24 Nis 2017

İki Çocuklu Annelere Söylenmemesi Gerekenler


11 yılda iki çocuğa sahip oldum. İkisini de idare eder bir yaşa getirdim buna rağmen kimsenin ağzını kapayamadım. Zamanla duymamayı, gülüp geçmeyi öğrendim o ayrı :)

Ülkemizde yorum yapmayı, bir başkasının işlerine karışmayı, akıl vermeyi, fikirlerini dayatmayı seven çok ama çok fazla hem cinslerimiz bulunmaktadır. Bilmem kaçıncı yüzyılada girilse bu huy özellikle Türk insanında genetik bir faktör gibi anadan kızına hızla yayılmaktadır. Çocukların dönemine kadar biter inşallah desemde çok umut yok :)

Benim etrafımda şanslıyım ki çok fazla değiller ama parkta, bağ da bahçede, bayram ziyaretlerinde illa yakalanıyor anlamsız yorumlara mağruz kalabiliyorum. Peki ben çok hangi söylemlere ayar oluyorum bir sıralayım;

* Çocuklarımın arası 7 yaş bunu duyan bazı hem cinslerim yorum yapmadan geçmiyor. "İki kardeşin arası 7 yaş olmamalı çok geç." Tam rahata eriyorsun en başa dönüyorsun. Eee daha iyi diyorum çalışıyorum ben aynı anda iki çocuk büyütemem ki!! Bir de kime göre neye göre geç bence gayet ideal oldu gayet halimden memnunum. Tabii ikna etmek zor o benim adıma kararı çokdan vermiş.

* "Biri 11 diğeri 4 yaşında oldu kendini kurtardı 3 çocuk için niyetin yokmu?" Bir kadın bir kadına bunu neden sorar aklım almaz. Aile planlamasını yapmak ne zamandır üçüncü şahıslara kalıyor anlamıyorum. İstesem yaparım. Eminim üçüncüye hamile kalanlara da " yaa bidaha mı hamilesin tüh tüh" deniyordur. Bırakalım kararı anne ve anne adayları versin değil mi?

* "Bir çocuğunu çalışarak büyüttün keşke ikinci çocukda çalışmasaydın" diye yorum yapanlara öldürecek gibi bakıyormuşum bir arkadaş söyledi :) İlk başlarda "şimdi ortalama 13 yıldır çalışıyorum öyle kafama göre çıkamam tazminatım yanar eee onca yıl ödenen sigorta primlerim de var hepsi havaya gider. Annemde sağolsun çocuklarıma ilk 3 yıl bakıyor diye açıklama yapıyordum artık yapmıyorum. Çünkü anlamayacak insanlara bir şeyler anlatacağıma çocuklarıma açıklama yapar onları memnun ederim.

* "Keşke cumartesileri çalışmasan. "Artık çalışmıyorum rahatladılar. Çalıştığım zamanlarda en gıcık olduğum yorumdu. Hangi anne kendi isteğiyle cumartesi işe gitmek ister bir mantıklı düşünmek gerek. Bu yorumu yapıp karşıda ki anneyi üzmenin anlamı yok. Özel sektörü babamın şirketi gibi sanıyorlar.

* "O kadar kitap okuyor araştırıyorsun ama çocukların biri pısırık diğeri aşırı özgüvenli" bu yorumu sadece bir kişiden duydum ve bir daha görüşmeyi kestim. Kitapları; çocuklarımın karakterini belirlemek için değil onları daha iyi anlayabilmek okuyorum. İki kardeşin farklı karakterde olmasını anne bizzat kendisi belirlemiyor diye düşünüyorum. Biraz kafa çalıştırmak lazım. Ayrıca çocukların yanında pısırık kelimesinin kullanılmasından fazlasıyla nefret ederim. Bazen anneler bile kendi çocuklarına bu yorumu yapıyorlar müdahale etmemek için kendimi zor tutuyorum.

* "Hep Ela'nın fotoğraflarını paylaşıyor Yağız'ı ikinci plana atıyorsun." Oğlum 11 yaşında ergenlik girişinde doğal olarak izinsiz fotoğrafını çekmiyor ve paylaşmıyorum. Ela'ya daha fazla kıyafet alıyor Yağız'a daha az alıyorum. Çünkü Yağız tercihlerini ve seçimlerini kendi yapma döneminde. Aynı şekilde Ela ile daha fazla aktivite yapıyor oyun oynuyoruz Yağız yaşı gereği çok fazla katılmıyor. Bu durum benim çocuklarımın arasında ayrım yaptığım anlamına gelmiyor. İkisininde isteklerine saygım sonsuz. Bilmem anlatabildim mi?

Eminim bu yazıyı okuyan anneler de benim maddelerime benzer bir sürü madde ekleyebilirler. Çünkü başkalarının enerjisini alarak yada başka hayatlara müdahale etmeyi severek mutlu olan bir çok insan var. Baktın enerjini tüketecek sohbet oluşuyor; çocuğunu bahane et gitmemiz gerek de, acil işim çıktı de ve uzaklaş :) Çok yakınınız olmadığı sürece böyle insanlardan koşarak kaçmak en güzeli. Ya da bizler kaçmak yerine bir şekilde artık "pardon da size ne" demeyi öğrenmek zorundayız.

Yaşadığımız hayat ve tercihlerimiz sadece bizi ilgilendirir.

Sevgiler,




















devamı »

23 Nis 2017

23 Nisan Kompozisyonu



Bugün bloğumu oğluma emanet ediyorum. Sizlerle 23 Nisan için yazdığı kompozisyonu paylaşmak istiyor.

Bu vesile ile bende tüm çocukların 23 Nisan Ulusal ve Egemenlik Çocuk Bayramını canı gönülden kutlarim.

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK  BAYRAMI

23 Nisan ATATÜRK’ün çocuklara armağan ettiği milli bir bayramdır. O gün ayrıca ATATÜRK Türkiye Büyük Millet Meclisini kurdu. 1920’den beri her yıl 23 Nisan günü büyük bir sevinç ile kutlanmaktadır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı ATAMIZ sayesinde dünyada kutlanan tek Ulusal Çocuk bayramıdır. Bu yüzden tüm ülkelerden bazı çocukları misafir olarak ağırlarız. Bizler M.Kemal Atatürk çocukları olarak dil,din ve ırk ayrımcılığı yapmamalıyız.

 “Ey yükselen yeni nesil gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.”diyerek ATATÜRK’ün bizleri çok sevdiğini ve bizlere çok güvendiğini asla unutmamalıyız.

 Biz türk çocukları olarak karanlıktan aydınlığa kavuştuğumuz gün olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını Mustafa Kemal ATATÜRK için daima yaşatmalıyız.  
                 NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

                                  M.Yağız ÖNEN


                 
devamı »

21 Nis 2017

Korse Kullanımı

Yamuna korse

Özellikle sezeryan doğumlarından sonra göbek sarkmasını önlemek için doktorlar tarafından korse önerilmektedir. İk doğumum sonrasında korse kullanmak için geç kalmış 3.ayımda başlayabilmiştim. 3 ay bekleme sebebim ise; nasılsa normalde 48kg yum doğumdan sonra kolayca normal kiloma dönebilirim korseye gerek yok diye düşünmemdi. Cahillik işte aldığım 20kg unutmuş olmamım başka açıklaması olamaz :)

3.ayda kullanmış olmama rağmen ortalama bir yıl içinde eski kiloma ancak dönebildim. Aldığım korse sadece toparlayıcı falan değil bayağı medikalcilerde satılan sert korselerdendi bu yüzden çok rahat ve düzenli kullanamadım. Eski kiloma döndüğümde ise sadece alt karnım bana hatıra kaldı. Ela'da daha dikkatli davrandım çünkü gizli şeker çıktı ve doktorumun yaptırdığı diyetle 9kg ile doğum yaptım. Doğumdan sonra hemen pilates ve yürüyüşle 3 ay içinde eski kiloma geri döndüm. Alt karnım yine bana hatıra kaldı. Çok normal çünkü bütün gün masa başında hareketsiz çalışıyorum. Spor ise evde vakit bulup yapabildiğim kadarıyla oluyor. Yapı olarak zayıf olmam ve aşırı iştahlı olmamam en büyük avantajım.

Sadece düğün dernek gibi dar elbise giyeceğim durumlarda toparlayıcı ürünlere ihtiyaç duyuyorum. Fakat beni korse kullanıma asıl iten sebep kilo değil duruşumun hafiften kamburlaşmaya başlaması oldu. Yamuna korse ile tam bu aşamada karşılaştım. Sitede çok fazla model seçeneği var bedeninize en uygun olanı seçmek için müşteri hizmetlerinden yardım istemelisin. Göbek deliğinizin 3-4 parmak üzerinden ölçü alarak ben kendi bedenimi kolayca buldum.

Ürünü taktığınız anda 1 beden küçülmeyi rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ne alt karnım kaldı ne de simit bölgemde fazlalıktan eser kalmadı. Ve aradığım dik durma özelliğini de fazlasıyla buldum. ilk 1 - 2 gün oturup kalkmakta zorluk çekilebiliyor fakat vücut buna kolayca alışıyor. Kullandıkça düzenli kullanımda incelme sağlandığını yorumlarda okudum. Zayıflamaya yardımcı olur diyecek kadar tecrübem yok fakat kullandığım 6 saat içinde hiç şekilde açlık çekmedim ve bolca su içtim. Bu şekilde devam edildiğinde kg verdirmesi de mümkün gibi görünüyor. Spor yaparken takan bayanlarında yorumlarını okudum sonuçtan oldukça memnunlar.

Vücudu bu kadar sıkmanın zararı varmı diyebilirsiniz? Ben bu yüzden 6 saatten fazla kullanmıyorum. Aşırı ince bel takıntınız yoksa sınırları aşacak şekilde kullanıp kendinize zarar vermeyeceğinize eminim :) Zaten firma yetkilileri de günde 6-8 saat kullanılmasını öneriyor.

Yamuna korse ile ilgili şöylece tecrübelerimi toparlarsam;

* Oturup kalkerken katlanma ve kayma yapmıyor.
* Kıyafetlerinizin içinde kesinlikle belli olmuyor. Çünkü bir iz oluşmuyor.
* İştahınızı frenliyor.
* Dik duruş sağlıyor.
* İlk kullanımda kesinlikle 1 beden inceltiyor. Düzenli kullanımda cm olarak da ciddi incelme sağlıyor.
* Göğüs altından başladığı için göğüsleri dik tutuyor.
* Kopçaları, çelik balenleri ve kumaşı inanılmaz sağlam ve kaliteli.
* Kopçalarını incelme sağladıkça 3 kademe küçültme özelliğine sahip.

Bazı kullanıcı fotoğrafların altında "aliexpress ten daha ucuza alırsınız boşuna bu kadar para vermeyin" yazıyor. Fakat yakın bir arkadaşımın geçtiğimiz yıl aliexpress ten aldığı korseyi bizzat gözlerimle gördüm berbattı. Özellikle korsenin kumaşını görseydiniz değil belinize takmak yer bezi yapmazsınız o derece kötüydü :)

Kısaca ben bende ki modeli olan yamuna latex korseden oldukça memnun kaldım. Arayış içinde olanlara memnuniyetle tavsiye edebilirim. Sezeryan ile yeni doğum yapanların iyileşme süreci içerisinde doktoruna danışmadan da korse kullanmamasını özellikle belirtmek isterim.

Sevgiler,
instagram ; @gulsahonen
Yamuna Korse



















devamı »

19 Nis 2017

Anılarınızı Ölümsüzleştirin




Sosyopix den evimize bir kutu yaşanmış en özel anlarımızın fotoğrafları geldi.

Ben anı biriktirme konusunda oldukça düzenliyimdir. Çünkü babamdan da böyle gördüm. Çocukluğumuz dair çok güzel fotoğraf albümlerimiz var filmli makinalara rağmen babam bayağı bir hatıra albümü oluşturmuş. Fotoğraflar benim için yaşanmış anların en büyük mirasçısı anlamında oldukça önemlidir. Bu yüzden bende çok fazla fotoğraf çeker ve tarihlerine göre ayırarak saklarım. Eskiden her ay düzenli albümde yapardım bu sıra bayağı ihmal ettim. Sosyopix sayesinde ihmal ettiğim hatıralarım tekrar ellerime geldi. Sosyopix ile de bir etkinlikte tanışmıştım. Küçük kartlara basılan fotoğraflara hayran kalmamak elde değil. Fotoğraflarınızı magnet olarak da bastırıp buzdolabınızı anılarınızla süsleyebilirsiniz.

Bizim kutuda bolca anı kartlarından başka birde 2017 takvimi (yine fotoğraflarımızdan oluşuyor) ve anı kutusu vardı. Çocuklara neyin ne olduğunu anlattıktan sonra kutuyu onlara verdim. Yağız çerçeveye (çerçeveye ikeadan) kutu içinden çıkan minik mandallar ile fotoğrafları astı. Ela ise anı kitabı oluşturdu. Yalnız anı kitabına çakal Ela sadece kendi fotoğraflarını yapıştırmış. Bu yüzden küçük çaplı bir kriz yaşandı neyse ki çabuk çözdük. Daha ne isterim Anneler günü hediyem hazır :) 


Elleriyle hazırladıkları her şey bana en güzel hediyedir :)
Anneler günü yaklaşırken sizlerde maddi değeri olan hediyeler yerine kalbe dokunacak hatıraları hediye etmek isterseniz çeşitli alternatif için sosyopix sitesini inceleyebilirsiniz. Farklı tema da ürünler hazırlatıp ücretsiz kargodan faydalanarak sevdiklerinizi mutlu etmeniz mümkün.

Sevgiler,





devamı »

18 Nis 2017

UMUT Bitmez



Çok fazla yorum yapmayacağım. Ben sadece yetiştirdiğim çocuklarımdan sorumluyum. Dini, Allah sevgisini, vatan sevgisini, insan olmayı, hak yememeyi, kula kulluk etmemeyi çocuklarıma ben öğreteceğim. Saygı ve sevgi içinde çocuk büyütecek ve yaşadığı topraklara sahip çıkmaları için elimden geleni yapacağım. Bugün her 4 kişiden 2 si hala cumhuriyetine sahip çıkıyorsa, akıl oyunlarına rağmen ülkenin yarısı hala direniyorsa her şeye rağmen umut var demektir.

Ve bende umudumu asla kaybetmeden padişahım çok yaşa afişlerine inat çocuklarıma her zaman NE MUTLU TÜRKÜM diyerek demokrasi ve özgürlüğü sağlayan Atatürk'ü anlatmaya devam edeceğim.
Sevgiler,

"Çocuklar geleceğimizin güvencesi yaşama sevincimizdir, bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir." Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


devamı »

13 Nis 2017

İnişli Çıkışlı ANNELİK

Annelik

Bazı sabahlar aldığım nefes için, sağlıklı çocuklarım olduğu için, işim olduğu için, aç ve açıkta olmadığımız için şükrederek uyansamda... bazı sabahlarda "Allah'ım bu dünyaya ben neden geldim" modunda uyanabiliyorum.

Bu sabahda gözümü açtım deliksiz uyumuşum tam şükredecekken Ela gözünü açtı ve ortalama 10dk da intiharın eşiğine sürekledi. Çok ciddiyim çenesiyle bunu yapabiliyor. Ne kadar bilinçli bir anne olsamda sabahın 7 sinde aklım henüz başıma toplanmadığı için, beynime giden oksijen o anda bana yetmediği için kriz anlarına sabahları çözüm bulmayı sanırım beceremiyorum çünkü ne yapsam Ela daha çok bağırıyor. Kötü bir rüyamı gördün diyorum görsem söylerdim diyo. Gel sarılayım sana diyorum yastıkmıyım ben diyo, tamam gel bir öpeyim o zaman diyorum şuan sana kızgınım öpemezsin diyo. Niye ya daha 2dk öncesine kadar uyuyordum kızdıracak ne yapmış olabilirim desemde o daha çok bağırarak ağlamayı seçiyor. O an beynimde garip şeyler dönüyor; bence hala uyuyorsun Gülşah ve bu haykırışlar sadece bir rüya gözünü açınca kendini mutfakta Yağız'a kahvaltı hazırlarken bulacaksın. Yağız kalktımı acaba yine ben gitmeden kaldırayım da gözümün önünde kahvaltı etsin sonra arkamdan yemiyor çöpe atıyor gibi bir adım ötesini düşünerek Ela'nın haykırışları arasında gerçek hayata dönüyorum.

Demek ki bu sabahda o mutsuz uyandı diye kendimi teselli etmeye çalışsam da akıl sağlığım buna çok izin vermiyor. Çünkü desibeli çok yüksek olan o ses daha yeni yeni ayılmaya çalışan bünyeme biraz ağır geliyor. Sabahları öyle dakik hareket ediyoruz ki bir kişi arızaya bağlarsa hepimiz geç kalıyor ve hepimiz evden stresli çıkıyoruz buda tüm günümüzüm berbat geçmesine vesile olabiliyor. Yaptığım işler yada koşturmam beni yormuyorda şu çocukların gönlünü ala ala sabah mutlu mesut evden çıkma çabalarım beni herşeyden çok yoruyor.

Birini kahvaltıya ikna et diğerini kıyafet konusunda ikna et derken sabrın doruklarına çıktığım anlar oluyor. Bu sabah sabırla konuşurken nabız atışlarımın arttığını, beyninim yandığını hissettim. Ne kadar olumlu düşünmeye çalışsakta hepimiz insanız ve dayanma gücümüz bir yere kadar. Bazen batıyoruz bazen çıkıyoruz. Bazı anlar geliyor elime ne geçerse sağa sola atıp, kırıp döküp kapıyı vurup çıksam bir rahatlayacağım diyorum ama çocuklara vereceğim zarar aklıma geliyor sessizce uzaklaşıyorum. İşte o yapmak isteyipte yapamadıklarımız bizi daha çok yoruyor diye düşünüyorum.

Bu düşüncelerin sonu kendimi çok kaptırırsam "sana ikinci çocuğu kim yap dedi" ye kadar gidiyor. O konulara sinirliyken hiç girmiyorum. Bizzat kendin istedin diyor ve iç sesimi susturuyorum.

Şimdi sakinim ve sakin kafayla sabahı tekrar tekrar başa sararak düşünüyorum. Ela okula gitmeyi unutsak diye başladı güne belki yatakta keyif yapmak istiyordu oda haklı bazen bunu bende istiyorum ama vakit yok. Yağız öğlenci erken kalkma zorunluluğu yok ama sırf kahvaltısını ettiğini görmek istediğim için bizimle aynı saatte kaldırıyorum. Küçücük yaşlarına rağmen düzenli bir sorumlulukları var kaytarmak gibi şansları da çok yok. İşte tam bu anlarda kendimi suçlasam da aklıma evde olduğum zamanlar geliyor çok mu sakindi ya da herkes daha mı sorunsuzdu o zamanlar koca bir HAYIR. O zaman vicdan azabına gerek yok bir iyi bir kötü geçecek elbet bu günler ;)

İnişli çıkışlı tek meslek ANNELİKtir gerçeğini unutmamak gerek.

Yine kendi kendimi teselli ederek hayat enerjimi geri getirdiğim için kendimle gurur duyuyorum 😉

NOT: İkinci çocuk için doğru zaman ne zaman diye soranlar oluyor. Hep diyorum tekrar altını çizeyim en doğru zaman; sabrınıza ve tahammül seviyenize güvendiğiniz zamandır. Birinci çocuk için veya sırf koca istiyor diye ikinci çocuk yapılmamalı.


Sevgiler,








devamı »

11 Nis 2017

Çocuklara Cep Telefonu Kaç Yaşında Verilmeli?



Yağız'a kaç yaşında telefon vermeyi düşünüyorsun diye soran bir kaç arkadaşım oldu. Yağız 11 yaşında ve son bir kaç aydır akıllı cep telefonu var. Kaç yaşında verilmeli diye soranlara bunun yaş sınırı yok çocuğun gelişimi önemli diyorum.

Bu konuda uzmanların yaş sınırı 15.

Fakat bizim gibi sabahtan akşama kadar çalışan ailelerde evde yalnız kalması gereken çocuklar için 15 yaş çok geç. Tabii internet ve uygulama kullanımını kısıtlamak gerektiğini atlamamalıyız.

Bu konuda çocuğun gelişimini önemsiyorum. Telefon kullanma kurallarına uyuyormu? Telefonun amacını kavrayabiliyormu? Telefon kullanımını abartıyormu? Telefonu hava atmak gibi bir amaç içinmi istiyor? sorularına verilecek cevaplar bu konuda karar vermemizi kolaylaştıracaktır.

Eğer çocuk yalnız kalmıyor sürekli yanında bir büyük varsa cep telefonu erken yaşta alınmayabilir. Yağız ilk defa bu yıl yarım gün evde yalnız kalmaya başladı. Ev telefonumuz yok ve Yağız'a ulaşmada sıkıntı yaşamamak için ilk başta eline eski bir telefon verdik. O telefon bozulunca oturup konuşarak akıllı telefon aldık. Tabii ilk zamanlarda görmemişin telefonu olmuş modunda elinde sürekli telefon ile gezince elinden aldık. Whatshap ta aile grupları kurup bütün gün telefonu tablet gibi kullanmaya başlamışdı. Bu konuyu da detaylı konuşup henüz hazır değilsin diyerek noktaladık. Üzerinden bir kaç ay geçince (ulaşmakta sorun yaşıyorduk) tekrar anlaşma yaparak telefonunu geri verdik. Çok şükür şuan gayet normal okula ve kursa götürmüyor. Sürekli bizi rahatsız etmiyor. Ve en önemlisi telefonun sadece bir iletişim aracı olduğunu kabullenmiş gibi görünüyor.

Dediğim gibi bu konuda çocukların tavrı karar vermekte çok önemli. Teknoloji zaten en büyük tutkuları bu konuda insan çok tereddüt yaşıyor sanki ipin ucu kaçsa kurtaramayacakmışsınız gibi hissetmek an meselesi :)

Erken yaşta cep telefonu kullanımını internette araştırdığımda beni en çok etkileyen beyin cerrahlarının verdiği bilgiler oldu. Uzun süre telefon ile temas halinde bulunan çocuğun beyninde oluşabilecek zararları okudum ve bunları Yağız' a da okuttum.

Birde daha yanında telefon taşıması gereken veya okula tek başına gidip gelen çocuklar için Turkcell in çok güzel kol saatleri var. İstediğiniz zaman çocuğunuzun nerde olduğunu takip edebiliyor ve ona ulaşabiliyorsunuz. Çocukda saate yüklediğiniz numaralara göre sizleri arayıp konuşabiliyor. Yağız'ı biz getirip götürdüğümüz için böyle bir şeye gerek duymadık ama ihtiyacı olanlar için bence güzel bir seçenek olabilir.

Teknoloji dediğimiz şey zamanla anne babanın yerini almadığı sürece ve anne baba teknoloji kullanımı konusunda koyduğu kurallara sadık kaldıkça çok fazla sorun olmayacağına inanıyorum. Ergenlik döneminde bu konuyu tekrar konuşalım 😊









devamı »

10 Nis 2017

Çocuklarınızın Sağlıklı Gelişimine Tam Destek Çocuk Devam Sütü’nde

Neden Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.

Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütü’nü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

7 Nis 2017

Koşulsuz Sevmeyi Öğretebilmek


"Sözümü dinlemezsen seni sevmem" ya da "yemeğini bitirirsen seni daha çok seveceğim" gibi cümleleri duyarak büyüyen çocuk koşulsuz sevmek ne demek olduğunu asla öğrenemeyecektir. Öğrenemediği gibi de bu cümleler duygusal ve kişisel gelişimine zarar verecektir.

Koşulsuz sevmek; birini olduğu gibi tüm hatalarıyla, yanlışlarıyla kabullenerek sevmektir. Karşılık beklemeden duyulan sevgidir. Çocuğunuz "annem babam ne yaparsam yapayım beni seviyorlar sadece bazı davranışlarımı uygun bulmuyorlar" diye düşünebiliyorsa sınavı geçmiş bir ailesiniz demektir. Bir çoğumuz zaten evlatlarımızı koşulsuz seviyoruz. Fakat kızdığımız zamanlarda ya da masumca nasihatlar verdiğimiz zamanlarda ağzımızdan çıkan bazı sözler çocukları koşullu sevmeye itmektedir.

Uslu durduğu için onu sevdiğinizi söylediğiniz de çocuğu ödüllendirmiş olmaz aksine koşullu sevmenin ilk adımını bizzat kendiniz öğretmiş olursunuz. Öfkenize sevginizi karıştırmayın tehdit unusur olarak sunduğunuz sevgiyi ortaya atmayın. Sevgi sevgiyi, öfke öfkeyi çeker. İkisinin ayrımını çocuklar evlerinde anne/babalarından öğrenir.

Uzmanlar koşulsuz sevmeyi öğrenen çocuğun kendine güveni tamdır ve asla büyüdüğünde o çocuğu kimse kandıramaz diye özellikle belirtiyorlar.

Sevgimizi hissettirmek için pahalı hediyeler almamıza da gerek yok. Çocuğu ilgiyle dinlemek, fikirlerine önem vermek, en öfkeli anlarında seni seviyorum diyebilmek, yaptığı hatalarda itilip kakılmak yerine güzelce konuşabilmek ve karşılıklı duyguları dile getirebilmek ona çok değerlisin mesajını olduğu gibi verecektir. Her koşulda sevildiğini hisseden çocuklardan ne ülkesine ne de bir başkasına asla zarar gelmez.
Yeter ki bizler sevgimizi göstermenin yaşı olmadığını ve sevilmediğine inanan çocukların hayatları boyunca güvene dayalı sorunlar yaşayacağını unutmayalım.

Böyle yazıları yazarken aklıma ailesini, sevdiklerini kaybetmiş evlatlar geliyor. Çocuk esirgemede gece uykusuna yatarken bakıcı ablasına sabah beni annemmi uyandıracak diye soran minicik kalpler geliyor. Sevginin gücünü bu kadar iyi biliyorken hiç bir canlının sevgisiz büyümesini içim asla elvermiyor. Ve hiç kimse sevgisiz büyümeyi hak etmiyor.

Bugün avm de bir mağazaya girdim 4-5 yaşlarında bir erkek çocuk annesi tarafından "elimi bırakırsan seni asla sevmem ve seni burada bırakır giderim" diye tehdit ediliyordu çocuk annesinin bu tehdidinden sonra annesinin eline iki eliyle sımsıkı sarıldı ve adım başı "anne beni seviyormusun" diye sordu buna rağmen anne ancak 4.soru da "bilmiyorum sözümü dinlemeye devam edersen karar vereceğim" dedi. Çocuk bir daha da asla konuşmadı. O an yeminle gidip çocuğa sımsıkı sarılmak istedim. Anneye mana bulmuyorum belki o an iyi gününde değildi, belki saatlerdir elinde çocukla aradığını bulamadığı için öfkeliydi empati yapmaya çalışıyorum ama beni seviyormusun kelimesine karşılık böyle olmamalıydı. Çocuk annesinden göreceği sevginin karşılığında elini tutması gerektiğini öğrenmemeliydi. İşte bu benim için koşullu sevginin en ağır örneğidir.

Çocukların bazı davranışlarına anlam veremiyor kızıyor öfkeleniyoruz ya keşke biraz kendimizi onların yerine koymayı deneyebilsek ve keşke öğretmek istediklerimizi önce biz öğrenebilsek.

Sevgi dolu günler dilerim.



















devamı »

5 Nis 2017

İki Çocuklu Ev Nasıl Olur?

Dağınık ev


Arama motoruna iki çocuklu ev nasıl olur yazarak bloğuma gelen sevgili anne;

Belli ki evinin halini gördükçe kendine teselli olarak kendin gibi birilerini aramışsın. Ya da ikinci çocuğu yapacaksın ev ne duruma gelir kısa bir araştırma yapıyorsun.

Şimdi ben sana şöyle bir açıklayayım; iki çocuktan sonra ev ev olmuyor biz ona yuva diyoruz. Etrafın dağınıklığını da yaşanmışlık diyoruz ki bu tanımlar bizi daha az strese sokuyor.

Koridorun mayın tarlası, avangard döşediğin salonun oyun bahçesinden farksız oluyor. Bir kaç akşam hırs yapıp yatmadan önce etrafı topluyorsun sonra yine tekrarlanan dağınıklığı görünce dağınıklığın üzerinden atlayıp gidip mışıl mışıl uyumayı öğreniyorsun. Zamanla klozetten çıkan kolyene, ayağına batan lego parçalarına alışıyorsun. Mutfak lavabonda gördüğün bebek, araba gibi oyuncakları yadırgamıyor gülümseyerek sahibine vermeyi öğreniyorsun.

Hele birde çalışıyorsan evine yardımcıda alamıyorsan bulunduğun ortama daha kolay adapte olarak daha stressiz bir süreç geçiriyorsun. Geçirmeye çalışıyorsun diyelim :)

İtiraf edeyim misafir geleceği zaman çok zor oluyor. O yüzden çat kapı misafirler yerine ortalama 1 hafta önceden haber veren misafirleri tercih ediyorsun. Çünkü evi toplamak ortalama 2 gününü alabiliyor buna temizlik işleride eklenince 1 hafta ancak yeter. İkramlık asla düşünme o çok büyük bir lüks olacaktır. Genelde arkadaş çevren seni bu halinle kabul ediyor. Seni böyle kabul etmeyenler ve dağınıklığına mana bularak bakan insanlarla yolunu ayırmayı çok çabuk öğreniyorsun.

Başta böyle sakin olmuyorsun elbet bu sürece alışmak için önce sağlam olan psikolojinin hafiften kısa devre yaparak yanmış olması gerekiyor. Sağlam kafayla çekilecek türden durumlar değil bunlar.
İlk zamanlar yetişmeye çalışacaksın yetişemeyeceksin çaresizlik yer yer oturup ağlamana sebep olacak. Alıp başını kaçmak istediğin anlar olacak ama dönünce yine tüm işlerin sana kalacağı gerçeği kaçmana mani olacaktır. Bu yüzden annelerin kolay kolay depresyona girme lüksü yoktur. Girecekse de evi bayağı gözden çıkarması gerekir.

Zaman ve tecrübe birleşince yaşadığın ortama bakış açını değiştirebiliyor. Evi bu hale getirenleri senin dünyaya getirmiş olduğun gerçeği daha ağır basıyor. Nefes alma sebeplerinin arasında onların sağlıklı oluşları aklına gelebiliyor. Duvarları çizerlerken ya da yerlere boya döktüklerinde gözlerini kirden alıp gülen gözlere odaklanmayı zamanla öğreniyor insan.

Ve yorgunluk, denen şeyin seni içine çekmemesi için elinden ne geliyorsa yapmayı öğreniyorsun.

Enerjini dağınık eve değil çocuklarına vermeyi daha kolay benimsiyorsun.

Bunları inatla öğrenmeyip kafayı sadece temizliğe taktığında ise dünyanın en mutsuz insanı olmaktan asla kurtulamıyorsun ;)

Kısaca bakmasını bilirsen iki çocuklu ev güzel olur.
Seçim senin...
Sevgiler,













devamı »

3 Nis 2017

5 Adımda HARÇLIK Yönetimini Öğretmek


Harçlık yönetimi
Kumbaralarına gözü gibi bakar :)

Çocuklara ne zaman ve ne kadar tutar ile harçlık verilmeye başlanması bir çok ailede tartışma konusudur. 10 yaşında ki çocuğa haftalık 20tl verilmesi bana göre yanlıştır fakat size göre doğrudur. Ve ya 4 yaşında ki çocuğa harçlık verilmesini siz doğru bulmazsınız ben doğru bulurum.

Bu konuda kimse kimseye karışamaz. Çocukların okuduğu okul, bulundukları çevre, aile yaşantısı, arkadaş çevresini hesaplayarak ortak bir yol bulunur. Fakat bu konudan önce çocuklara ufak yaşta para/harçlık yönetimi konusunda bilgi vermek gerekmektedir.

Harçlık yönetimini öğretmek için şöyle giriş yapabiliriz;

1- Öncelikle bir kumbarası olsun. Fakat üstten atılıp alttan alınmaması gerektiğini özenle anlatalım. Biz Yağız küçükken kumbaraya üstten para atıp sonra alttan ekmek alacağız bozuk lazım diyerek aldığımız için çocuğun kumbara anlayışı atm gibi asla para birikmiyor o lazım bu lazım diyerek alttan açıp biriktirdiklerini alıyor. Bu en büyük hata :)

2- Markete gitmeden önce eline küçük bir miktar para vererek kendi seçimini yaparak aldığı ürünün ödemesini elinde ki para ile yapması konusunda destek olabiliriz. 3 yaş bu giriş için doğru zamanlama olabilir. Burada dikkat edilecek nokta parası yettiği kadar ürün alması ve ödeme yapması olmalıdır.

3- Küçük yaşlarda oyunlarınıza manavdan, marketten alışveriş yapma, para verip para üstü alma gibi etkinlikleri katabilirsiniz. Oyuncak yazar kasa alarak daha gerçekçi bir hava yaratabilirsiniz. Evde bunu oynayarak öğrenen çocuk markette parasını ödemediği bir şeyi almaması gerektiğini daha kolay kabullenecektir. ( malum küçük yaşlarda almak istediklerini kriz yaratarak yaptırmayı çok severler)

4- Rakamları öğrenmiş daha büyük çocuklara minik minik harçlıklar verebilirsiniz. İstediği oyuncağı alabileceğini söylemeniz daha büyük hevesle para toplamasına sebep olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken harçlığını başka bir şeye harcayan çocuğa, hedef olarak koyduğu diğer oyuncağı sizin alıp önüne koymamanız gerekiyor. Çok istiyordu sevinsin diye aldım derseniz çocuk bu mesajı "benim ulaşamadığım şeyleri nasılsa annem babam alıyor" diyerek hafızasına kaydeder ve elindeki parayı daha kolay harcar.

5- PARA YOK demeyin. Çünkü çocuklar cin gibi para yok dediğinizde bir oyuncak mağazasında yerde sinir krizi geçiren çocuk asla ikna olmaz. (olan varsa istisnadır) Zaten şimdi ki çocuklar, para yok dediklerinizde "kredi kartıyla alalım" cevabını çok rahat yapıştırabiliyorlar. Bu yüzden çocukla açık açık bütçe meselesini konuşmalısınız. Ne kadar harcayabileceğini, paranızın hagi oyuncağa yetebileceğini sizden duymalı. Buna rağmen ikna olmayan çocuğu oyuncak mağazası yada avm gibi yerlere götürmeye gerek yok. Anlattıklarınızı anladığı zaman yani anlaşma sağladığınız zaman gidersiniz. ( bu konu da Ela anlaşmalara asla sadık kalmaz diyebilirim. Evde anlaşırız oyuncakçı da ya da markette hiç konuşmamışız gibi ağlarken kendini paralar. Bu durumda da asla dediğini yapmıyor eve dönüyoruz. Elbet bu şekilde birşey elde edemeyeceğini anlayacaktır.) Kararlı olmak önemli ;)


Birde bazı yerlerde odasını topladığı için, yemeğini yediği için, kendi başına giyindiği için para verilebileceğini okuyorum. Bana göre fazlasıyla yanlış. Çünkü sorumluluklarının karşısına para konursa o çocuk belli bir süre sonra para olmadıkça sorumluluklarını yerine getirmemeye başlayacaktır. Ya da yaptığı her işin karşılığında para bekleyecektir. Buda daha ciddi sorunlara yol açabilir.

Evet bunlar evde uyguladığımız ve olumlu sonuç aldığımız maddeler. Fakat bu konunun ben biraz karakter ile ilgili olduğunuda inanıyorum. Mesela aynı uygulamaları iki çocuğumda da yaptık ve yapıyoruz. Buna rağmen Yağız 10 yaşında ve harçlık yönetimi çok zayıf. 5 tane 1 lira yan yana gelsin hemen harcar. Haftalık harçlığını pazartesi günü bitiriyorsa cuma gününe kadar harçlıksız gezmeyi göze alır. Bu konuda maalesef bende öyleyim kolay kolay yanımda nakit taşımam çünkü mutlaka harcarım. Ela ise yaşı küçük olmasına rağmen ortalıkta bulduğu her 1tl yi kumbarasına ya da çekmecelerine saklar ve azalmışmı diye ara ara kontrol eder. Harçlık vereni yok para lazımsa dedesinin elini öper ya da Yağız'ın sağda solda bulduğu paralarını alır. Elinde ki parasını da harcamadan markette ya da avm lerde gördüğü herşeyi de kriz yaratarak almak ister. Tabii bu konu da taviz yok büyüdükçe bu konu eminim kafasında daha da oturacaktır.

Tüketim çılgınlığının iyice arttığı bu dönemde çocuklara tutumlu olmaktan çok para yönetimini öğretsek kardır diye düşünür durumdayım. Umarım bu konuda doğru bir yol izliyoruzdur.

Sizin de fikirlerinizi almak isterim. Okula giden çocuklarınıza verdiğiniz harçlık konusunda nasıl yaklaşıyorsunuz? Öneriniz varsa seve seve kabul ederim :)












devamı »

28 Mar 2017

Zorbalık Hakkında


zorbalık

Çıktısını alarak Yağız'a okuttuğum bir yazıyı sizlerle de paylaşmak isterim. Okul çağında ki çocuklar ile bu konuyu başlarına gelmeden önce konuşmakta fayda var.



Zorbalık, okullarda yaşanan oldukça yaygın bir şiddet türüdür ve güçlü olan bireyin kendi kazanç ve memnuniyeti için kendisine karşı koyamayacak kadar güçsüz olana tekrarlayan ve acı veren nitelikte fiziksel, psikolojik, sosyal veya sözel saldırılarda bulunmasıdır. Bir başka deyişle, kendilerinden yaşça daha küçük ya da fiziksel olarak daha güçsüz olan öğrencilerin yaşça büyük ya da güçlü olan öğrenciler tarafından hırpalanması ya da küçük düşürülmesi anlamına gelen zorbalık, anaokulundan liseye hatta üniversiteye kadar birçok alanda büyük ölçüde sorun teşkil etmektedir.

Genel anlamda bir eylemin zorbalık olarak tanımlanabilmesi için bazı temel ölçütler gerekmektedir. Bunlar,
· Kasıtlı olarak zarar verme amacıyla saldırgan davranışlarda bulunulması,
· Bu olumsuz eylemlerin bir kez değil, sürekli bir şekilde uygulanıyor olması,
· Taraflar arasında güç dengesinin eşit olmaması,
· Genellikle sistematik ve organize davranışlardan oluşması,

Zorbalık Türleri
Fiziksel zorbalık: Isırma, saç çekme, vurma, itme, dürtme veya çekme biçiminde fiziksel tacizlerde bulunma, haraç kesme, tekmeleme ya da tokat atma, dövme, odaya kilitleme, yumruklama, tırmalama, tükürme, korkutarak özel eşyalara zarar verme ya da el koyma, vb.

Sözel zorbalık: Rahatsız edici telefon görüşmeleri, korkutma, şiddet içerikli tehditler, isim takma, sataşma, sosyoekonomik seviye ya da zeka seviyesi bakımından alay etme, mağdurun ailesine hakaret etme, cinsel anlamda istismar edici sözler söyleme, okulun dışında veya çevresinde korkutma, yanlış veya kötü niyetli dedikodular yayma, vb.

Sözel olmayan zorbalık: Acımasız bakışlar ve çeşitli el hareketleri, arkadaş ilişkilerini etkilemek ya da arkadaşlıkları bozma, genellikle kasti ve sistematik bir şekilde bir kimseyi arkadaş olarak kabul etmeme, yok sayma, çirkin notlar gönderme, çeşitli yerlere mağdurlar hakkında çirkin sözler yazma vb. Bunlar fiziksel ya da sözel zorbalığa eşlik edebilir.

 Genel olarak zorbalık yukarıda sayılan çeşitlerden bir veya birkaçının kombinasyonu şeklinde görülebilir. Zorbalık başlığı altındaki bu eylemler bireysel ya da grup halinde uygulanabildiği gibi; bu hareketlere maruz kalanlar da bireyler ya da gruplar olabilir.





Zorbalığın Nedenleri
Kişinin mizacı ve kişiye isteklerini saldırganlık dışında başka yollarla da elde edebileceğini gösterecek birilerinin olmaması bu davranışın ortaya çıkmasında büyük rol oynamaktadır.
· Fiziksel güç kullanımının sorun çözme yöntemi olarak uygulandığı ailelerde, çocuklar ve gençler bu davranışı model alarak kendilerinden yaşça küçük ve güçsüz kişilere de aynı şekilde davranabilirler.
· Anne, baba, öğretmen ve arkadaşlar zorbalığa her boyun eğişlerinde aslında örtülü olarak çocuğa ya da gence zorbalığın işe yaradığı mesajını vermektedirler.
· Kendileri hakkında olumludan daha çok olumsuz sözler duyan çocuklar ve gençler başkalarına saldırarak kendilerini iyi ve güçlü hissetmeye çalışırlar. Olumsuz da olsa bir şekilde dikkat çekmek onlar için önemlidir.
· Özellikle gençler belirli bir akran grubunda yer alabilmek adına zorbalık yapabilirler. Çete şeklinde de görülebilecek bu gruplar okul ortamında göz önünde olmaktan çok büyük haz alırlar.



Zorbalığın Sonuçları


  · Kaygı, kızgınlık ve çaresizlik gibi duygulara sahip olmanın yanısıra üzgün, mutsuz, incinmiş ya da akranları tarafından dışlanmış hissedebilirler. Bu hisler hem yaşadıklarının bir sonucudur, hem de bu durumun tekrarlanabileceğine dair duydukları korkudan kaynaklanmaktadır.
· Kendilerine güvenlerinde ve benlik saygılarında azalma, değersizlik, yetersizlik, aşırı hassasiyet, okul ortamında gerginlik ve panik yaşayabilir. Maruz kaldıkları davranışların anıları sürekli zihinlerini meşgul ettiğinden konsantrasyon güçlükleri çekebilirler. İçe kapanırlar ve genelde az sayıda kişiyle arkadaşlık etmeyi tercih ederler.
· Bu duyguları yaşam boyu hissedebilirler. Hatta bu olumsuz duygular o kadar şidddetli olabilir ki kişi kendine zarar verme ya da intikam alma yollarına başvurabilir.
· Okula gitmeme, okuldan kaçma, zorbalığın meydana geldiği yerlere gitmekten kaçınma davranışı gösterebilirler; çünkü bu ortamları güvensiz, korku duyulan ve mutsuz bir yer olarak algılamaya başlayabilirler. Okula devamsızlık ve okul başarısının düşmesi sonucu akademik açıdan olumsuz yönde etkilenebilir.
· Zorbalıkla baş edemedikleri için yoğun bir suçluluk, utanç ve bir çeşit yenilgi hissederler. Kendilerini çirkin, işe yaramaz, sersem ya da insanlık dışı hissedebilirler.
· Zorbalığın doğrudan fiziksel hasarlarının yanı sıra, yaşadıkları psikolojik sıkıntı nedeniyle uyku güçlükleri, başağrısı, karın ağrıları ve yorgunluk gibi çeşitli bedensel sıkıntılar yaşabilirler.

Fiziksel açıdan güvenliğinizi sağlamak için durumu mutlaka bir yetkiliye bildirin. Sesinizi duyurmaktan korkmayın. Unutmayın ki zorbalık durdurulabilir. Güvende hissetmek en doğal hakkınız. Zorbalıkla tek başınıza baş ediyor olsanız bile, aynı durumun başkalarının da başına gelmesi ihtimalini düşünerek, olanları mutlaka birisiyle paylaşın.
· Zorbalıkla mücadele etmek oldukça zordur; ama öncelikle bilin ki sorun siz değilsiniz. Sorun bu davranışta bulunanlardır.




Zorbalıkla Baş Etmek için Öneriler
· Yakın olduğunuz arkadaşlarınızla daha sık vakit geçirmeye özen gösterin. Zorbalık davranışında bulunanlar, hedef olarak gruplara dahil olan kişileri daha az tercih ederler.
· Size karşı zorbaca davranışlarda bulunan kişilere elinizden geldiğince aldırmamaya çalışın. Gerekirse yanlarından yürüyüp geçin. Onları davranışlarını durdurmaları konusunda uyarın. Ancak aciz ve çaresiz görünmeyin ya da saldırgan davranışlarla karşılık vermeye çalışmayın.
· Özgüveninizi güçlendirmek için ‘Bu onların sorunu benim değil!’ gibi cümleleri kendi kendinize tekrar edebilirsiniz.
· İçselleştirdiğiniz olumsuz düşüncelerin olumlu olanlarla değiştirilebilmesi için bu konuyla ilgili duygu ve düşüncelerinizi ifade edebilmeniz çok önemlidir. Bu nedenle yaşadıklarınızı ve hissettiklerinizi anlatarak, yazarak, resim yaparak, şarkı söyleyerek, yani içinizden gelen herhangi bir şekilde ifade edin. Yaşamış ya da yaşıyor olduğunuz bu deneyimler sağlığınızı, ilişkilerinizi, gündelik hayatınızı bozacak düzeyde etkiliyorsa, bir uzmandan yardım almayı düşünebilirsiniz.

devamı »

22 Mar 2017

Türkiye'nin Uçurtma Müzesi Var


Çocuklarla müze gezmeyi seven aileler için güzel bir öneri olabilir. Ücretsiz olduğunu da özellikle belirtmek isterim.

Ülkemizin ilk ve tek, dünyanın 18 uçurtma müzesinden biri Üsküdar’da
Sokak oyunları kültürünün bir parçası ve çocukluğumuzun vazgeçilmez eğlencelerinden biri olan uçurtmanın ülkemizde bir müzesi olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul Üsküdar’da bulunan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş binlerce uçurtma ve uçurtmayla ilgili malzemesiyle, ziyaretçilerine hem görsel bir şölen sunuyor hem de ülkemizdeki uçurtma kültürünün yaşatılmasına katkıda bulunuyor.

Milattan Önce 300’lü yıllarda Çin’de doğan,  13. yüzyılda Avrupa’ya, 15. yüzyılda ise ülkemize ulaşan uçurtma, eskimeyen sokak oyunlarımız ve oyuncaklarımız arasındaki yerini koruyor. Uzakdoğu’da dini ayinler ve inanışlarda kullanılan, savaşlarda haberleşme aracı olarak kendine yer bulan, batıya geçtiğinde ise pek çok bilimsel deneyde aktif rol alan uçurtma, ülkemizde ise hala bahar oyuncağı olarak algılanıyor.

Türkiye’de artık bir oyun kültürü haline gelen ve birçoğumuzun çocukluğunun bir parçası olan uçurtmayı yaşatabilmek ve gelecek nesillere aktarabilmek için, İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanı Mehmet Naci Aköz öncülüğünde bir araya gelmiş uçurtma gönüllüleri tarafından, Üsküdar’da kurulan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, ziyaretçilerine haftada 6 gün kapılarını açıyor.

Uncular Caddesi Bakıcı Sokak’ta, iki katlı 500 metrekarelik bir alanda faaliyet gösteren Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi’nde, dünyanın 26 ülkesinden toplanmış 2 binden fazla uçurtma ve uçurtma ile ilgili malzeme sergileniyor.  Müzede 2 ayrı müze salonu, 3 uçurtma atölyesi alanı, 1 okuma salonu ve film kulübü bulunuyor.

Dünyadaki uçurtma kültürünü öğreniyorlar
Pazartesi- Cumartesi günleri arasında ziyarete açık olan müzeyi, uçurtmaya gönül vermiş her yaştan ziyaretçi gezebiliyor. Tamamen ücretsiz olan müze gezisinde, ziyaretçilere iki ayrı salonda sergilenen ve hepsi birbirinden görkemli uçurtmalarla birlikte, geldikleri ülkelerin uçurtma kültürleri de tanıtılıyor. İsteyen ziyaretçi uçurtmaları yakından inceleyebiliyor ve hatıra fotoğrafı çektirebiliyor.

Kendi uçurtmalarını yapmayı öğreniyorlar
Müzenin sunduğu hizmetlerden biri de uçurtma atölyesi. Ziyaretçiler, hemen alt katta bulunan atölyede, uzman uçurtma eğiticileri nezaretinde uçurtma yapmayı öğreniyor ve kendi uçurtmalarını yapmanın mutluluğunu yaşıyor. Atölyede yaklaşık 1 saat süren uçurtma eğitimi için ücret talep edilmiyor. Ziyaretçiler sadece kullandıkları uçurtma malzemesinin parasını ödüyor. Atölye eğitiminin sonunda uçurtmalarını yapanlara takdir belgeleri veriliyor.

“Çocuklar çok mutlu ayrılıyor”
 Müzeyi açarken tek amaçlarının kaybolmaya yüz tutmuş uçurtma kültürünü yaşatmak olduğunu söyleyen İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanı Mehmet Naci Aköz, müzeden bağımsız olarak zaten bir ticari faaliyetlerinin olduğunu, müze ve atölyeden herhangi bir maddi beklentide olmadıklarını söylüyor.


Ziyaretçilerin müzede 1,5 saat hoş vakit geçirdiklerini anlatan Aköz; “Buraya her yaştan insan ziyarete geliyor. Ana okulu öğrencileri de yetişkinler de, müzemiz de gördükleri o renkli ve göz alıcı manzara karşısında mutluluklarını ve şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Hatta gelenler bir süre sonra tekrar geliyor. Aldığımız olumlu tepkiler ve müze hatıra defterlerine yazılan güzel sözler bizi çok mutlu ediyor. İşte bu yüzden müzemiz, önde gelen, kişi, kurum ve yayın organları tarafından ülkemizin en iyi özel müzelerinden bir olarak gösteriliyor. Ben diyorum ki, uçurtmaya gönül veren herkes, ömründe bir kere olsun Uçurtma Müzesi’ni görmeli” şeklinde konuşuyor.
devamı »

21 Mar 2017

Çocuklarım Çok Şanslı Çünkü BEN...


Bloğa çoğunlukla beceremediğim şeyleri yazıyorum. İyi yaptığım şeyleri yazarken ukalalık taslıyor gibi görünmemek uğruna yayın aralarına sıkıştırıyorum.

Bunu da şuan düşünürken fark ettim. Neden iyi yaptığım şeyleri göğsümü gere gere yazmaktan korkuyorum/ korkuyoruz? Tabii bu deli sorulara nereden geldim diye merak edebilirsiniz 😊 kahve içermiyiz bloğunda Annelere Çağrı yazısını okudum. Annelere çağrı da bulunup kendisi de çocuğum çok şanslı çünkü ben diyerek kendi anneliğinde iyi yaptığına inandığı şeyleri yazmış. Valla tebrik ederim. Çok haklı bir isyan. Mükemmel annelik olmayacağını bile bile sürekli kendimize bir şeylerin faturasını kesiyoruz. Gerçi ben ara ara kendime gaz veren konuşmalar yapar, yazılar yazarım ama bu farklı bir şey oldu şöyle bir sıralama yapıp sonra da kendime bir aferin çeken yazı yayınlayayım diyorum 😊

Çocuklarım çok şanslı çünkü ben,

Çok iyi gaz veren bir anneyim.
Vallahi öyleyim. Başaramayacaklarına inandıkları, ben yapamam bunu dedikleri anda damardan girip "başarabilirsin yeter ki önce bir dene" başlıklı iki çift lafımla çok iyi cesaret veririm. İkna kabiliyetim iyidir.

Dert/ isyan/ heyecan her türlü duyguyu dinlerim. 
Çocuklarımın ikisi de erken yaşta konuşmaya başlayıp hiç susmayan karaktere sahipler. Sabah kalkarlar aynı anda rüyalarını anlatırlar, sonra ne giyecekleri konusunda hep bir şeyler anlatırlar, akşam kapıdan girerlerken okulda neler yaptıklarını tüm detaylarını asla atlamadan anlatırlar ve ben arada saate bakıp ne zaman bitecek diye baksam da asla engellemeden dinlerim. Yani iyi bir dinleyiciyim 😉 ( valla itiraf edeyim arada beynim uyuşuyor bir müddet boş boş bakıyorum ama hiç rahatsız olmadan anlatmaya devam ediyorlar demek ki iyi kıvırıyorum)

Onlarla birlikte film izlemeyi, dans etmeyi, eğlenmeyi seviyorum.
Tüm yorgunluğuma rağmen saatlerce evcilik oynamışlığım vardır. Saklanbaçı en sevdiğim oyun sanıyorlar o derece coşkulu oynarım.

Kitap kurdu çocuklar yetiştiriyorum.
Yağız harika bir kitap kurdu. Okuduğu kitaplar üzerine sohbet edebiliyoruz. Birbirimize kitap tavsiyelerinde bulunuyoruz. Ela şimdilik seviyor önünde örnek olarak ben ve abisi var. Dilerim oda abisi gibi tam bir kitap kurdu olur. Ara ara üçümüz birlikte uydurma hikayeler yazıyoruz.

Kendi işlerini kendi halletmeleri için sabırla bekliyorum.
Biri odasını 8 saatte topluyor diğeri, dolabını 5 gün dağınık bırakabiliyor. Nasılsa kendileri yapmak zorunda kalacaklar. Bunu çok iyi biliyorlar dönüp dolaşıp kendileri hallediyor. Arada geliyorlar tabii "kalk git iki dakika da topla rahatla" diyor şeytan "yooo yapma git sen başka iş yap" diyorum.

Sık sık sarılıyorum.
Ben dokunarak sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum. Hazır daha küçükler ileride belki çok sık sarılmamı istemezler diye doya doya sarılıp öpüyorum. Sevginin her kapıyı açtığını, kalplerde sevgi olmadan iyi insan olunamadığını öğrensinler istiyorum.
Ela ile kavga ettiğimizde ağlayarak sarıl banaaaa nolurr diye önüme atlar. Çakal damardan girecek aklınca 😊

Sabahları güzel koşuyorum.
Spor anlamında değil tabii nerdeee. Sabah kalkıp 45dk içinde Yağız'ın kahvaltısını hazırlayıp, paşayı yatağından kaldırıp, Ela hanımın bitmek bilmeyen kıyafet seçimini yapıp, saçlarının yapım aşamasını krizsiz atlatıp, toka, kolye seçimlerinin karar aşamasını bekleyip, sütünü önüne koyup içmesini sağlıyor sonra da koşar adım montunu giydirip kapının önüne paket yapabiliyorum. Ortalama 5dk içinde de ben kendi makyajımı yapıp, giyinip servise yetişebiliyorum. Son 1 yıldır yaşadığımız sabah koşturmalarını yazsam roman olur 😊 İşte bu yüzden en çok krizlerin yaşandığı sabah koşturmasını, akıl sağlığımı kaybetmeden gerçekten çok iyi idare ettiğime inanıyorum.

Başarıdan çok MUTLU olmalarının önemini sık sık dile getiriyorum.
Tabii ki her anne gibi başarılı çocuklarımın olmasını isterim. Fakat önceliğim başarı değil MUTLU insanlar olmalarıdır. Aldığınız belgelerle değil karakterinizle ön plana çıkın diyorum. Tabii şimdilik bunu sadece Yağız anlıyor 😊

Değer verdiğimi ve onları birey olarak gördüğümü hissettiriyorum.
Söz hakları var ve fikirlerini her konuda alıyorum. Tatile gidilecekse ne istediklerini, hafta sonu bir yere gidilecekse isteyip istemediklerini soruyorum. Emrivaki yok. Gerçi yeni nesile emrivaki yapmak demek tüm günü mutsuz geçireceksin demek onu da hesaplıyoruz tabii 😊

Özür dilemekten, teşekkür etmekten, yardım istemekten asla çekinmiyorum. Her zaman iyi bir anne olamayacağımı arada onlarında bana yardım etmesi gerektiğini ısrarla anlatıyorum. Kızdığımda, öfkelendiğimde, üzüldüğümde duygularımı kaçmadan paylaşıyorum. Özellikle Ela ile sabrım taştığında beni biraz yalnız bırakması gerektiğini, çok kızgın olduğumu altını çize çize anlatıyorum. Henüz faydasını görmedim ama inanıyorum, umutluyum göreceğim 😃

İletişim kurmam gereken bir sürü insan var. Gündüz iş yerinde iletişim kur akşam evde iletişim kur bayağı iyi idare ediyorum ya daha ne olsun.AFERİN Gülşah...

Bir öz güven geldi böyle bir liste yapınca ara ara yapayım ben bunu sizde kendinize iyilik yapın ve iyi yaptığınıza inandığınız her şeyi yazın 😉 Arada kendimizi takdir etmekten zarar gelmez.










devamı »

20 Mar 2017

Elsa Doğum Günü Konsepti


Geçen hafta benim, Ela'nın derken ana kız bol bol doğum günü kutlaması yaptık. Tabii sadece mum üflemek benim yaş grubuma yetiyor olabilir ama Ela'nın benden farklı beklentileri vardı. (her yıl ki gibi)

Yağız'da böyle bir heves yoktu. Sadece kız çocuklarına mı özel bilmiyorum ama Ela'da inanılmaz bir doğum günü kutlama hevesi var. Valla iki yıldır resmen kendine konsept belirliyor ve pastasına kadar her şeyini öyle istiyor. Tam burada bir not yazmak istiyorum; Ela doğmadan önce gördüğüm abartılı kız çocuğu partilerini ne yalan söyleyeyim çok yadırgardım. Yazık günah ne gerek var sade bir doğum günü yapılsa daha güzel olur derdim. Şimdi kendime neler söylüyorum tahmin bile edemezsiniz 😊 Anneysen asla büyük konuşmayacaksın ve asla başına gelme ihtimalini unutmayacaksın.

Neyse ben iç sesimle çebelleşirken bir taraftan da Elsa Doğum Günü Konsepti Ela tarafından belirlendi ve hazırlıklar başlandı. Geçen yıl Sofia dı ve pasta tabağı, çatalı, süsleri derken tüm ürünleri apayrı yerlerden alarak çok fazla zaman kaybettim ve masrafım iki katına çıktı. Bu yıl karakter dükkanından kişi sayısına göre toplu setlerden daha uygun fiyata aldım ve başka yerlerde gezinmeden tek seferde işimi halletmiş oldum. Pasta tabakları, çatalları ve bardakları o kadar kaliteli yapılmış ki yıkayıp tekrar kullanmak bile mümkündü. Çoğunu sakladım bir ihtimal seneye hala Elsa sevgisi devam ederse çakallık yapıp kullanırım 😊 yerse tabi..

Gönül isterdi ki tüm dostlarımı çağırabileyim fakat iş yoğumluğunun arasında evde doğum günü yapmak büyük bir eziyet olduğu için bu yıl kişi sayısını mecburen az tuttum. Böyle olunca herkes ile de daha rahat vakit geçirebiliyorum. Çok şükür sıkıntısız bu yıl ki doğum günümüzü de atlattık. Her yıl seneye yapmayacağım desem de Ela'nın gözlerinin içinde ki mutluluğu görünce dayanamayıp yine yapıyorum.

Bizim zamanımızda böyle doğum günlerini kutlanmazdı demeyeceğim. Zamana göre her şey değişiyor. Ve bizler bu tüketim çılgınlığı içinde çocuklarımızın mutluluğu için elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz. Yeter ki Allah sağlık versin.

Ama yine de siz siz olun gördüğünüz doğum günü partileri için;
" aaa hiç gerek yok bu kadar abartıya"
" sade bir doğum günü yapılsa daha güzel olur"
" bir doğum gününe bu kadar masraf yapılmaz"
" çizgi film karakterlerine bu kadar bağlanmak iyi değil"
" bana hayatta böyle doğum günü yaptıramazlar" vb. gibi sözlerden uzak durun. Çünkü başınıza gelmeyeceğinin garantisi yok.😉

Sevgiler,







devamı »

19 Mar 2017

Kızıma...

Kızıma

Meleğim, güzel kızım çok hızlı ve inatla büyüyorsun. İletişim kurmamız hızla ilerliyor. Hepimizin ağzının payını iyi veriyorsun. Lafıyla dövmek diye bir söz vardır. İşte sen onu 4 yaşında yapabiliyorsun. Hiç susmadığını sana özellikle yazmak istiyorum. Sofrada konuşulmaz diyerek bütün yemek boyunca konuşan tek kişi sensin.

Kızınca başka anne/baba alacağım demene, öfkelenince yumruklarını sıkmana, kırılınca kalbimi çok kırıyorsun diyebilmene, sevinince "seni çok seviyorum annecim beni çok mutlu ediyorsun diyerek tüm duygularını böyle güzel ifade ediyor oluşuna hayranım.
* Dilerim ömrün boyunca duygularını böyle açık ve net yaşarsın kızım.

Ah bir kıyafet kavgaların var görmen lazım. Ben kendi kararlarımı veririm havalarında ne buluyorsan giyip, takıp takıştırıyorsun. Karışma bana sözcüklerin daha şimdiden havada uçuşuyor. Kimsenin yönlendirmesini sevmiyorsun hele ev içinde ki kuralları canın isterse uyguluyorsun.
*Buna her ne kadar kızıyor olsam da yolundan dönme kızım. Ailen bile olsa verdiğin kararların arkasında dur. Sonucu ağır bile olsa kendi tecrübeni kendin yaşa. Kimsenin tecrübesiyle yola çıkma.

Büyüyünce kocaman bir ülkenin prensesi olacağını söylüyorsun. Büyük hayallerin var. Prenseslerin de işe gittiğine ve çok güçlü olduklarına inanıyorsun.
*Hayallerinden asla vazgeçme kızım. Her ne koşulda olursan ol yeter ki kimseye muhtaç olmadan kendi ayaklarının üzerinde durmak için çaba göster. Hayaller gerçekler diye bir ayrım var. Sakın gerçeklerden korkup hayal kurmaktan vazgeçme. Hayallerin zamanla hedefe dönüşür ve hedeflerin gerçekleştikçe kendini iyi hissedersin.

Odanı toplamayı sevmiyorsun. Genelde erkeklerde iş yapar diyerek abine toplatıyorsun. Evcilik oynarken abine gel yemek yap diyorsun. Yalnız abine emir kipleriyle iş yaptırma huyun evde kasırga yaratıyor bilmeni isterim.
*Aferin kızım 😊 Ev işlerini tamamen üzerine sakın alma. Ev işlerini sadece kadınlar yapar mantığına asla kapılıp gitme. Yoksa zaman geçtikçe hiç bir şeye yetişemiyorum endişesi tüm benliğini sarar yorgun düşersin. 

Ayna karşısında sürekli kendine güzel sözler söylüyorsun. Beceriklisin Ela, yapabilirsin Ela, çok güzelsin Ela, sana her şey çok yakışıyor ELA.
* Öz güven iyidir kızım. Fakat fazlası egoya girer ve seni yalnızlığa iter. Kendini her zaman önce sen sev, önce sen destekle. Ama kendini başkalarının yanında sakın övme. Bırak başarılarını başkaları konuşsun sen anlatma.

4 yıldır azimle uykusuz geziyorsun. Ne uyku eğitimleri gördü bu blog ama sana sökmedi. Her denediğim yol elimde patladı. Baş ucuna babanı oturtup sohbet ede ede uyumaya devam ediyorsun. Kimi nasıl kullanacağını çok biliyorsun.

Sen zor bir çocuksun ama bende mükemmel bir anne değilim. Büyüyünce anneliğin inişli çıkışlı garip bir dönem olduğunu sende anlayacaksın. Bazen sabır zorlayan, bazen çocukla çocuk olan, bazen sulu gözlü, bazen mükemmel olma sevdası yaşayan, bazen dibe çöken, bazen evladı için kendini psikopata bağlayan, bazen de tüm enerjisi bitmesine rağmen süper kahraman moduna hızlıca geçebilen yegane insan annedir. Bu duygu yaşadığını görmek en büyük dualarımdan biridir.

Kızım;
Biliyorum zaman daha da hızlı akıp gidecek ve sen hızla büyümeye devam edeceksin. Çok unutkanım artık bu yüzden bazı sahnelerini, bazı sözlerini daha sağlam hafızama kazımak için çabalıyorum. Abinle sarılmalarını, gülüşünü, boyundan büyük laflarını, saçı tararken ki naifliğini, istediğin bir şeyi yaptırdığında ki muzur gülümsemeni, sevinçlerini, mimiklerini, coşkunu daha bir dikkatle izliyorum. En büyük dileğim vicdan sahibi, yufka yürekli, kendi ayakları üzerinde duran, kendi kendine yetebilen "iyi bir insan" olmandır. Meleğim, ne olur aynı hataları sürekli tekrarlama ama hata yapmaktan da asla korkma. Yaptığın her hata seni ileri ki adımın için daha bilinçli yapacaktır. Hani hep gözlerimin içine bakarak konuşuyorsun ya, büyüdüğünde de insanların hep gözünün içine baka baka konuş kızım. Dürüst ol, saygılı ol, ahlaklı ol hepsi bir yana sağlam karakterli hayırlı bir evlat ol.
Hepimiz seni çok seviyoruz.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
İYİ Kİ DOĞDUN MELEĞİM...





devamı »

18 Mar 2017

YVES ROCHER Makyaj Ürünleri


Makyaj her yaştan kadının vazgeçmediği aksesuarı değil midir? İş, aşk demeden her yerde her zaman fark etmeksizin yapabildiğimiz en önemli eylemdir. Makyaj denince aklımıza sadece yüzümüzü renklendirmek gelmesin, cilt bakımının ilk adım olduğu bu eylemler silsilesinin gideceğimiz yere göre çeşidi değişir.

Biz kadınlar, makyajı iş hayatımızda farklı sivil hayatımızda farklı şekillerde yaparız. Tabii buna göre kullanacağımız ürünler de farklılık gösterir. Örneğin; iş yerimize göre makyaj yaparken kullanacağımız renkler genel de soft olur. Ancak gece sevgilimiz ya da arkadaşlarımız ile eğlenmeye gidiyorsak o zaman biraz daha abartabiliriz. Kıyafetimize göre köyü renkler ağırlıklı makyaj yapabiliriz. Makyaj ürünlerimizi zevklerimiz belirlerken aynı zamanda cilt tipimiz de seçmemizde büyük rol oynar. İşte Yves Rocher burada devreye girer. Tamamı bitkilerden oluşmuş içeriği ile tam 50 yıl önce hayatımıza giren markanın makyaj ürünleri de hayallerimizdeki gibi. Yves Rocher’in dermatolojik testlerden geçmiş, etkin sonuçlar veren makyaj ürünleri ile güzelliğimize güzellik katarken cilt bakımımızı da ihmal etmemiş oluruz. Anlayacağınız bir taşla iki kuş vurmak her babayiğidin harcı değildir. Ancak Yves Rocher bunu profesyonellik ile yapıyor. Hepimiz biliyoruz ki makyaj ürünlerini kullanmak cildimize zarar da verir. Ancak bu marka bunu yapmadığı gibi uzman bakımı yapıyor.  Örneğin; mağazasında ya da http://www.yvesrocher.com.tr/control/makyaj/ web sitesinde gördüğünüz bir pudrayı kullandığınızda hem cilt tonunuzun eşitlendiğini göreceksiniz hem de cildinizin nemlendiğini hissedeceksiniz. Ben denedim ve yaşadım. Size de tavsiyemdir hem de en şiddetlisinden kesinlikle denemelisiniz. Aynı durum günlük hayatımızda en çok kullandığımız ürün olan ojeler için de geçerlidir. Yves Rocher’nin ojeleri tırnaklarımızın yaşama sebebi olan keratin ve proteini gözünü kırpmadan harcarken ellerimizin olağanüstü görünmesinde de sağlar.


Yves Rocher’nin bitkisel içerikli makyaj malzemeleri hayatımıza bir girdi pir girdi. Pudraları, allıkları, fondöten ve rujları istisnasız hepsini kullanmak ayrı ayrı keyif veriyor. Benden size şimdiye kadar ki en kral tavsiye, Yves Rocher’nin peşini bırakmayın, cildinize iyi bakın olacaktır. Çünkü o sizin en kıymetliniz.                                           




devamı »

15 Mar 2017

Ve Benim İçin...

Kendime mektup

Eeee Gülşah naber?
Bak yine bir doğum günü mevzusu geldi çattı. Yeni bir yaş başlıyor. Yeni bir sayfa şu saatlerde açılıyor.

10' lu yaşlarını hatırlıyor musun? Ne çok dua ederdin zaman hızlı geçsin de 18.yaşım artık gelsin diye. Her doğum gününü coşkuyla kutlar su gibi akıp giden zamana sevinirdin. 18 olduktan sonra hayatına sihirli bir değnek değecek her şey daha güzel olacak sanırdın. Büyük hayallerin vardı ve o hayalleri kimsenin yıkmasına izin vermeyeceğine dair kendi kendine sözler verirdin. Kapı önü evciliklerini çok severdin ama 18 yaşına yeter ki gireyim bu oyunlardan vazgeçmeye hazırım derdin. 18 yaşına girdin hatta anlamadan 19-20 leri gördün. Hayallerini yıkanlar, üzenler, kıranlar oldu. Daha bir hassaslaştın. Evcilik oyunlarınla birlikte masumluk perdeleri kapandı gitti. Ve sen en çok 18 yaşından öncesini özledin.

20' li yaşlarını düşün; aşık olmak, sevmek ve sevilmek dünyanın en iyi, en harika olayı derdin. Etrafında bir sürü dost vardı. Yalnız kalmayı asla sevmez. Yalnız kalmaktan ödün patlardı. Bir sürü insan demek eğlenmek demekti. Ve hayat sadece eğlenmekten ibaretti. Kalbini kıranlar çok oldu. Ve ilk güvendiğin insanla evlendin. 23 ün de anne oldun. Hayat daha bir anlam kazandı. Evliliği oturtmak anneliğe alışmak, çatışmalar, dost kazıkları derken 25 den sonra kendini sorgulama fırsatı buldun. Çok hata yapmadın. Çünkü asla çok cesur bir insan olmadın. İnsan kırmaktan korka korka kendi fikirlerini dile getirmekten kaçındın. Her şeyi içine atmak seni tahammülsüz bir insan yaptı. Yine de kazandırdığı tecrübeler sayesinde en güzel dönemi 20' li yaşlarında yaşadın.

Ve 30 yaşına giriş yaptıktan 4 gün sonra 2.kez anne oldun. Sağlam bir sayfa açtın diyebiliriz. Kazandığın tecrübeler sayesinde önce kendini düşünmeye başladığın için kafan rahatladı. Etrafında ki insan sayısını azaltıp gereksiz konuşmaları ortadan kaldırdın.

30' lu yaşlarının başındasın en güzel, en anlamlı dönemdesin. Duruşun dik, yalnızlık korkun sıfır. Bir kaç dostum olsun bana bir şey olmaz havasındasın yine de dikkat et 😉 Tamam kabul 18 yaşını bekler gibi beklemiyorsun doğum günlerini ama 34 yılın birikimi ve sana kazandırdıkları için ne kadar şükretsen az diyebiliriz.

Ve sana diyeceklerim var; kabul edelim ki özellikle bu yıl çocuklar çok yordu, uykusuz gecelerle dağıldın, ergenlik girişinde ki evlatla boğuştun, 3 yaş sendromunda ki kızçeye kafa tuttun, evin işini umursamadın ama bir kocan olduğunu da unutmamak için bayağı çaba harcadın. Kadın olduğunu en çok bu yıl anladın. Her şeye yetişme telaşı, çocukların yükselen sesleri ile birleşip seni çoğu zaman çileden çıkardı. İlk kırışıklıklarını yüzünde bu yıl gördün. Yorgunluğun, stresin sağlığına ne kadar zarar verebileceğini ilk bu yıl keşfettin. Tüm bunlara rağmen yine de en çok kendini sevdin. En çok kendini önemsedin. Seni kıranlarla yollarını en kolay bu sene ayırabildin. Hayır diyebilmeyi de bu sene içerisinde öğrendin. Aferin.

 Sen yine de yeni yaşında sporu hayatına sok çocuklar evden gittiklerinde geriye sana sağlıklı bir beden kalmasını istiyorsan sağlığını önemse. 40'lı yaşların gelmeden çocukların senden kopup gitmeden onlarla yaşadığın her anın tadını çıkar. Millet ne der, o bunu yapmış, şu bunu almış diyerek yaşayan insanlardan uzak dur. Dedikodudan beslenen, sürekli kendini anlatan ya da hayattan zevk alamayan sürekli mutsuz gezen insanlardan koşarak kaç enerjini tüketmelerine asla izin verme. Hani hedef falan koymuyorsun ya kendine sen yine de en çok hayalini kurduğun şey için daha fazla çaba harca. Çalışmaktan, üretmekten, yazmaktan, okumaktan asla ama asla vazgeçme. Her yorulduğunda, her sıkıldığında, her bunaldığında kitaplar arasında dinlenmeye devam et. Kendini kaybettiğinde çocuklarının gözlerine daha iyi bak. Hayat arkadaşının elini daha sıkı tut çünkü yürüdüğün yolda en büyük dayanağın bizzat kendisi. Kırdığını düşündüğün insanlar için artık vicdan azabı çekmeyi bırak sen o hatalarla tecrübe kazandın. Yaşadığın pişmanlıklar bugün seni daha sağlam, daha karakterli birine dönüştürdü. Aklında, kalbinde her daim ileride olsun geriye asla dönüp bakma, öfkeni kontrol et ve içine hiç bir şeyi atma.

Ve ne olur unutma; İYİ Kİ lerin arttıkça keşkelerin azalacaktır. KEŞKE lere takılıp İYİ Kİ leri görmemezlikten gelme. Ve sen her şeye rağmen ÖNCE BEN demekten asla vazgeçme.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu şarkıda son zamanlarda çok sık dinlediğim Sezen Aksu şarkısı;
Dinleyin tavsiye ederim.
Dengemi Bozmayın 😉







devamı »

9 Mar 2017

Biz Ondan Bıkmıştık

Sabah bir haber okudum hala etkisindeyim. Yol kenarında öldürülmüş 28 yaşında bir gencin cesedi bulunuyor. Babasını teşhis etmesi için cesedin yanına getiriyorlar ve baba oğlu olduğunu onaylayarak "Yapacak bir şey yok hakkın rahmetine kavuşmuş işte, biz bıkmıştık" diye yorum yapıyor.

Haberi okurken öfke ve üzüntüyü aynı anda hissettim. Baştan babaya çok öfkelendim fakat düşününce bir babaya "biz bıkmıştık" lafını söyletecek kadar evladı ne yapmış olabilir diye düşünmeden edemedim.

Çocuk yetiştirmenin zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Onları birey gibi görerek, anlamaya çalışmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bebeklikleri, çocukluk dönemleri, sendromları ve ergenlik dönemleri derken ipler koptuğu anda toparlamak gerçekten çok zor.

Hayırlı evlat duası olmayan anne yoktur diye düşünüyorum. Bir evladın hayırlı olup olmaması da öncelikle aile içerisinde sevgi görmesi ve mutlu bir yuva ile başlar diye düşünüyorum. Sonrasında ailenin önüne arkadaş çevresi girer ve ipin kopması durumu genelde bu aşamada yaşanır. Eğer ergenlik dönemini çocuk, ailesinin sevgisi ile atlatırsa zemini sağlam olarak gelişimini tamamlar diye bir yazı okumuştum. Bu cümle bende hep bir korku bırakmıştır. Ya ergenlikte çocuklarımı anlamakta zorlanır onların yanında olabilmeyi beceremezsem diye bir çok olumsuz sahne kurmuşluğum vardır. Bu haberden sonra tekrar tekrar kendimi sorgulama ihtiyacı hissettim. Evet hiç birimiz mükemmel insanlar değiliz hatalarımız var, yanlışlarımız var. Bunaldığımız anlar, öfkeden deliye döndüğümüz zamanlar var. Çalışıyor, koşturuyor o kargaşa arasında çocuklarımıza zaman ayırıyoruz. Ya da bazılarımız çalışma hayatına son veriyor kendini çocuğunu büyütmeye adıyor.
Ya büyüdükten sonra?

Karşılarına çıkacak olan insanları biz seçemediğimiz zamanlarda sanırım bugünleri daha çok hatırlayacağız. O yüzden ileride KEŞKE diye başlayan cümleler kullanmamak için elimden geleni yapmak istiyorum. İyikilerim olsun hep istiyorum. İYİ Kİ doya doya her anlarını yaşamışım, İYİ Kİ her oyunlarına ortak olmuşum demek istiyorum. Bu duygular bazen beni yıpratsa da ilerisini düşününce bir rahatlama geliyor içime. Bilsinler ki anne babaları onları her şeyden çok seviyor ve arkalarından asla "biz bıkmıştık" demeyecek.

Kimseyi bu konuda yargılayamam henüz 10 yıllık anneyim. Ama Allah korusun benim başıma böyle bir şey gelse biz nerede hata yaptık diyerek vicdan azabından kahrolurdum. Her bebek dünyaya masum olarak geliyor. Ve dünyaya gelen her bebeğin karakterini önce aile ocağı sonra da bulunduğu ortam şekillendiriyor.

Tam da burada daha önceden okuduğum bir paragrafı paylaşmak istiyorum;

  " Birey yalnızca fiziki çevresinin değil aynı zamanda sosyal çevresinin de etkisi altındadır. İçinde yaşadığı toplumdaki gelişmeleri, olayları, kuralları ve değerleri öğrenir ve bir dünya görüşü kazanır. Aile, bir çocuğun sağlıklı büyümesi, gelişmesi ve topluma faydalı bir birey olarak yetişmesi için gerekli birincil ortamdır. Ancak aile ortamının sağlıklı olabilmesi ailede yaşanılanlara bağlıdır. Aile içinde yaşanılan her şey, çocuğun davranışlarını, duygularını ve tutumlarını belirler. Çocuğun aile ortamında gördükleri, yaşadıkları onun kişiliğinin belirlenmesindeki en önemli etkenlerden biridir. Dolayısıyla, çocuğun sağlıklı kişilik gelişimi, sağlıklı aile içi etkileşim ve iletişime dayanmaktadır.


  Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi sevgi dolu sıcak bir ortamda yetişmesine bağlıdır. Böyle bir ortamı sağlayan ilk ve temel topluluk şüphesiz ki ailedir. Herkes, ailesinin bedensel özelliklerini taşıdığı gibi, düşüncelerini, inançlarını, tutumlarını, davranışlarını da taşır. Çünkü birey bütün bunları çoğu zaman bilinçsizce, ailenin hayatından, uygulamalarından öğrenir."

 Bilinçli anne baba olup bilinçli evlat yetiştirmek oldukça önemli fakat yine de temkinli konuşmaktan yanayım. Çocuklarıma sunduğum yaşam şartları ve bulunduğumuzun ortamın yarın tepetaklak olmayacağının garantisi yok. O yüzden çok fazla büyük büyük laflar etmeye de gerek yok.

Ne diyelim Allah kimseyi evladıyla sınamasın.

Sevgiler,









devamı »

3 Mar 2017

Mevsim Geçişleri

march

Kış aylarını pek sevmem çünkü çok üşüyen bir insanım. Mart ayını da sevmem normalde ama hem benim hem kızçemin doğum günü bu ay içinde olduğu için bende yeri ayrıdır.

Mart başını bahar gelmiş gibi yaşarım. Sanki 15 güne kadar yaz gelecekmiş gibi hemen kg vermeliyim, eve bir bahar temizliği yapmalıyım, kışlıklardan verilecekleri ayırayım da öyle kaldırayım gibi telaşım başlar.

Zaten kilolu bir insan değilim ama kışın merdiven inip çıkmaktan öteye gitmeyen hareketli hayatıma sağlıklı yaşamı katmak için aklıma ilk bu ayda spor gelir. Gelir ve hava ısınmadığını görünce geldiği gibi gider. Mayıs a kalır artık benim spor :) Bu konuda sağ olsun beni en çok gaza getiren DERYA nın bloğunda paylaştığı yazı ve videolar oluyor. Hafta başından beri yaptığı programa uyuyorum ama 2 gündür güneş açmayınca amannn acele etme yaza var daha diyerek pes etmiş durumdayım. En kötü ip atlıyorum her akşam o idare eder artık :) Tatlı krizlerime de çözüm bulsam hiç sorun kalmayacak.

Bahar temizliği sevdamda depreşti birden ama ortalama 24 saat içinde yok olup gitti. Boya badana, temizlik, sil süpür falan detayları düşününce bir etrafa baktım zaten evi toplaması 2 ay sürer dedim ve erteledim gitti. Nasılsa önemli olan evin dağınık olmamasıdır (ki bizde hep dağınık o ayrı). Duvarlarda Ela'nın el izleri ve yaptığı minik portre çizimler var bunlara kıyıp şimdi badana da olmaz en iyisi dursun böyle 😉

Evde herkes dört gözle yazlıkları çıkarmamı bekliyor. Ela geçen gün yazlık kıyafetlerini koyduğum yeri bulmuş o kadar yıkayıp ütüleyip hazır koyduğum kıyafetleri üst üste giymiş çıkarmış yatak altına sokuşturmuş. Beğendiklerini kışlıklarının arasına koymuş tabi ben görünce minik çaplı bir cinnet geçirdim. Küçücük boyuyla sadece 20 dakika içinde dolabı komple boşalttığı için ayrıca teşekkür ettim.Toplamalıyız burayı dediğimde ise uykum geldi diyerek kaçtı. Aynı şey Yağız da da var. Bulsa şuan okula sandaletle gidecek. 2 gün önce güneşi gördüğünde şort olan okul formasını arıyordu. Şeytan ver bir giysin gitsin okula bir üşüsün dedi ama kıyamadım nasılsa hasta olunca yine işin ucu bana dokunacaktı.

Mart ayı benim; en çok hayal kurup, en çok hedef koyup, en çok kendime yol çizip sonrasında da hemen vazgeçtiğim bir aydır. Genelde bu ayda her şeyi yapmak isterim ama hiç bir şeyi yapamam. Çocuklar için ise dengelerinin şaştığı, ayarlarının bozulduğu bir ay diyebilirim. Ela zaten dün itibariyle kendi çapında bugün benim doğum günüm diyerek kutlamalara başlamış durumda. Tütü ve prenses tacıyla yeni yaşını renkli bir şekilde karşılamak üzere tüm hazırlıklarını yapıyor. Asabi halleri bu sıra fazlasıyla arttı.

Dün Ela diyor ki; "anne sen ve ben aynı anda doğmuş olamayız bu sadece benim doğum günüm sen bence abimle doğum gününü kutla". Kısaca çocuk Mart ayında benim doğmuş olmamı kabullenemiyor. Benim gerçek doğum günüm; hem abisini hemde onu kucağıma aldığım gündür haberi yok 😉

Mevsim geçişlerinde sizlerde de tembellik, halsizlik, sürekli erteleme gibi şeyler oluyor mu? Yoksa bende mi sorun var 😃




devamı »

2 Mar 2017

Evde Etkinlik Kitapları

İş bankası kültür yayınları


Ela okula başladığından beri evde etkinliklerimiz azaldı. Genelde hafta sonlarımız da parmak boyası, oyun hamuru, evcilik gibi aktiviteler ile geçiyor. Fakat yapıştırma ve makas sevdamız artarak devam ettiği için denk geldikçe etkinlik kitaplarından alıyorum. Araba da evde her zaman işime yarıyorlar.




İş Bankası Kültür Yayınlarına ait Bitkiler Nasıl Büyür? kitabı; yapıştırmalar eşliğinde çocuklara bitkiler hakkında oldukça güzel bilgiler veriyor.
İlkbaharda hangi çiçekler açar?
Tohumlar nereden gelir? gibi soruların cevabını bu kitapta bulmak mümkün.
Ben okudum Ela yapıştırdı ve fazlasıyla eğlenceli zaman geçirdik. Uzun yolculuklarda da çocukları oyalamak için birebir olan bu etkinlik kitabını canı gönülden tavsiye edebilirim. Başka çeşitleri de varmış araştırma içindeyim.
Çamlıca Çocuk




Çamlıca Çocuk yayın evine ait kağıt kesme kitabı ise elinde makasla gezen tüm çocuklar için oyalayıcı bir kitap. Makas kullanımı çocukların el kasları için ciddi önemli bir konudur. Ela da kendini keşfettiğinden beri terzi yamağı gibi elinde makasla gezer. En son tülleri kesme gibi bir niyeti vardı ki son anda kesilmemesi gerektiğine ikna oldu. Düz kağıt kesmekten de oldukça sıkıldığı zamanlar da bu kitabı bulmuştum.







Kitabın başlarında kolay kesilen resimler var. İlerledikçe zorlaşıyor. Ve el becerilerini zorluyor. Yapabildiğini gördükçe çok sevindi. Elinde makas olduğu için asla yanından ayrılmadım. Yoksa tüm kitabı kısa sürede kesip biçme yatkınlığı fazlasıyla var. Bu kitabı da seve seve önerebilirim. Sıkılmadan vakit geçirilebilecek kitaplarımız arasında yer aldı.


Her çocuk böylemi bilmiyorum ama Yağız böyle değildi onu çok iyi hatırlıyorum. Ela ile saatlerce etkinlik yapılabilir. Sürekli kesip biçip, yapıştırmak, boyamak istiyor. Okulda yaptıklarını evde tekrarlamaya bayılıyor. Kızlarda biraz da kendini tekrarlama olayı çok fazla gibime geliyor. Erkek düz mantık öğrenmiş ve bitmiştir uzatmaya, tekrarlamaya gerek yok havasındalar 😊 

Sevgiler,


devamı »
Bumerang - Yazarkafe