakat protein, mineral ve vitamin içeriği yüksektir; bebeği hastalıklardan koruyan antikorlar içerir, barsak epitelinin direncini artırır. Çok tanrılı dinlerde ilk ürünün adanmasının bereketi arttıracağına inanılırdı. Bu nedenle ilk sütün bebeğe verilmeyip toprağa atılmasıyla sütün bol olacağına inanılır. Oysa ilk ağız sütü bebeğin ilk aşısı gibidir, bebeği hastalıklardan korur.

 Bebeğe şekerli su, bal verilmesi: Bebek anne-baba sözü dinlesin, ağız tadı ile yaşasın denilerek verilmektedir. Ayrıca anne sütünün ilk günlerde yetersiz olduğu inancı ile şekerli su verilir. Şekerli su verilmesi bebeğin anne sütünü reddetmesine, emme az olduğundan sütün gelmesinin gecikmesine neden olabilir. Sütün gelmesinde en önemli etken bebeğin memeyi emerek boşaltmasıdır. Kolostrum, bebeği enfeksiyonlardan koruyucu maddeler içerir ve bebek kolostrumu yeterince alamazsa enfeksiyonlara eğilim olabilir.

 Göbeğin saklanması: Göbeğin kuruması için kahve ve reyhan gibi baharatlar sürülür. Bunlar enfeksiyona neden olabilir. Göbeğin saklandığı yerin özelliklerinin çocuğa geçmesi isteği ile bir takım uygulamalar yapılır. Göbek kuruduktan sonra uygun bir yere gömülür. Gömüldüğü yerin çocuğun ilerdeki mesleğini belirlediğine inanılır. Göbek nerede ise çocuğun ömrünün bir dönemini geçireceğine inanılır. Kız çocuklarında ise eve bağlı olsun diye sandığın dibinde saklanılır.

 Kırklama: Lohusa ve çocuğu kırk basmaması için birlikte yıkama adetidir. Kırk dökme, kırk çıkarma gibi farklı isimleri de vardır. Hıristiyanlıktaki kırk gün vaftizi ile benzerlikler taşır. Genel inanışa göre, lohusayı ve bebeği korumak için kırk gün dışarı çıkarmazlar. Kırkıncı gün bir tasın içine kırk adet küçük taş, kırk adet gül veya mevsim çiçeği atılır. Kimileri kırk taş yerine kırk metal para atarlar. Bu tastaki su süzülür ve kırk kez annenin ve çocuğun üzerine dökülür böylece anne ve bebek kırklanmış olur. Kırkı çıkan anne ve bebek uzun ömürlü ve zengin olsun diye en uzak, en yüksek katlı evde oturan zengin akrabalarına götürülür. Götürüldüğü yerde bebek uzun boylu olsun, yüksek mevkilere gelsin diye yüksek bir yere konulur. Uğurlanırken uzun yaşasın diye bebeğin boynuna un serpilir, gürbüz ve tatlı dilli olsun diye yanına yumurta ve şeker konulur.

 Tuzlama: Yenidoğan bebek tuzlu su ile yıkanır veya tuzla ovulur. Bu uygulamada tuzun bereket ve uğur vereceğine inanılır. Ayrıca bazı yörelerde bebeğin büyüdüğünde terinin korkmaması için bebeği tuzlamak gerektiği inancı da vardır. Bebeklerin vücuduna sürülen tuz, cildi çok hassas olan bebeklerde yanıklara neden olabilir. Ayrıca yoğun tuz, sıvı kaybına, kanda tuz oranının artması ile beyin kanamasına yol açabilir.

 Kundaklama: Yenidoğanın bacakları ve kolları düzgün, boyu uzun olsun diye birçok yörede kundak uygulanır. Bebek sıkı bir şekilde kundaklandığında sıcak mevsimde ateş yükselebilir. Kundağın diğer olumsuz etkileri, çok sıkı uygulandığında kalça çıkığı ve solunum yolu enfeksiyonu riskini artırmasıdır. Öte yandan kundaklı bebek daha az uyanır ve daha uzun uyur. Erken doğan bebeklerin ise kundaklandığında kas ve sinir gelişmesinin daha iyi olduğu gösterilmiştir. Aşırı ağlayan bebekler kundaklandığında daha az ağlar. Kundak soğuk mevsimlerde vücut sıcaklığının düzenlenmesinde yardımcı olur. Ani beşik ölümlerinin de kundaklanan bebeklerde daha az görüldüğü gösterilmiştir. Sonuç olarak; bebeğin kollarının daha çok sarılıp, bacaklarının serbest kaldığı, çok sıkı yapılmayan gevşek bir kundak bebek için sakinleştirici olabilmektedir.

 Toprak içerisinde yatırmak (höllük): Kırsal kesimde bebek beşik içine doldurulmuş ısıtılmış toprağa yatırılır, böylece soğuktan korunur. Fakat topraktaki tetanoz mikropları özellikle göbekten kana karışarak bebekte tetanoza neden olabilir.

 Sarı tülbent (bez) örtme: Yenidoğan döneminde sarılık karşımıza çok sık çıkar. Bir kısmı kan uyuşmazlığı gibi fototerapi, kan değişimi gibi acil tedavi gerektirebilir. Çoğu ise fizyolojik dediğimiz, yaklaşık ilk iki haftada bebeklerin çoğunda görülen sarılıktır. Sarı örtü örtülerek sarılığın önleneceği inancı vardır. Sarılık olan bebek mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir. Tedavide geç kalınması kalıcı beyin hasarına yol açabilir.

 Nazar boncuğu takma: Nazar boncuğu inancı İslamiyet öncesi Türk geleneklerinden kalmadır. Kişinin dünyaya açılan penceresi gözdür ve göz her türlü iyi ve kötü düşüncelerin ilk çıkış noktası olarak kabul edilir. Bu yüzden bakışlardan ve kötü gözlerden korunmak amacı ile nazar boncuğu kullanılmaktadır. Bebeklerin giysilerinin, genellikle omuzlarına, çengelli iğne ile takılır. Çengelli iğne açılarak yaralanmalara neden olabilir. Ayrıca bebek nazar boncuğunu yutabilir veya soluk borusuna kaçabilir.

kaynak

Sevgiler,

19 yorum:

  1. harika bir yazı olmuş elinize sağlık

    YanıtlaSil
  2. Çok faydalı bir bilgi olmuş.hepsi bildiğimiz başlıklar fakat içeriklerini bilmiyorduk.teşekkür ederiz..

    YanıtlaSil
  3. Bende bebek beşiğine Kuran konuluyor diye biliyorum birisi gelip kaçırıyormuymuş ne öle bişi duymuştum.
    Birde kuzenime bebekken gözleri parlak olsun diye gözüne limon sıkmışlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ela 2 yasında hala başucunda kuran vardır ama biri kacırmasın diye değil benim içim rahat etsin diye :) neee limonmu sıkmıslar :))) kimbilir nasıl gözleri yandı ya :)

      Sil
  4. Aaa çok şaşkınım neler neler varmış ben sadece 40 uçurmayı biliyordum... Benim için bilgilendirici bir yazı oldu..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) ve bunları malesef uygulayanlar var

      Sil
  5. Dogru bilinen yanlışlarımız o kadar çok ki .
    Aydınlatıcı bilgiler için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben tesekkur ederim kimsenin uygulamaması dileğiyle :)

      Sil
  6. güzel yazın için teşekkürler...

    http://ciziyorumdikiyorum.blogspot.com.tr/2015/02/dresslinki-kesfedin-discover-dresslink.html

    YanıtlaSil
  7. Biz de bal sürülür. Hem kokmasın hem de güzel olsun; niyetiyle. Benim kızlarıma da yapıldı.Gerçekten de güzel ciltleri var. Bir de yapanın ne kadar ehliyetli olduğu önemlidir. Büyük olması; miktarını veya yapılış usulünü bildiğini göstermez.
    3 ezan konusunu bilmiyordum. Bebek için çok tehlikeli! Beyin fonksiyonlarına zarar verici.
    Sizin bu yazdığınız Aile Bakanlığı veya Sağlık Bakanlığı iletişimiyle halka benimsetmeli. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. balı hiç duymamıştım :) büyüklere bazı şeyleri anlatmak cok güç gercekten bebeğe zararı olmadıkca sorun yok ama aç kalmak gibi yada fazla tuzlamak gibi konular tehlikeli gercekten sevgiler ;)

      Sil
  8. Belki bircogu eskilerde kaldi ama hepsinin bir anlami var diye dusunuyorum.. ananelerimizden kopmamamiz lazim.. Guzel ve anlamli bir yazi olmus..

    YanıtlaSil
  9. Güzel bir yazı olmuş,teşekkürler.

    YanıtlaSil
  10. 40 uçurtma derken uçurmuş ebeveynleri kastettiğini anlayınca gülümsedim,faydalı bi yazı:)

    YanıtlaSil
  11. Ben annemler beni tuzladığı için onlara hep şükrederdim :) Psikolojik miydi hiç ter kokumun olmaması :)))
    Bu arada sizden bir yazı talep edebilir miyim? Anne olmayı hem çok istiyorum hem de doğumdan inanılmaz korkuyorum, bu nedenle sürekli erteliyorum anneliği. Biraz da bugüne kadar çevremde duyduğum abartılmış hikayelerden kaynaklandığını düşünüyorum. Belki benim gibilere ışık tutup yüreklendirecek bir yazınız vardır :)
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. beni hiç tuzlamamıslar ve terlemem bile terlesemde asla kokmam bu vücut yapısıyla alakalı :) çok güzel bir istek bu sana özel bir yazı geliyor hemen ;)

      Sil

Okuduysan ses ver ;)

Bumerang - Yazarkafe