30 Nis 2015

Süper Annemiyim?


mükemmel anne olmak

 Mükemmel de değilim süperde değilim.

 Kendini süper 4x4 lük sananlar üzgünüm ama sizde değilsiniz.

 Herkes herşeyi tam yapmak ister ama hayat şartları işte ee artı birde insan evladıyız değilmi olmuyor. Ama maalesef bulunduğumuz çevre kendini süper sanan senide süper görmeyen insanlarla dolu. E bunların da çoğunluğu birer anne olduğunu düşünürsek vay yetişen yeni nesilin halini demekten kendimi alamıyorum.

 Geçen benim yaşlarım da 2 çocuklu bir anne parkta bana; ne gerek var yorgun argın işten geliyorsun birde parkta çocuk sallıyorsun koşturuyorsun bu kadar strese sıkıntıya girmeye gerek varmı? hiçbir şeye de yetişemiyorsundur sen dedi. Böyle bir sitede oturuyorsan ev hanımı olabilirsin gibi de bir şey ima etti.

 Böyle bir siteden kastı havuzlu ve çocuk parkı olan onun gözünde çok lüks bir site. Kendisi kiracı ben ev sahibi olduğum için ve kendisi ev hanımı ben çalıştığım için bu yorumu yapma gereğinde bulunduğu çok açık.

 Altta kalıp susmayı pek sevmem ama oturup orda ona açıklama yapmak hiç içimden gelmedi. Ben şimdi ona 11 yıldır hem çalışmak zorunda kaldığımı hemde çocuk büyütmeye çalıştığımı anlatsam boş boş bakacak. Hiçbir şeye yetişemiyorum diye ağlanmamış birine böyle bir varsayım sunmak için çok sığ düşünüyor olmak gerek. Önce derinlere inip onun ufkunu genişletmem gerek sonra mecburiyetlerimi anlatmam gerek sonra yaptığım işleri sıralamam gerek kısaca ayak üstü süper bir insan olduğumu ona ıspatlamam gerekecekti ve sonuç olarak ben yine onun gözünde beni anladığı kadarıyla görünecektim düşününce bile çok yoruldum ve susma erdemliğini seçtim.

 Zaten ben kendime bile süper, mükemmel, harika bir anneyim gibi tanımlama yapamazken başkasına kalkıp kendimi anlatmak garip olurdu. Valla 20 li yaşlarımda olsam oturtur karşıma tek tek anlatırdım ama bu 30 lu yaşlar beni çok değiştirdi zor geliyor insanlara laf anlatmak gülüp geçmeyi daha bir seviyorum :)

 Ayrıca Türkiye sınırları içerisinde var olan çalışan ve çalışmayan anne ayrımcılığını kapatabilecek güçte bir anne değilim vallahi. Bıraktım kendi haline herkes istediğini düşünsün ;)

 Sadece kadının yanından ayrılırken " evet süper değilim ama eminim ben senden daha mutluyum " dedim tabii içimden :)

 Hadi bakalım herkes evinin önünde oynasın komşunun tavuğuna kışt demesin...

 He bide özlü söz ekleyim ; Mükemmel anne yoktur, mutlu anne vardır ;)

Sevgiler,
 instagram GulsahOnen

devamı »

29 Nis 2015

Renkleri Öğretmek

çocuklara renkleri öğretmek


 Hazır olmadığı sürece ya da ne bileyim sırf etrafa "bak benim çocuğum renkleri öğrendi" diye artistlik yapmak için çocuklara birşey öğretmeye çabalamak kendinize ve çocuğa eziyet etmekten başka bir işe yaramaz. Zaten çocuğuyla hava atan anne babalara fazlasıyla ayarım :) Maalesef etrafımda böyle tiplerde mevcut :) neyse konumuza dönelim;

 Ela ile etkinlik yapmayı çok seviyorum. Öğrenmeye inanılmaz açık ve dikkatini çeken birşey buldukmu öyle kolay sıkılıp kaçmıyor. Bu sıra renklere sardı durup durup ben pembeyi çok seviyorum diyor. Bende etkinliklerin yönünü renklere çevirdim. Lego ile kule yapmayı çok seviyor. Bende renklere göre ayırdım. Sarılar ayrı, yeşiller ayrı ilk katlarını ben taktım gerisini renklere göre Ela ayırdı.


çocuklara renk kavramını öğretmekBirde oyun hamuru tutkumuz var. Her renkten kafa yaptık. Kırtasiyeden aldığım gözleride takınca çok gerçekçi oldu :)

 Kitap okurken bile hikayeden çok karakterlerin ne renk olduğunu sorar oldu. Gece masal anlatıyorum kurt ne renk diye sorduğunda gülmeye başlıyorum ve gülüyorum diye küçük hanım çok kızıyor :)

 Şimdilik yoğun bir renk öğrenme çabamız var abisi bitti kardeşi başladı her sabah pembe elbise giyicem diye bağrınıyor eee bu bücürler maalesef duyduğunu değil gördüğünü yapıyorlar.

 Dip not: Direk renkleri sorduğunda pembe ve kırmızı haricindekileri karıştırıyor fakat önüne ojeleri koyunca hiç bir rengi birbirine karıştırmıyor hepsinin renklerini tek tek söylüyor. Bu ne yaman çelişki hala çözemedim :)

 Sevgiler,
devamı »

28 Nis 2015

Erkek Çocukların Asiliği

erkek çocuklarında asilik

  Aslında Yağız ın asi dönemi olduğu için bu başlık erkek çocuğu olarak oldu ama eminim kız çocuklarında da bu durum pek farklı değil.

 Her sabah 7 de kalkıyorum bu sıra yapışık ikizim Ela sayesinde tuvalete bile gözümüz kapalı birlikte gidiyoruz. Bütün geceyi yatağın ucunda kıvrılarak geçirdiğimi düşününce Ela nın sırtımda olduğunu bile çoğu zaman unutuyorum.

 Yağız ı uyandırana kadar sırtımda,  kucağımda,  bacağımda her neremde yapışık ise Ela ile makyajımı yapıp, saçımı başımı derleyip topluyorum. Ama Yağız uyandımı evde bir gürültü başlıyor. Çünkü 9 yaşında ki küçük ergenimiz her sabah mutsuz uyanıyor ve kavga edecek mutlaka konu yaratıyor. Öperek uyandırıyorsun neden öptün diyerek bir başlıyor. Kapının önünde ayakkabı kavgasıyla gidişi son buluyor. Dayak olayına ciddi anlamda karşıyımdır ama içimdeki şeytan arada diyor ki “dayak cennetten çıkma çek içeri bir döv güzelce öyle gönder” :)  işin şakası bu tabii de insan çaresizlikten ne düşüneceğini şaşırıyor.

 Bu sabah ki kavgamızın sebebi; kısa kol okul tişörtü. Beyimiz geçen seneki kısa kol tişörtü beğenmiyormuş o yüzden forma dışında kendi beğendiği bir kısa kollu tişörtü giyecekmiş. 3 senedir bu çocuk üniformaları sevemedi her fırsatta kendi kıyafetlerinden birini giymek için fırsat kolluyor. Burda ki amacı da üniforma yerine kendi kıyafetlerinden birini giymek. Tabii karşı çıkınca başlıyor inatlaşmaya açıklasanda anlamak istemiyor. Tepkisini belli etmek içinde hazırlanma hızını kesiyor ve servise geç kalıyor. Koşturarak kapıya çıkarıyorum bu seferde kapıda geleneksel ayakkabı kavgamız başlıyor. Yağız ın kıyafet ve ayakkabı sevdası hep vardı bu inadıda hep vardı o yüzden seçenekleri hep az tuttum. Mesela 2 ayakkabı dan başka seçeneği yok ama sanmayın ki işimi kolaylaştırdım yine çözemedik çünkü bu seferde yaz kış futbol ayakkabılarını giymek istiyor. Çocuktur hevestir giysin bırak diyorum kendime ama üst üste giydiği için ayakkabının anası ağlıyor. Çok da bulaşmıyorum bu konuda kontrol onda kalsın yırtık ayakkabıdan kendi rahatsız olsun diyorum ama yok yani olmuyor.

 Evet bu günlerde bir süreç biliyorum ama günümüz çocuklarını ne yaparsan yap mutlu edememek durumu beni kahrediyor. İşte çalışıyorum, eve geliyorum evde çalışıyorum, yorgunum demiyorum çocuklarımla oyun oynuyorum etkinlikler hazırlıyorum, uyku gözlerimden akarken gecenin bir koru çocuk gelişim kitapları hatim ediyorum, hafta sonları onların yüzünü güldürmek için dinlenmeden geziyorum ve sonunda yine suratı asık bir çocuk görünce daha ne yapabilirim ki demeden kendimi suçlamadan kendimi yargılamadan geçemiyorum.

Eskiden çocuk doğurmak da büyütmekte kolaymış ama maalesef bugün çocuk doğurmak kolay - çocuk büyütmek çok zor. Hele ki mutlu çocuklar yetiştirmek çok daha zor. Sokak görmeden, özgürce koşamadan dört duvar arasında büyüdükleri için onların da pek bir suçu yok aslında.

İsyan etmiyorum da bu sendromlar bu asi dönemler bitermi acaba diye sadece merak ediyorum :) Gerçi 2 çocuğumun arasının 7 yaş olduğunu düşününce muhtemelen yıllar sonra erkek çocuklarının asiliği başlığım kız çocuklarının inadı olarak değişecektir :)

Sevgiler,
Aydınlık birgün dilerim.
devamı »

24 Nis 2015

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Hepsi bizim yakınımızdı ki…
Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.

Ertesi gün çocukların hiçbiri okula gelmedi...
13 Mayıs 2014, Çarşamba… Kömür madenleriyle bilinen Soma kasabasında meydana gelen elim facianın ertesi günü… Soma’da görev yapan öğretmenler “o gün bizim için çok zor başladı, çocuklarımızın hiçbiri okula gelmedi” diye anlatıyor. Öğretmen Emel Abadan “Öğretmenler odasında sürekli haberleri izliyorduk ve herkes ağlıyordu” diyor. Öğretmen Mustafa Sabur: “Çocuklar okula döndüğünde onlara ne söylerim diye içi içimi yiyordu. Derken bir gün Bilim Kahramanları Derneği’nden geldiler ve etkilenen çocuklar için bir projeleri olduğunu söylediler.”

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

23 Nis 2015

23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı Kutlu Olsun


 Çocukken en çok kutlamayı sevdiğim gün 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramıydı. 19 Mayıs ı kutlamaya başladığımda kendimi daha bir büyümüş hissederdim ama aklım hep 23 Nisan da kalırdı :)

Çocuk aklı işte diyorum ama herşeye rağmen bu özel günlerin bize Atatürk ten armağan olduğunu her zaman bilirdim. Şimdi de amacım çocuklarımın bu özel günlerin kıymetini bilmelerini sağlamak ve sadece bu özel günlerin değil bastıkları toprağın her zerresinde Atatürk sayesinde yaşadıklarını öğretmeye çalışıyorum.

 Bursa Nazım Hikmet Kültürevi bugüne özel çocuklara ücretsiz Deli Dumrul oyununu sergilendi. Ve koca salonun ücretsiz olmasına rağmen sadece yarısının dolu olduğunu görünce biraz şaşırdım. Avm yede uğradık tıka basa çocuk doluydu. Çocuklara tiyatro sevgisini aşılamak bizlerin elinde ama tercihlerimiz avm olduğu sürece  yeni nesilden çok da tiyatro sevmesini beklemek yanlış olur.

 Herşeye rağmen Atatürk ün dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı Kutlu Olsun... Çocukların çocukluklarını yaşayabileceği bir dünya dilerim.

Sevgiler...




devamı »

Çocuklar Migros’la unutamayacakları bir bayram yaşayacak!

Bu 23 Nisan, çocuklar için çok farklı geçecek. Bayramın coşkusu Migros’un fırsatlarıyla katlanacak. Migros, çocukların yaratıcılığını göstereceği #hayalimiçizdim yarışmasıyla ve benzersiz kampanyalarıyla bu sene de çocuklara iyi gelecek.
Hayalini çiz, tüm dünyaya iyi gelsin.
Rengarenk hayalleriyle her gün yepyeni dünyalar yaratan çocuklara bir sürprizimiz var. Hürriyet’in özel olarak hazırladığı 23 Nisan Hürriyet’i gazetesinin kapak sayfasını tamamen çocuklara ve onların hayallerine ayırıyoruz.
#hayalimiçizdim yarışmasıyla çocuklar hayallerindeki dünyayı çiziyor, benzersiz düşlerini paylaşıyor. Üstelik, resimlerini #hayalimiçizdim hashtag’iyle Twitter’da veya Instagram’da paylaştıklarında, oyuncak sepeti hediyemizi kazanma şansı yakalıyor.
#hayalimiçizdim sayfası aynı zamanda Migros TV’de de yayınlanacak. Çocuklar, bu sayfanın çıktısını alıp #hayalimiçizdim hashtag’iyle de yarışmaya katılabilecek.
Hem çocuklarınıza hem cebinize iyi gelecek fırsatlar!
Migros’ta fırsatlar bitmiyor.
Yazmayı çok seven, en sevdiği kalemi biten ya da rengarenk yeni bir defter almak isteyen çocuklara, tüm kırtasiye ürünlerinde %50 indirim iyi gelecek.
Tüm oyuncaklarda %50 indirim (katalog ürünleri hariç), çocukların hayal gücüne iyi gelecek.
Kaç yaşında olursak olalım, vazgeçemediğimiz sakız ve şekerlemelerde 3 al 2 öde, yalnızca çocuklara değil herkese iyi gelecek.
Bambaşka dünyalara yolculuk yapmamızı sağlayan tüm çocuk kitaplarında %50 indirim, çocukların ruhuna iyi gelecek. Yeni maceralara adım atacak, yeni yerler keşfedecek, yeni kahramanlarla tanışacaklar.
Çocukların sınırsız yeteneklerini açığa çıkaran tüm Lego setlerinde %20 indirim onların yaratıcılığına iyi gelecek.
Barbie, Scrabble, Max Steel, Polly Pocket, Cars, Ever After High, Fisher Price, Planes 2, Acayip Havalı Arkadaşlar, Disney Princess ve Hotwheels markalarında %20 indirim ise en sevdiği oyuncaklara kavuşan tüm çocuklara çok iyi gelecek.
Migros size iyi gelecek.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

22 Nis 2015

Bıldırcın Yumurtasının Faydaları

bıldırcın yumurtasının faydaları


 Yine faydalarını çocuklar sayesinde keşfettiğim bir besin kaynağı bıldırcın yumurtası :)

 Bıldırcım yumurtası tavuk yumurtasına göre 5 kat fazla fosfor, 8 kat fazla demir, 6 kat fazla B1, 15 kat fazla B2 vitamini, 9 kat fazla protein içeriyormuş. Ve bıldırcın yumurtası bal ve sütle karıştılınca öksürük, soğuk algınlığı, astım ve alerji gibi pekçok hastalığa iyi geliyormuş.

 Bir tanıdığımız kendisi yetiştirdiği için bana da yollamış. Elime geçtiğinden beri nasıl tüketilmeli diye araştırma yapıyorum. Bir dünya yazı okudum. Kimisi asla çiğ yenmemeli diyor, kimisi çiğ de yenebilir diyor.

 En güzeli doktora sormak ;) Ben tavsiye üzerine yumurtayı kaynar suda yıkıyorum ve küçük bir kaba kırıyorum 1 kaşık bal ile de çırpıp çocukların sütlerine karıştırıyorum. 2 sabah araylada veriyorum. 2 yaşın altında ki çocuklara da asla verilmemesi gerektiğini doktordan öğrendim.

 Şöyle de bir detay var ; bıldırcın yumurtası  östrojen bakımından da zenginmiş. Ela da vajina yapışıklığı olduğunu daha önce ( burda ve burada ) yazmıştım. Bu yapışıklığın sebebi çocukların bu yaşlarda östrojen hormonu salgılamamalırıydı. Yani ihtimal olarak bıldırcın yumurtasında ki östrojen hormonu yapışıklığın açılmasına da yardımcı olabilir. Aşırı yüklendiğinde erken ergenliğe sebep olacağı için ben 2 gün arayla vermeyi tercih ettim.

Netten açıklamalar;

 Bıldırcın yumurtası nasıl yenir ,bıldırcın yumurtası nasıl pişirilir,bıldırcın yumurtası nasıl kullanılır işte Dr. Ender Saraç tan faydaları ve kullanımı hakkında bilgiler:

" Bıldırcın yumurtasının tavuk yumurtasıyla kıyaslanınca 5 kat daha fazla fosfor, 8 kat demir, 9 kat protein içerdiğini söyledi. Bıldırcın yumurtası bal ve sütle karıştılınca öksürük, soğuk algınlığı, astım ve alerji gibi pekçok hastalığa iyi geliyor.

Bıldırcın yumurtası sesi açmak için içilebilir. Bu şekilde içildiğinde sabah aç karna ve 1 adet içilmesi gerekir.
Türkiye’de tüketimi son yıllarda oldukça artan bıldırcın yumurtası yükte hafif; ama sağladığı yararlar açısından epey ağır bir besindir. Demir, fosfor ve potasyum açısından da oldukça zengin bir besin kaynağıdır.

Yalnız bıldırcın yumurtası tüketiminde dikkat edilmesi gereken birkaç nokta var:
Doktorlara göre tarafından bıldırcın yumurtası 2 yaşını geçmemiş bebeklere yedirilmemelidir. Çünkü; bebeğinizin böbrekleri ve sindirim sistemi henüz yetişkin bir insan gibi çalışmadığından, bu besin bebeğinizin böbreklerini yoracaktır.
Yine bebeğiniz için alerjik bir durum oluşturmada tavuk yumurtasından iki kat daha etkili olduğundan, bebeğinizin bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.
Belirli bir beslenme programına sahip olan hastalarda da doktora başvurulmadan tüketilmemelidir.

Bıldırcın yumurtasını çiğ olarak ya da arzuya göre haşlayarak tüketebilirsiniz. Astım hastaları için özel bir tarif ise şudur: Bıldırcın yumurtasını süt ve balla karıştırarak içerseniz faydasını kısa zamanda göreceksinizdir.
kaynak

BILDIRCIN YUMURTASININ FAYDALARI
Tavuk yumurtası ile kıyaslandığında bir hayli yüksek besin değerlerine sahip olan bıldırcın yumurtası toplumumuz tarafından fazla tüketilmeyen bir gıdadır. Tartı hesabı 5 bıldırcın yumurtası 1 tane tavuk yumurtasına bedelken, oysaki faydaları neredeyse onu eşsiz kılmaktadır.

İÇERİK

Tavuk yumurtasına oranla 5 kat daha fazla fosfor, 8 kat demir, 9 kat protein içermektedir. Bunlara ilaveten 6 kat fazla B1, 15 kat fazla B2 vitamini, 9 kat fazla protein ihtiva ediyor.
- Bıldırcın yumurtasını piyasada uygun fiyata rahatlıkla temin edip, tavuk yumurtası ile pişirilen bütün yemekleri yapabilirsiniz. Bunun yanı sıra yaygın kullanım, bir bıldırcın yumurtası su bardağına kırılır, üzerine bir kaşık bal katılır ve üstü süt ile tamamlanarak da kullanılması şeklindedir.
- Uzmanlar özellikle süt ve balla karıştırıldığında astım, öksürük ve alerjiye şifa olmaktadır. Tabi bir antibiyotiktir.
- Üst solunum yolları enfeksiyonları uzmanlık alanına girmektedir.
- Cinsel gücü artırır. ( afrodizyak )
- İnsana güç ve zindelik verir.
- Çocuklar için vitamin kapsülleri değerindedir. Bedensel ve zihinsel gelişime yardımcı olur.
- Çocukların bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve iştahlarını artırdığı belirlenmiştir.
- Protein açlığının giderilmesine birebirdir.
- Ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırır.

Bıldırcın yumurtasının bulunabiliyorsa, özellikle astım için doğal olanları tercih edilmelidir. Doğal yumurtayı yapan bıldırcın özgürdür. Özgür olduğu için de doğadan astımın ilacı olan ot ve tohumları severek tüketmektedir. Halbuki, üretilen bıldırcınlar, yemle beslenmekte olup hür değildirler.
ÖNEMLİ NOT
Bebeklerde, çocuklarda kullanıldığı gibi kullanılmamalıdır. Yani, bebeğiniz en az 3-4 yaşına gelene kadar vermemelisiniz. Bunun sebepleri şunlardır;
· Bebeğin böbrekleri erişkinler gibi çalışmadığı için böbrekleri yormaktadır.
· Tavuk yumurtasına göre daha yoğun olduğu için, 2 kat daha fazla alerji etkisi yapabilir. Halbuki, bebeğinin bağışıklık sistemi yeteri kadar gelişmemiştir.

kaynak

Not: Kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

Sevgiler,
devamı »

21 Nis 2015

Kız Bebeklerde Vajina Yapışıklığı-2


vajina yapışıklığı
 Kız bebeklerde oluşan VAJİNA YAPIŞIKLIĞI hakkında daha önce yazmıştım. Ela nın bu durumdan müzdarip olduğunu ve 1 yaşın altındayken çocuk cerrahı tarafından açtırma işleminin yapıldığını da belirtmiştim.

 Son zamanlar da yine kapanıyormuş gibi geldi ve 3.bir doktor arayışına girdik. Bursa da iyi bir doktor olarak adı anılan Uzm.Dr.Tamer Özekinci ye götürdük. Kesin yine bir küçük operasyonla müdahale edileceğini düşündüğümden elim ayağım titreyerek gittiğimi kabul etmeliyim. Ela bu konu da çok hassas ve canı da çok kıymetli. Beni en çok korkutan da çocuğumun psikolojisinin bozulacağı oldu. Çünkü artık küçük değil ve her şeyin farkında.

 Ama sandığım gibi olmadı diğer 2 doktorun aksine Tamer Bey çok da güzel açıklama yaptı. Bunları yazıyorum çünkü internette bebeklerde vajina yapışıklığı hakkında çok fazla bilgi yok. Özellikle bir anne deneyimi okumak biliyorum ki annelerin içine daha bir su serpiyor.

 Neyse Tamer Bey çok korktuğunu gördüğü Ela yı muayene dahi etmedi. Çünkü vajina yapışıklığına bu yaşta müdahale etme taraftarı değil. Tabii benim içim rahat etmedi bir sürü soru sordum. "İdrar yolu iltihabı olmadıkça ve sebepsiz yüksek ateş olmadıkça boşuna açtırmayın. Bir hastam geldi panikle 6 kez çocuklarına müdahale edilmiş ve yine kapanmış en son bana getirdiler size açıkladığım gibi onlara da açıkladım. Bazen kendiliğinden açılabiliyor açılmasa da ergenlikte küçük bir müdahale ile hallediliyor. Operasyonun acısı çok yok ama bu yaşta mahremiyeti öğrenen çocuğunuza bunu yapmayın onu boş yere korkutmayın." dedi. Gerçekten öyle kabız olduğu için bile Ela fitil kullanacağız korkusuna altını zorla aldırtıyor birde böyle bir müdahale edilirse ne olurdu çocuğumun hali düşünemiyorum.

 Birde vajina yapışıklığını masajla açmak için kullanılan östrojen kremlerini sordum. Onu da tavsiye etmedi bu yaştaki çocuğa dışarıdan hormon takviyesine gerek yok dedi. Kafamda soru işareti olmadan ordan ayrıldım.

 Eve geldim anneyiz işte şeytan dürttü :) ee peki ellemedik diyelim yapışıklıkta kendiliğinden açılmadı ne zaman ben bu çocuğu doktora götüreceğim ergenlik denilen dönemin net bir yaşı yok ki?

 Bunun da cevabı için çok güvendiğim eski kadın doğum doktoruma sordum daha doğrusu sordurdum diyelim :) aldığım cevap Tamer Bey in cevabı gibiydi oda kesinlikle açtırmamızı iletti. 10-11 yaşların da yani adet döneminin yaklaştığını hissettiğimiz anda doktora götürüp açtırmalıymışız. Ayrıca bunun doğurganlık gibi bir şeye zararı olmadığını özellikle belirtmiş. Bunu biliyordum zaten.

 10-11 yaşları da bir doktorun önüne yatmak için çocuk açısından korkutucu olabilir. Ama o zaman her şeyi algıladıkları bir yaş olduğu için oturup konuşarak 1-2 sn lik bir şey olduğuna ikna etmek daha kolay. Yani her kapandığında defalarca açtırmaktansa ergenlik döneminde 1 kere çocuğuma bunu yaşatmak bana daha mantıklı geldi. Artık kafam rahat. İnşallah olmaz ama idrar yolu enfeksiyonu olursa hemen müdahale edilecek. Denildiği gibi belki de vücut östrojen hormonu salgılamaya başladığında yapışıklık kendiliğinden açılacak.

 Demem o ki kafamızdaki sorular netleşmeden bir doktorla yetinmemek gerek. Görüştüğüm diğer doktorlar hemen açalım derken Tamer Bey in güzelce açıklamasından sonra birde kadın doğum doktorumun güzel açıklamaları ilaç gibi geldi.

 Bu konuda size en büyük tavsiyem doktorlar aylık rutin muayene esnasında vajina bölgesini kontrol etmekten nedense kaçıyorlar. Bunu yapmayan doktorunuzu mutlaka uyarın. Gerekirse sizde alt değiştirirken kontrol edin. Çünkü bu yapışıklığı yıllarca fark etmeyen insanlar var.

Kısaca; Bu konuyu artık kapatıyorum. Bizim içimiz rahat. Sizlerinde başına böyle bir şey gelirse sakın panik olmayın ve gerekmedikçe kızınıza cerrahi müdahale ettirmeyin. Tüm sorularınıza cevap verebilecek bir doktor bulana kadar da araştırma yapın.

Bu konuda ki son yazımı da okumanızı tavsiye ederim.
www.gulsahonen.com/labial-fuzyon
Sevgiler,



devamı »

20 Nis 2015

Ela 25 Aylık

25 aylık bebek gelişimi

Ela dün itibariyle tam 25 aylık oldu. Artık bebeklikten iyice çıkmış durumda.
Ev içerisinde 4.bir birey olduğunu bize iyice kanıtlama çabaları var. Herşeyi ben yapacağım moduna da iyice girdi.
minnie mouse sevgisi

Bende asla "sen yapamazsın" mesajını vermemek için müdahale etmiyorum.
Ayakkabılarını giyebiliyor.
Külotlu çorabını çıkarabiliyor ama yardımsız giyemiyor.
Fermuarı çekebiliyor + açabiliyor.
Montunu kendisi giyip çıkarıyor. Ve boyuna göre olan sandalyesinin arkasına asıyor. Odasına boyuna göre bir askılık takma kararı aldık.
Üstünden çıkardıklarımızı asla yere değil banyo daki kirli sepetine atıyor. Ellerini kendisi sabunlamaya başladı.
Dişlerini (macunsuz) fırçalayabiliyor.
Bu ay bağımlısı olduğu battaniyesini ( kokusunu) bıraktırdık. Ve doğum gününde hediye gelen minnie mouse peluşuyla yatıp kalkmaya başladı. Öğrendiği herşeyi minnie ye de anlatıyor :)
Boyumuz normal (87cm) ama kg muz maalesef düşük (10kg) çok takılmıyorum çünkü gayet iştahlı ve sağlıklı hasta olmadığı sürece zayıf olmasının cok zararı yok.
Dil gelişimi "koca karı" modunda :)
Evcilik oynama moduna geçti ama hala yalnız oynamıyor.
Gece uykularımız hala bölük pörcük çok sık uyanıyor.
Bu ayda üstte 2 kök dişimiz de patladı ve huysuzluk had safhada.
Kinder bağımlısı oldu diyebilirim gördüğü an da gözü dönüyor dişi acıyor ama birşey yok diyerek yiyor ve bittiği gibi dişim acıyor diye 15dk aralıksız ağlıyor :) gelde delirme :))
Anne ve baba arkasından "gitmeyin" diye ağlamalar bu ay başladı. Özellikle haftasonu gideceğimizi düşündüğü için yapışık durumda evin içinde geziyoruz. Bu da sanırım geçici bir süreç.
Etkinliklerimiz de artık yapıştırıcı kullanıyoruz makas da tutmaya başladı. Oyun hamuru hala gözbebeğimiz.
Renkleri arada karıştırıyor ama işin içine oje sokarsan tüm renkleri hatasız sıralıyor :)
1-20 ye kadar sayabiliyor.
Ve kendi adının harflerini tanımaya başladı.

Not: Ela için ısrarla öğrensin diye uğraşmıyorum. Amacım sadece eğlenceli vakit geçirmek yani oynayarak öğretmek. Ve çalıştığım için kısıtlı olan görüşme saatlerimizi ev işlerine değilde ona ayırmaya çalışarak onu ne kadar önemsediğimi hissetmesi en büyük amacım.
resim çizmeyi öğretmek

İnternetteki 25 ay gelişim özellikleri aşağıda ki gibi;

 Her çocuk farklı olup belli aşamalara kendi yaşlarındaki çocuklara göre daha erken veya daha geç ulaşabilirler. Onun kendine özgü bir gelişim yolu olduğunu hatırlamanız gerek. Dolayısı ile bu tarihler değişebileceği için bu ayları çocuğunuzun gelişimini ölçmek için kullanmayın, bir tereddütünüz varsa doktorunuza danışın.
Gerçek Yürüme
 Motor becerilerini geliştirdikçe artık çocuğunuz yürüyüp zıplayabilir, hatta koşabilir. Bundan sonra her ay bu becerileri biraz daha iyi hale gelecektir. Sıçramakta, top atmakta, yardım edilmeden dişlerini fırçalamakta ve ellerini yıkamakta daha becerili olacaktır. Dolayısı ile yardımınız olmadan kendi kendine bakabilmeyi öğrenecektir. Çocuğunuz aynı zamanda küpleri üst  üste dizerek kuleler yapabilir, yaptığı  kuleleri yıkabilir, ayakkabılarını çıkarabilir, kitap sayfalarını çevirebilir ve bir kupayı tek elle tutabilir.
Gerçek Konuşma
 Çocuğunuz artık iki kelimeden oluşan basit cümleler kurmaya başlamış olabilir ve “Ayakkabılarını al ve annene getir de birlikte giyelim.” Gibi iki aşamalı talimatları yerine getirebilir. Şimdilerde belki de söylediklerinin yarısını anlıyorsunuzdur fakat 4 yaşına gelene kadar da tamamını anlamayı ümit etmeyin. Çocuklar sıklıkla zamirleri karıştırabilir – dolayısı ile “top getir” veya “bebek at” gibi zamirleri hiç kullanmadığı cümleciklere sıkça rastlarsınız.
Şekil Değiştirme
 Çocuğunuz ikinci yaş gününden sonra sürekli incelmeye devam edecektir. Kafa, kol ve bacaklar gibi vücuda bağlı parçalardan daha yavaş büyüyecek, gövde uzayacaktır; zamanla da vücut oranları daha ziyade bir yetişkine benzeyecektir. Dolayısı ile üzülmeyin, bunun beslenme ile bir alakası yoktur. Bu oluşacak temel bir değişikliktir.
Hiddetler
 Çocuğunuzdan her zaman mükemmel davranışlar bekleyemezsiniz. Çocuğunuza  belli  durumlarda  farklı tavırlar  almak  yerine, konuşmayı deneyin, daha iyi sonuç  alacağınızı göreceksiniz. – ve bir şeyi doğru bir şekilde yaptığında onu övmeyi ihmal etmeyin-. Bu yaşlardaki  çocuğunuz çok meraklı olacak ve bir çok soru soracaktır. Sabırlı olun. Çocuğunuzun kuralların sebebini anlamasına yardım etmeniz onun onlara uymasını kolaylaştıracaktır. Koyduğunuz kurallarda açık ve tutarlı tutun, zaman zaman göz ardı edilmesine fırsat vermeyin.
Daha Az Uykuya İhtiyacı Olacak
 2 ile 3 yaş arasında çocukların gecede 9 ile 13 saat arasında uykuya ihtiyacı vardır. Çoğu çocuk aynı zamanda öğleden sonra erken saatlerde gündüz uykusuna dalar, bazıları ise gündüz uykusunu tamamen bırakır. Bu yaşta tam anlamı ile doğru bir uyku saati yoktur. Çocuğunuzun dinlenebilmiş  ve  zinde olabilmesi için ne kadar ihtiyacı varsa o kadar uyumasına müsaade edin.
2-2,5 yaş çocuk pratik özet:
Fiziksel-zihinsel-duygusal  gelişim
Sıçrayabilir,  topu başının üstünden fırlatabilir, düğmeleri çözebilir. Kalemi büyüklere benzer şekilde tutar . Ellerini yıkama, Çıt-çıt açma ve kapatma, Fermuar açma-kapama başlar. Ev işlerinde annesine yardımcı olmaktan hoşlanır, ev işlerini taklit  başlar(bezle silme, toz alma). Masa-Sandalye(plastik) taşıma. Halıyı rulo yapma. Bez peçete katlamasını ve peçete kullanmasını öğretin. Renkleri ayırt etmeye başlar, renkli, desenli ve ilgi çekici peçeteleri yanında kullanarak özendirin ve öğretin. Kaşıkla bir kaptan diğer kaba kuru baklagil, vs. koyma. Bu yaşlarda almanız gereken oyuncaklar özellikle Legolar, küpler değişik boyutlarda kesilmiş tahtalar olabilir. Kendisi tuvalete gidebilir Çoğul geçmiş zaman kullanır, ben zamirini genellikle doğru kullanır, adını ve soyadını söyleyebilir. Sorulduğunda vücudun 10 kısmını gösterir. Kavramları göstermeye başlar.(Büyük-küçük seçenekler içinden büyük olanı gösterir).  Çocuğunuza öğretirseniz eğer; Lego'dan değişik şekiller yapmaya başlar.  4–5 parçalık puzzle’ları yapar (öğrendikçe sayı artabilir). Ama henüz dikkati kısadır.  Paralel oyun dönemidir.(hayali oyun-dramatize oyun başlar). Ama tek oynamayı tercih eder. Genital organları ile ilgilenmeye başlar,  sakın kızmayın.
kaynak

Sevgiler,

devamı »

17 Nis 2015

“İçerdeki Çocuklara” Anaokulu

çocuklar içerde hapsolmasın

İçerdeki Çocuklara” Anaokulu


 Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak zorunda kalan 0-6 yaş arası cezaevi çocuklarının oyun ve eğitim imkanlarının iyileştirilmesi için “İçerde çocuk var” adıyla birsosyal proje başlatıldı.
Projeyle Türkiye genelindeki 7  kadın ceza infaz kurumundakianaokullarının iyileştirilmesiamaçlanıyor. Projenin ilk adımı Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle İstanbul Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı.

 Çeşitli meslek gruplarından 24 duyarlı vatandaşın gönüllü olarak yola çıkıp, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı ile bir araya gelerek başlattığı İçerde Çocuk Var adlı projenin amacı,  cezaevlerinde, annelerinin hem yatağını hem de kaderini paylaşan miniklerin hayatına dokunarak geleceklerine katkıda bulunmak. Proje,cezaevi çocuklarınaöğrenebilecekleri, eğlenebilecekleri eksiksiz bir anaokulu ortamı oluşturmak, yeşil alanlar yaratarak doğayla tanışmalarını sağlamak, gelişimlerine uygun yemek hazırlanabilecek mutfak inşa etmek ve dış mekan oyun alanı kurarak cezaevi içinde özgür bir yaşam alanı yaratmayı hedefliyor.

 İstanbul Bakırköy Cezaevi’nde başlayacak proje kapsamında, mahkum annelerinin kaderini yaşamak zorunda kalan cezaevlerinin masum çocukları için kaynak bulmak amacıyla çeşitli etkinlikler ve kampanyalar yapılacak. Ayrıca, İstanbul Valiliği’nin izniyle alınan 4528’e gönderilecekSMS’lerve banka hesap numarasına yapılacak bağışlarla kampanyaya gelir sağlanacak. Böylece, mevcut anaokullarının  iyileştirilmesi ve anaokulu bulunmayan kadın cezaevlerindede yeni ana okullarının yapılmasında kullanılacak. Hedeflenen anaokullarının çocuklara kazandırılmasından sonra ise proje,  cezaevi çocuklarının dışarıdaki yaşıtları ile eşdeğer eğitim şansına sahip olmalarını sağlamak ve cezaevi yaşam koşullarının iyileştirilmesi için devam edecek. 

İlk adım İstanbul’ da
 Türkiye’deki 7 tane kadın ceza infaz kurumunda yaklaşık 5 bin kadın mahkum var. Bunlardan 370 Kadın mahkum,0-6 yaş arası çocuklarınıkendi yatağında yatırarak cezaevinde büyütüyor. Örneğin, İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi’ndemahkum anneleriylecezaevinde yaşayan0-6 yaş arası53 çocuk var. Bakırköy Cezaevi’ndeki çocukların bir kreşi var ancak bu kreşin deiyileştirilmesi, eğitici oyuncak ve kitaplarla yeniden elden geçirilmesi gerekiyor. Projenin ilk adımı da Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle Bakırköy Cezaevi’nde atılacak.

Oyuncak ve oyun arkadaşları yok
 Cezaevinde doğan ya da annelerinin kucağında parmaklıklar arkasına gelen, cezaevlerinin masum çocukları, hayatlarının en önemli evrelerini yaşıtlarının sahip olduğu birçok şeyden yoksun, olumsuz koşullarda geçiriyor. Oyun oynama ve eğitim almaları gereken zamanlarını annelerinin koğuşunda, çeşitli suçlardan mahkum,yetişkin kadın koğuş arkadaşlarıyla geçiren çocukların,bu süreçte yaşadıkları deneyim,hayatlarının sonraki dönemlerini özellikle ergenlik ve gençlik yıllarını ne yazıkki derinden etkiliyor.Koğuşlar kalabalık olmasın diye her koğuşa sadece bir çocuğun konulduğu cezaevi çocuklarının oyuncak ve kendi yaşıtı oyun arkadaşları yok.

“İçerde Çocuk Var” projesi ilk adımİstanbul’da Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı. Tüm mimari ve inşaat hazırlıkları tamamlanan anaokulunun çok yakın bir zamanda tamamlanması hedefleniyor. Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu tamamlandıktan sonra Türkiye’de bulunan diğer Kadın cezaevlerine de anaokulu kazandırılacak. Böylece proje ile cezaevi çocukları, kreş, oyuncak ve oyun arkadaşlarına kavuşacaklar.

Proje ile ilgili detaylı bilgiye www.icerdecocukvar.com sitesinden ulaşabilirsiniz.

Bağış için ;
COCUK yazıp 4528’ e SMS gönderilebilir.
Banka bağışı için; VakıfbankKadıköy Şubesi, Şube kodu 012 Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı (TL)
TR 94 0001 5001 5800 7303 0490 01

içerdeki çocuklara anaokulu projesi
devamı »

16 Nis 2015

Hep BEN Diyenler...


hep kendini anlatan insanlar

Etrafımda sürekli kendini anlatan insane tipleri var. Hepsi benimi buluyor acaba diye sormadan edemiyorum.

 Nasılsın demeye kalmıyor başlıyor saymaya şunu aldım, şunu yaptım, şuraya gittim, ben şöyleyim, ben böyleyim, evime çöp aldım, çocuğuma gocuk aldım uzarrr gider.

 O an araya girip bende iyiyim valla diyesim geliyor ama yok yani diyemiyorum. Bana göre konuşan birinin lafını bölmekte ayıp bir şey olduğu için beni bir gözünüzün önünde hayal edin bakalım nasıl sabırla dinliyorum :)

 Kadın milletiyiz çok konuşuruz elbet dır dır bizim göbek adımızdır ama birbirimize yapmasak diyorum hani bunu ;) Çünkü biliyor yani karşında ki senin neyi attığını neyi tuttuğunu illa bir ayna tutulmasını beklemesek diyorum daaaa kendi kendime diyorum.

Bana 2 kelime ile kendini anlat desen ben egosu yüksek demesinler diye kendim hakkında söyleyenecek 2 güzel cümle bulamam ama bu insanlar tavan yapmış egoları sayesinde sana kendileri hakkında 2dk da roman yazarlar. Dinlemek sözcüğü malesef bildikleri birşey değil.

Eeee benim gibi dinleyende zor bulunur olsa gerek bu model insanları mıknatıs gibi çekiyorum. Bana göre kendini anlatmak bu kadar ayıp bir şey karşımdakinin anlatırken zevkten köşe olduğunu görmek çok garip bir şey. Birçok yerde okuduğum kadarıyla bu tip insanlar kişilikleri tam oturmadığı, kendine güvenleri sıfır olduğu için bu kadar kendilerini anlatıyorlarmış. Olur olmaz her şeye normalden fazla gülen ve her fırsatta konuyu kendine getirip kendini öven insanların iç dünyaları çok karmaşıkmış. Ne kadar doğru bilemeyeceğim :)

Sorunları ne olursa olsun kendilerini yargılamaları gerektiğini onlara nasıl hissettirebiliriz ben onun derdindeyim. Ya da kendimi kurtarma derdide diyebiliriz :) Çünkü böyle insanları hayatımdan tamamen sıfırlamam mümkün değil her varlar mümkün oldukça beni görmemelerini sağlamak için çözüm arama çabası içindeyim.

Siz napıyorsunuz karşınızdaki biri sürekli kendini anlattığında? Benim kadar sizede denk geliyormu bu modeller :)

Sevgiler,
devamı »

15 Nis 2015

Çocuklara Görgü ve Nezaket Kuralları Nasıl Öğretilir?

çocuklara görgü ve nezaket kuralları nasıl öğretilir?
 Çocuklarımız artık görgü kurallarını erken yaşta önce evlerine sonra da kreşlerde itinayla öğrenmeye başladı. 2 yaş itibariyle evimizde bizler görgü kurallarını ve nezaket kavramını öğretebiliriz. Erken yaşta bunları öğrenmeyen çocuk evin içinde yaşadığı özgür ortamı dışarıdada arayacaktır ve tüm kuralların kendi isteklerine göre olmasını bekleyecektir. Ve bu gerçekleşmediğinde çocuk fazlasıyla mutsuz olacaktır. Çok baskıcı olmakta çözüm değil bu yüzden evde en güzel eğitim rol model olarak anne ve babanın taklit edilmesidir. Sonrasında bunu kreşle desteklemek en mantıklısı. Çünkü evde anne babasını dinlemeyen çocuklar okulda kuzu gibi oluyorlar :)

 Yağız da hiç sıkıntı çekmedik inanılmaz titiz bir çocuktu 3 yaşında kıyafetlerini katlayıp dolabını düzenlendiğini çok iyi hatırlıyorum. Pis diye parklarda oynamaz ve kaydırakları ıslak mendille silen bir çocuktu. Ailemizde kimse bu kadar titiz değil kime çekmiş bu çocuk derdik. 3-6 yaş bu kadar şahane geçmişken Yağız maalesef 1.sınıfta evrim geçirdi. Şuan zorla odasını topluyor, zorla diş fırçalıyor, zorla el yıkıyor vs vs...
 Bunun da bir süreç olduğunu ergenlik sinyallerinden dolayı aileye baş kaldırma olduğunu öğrendim. Çok net söyleyim elimden geldiğince taviz vermiyorum ve asla onun yapması gereken işleri (odasını toplamak, kıyafetlerini katlamak, yatağını düzeltmek gibi) ben yapmıyorum. Çünkü gerçekten ilerde bir kadına sırtını dayamadan herşeyini kendisinin halledebilmesini istiyorum. Ve kendi işini halletmiş olsa da mutlaka teşekkür etmeyi atlamıyorum.
Peki;
Çocuğa Nezaket Kavramı Nasıl Kazandırılmalıdır?
 
   Toplum tarafından onay gören nezaket kuralları, zorlama olmaksızın çocuğa kazandırılmalıdır. Bu da en iyi davranışlarımızla çocuğa model olunarak mümkündür. Aile içinde olan ilişkilerdeki incelik ve samimiyet topluma yayılacaktır. Nezaketi, saygıyı aile içindeki tüm bireylerin benimsemesi gerekir. Ailesi tarafından kibar davranılan çocukların görgü kurallarını öğrenmeleri daha kolay olur.
     Çocuğunuzu topluluk önünde kibar davranma konusunda utandırmayın. Bu tür davranışlar çocuğunuzun kendisine ve size karşı saygısını zedeler. Utanç ve öfke duygusundan başka bir işe de yaramaz. Görgü kuralları, ona örnek olarak öğretilmelidir. Mutlaka uyarmak gereken bir durum var ise çocuğu nazikçe bir kenara alarak, utandırmadan konuşulmalıdır.
     Çocuğa aile içerisinde yaşına göre provalarla zorlamadan aşağıda sıralanan konular işlenmelidir. Çocuğunuzun kendi cümleleriyle kendini tanıtmasını sağlayabilirsiniz. (Çocuğun konuşmaya başlamasıyla birlikte öğretilebilir.) Bu yaşta çocuk selamın anlamını çok bilmese de bu davranışıyla toplumda sosyal kabul görür. Bu da çocuğun hem özgüven gelişimini destekler hem de bu davranışlar çocuğun davranış özellikleri haline gelir. Neden ve nasıl özür dilenir? (3 yaşından itibaren işlenebilir.) Sofra adabı nasıl olmalıdır? (3 yaşından itibaren işlenebilir.) Misafir karşılama ve uğurlama nasıl olmalıdır? (4 yaşından itibaren işlenebilir.) Kapı çalma şekli nasıl olmalıdır? (3 yaşından itibaren işlenebilir.)
      Çocuğunuzun özellikle 4-6 yaşları arasında muziplikleri artar ve inat davranışlarıyla sizi kışkırtır. Bu durum çocuğun gelişiminde bir süreçtir. Çocuk bu tür davranışlarıyla disiplin sınırlarınızı kontrol ederek kişiliğini oluşturmakta, sınırları ve yasakları öğrenmektedir. Çocuğun bu sınırları ve yasakları öğrenmesi sizin tavırlarınıza bağlıdır. Çocuğun muzipliklerini ve kışkırtmalarını gülerek karşılarsanız ve bu tür davranışlarını zekâsına bağlarsanız, çocuk kendi sınırlarını kendisi belirler. Çocuğun bu davranışlarını, katı disiplin ve şiddetle karşılarsanız bu defa da katı itaat kültürüyle yetişmiş, kendine güvenmeyen ve hakkını aramaktan çekinen, saygı ve itaatte sosyal sınırların ne olduğunu ayırt edemeyen kişilikler ortaya çıkar. Uygun olan yaklaşım, anne-baba ortak tavırla, kıvamında bir otorite ile çocuğa, yanlış olan ve yapmaması gereken davranışlarla doğru olan ve yapması gereken davranışları fark ettirmektir.
       Çocuğa beklentilerinizi ifade ederken neleri yapmamalarını değil, neleri yapmalarını beklediğinizi söyleyin ve iyi davranışlarını takdir edin. Örnek olarak; "Ellerinle yemek yeme” yerine, “Lütfen çatalı kullanır mısın?” “Çatalını ne kadar kibar tutuyorsun” “Yemeğini kendi önünden yemen ne kadar güzel" gibi ifadeler çocuğunuzu nazik davranışlar için yüreklendirir.

 Kısaca ufacık çocuk görgü ve nezaket kurallarından ne anlar demeyin yeri geldimi özür dileyin yeri geldimi teşekkür edin. Unutmamak gerek ki çocuklar kuralları ancak anne babası uyduğunda kabul eder ve cezadan çok anne babanın uyguladığı örnekler daha önemlidir.

Sevgiler,

devamı »

14 Nis 2015

Büyüme Ağrıları


çocuklarda eklem ağrıları
 Yağız'ın ara ara ciddi anlamda bacak ağrıları oluyor. Ve bu şikayetleri her defasında gece uykuya yattığı anda meydana geliyor. Bu sene iyice azaldı ama aklıma gelmişken bunu da yazmak istedim. Sebepsiz ağrıları bazen önemsemeyebiliyoruz. Biz çoğunlukla masajla bu dönemi atlattık herhangi bir ilaç falan kullanmamıza gerek kalmadı.

 Ne olursa olsun her ağrıyı önemsemekte ve acilen doktora görünmekte fayda var. Bizim ağrılarımızın nedeni büyüme ağrıları olarak adlandırıldı.

BÜYÜME AĞRILARI NEDİR?
 Büyüme ağrıları genellikle iki bacağı etkiler ve geceleri meydana gelme eğilimindedir. Birçok durumda, artan büyüme ağrıları çocuğu uykudan uyandırmaktadır. “Büyüme ağrıları” tabiri belki de yanlış bir kullanımdır; çünkü ağrıların büyüme ağrısı olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.
 Doktorlar büyüme sancılarına neyin neden olduğunu tam bilmemektedirler, ama psikolojik sorunlar ve alçaltılmış bir ağrı eşiği gibi bazı durumlar da büyüme ağrıları ile bağlantılı olabilir.
Büyüme sancılarını kesin hiçbir tedavisi yoktur. Ancak çocuğunuzun ağrıyan kasları üzerine sıcak bir ısıtma yastığı koyarak veya masaj yaparak ağrılarının rahatlamasını sağlayabilirsiniz. Çocukların çoğunda ağrılar gençliğe ulaşınca durmaktadır. Büyüme ağrıları zararsız olmakla birlikte, çocuklarda görülen bacak ağrılarının bazı türlerinin altında yatan nedenler tedavi edilebilir.

BELİRTİLERİ
 Büyüme ağrıları genellikle bacaklarda, uyluk kemiğinin önünde ya da dizlerin arkasında bir ağrı veya çarpıntı şeklinde görülür. Genellikle iki bacak birden ağrır. Bazı çocuklar büyüme ağrıları sırasında karın ağrısı ya da baş ağrısı da yaşayabilir.
Büyüme ağrıları genellikle öğleden sonra ya da akşama doğru başlar ve sabaha kadar kaybolur. Bazen çocuklar ağrı ile gecenin ortasında uyanır.

 NE ZAMAN BİR DOKTORA GÖRÜNMELİ?
Çocuğunuzun bacak ağrısı varsa veya aşağıdaki ağrılar ilgili endişeleriniz varsa, çocuğunuz için bir doktora danışın:
• Ağrılar kalıcı ise ve sabahları ağrılar halen mevcutsa,
• Çocuğunuzu normal faaliyetlerinden alıkoyacak kadar şiddetli ise,
• Ağrı eklemlerde ise,
• Bir yaralanma ile ilişkili ise,
• İştahsızlık, halsizlik, yorgunluk, şişme, kızarıklık, hassasiyet, ateş, aksama ve döküntü gibi diğer belirtiler eşliğinde gerçekleşiyorsa,

NEDENLERİ
Bir çocuğun büyümesinin ağrılı olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur. Ancak, koşma, tırmanma ve atlama gibi aktiviteler çocuğun iskelet sistemi üzerinde zorlama yapabilir. Gündüzleri kasların aşırı kullanılmasından kaynaklanan ağrıların geceleri artması bu ağrıların büyüme ağrısına işaret ettiğini gösterir.

RİSK FAKTÖRLERİ
• Büyüme ağrıları yaşları 2 ila 12 arasında değişen çocuklarda görülür. Kız çocuklarda erkek çocuklara oranla daha sık görülür. Gün boyunca, Koşma, tırmanma veya atlama gibi faaliyetler geceleri bacak ağrısı oluşma riskini artırabilir.

TESTLER VE TEŞHİS
• Doktorlar genellikle herhangi teste ihtiyaç duymadan büyüme ağrılarını teşhis edebilir. Bazı durumlarda da, doktorunuz çocuğunuzun belirtilerine neden olabilecek diğer sorunları ortaya çıkarmak için kan testleri veya röntgen isteyebilir.

 TEDAVİLER VE İLAÇLAR
 Büyüme ağrıları için spesifik bir tedavi yoktur. Ancak, çocuğunuzun bacaklarına masaj yaparak ve diğer kişisel bakım önlemlerini uygulayarak rahatsızlığının hafiflemesine yardımcı olabilirsiniz.

YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ VE EV İLAÇLARI
Aşağıdaki ev ilaçları çocuğunuzun rahatsızlığının giderilmesine yardımcı olabilir:
Çocuğunuzun bacaklarını ovuşturun. Bazı çocukların ağrıları yumuşak masaja olumlu yanıt verir. Diğerleri tutulduğunda veya kucağa alındığında kendilerini daha iyi hissederler.
• Bir ısıtma yastığı kullanın. Isı ağrıyan kasları yatıştırmaya yardımcı olabilir. Çocuğunuz yatmadan önce veya bacakları ağrıdığında bir ısıtma pedi kullanın. Çocuğunuzun uyuduğunda ısıtma pedini çıkarabilirsiniz. Yatmadan önce sıcak bir banyo da çocuğa yardımcı olabilir.
Ağrı kesici kullandırmayı deneyin. Çocuğunuza ibuprofen veya asetaminofen ağrı kesicilieri verebilirsiniz.

devamı »

13 Nis 2015

Bahar Havası

bursa botanik park

 Hafta sonu hava şahaneydi bahar geldi artık demek isterdim ama maalesef Çarşamba yine yağmur geliyormuş.

 Bursa yeşilliğiyle ünlü bir memleketti lakin her yere ev diktikleri için artık eskisi gibi değil bu nedenle havalar ısınınca insanlar zar zor buldukları yeşilliklere atıyor kendini hal böyle olunca da her yer tıka basa dolu oluyor. Bildiğin sabah erkenden hazırlanıp yollara düşmek gerekiyor.

 2 çocukla avm mümkün olmayacağı için şehrin ortasında olan Botanik Parka gittik. Biz giderken çok kalabalık değildi ama sonradan kapılar da kuyruklar olmaya başlamış. Yemyeşil kocaman bir park burası bir kısmı hayvanat bahçesi diğer kısmı çiçek bahçelerinin olduğu, düğün çekimlerinin yapıldığı ve bisiklet kiralayıp gezebileceğiniz alan yapmışlar. Ama gel gelelim o kadar kalabalıkta bisiklete binmek çok zor. Fotoğraf çekmek uğruna insanlar güzelim çiçekleri ezip geçmişler. Fotoğraf çekinmeye gelen gelinlere ise ayrı bir üzüldüm yazık hem tüm gözler üzerinde hemde kalabalıkta ellerini kollarını nereye koyacaklarını bilemiyorlar.

 Neyse biz ailecek temiz hava alıp biraz dolandık güneşin altına da oturup bol bol d vitamini aldıktan sonra feci kalabalığı terk ettik. Her yere lüks evler yapma derdine düşen inşaat firmaları sayesinde çocuklarımızın çocuklarına maalesef yeşil alan kalmayacak gibi.

 Fotoğraflar da görüldüğü üzere benim torun minnie mouse hep yanımızda ona da temiz hava aldırdık onsuz olmaz ;)
 Herkese mutlu bir hafta dilerim.

bahar havası çiçekler
botanik park

minnie mouse




devamı »

9 Nis 2015

Oto Koltuğuna Oturmayan Çocuklar

oto koltuğu sorunları

 Ön koltukta kucağında bebekle oturan insanları gördükçe kanım donuyor.

  Bir insan evladını nasıl olurda bu kadar büyük bir tehlikenin içine atar aklım almıyor. Nasılsa mesafe kısa diyerek kucağına alanlar bilginiz olsun;
"Saatte sadece 45 kilometre hızla hareket eden bir araç aniden durduğunda, bu arabanın içinde seyahat etmekte olan 25 kiloluk bir çocuk, olduğu yerden fırlarken yavru fil ağırlığına ulaşır. Bu etki, aynı çocuğun neredeyse üçüncü kattan düşmesiyle eş değerdir."

  Yani oto koltuğuna oturtmayan anne babalar çocuklarının bir nevi 3.kattan atlamalarına izin vermiş oluyorlar.

 Evet birçok anneden duyuyoruz "bizimki asla oto koltuğuna oturmuyor", "oto koltuğunda çok ağlıyor" ee sussun diye de tabii sonuç olarak kucağımıza alıyoruz. Bir kere oturmak istemeyen çocuğu kucağınıza aldınız mı artık geçmiş olsun o çocuk bunu her zaman kullanır. Bir düşünün neden yabancıların çocukları böyle diretmiyor ağlamıyor? Bırakın çocukları onlarda yetişkinler bile arka koltukta kemer takmadan asla oturmuyorlar ve yola çıkmıyorlar. Biz maalesef millet olarak her şeyi Allah a emanet edip canımızı tehlikeye atmayı çok seviyoruz.

 Yağız da sorun yoktu ama Ela değil oto koltuğu arabayı bile hiç sevmiyor. Buna rağmen de her sabah babasıyla anneannesine gitmek zorunda. Baştan eşim tablete alıştırmış onunla susuyordu ama baktım tablet işini abarttı onu da bıraktırdık. Evden çıkarken eline oyuncak yada kitap tutuşturuyoruz. Yol boyunca da şarkı ve sohbetle susuyor diyor eşim. Bu aşamaya gelmemiz hiç kolay olmadı. Küçücüktü katılarak ağlardı arabanın dışında uyutup öyle oturturduk yerine. Hala daha yeri geliyor çığlıklarla ağlıyor ama kimseden yüz bulamayınca susuyor öyle çabuk susan sakinleşen bir çocuk da değil 3,5 saat aralıksız ağlama rekoru var :)

 Bu yüzden kim ne derse desin mesafe yakın diye, çocuk durmuyor çok ağlıyor diye, yeter ki sussun diye çocuğun kucağına alınmasına karşıyım. Yıllar önce 1,5 yaşında ki çocuk annesinin kucağında seyahat ederken kamyona çarpan araçtan fırladı ve öldü. Tehlikeyi fark etmek için böyle bir şey yaşamaya gerek yok.

 Hangi anne çocuğu çok ağlıyor sussun diye eline keskin bir bıçak verir ki? Bu da onun gibi bir şey.

 Bizde yaşadığımız için öneri olarak şöyle diyebilirim ki;

 * Çocuk oto koltuğuna oturmak istemiyorsa arabayı kararlı bir şekilde durdurun ve o oturana kadar hareket etmeyin. Geç kalıyor olabilirsiniz ama hiç bir şey bundan önemli değil.
 * Eline tablet vermek evet iyi bir çözüm ama bizim gibi uzun mesafe gidiyorsa ve sabah akşam bu durum varsa küçük çocuğun gözlerini mahvedebilir.
 * Evden sevdiği bir oyuncağını ya da kitabını almasını alışkanlık haline getirebilirsiniz.
 * CD çalara çocuk şarkıları takabilirsiniz.
 * Oto koltuğuna oturturken üzeri kalın olmasın terleyen ve sıkışan çocuk huysuzluk çıkarır.
 * 12 yaşa kadar oto koltuğu kullanması gerektiğini, ayakları yere bastığında da yükseltici kullanabileceğini yaşı ilerledikçe sürekli anlatabilirsiniz.
 * Şehirler arası yolculuk olmadığı sürece kısa mesafeler de çocuk bırakın arkada tek başına oturmayı öğrensin. Çünkü arka da oturan annelerin çoğu emniyet kemerini takmıyor. Çocuk kadar sizinde can güvenliğiniz önemli.

 Ve son olarak sizler arabaya bindiğiniz gibi emniyet kemerinizi takmıyorsanız çocuğunuza ne anlatırsanız anlatın bunu anlamayacaktır. Eşim Yağız dan önce ısrarla emniyet kemeri takmazdı ama Yağız ın büyüdükçe babasını sorgulaması nedeniyle eşimde alıştı şimdi ilk işi emniyet kemerini takmak.

Bu yazımı ön koltukta kucağında bebeğiyle oturan bir kişi bile okusa kar kardır. Çünkü bazen her şeyi çok iyi bil sekte dürtülmemiz gerekiyor. Oto koltuğuna oturmayan çocuk kalmasın. Kamu spotu gibi oldum yeminle :)

 Kazasız belasız günler dilerim,
 Sevgiler ;)

devamı »

8 Nis 2015

Bilgisayar Oyunları


korku oyunları

 8-13 yaş arası bir çocuğunuz varsa ve geceleri yanımda yatarmısın ya da ışıkları söndürme diyor ve herşeyden korkuyorsa oynadığı oyunları bir inceleyin derim.

 Çünkü bu nesilin son gözde oyunları Fredinin Kabusu ve katil bebek chucky.

 Yeni nesil de garip bir akım var. Manicraft biri oynuyorsa salgın gibi hepsine yayılıyor manicraftla yatıp onunla kalkıyorlar. Uzun zamandır Yağız benimle uyurmusun anne demeye başladı başta şaşırdım çünkü Yağız hasta olduğunda bile "büyüğüm ben" der asla bizimle yatmak istemez.

 Başlarda dönemsel bir şey sanırım diye düşündüm. Fakat sonra bu yaş grubunda çocuğu olan arkadaşlarımla konuştuğum da işin rengi belli oldu. Birçoğu bu oyunlara sarmış durumdalar. Hem korkup hemde oynamaya devam ediyorlar. Çünkü oynamazlarsa arkadaşları arasında korkak ilan edileceklerini düşünüyorlar.

 Yağız la konuştuk artık oynamıyorum dedi ama etüd psikologuna korksa dahi hala oynadığını söylemiş. Ben tabii bana bilgi verildiğini Yağız a söyledim kendince tedbir alıp haftaiçi tablete elini sürmüyor :) Bende asla oynama demiyorum artık. Çünkü birşeyi ne kadar yasaklarsanız daha fazla cazip hale geliyor.(özelliklede çocuklar açısından) Kendi halinde şuan çözüm aramaya devam ediyor tabletinde bazı oyunlar yasaklı bu kuralları delmediği sürece kendi korkularına çözüm bulması için biraz meydanı ona bıraktım. Yalan söylemesindense böylesi daha iyi.

 Aklımın almadığı büyüklerin bile izlemeye korktuğu bu filmleri neden çocukların önlerine sunuyorlar, çocukları bu şekilde neden kullanıyorlar anlam vermek gerçekten zor.

 Kısaca: Eğer sizlerinde 8-13 yaş grubunda ki çocuğunuzdan garip bir şekilde korkuyorum cümleleri duyuyorsanız oynadığı bilgisayar oyunlarına mutlaka bakın.

 Sevgiler,
devamı »

7 Nis 2015

2 Çocuklu Hayat

2 Çocuklu Hayat

 Bloğumun da başlığı olan 2 çocukla hayat nasıldır bir bahsedeyim ;)

 Bu yazıyı yazmadan önce Ela yı yatırdım yanına yatmamı istedi küçücük yatağına girip sarılıp mis gibi kokusunu içime çektiğim anda durdum diğer odada Yağız ın yanlız yattığını anımsadım çoktan uyumuş olsa da içim bir garip oldu. İşte yaş aralıkları nasıl olursa olsun 2 çocuklu annenin her konuda hissettiği acaba diğerine haksızlıkmı yapıyorum vicdanıdır.

 Kıyafet alırsınız acaba küçüğüne çokmu aldım büyük olana da alayım dersiniz. Küçük olana biraz fazla sarılıp öpünce gideyim büyük olanıda bir sarmalayım dersiniz ama büyük olan ben artık 9 yaşındayım sürekli öpüp durma der o an yaptığınız kıyaslamanın yanlış olduğunu anlarsınız.

 Durduk yere ilk çocukta acemiydim eksik ilgi göstermiş olabilirmiyim acabalarla başlayıp kendini yetersiz anne ilan etmekle biten hayallere, duygu ve düşüncelere kapılır 2sn de depresif ruh haline bürünürsünüz.

 Çalışan bir anneyseniz sabahları 2 çocukla evden çıkmak 10 saat süren günlük iş hayatının 2 katına bedeldir. Biri ayakkabısını beğenmez diğeri sabahın köründe pembe elbise giyicem diye ağlar koca geç kaldım hadi der kendi çapında son 5 dk da makyaj yapıp giyinme rekorunu kırarsın.

 Tek çocukla ayda bir eşinizle sinemaya gidiyor olabilirsiniz ama 2 çocukla yılda bir bile gidemedik biz daha :) evet bırakacak yerimiz de var ama sinema da vakit kaybedeceğime gideyim evimde çocuklarımla vakit geçireyim düşüncesi daha bir ön plana çıkıyor. Baş başa bir plan yapsakta en azından Yağız büyük onu alalım diyoruz sonra da ama Ela da bütün gün bizi görmüyor özlüyordur düşüncesiyle kendimizi evde buluyoruz.
 Evde öyle çocuklar uyusun keyif yapalım mantığı pek tutmuyor Yağız erken den uyur sabaha kadar uyanmazken Ela gece 00:30 da başlıyor 10 dk da bir uyanmaya bağrınmaya yani keyif vaktimiz sadece gece 00:30 a kadarla sınırlı. Evlilik aşkı öldürüyor derler ya aslında tek çocukda can çekişiyor 2.çocukda ölüyor aşk bana göre :) o saatten sonra hayat arkadaşı arıyor insan yanında ve aşkın yerini evlat sevgisi alıyor.

 Ben hiç pratik biri değildim ama 2 çocuk olunca hayat sizi ister istemez pratik yapıyor. Tuvalette bile boş durmayıp büyük olanın çözdüğü testleri kontrol edebiliyor insan. Ya da o arada banyoyu yıkayıp çıkabiliyorsun.

  Tek çocukla çok yorulurdum işten gel ev topla, sofra hazırla, Yağız la oyna, uyut, bir sonraki günün yemeğini yap vs derken yattığım yeri bilmezdim. Ama şimdi 2 çocukla daha az yoruluyorum çünkü gerçekten yorgunluğumu farkedecek hiç vaktim kalmıyor :) Ne zaman elime kitabımı alıyorum o an anlıyorum ki gün bitmiş ve çok yorgunum diyemeden gözlerim kapanıyor.

 En büyük destekçim eşim o olmasa 2 çocukla çalışmam da evi ve çocukları idare etmem de mümkün değil. Ela fazlasıyla babacı uykuya babası yatırıyor bende o arada Yağız la ilgilenebiliyor ya da ev işlerini halledebiliyorum.

 Bir de şunu farkettim ki tek çocukla evin dağınıklığına tahammül edemezdim sürekli Yağız la birlikte oyuncak toplardık. Ama 2.çocukdan sonra evin dağınıklığı çokda batmıyor artık gözüme temiz olsun o ayrı birşey ama salondaki oyuncakları tam toplayacakken bazen durup bakıyorum ve öylece bırakıp gidip kitabımı okuyabiliyorum. Çocuklarımla vakit geçirmek ya da kendime vakit ayırmak evin dağınıklının önüne geçmiş durumda.

  İlk çocuğuma her akşam işten dönerken yeni yeni oyuncaklardan alırdım onu öyle mutlu edeceğimi sanırdım ama ikinci çocukda sadece sarılarak da mutlu edebileceğim gerçeğini öğrendim.
 Yağız ı işe giderken vicdan azabı çekmeden bırakabiliyordum ama Ela yı ardımda bırakmak çok daha zor geliyor hızlı geçen zamanı farkediyor ve birdaha geri gelmeyecek günler olduğu için bu vicdan azabını çektiğimi düşünüyorum. Ve bu seferde bu düşünceleri Yağız da hissetmediğim için kendime kızıyorum.

 Kısaca birden fazla çocuk sayısı olunca her anne benim gibi kendini kıyaslama işine eminim giriyordur. İkiz üçüz gibi çocukları olan annelerin işleri daha da zor ama etrafımda en çok dikkatimi çeken; tek çocuğu olan anneler çok çocuklu annelere göre sanki daha bir isyankar daha bir koşturmaktan şikayetçiler gibi :)

 Sanırım hepimiz ilk annelik heyecanıyla herşeyi mükemmel yapmaya çalışıyoruz ama 2.çocukla birlikte olgunlaşıyor mükemmel olma sevdasından vazgeçiyor insan. Hata da yapabilirim, yanlış da yapabilirim 4*4 lük olmak zorunda değilim algısı yerleşiyor kafaya. Mesela artık daha fazla ÖNCE BEN diyebiliyorum çünkü biliyorum ki ben iyi olmazsam çocuklarımı da mutlu edemem ve hiç bir şeylerine yetişemem.

 Yani demem o ki tek çocukla bile büyüdüğümüzü, olgunlaştığımızı düşünürken 2 çocuklu hayatla bir kadının isterse herşeye gücünün yetebileceğini anlıyor insan. Yani en azından bende öyle oldu diyelim ;)

 Evet 2 çocuklu çalışan anne olmak zor ama dediğim gibi biz kadınların eşsiz bir gücü var ve onu keşfetmekte sadece biz kadınların elinde ;)

Not: 3.çocuğum bloğum atlamışım ama 2 çocuğu uyutunca bol bol da ona ilgi göstermeye çalışıyorum :)
Sevgiler,
devamı »

3 Nis 2015

Anne Olmaktan Korkanlara...

anne olmaya cesaret etmek

 Çocuk istiyorum ama nasıl doğum yaparım çok korkuyorum diyorsunuz ya! Korkmayın!
 İlk 3 ay şaşkın şaşkın bakınıp hormonlarınızın oyuna gelip mutsuz hissediyorsunuz ama karnınızda ki minik canınızdan bir parça olduğunu size ufacık tekmeleriyle hatırlattığı an bir anaçlık çöküyor üzerinize. Ve o an itibariyle kavuşma heyecanıyla yanıp tutuşuyorsunuz. O saatten sonra inanın doğum sizin için kafanızda kurduğunuz korkutucu bir süreç olmaktan çıkıyor ve bebeğinizi kucağınıza alacağınız bir film sahnesi düşlüyorsunuz. Tabii ki doğum güllük gülistanlık değil kimisi saatlerce sancı çekiyor, kimisi sezaryen ile doğum yapıyor. Ama siz karnınız büyüdükçe o süreçlerden çok bir an önce kucağınıza alma anına odaklanıyorsunuz. Ve kavuşma denen o an varya kucağınıza alıp kokusunu içinize çekerken göz yaşlarınız istemsiz akıyor ve ilk içinizden geçen cümle ben neden anne olmak için bu kadar bekledim oluyor.

 Şimdi siz 2 kişilik rahat, özgür hayatınızın tepetaklak olmasından korkuyorsunuz ya! Korkmayın!
 Gece uykusuz kalsanızda sabah yüzünüze gülen minicik bir suratı görünce ve mis gibi kokusunu içine çekince ne uykusuzluğunuz aklınıza geliyor ne de arkanızı dönüp gidip yatasınız. İşe yorgun argın gidiyorsunuz ama akşam sizi bekleyen size muhtaç olan bir miniğin varlığını hatırladıkça daha bir sıkı sarılıyorsunuz hayatınıza. Evet artık karı koca baş başa vakit geçiremiyorsunuz ama şuna da inanın baş başa kaldığınız anda da sohbetiniz evde bıraktığınız miniğinizden ibaret oluyor.

  Nasıl bakarım ya yetemezsem diye korkuyorsunuz ya! Korkmayın!
  Allah öyle bir güç veriyor ki normal zamanda asla yetişemem dediğiniz her şeye jet hızıyla yetişiyorsunuz. Tam enerjiniz bitiyor ben bu hayata katlanamayacağım galiba dediğiniz anda gözlerinin içine bakıp “annemmm” diyor bir minik ve siz dünyanın en bitmek tükenmez piline dönüyorsunuz. Ve o saatten sonra tüm günün yorgunluğuna inat kendinizi top oynarken, küçücük masa da 2 büklüm etkinlik yaparken buluyorsunuz.

 Kim bakar kime emanet ederim diye düşünüyorsunuz ya! Düşünmeyin!
 Düşününde dünyanızı karartacak bir sorun haline getirene kadar takılmayın. Bunu bebek sahibi olamayacak kadar imkansız hale getirmeyin. En imkansız denen şeylerin bile çözümünü bulabiliyorken ufacık bir bebek için anne baba olunca dünyayı yakar geçersiniz bulamayacağınız çözüm kalmaz.

 Etrafta ki olumsuz doğum hikayelerinden, çocuk yetiştirirken anlatılan zor süreçlerden, yapılan kötü yorumlardan korkmayın!
 Hamileyken başlarlar en kötü doğum hikayelerini anlatmaya. Lohusa da devam eder başına kötü şeyler gelecek masalları ve sonra çocuk büyütürken çıkarlar ortaya hayatın kaydı kayacak mahvolacaksına getirirler her cümleyi.İNANMA! Çünkü sen anne olunca kendini her zaman tedavi edecek, her zaman doğru yolu gösterecek bir hissiyata sahip olacaksın. İçindeki sesten şaşma. Çocuk bakarken çok fazla isyan eden insanlara da kulak asma onlar ellerindeki hazinenin kıymetini bilmiyorlar.

 Kolay değil elbet. Hele ki bu zamanda çocukların ihtiyaçlarına yetebilmek, onca stres arasında çocuk psikolojisini de hesaplamak, sakin kalmak, sabırlı olmak, etraftaki kötülüklerden onu korumaya çalışmak. Saymakla bitmez kendine sebep arayacak olduktan sonra.

 Ne olursa olsun bir terazi koysan bunu da anne olduktan sonra tartsan emin ol en isyan eden bir annenin bile en ağır basan tarafı “iyiki anne olmuşum” tarafı olur. Bu yüzden daha anneliği tatmadan hiçbir zorlukla kendini mukayese etme. Bırak evren sana o gücü kendi yaşatsın.

 Belki abartı belki değil ben bu mantıkla çalıştığım halde 2.çocuğumu da yaptım. “İyi düşün iyi olsun” mantığımı da hiç kaybetmedim. İmkanlarım el verse kocama değil sadece kendime güvenerek birkaç tane daha çocuk yapar hepsine de kendim bakarım. Koca desteğim had safhada o yüzden hakkını yiyemem :)

 Kısaca ben seviyorum anneliği evet Ela ile çok uykusuz geceler yaşıyorum zor da bir çocuk ama huzurluyum ben çocuklarımla… Her evreleri zor, her evreleri sancılı ama büyüyorum ben onlarla daha sabırlı olduğumu hissediyorum. Okuduğum kitapların yanında yaşayarak bana her şeyi öğretiyorlar.

Sonuç : Her kadın bu duyguyu yaşamalı ve üstüne basa basa söylüyorum sadece doğurmak değildir ANNELİK.

Anne olmadan önce ki düşüncelerinizle, anne olduktan sonra ki düşüncelerinizi bana mail yoluyla iletirseniz seve seve yayınlarım ;)
Sevgiler,

devamı »
Bumerang - Yazarkafe