19 May 2017

Hamile Giyim Ürünlerine İfondi Aracılığıyla Sahip Olun!7

Hamile pijama takımları

Kadınların hamilelik dönemlerinde yeme ve içme konusu kadar giyimlerine de dikkat etmeleri gerekiyor. O nedenle hamileliğin özellikle 3. ayından 9. ayına kadar her daim rahat ve pamuklu giyim ürünlerine yönelmek de fayda var. Çatısı altında kadın dünyasına özel modern ürünler sunan İfondi, anne adayları için birbirinden güzel ürün grupları beğeniye sunuyor. Siz de hamilelik döneminizde rahata kavuşmak ve özgürce hareket edebilmek için markasının hamile & lohusa koleksiyonuna göz atabilirsiniz. Beğeninize ve ihtiyacınıza yönelik ürünler içerisinde seçiminizi yaparak kadınsı duruşunuzu yansıtabilirsiniz.

Sağlıklı bir Hamilelik için Kullanabileceğiniz Pamuklu Pijamalar

Hamilelik dönemi, Her geçen ay gerek anne adayı gerekse bebek için zorlu geçebiliyor. O nedenle anne adayının ev hayatında rahatlık sunan pijama ürünlerine yönelmesi gerekiyor. Pijama koleksiyonunda desenli, dantelli ve fırfırlı gibi farklı dekoratif detaylar dikkati çekiyor. Son dönemlerde yan kısımları bağlamalı formda olan jakarlı kumaş pijamalar popülerlik kazanıyor. Üç parça formunda olan estetik ürünler, kadınsı duruşunuzu ön plana çıkartırken diğer yandan da özgürce hareket etmenize yardımcı oluyor.

Pamuklu, koton ve polyamid gibi farklı kumaş materyallerinden dizayn edilen ürünler, nefes alabilir yapıları sayesinde teninizin gece boyunca kuru kalmasına izin veriyor. Yumuşak kumaş eklentileri, hem yaz hem de kış aylarında konforlu kullanım olanağı tanıyor. Koleksiyon içerisinde hamile t-shirt, emzirme sutyen ve bebek kundağı gibi parçalar da yer alıyor. Kırmızı, yeşil, pudra pembe, krem ve bej gibi farklı renk seçeneklerine sahip olan gecelikler içerisinden ten renginize uyumlu bir seçimde bulunabilirsiniz.

Ürün çemberi içerisinde uzun lohusa elbiseleri de bir hayli tercih ediliyor. Tek parça kesimde tasarlanan elbiseler, kontrast renkli desenlerle zenginleştirilerek daha hareketli bir görüntü ortaya çıkartıyor. V yaka ve yuvarlak yaka kesimde olan modeller içerisinden zevkinizi yansıtan güzel bir tercih yapabilirsiniz.
Dilerseniz sevdiğiniz bir arkadaşınıza hamilelik dönemi için hediye mahiyetinde sunabilirsiniz. Birbirinden modern Hamile pijama takımları İfondi 'de yer alıyor. Kolay ödeme seçenekleri sayesinde ihtiyacınıza uygun ürünü hemen satın alabilirsiniz.
devamı »

17 May 2017

Söz Dinlemeyen Çocuklar


Valla itiraf edeyim bir dediğimi iki etmeyen, ne istersem itiraz etmeden kabul edip hemen yapan, sorgulamayan, nereye çekersem oraya gidebilen çocuklarımın olmasını istemem. Yazarken bile kendimi delimisin kadın sen desem de durum cidden bu.

Tamam tabii ki sözümü dinlesinler, saygısız cevap vermesinler veya "tamam anne yaaa" diyerek beni geçiştirmesinler. Fakat bu onlarında birey olduğu ve fikirlerinin olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini unutmamak gerekli.

Söz dinletme taktiği olarak bir de dayağı seçenek olan görenler var. Dayak ile eğitilen çocuk hiç gördünüz mü? Ne kadar sopa yerse yesin çocuk yine bildiğini okur. Zamanla dayak yemeğe de alışır iş arsızlığa döner ve daha çok sinir harbi yaşanır. Ayrıca büyüdüğünde aynı şiddeti etrafındakileri de uygulayacaktır.

Kızmakta, öfkede, şımartmakta aşırıya kaçmamak için kırk takla atmak gibi bir kuralımız var. Bu kuralı da çocuk psikolojisini her şeyin önüne çıkaran, analara vicdan yaptıran zamane çocukları oldu. Yani sıkıyı gördük mü "aman çocuğun psikolojisi bozulur" lafını iyice benimsedik.

Yine bizlerin küçüklüğü ile kıyaslamak istiyorum. Annemden, babamdan korkmazdım. Öyle döven bir ailemde yoktu. Ama evde ciddi kurallar vardı hava karardığında, ezan okunduğunda sokakta olamazdık. Kolay kolay arkadaşlarıma yatıya gidemezdim. Buna benzer tartışmaya açık olmayan kurallar içerisinde büyüdüm. Bir şeyi çok istediğimde günlerce harçlık biriktirir öyle sahip olurdum. Ve o sahip olduğum şey benim en kıymetlim olur gözüm gibi bakardım. Özellikle babamın her şeye rağmen fikirlerimize olan saygısına hayrandım bende böyle çocuk yetiştirmek istiyorum dediğim günleri çok iyi hatırlıyorum.

Gel gelelim kazın ayağı öyle olmuyor. Bizler ve çocuklarımız arasında koca bir nesil var. Çocuklara söz dinletmek eskisi kadar kolay değil.

Daha geçen gün kolay kolay "tamam anne" demeyen Ela "yeter artık ben tamam anne demekten çok sıkıldım sen bana karışamazsın" diye bana posta koydu. Yani ayda yılda bir bile olsa TAMAM ANNE demek resmen çocuk rahatsız oluyor. Israrla kendi bildiğini okumak, kendi gönlüne göre özgürce hareket etmek istiyor. Belli bir seviye de tabii ki izin veriliyor ama bazı istekler yapılabilir cinsten değil olsa da her istediğini yapmak bana mantıklı gelmiyor. Benim ondan beklentilerim ile onun yapmak istedikleri birbirine asla uymuyor öyle inat ki orta yolu bulmak için ortalama yarım saatten fazla dil dökmem gerekiyor. Bu zamanda hangimizde bu kadar sabır var bilmiyorum ama bazen kendimi ciddi anlamda zorlarken buluyorum. Tam ikna edip odasından rahatlamış bir şekilde çıkarken mutlaka karşıma Yağız başka bir krizle çıkıyor. Yarım saatte onunla konuşuyorum o daha da asi kurallara uyma sıkıntısı yok ama aklına düşeni hemen o dakika olsun isteği aşırı fazla oluyor. Çok istedikleri bir şeye hemen sahip olduklarında ikiside değer bilmiyor anında hevesleri geçiyor ve 2 güne kalmadan başka bir şeylere gönül koyuyorlar ve yine tüm konuşmalar, tüm krizler başa dönüyor. Kolay elde edilir şeylere fazlasıyla alışık olan bu çocukları ikna etmek oldukça güç oluyor. Çünkü biliyorlar ki ne kadar arıza çıkarırsam o kadar pes edip almaları garanti olur.

Sabrım en fazla bu dönemde zorlanıyor ve ben kendimi en fazla bu dönemde çaresizlik içinde buluyorum. Bildiklerim, okuduklarım, gördüklerim, uygulamaya çalıştıklarım birbirine girmiş durumda. Zaman zaman gözüme minik canavarlar olarak görünüyorlar ve ben bazen ciddi ciddi korkuyorum. Zarar vermekten değil yanlış tepkiler verip, yanlış yönlendirmekten korkuyorum. Kolay yolu seçerek sussunlar yeter ki diye istediklerini yapsam önünü hiçten alamayacağımın gayet farkındayım bu yüzden konuşarak ikna etme yolunu tercih ediyorum tabii ki arada sesimde yükseliyor çünkü sabrımı sonuna kadar kullanmaktan asla çekinmiyorlar. Ben aileme ergenlik dönemimde bile karşılık veremez iken bu dönemde 4 yaşında ki çocuğun bana söyledikleri çoğu zaman damarıma dokunuyor. Karşılarında isyan etmemek için kapalı kapılar arkasında ağladığımda oluyor. Bu bir dönem sadece kendime bunu tekrarlıyorum.

Bunları yazmamda ki amaç; bilin ki herkesin evinde bu krizler yaşanıyor. Sosyal medya da sorunsuz, mükemmel gibi gösterilen çocuklar bilin ki doğru değil. Seni beni öfkeli gördüğünde "aaa biz çocuklarımızda hiç görmedik böyle şeyler" diyenler de yalan söylüyorlar. Çünkü hiç bir anne mükemmel değil bu yüzden hiç bir çocuk mükemmel olamaz. Her çocuk bu sendrom denilen dönemlerden geçiyor. Ve her anne bu çaresizlik dönemini yaşıyor. Kimi isyan ederek, kimi sabırla, kimi yıpranarak bu süreci mutlaka atlatıyor.

Böyle bir dönem içerisinde enkaz yığınına dönmek istemeyen herkesi günün belli bir saatinde ÖNCE BEN demeye davet ediyorum. Yoksa akıl ve ruh hastalıkları hastanesinde el ele otururuz haberiniz olsun ;)

Kendinizi ihmal etmeyin...
Sevgiler,











devamı »

12 May 2017

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?


Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir.
Anneler günü’nüz kutlu olsun!
Anneler ve anne adayları!

Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız?

Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim.

İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

10 May 2017

Anneler Arası Çocuk Kıyaslama


Çocuklar arasında kıyaslama yapan tek millet biz miyiz bilemem ama bulunduğumuz ülkede bunu yapmayan ortamlar yok gibi diyebilirim.

İki çocuğumun bile birbirinden uçurum kadar karakter farkı olduğunu kabullenen ben böyle insanlara gülüp geçmekten ziyade tepki bile vermiyorum.

Geçtiğimiz gün bir arkadaş topluluğunda anneler arasında kreşlerde ki eğitim sistemi konuşuluyordu. Biri kendi çocuğunun gittiği okulda sırf ingilizce konuşan bir öğretmenin olduğundan diğeri okul içerisinde ki yüzme havuzundan ballandıra ballandıra bahsediyordu. Öteki bahçede ki parkın ne kadar büyük olduğundan, onun yanında ki de ispanyolca eğitimlerinin olduğundan altını çizerek göze sokmaya çalışıyordu.

Böyle bir mantıkta ki anneler topluluğuna çok sık karşılaşmanız çok doğal hiç kimseye atarlanıp yorum yapmayacağım. Sadece bu konularda rahatsız olduğum en önemli konu; okullarda yapılan sosyal aktivitelere dikkat edildiği kadar keşke müfredat gereği hangi eğitimi alıyorlar, ellerinde ki kitaplarda çocukları neleri daha iyi yapıyor, neleri yapamıyor kısmına dikkat edip ülkemizde ki eğitim sistemi hakkında bilgi edinmiş olmalarını dilerdim. Şuan devlet ya da özel anaokulu fark etmiyor milli eğitimin belirlediği müfredatı hepsi aynı şekilde işlemek zorunda kalıyor bunu bilseler, övündükleri konuların biraz dışına çıkıp okullarının ne kadar temiz olduğuna bir göz gezdirseler diye içimden dua ediyorum.

Bu konu da bazen gerçekten bendemi sorun var diye düşünmeden edemiyorum. Benim için bir çocuğun okulda gördüğü sevgi, saygı, el becerileri eğitimi, birey olma yolunda öğretmenlerin ne kadar destek olduğu her şeyden çok daha önemli. Çalışan anne babalarız okuldan biraz geç alabiliyoruz o süre içerisinde canını sıkan bir yaklaşımın olmaması, mutlu bir şekilde bizi bekliyor olması çok daha önemli. Ben kendi iyi yönlerimi bile milletin gözüne sokmazken parasını verdiğim bir okulu sanki bir lütufmuş gibi bana sundukları imkanları başkalarının gönderdiği yeri ezerek mümkün değil göze sokamam. Devlet anaokuluna gönderebilen bir aileyi de böyle bir topluluk içerisinde asla yok sayamam.

Anaokulu dışında yine aynı şekilde ilköğretim özel okullarında çocuklar ailelerinden habersiz kutlu doğum haftası kutluyorlar ya da ibadet için zorlanıyorlar. İşin kötüsü çocuklarıyla doğru iletişim kurmayan aileler bunu çok zaman sonra öğreniyor. Bunun neresi kötü diyenlerde olabilir ama sizden habersiz çocuğunuza böyle bir eğitim veriliyorsa bu çok doğru bir şey değildir. Aileler okulların sosyal imkanlarına kafa patlatırken çocukların nasıl bir eğitim aldıklarını gözden kaçırıyorlar.

Yanlış anlama olmasın özel okulları gömmek değil derdim. Bir çocuğum devlet okulunda, diğeri özel anaokulunda iki yerden de sağlam tecrübemiz var. Ve ikisininde aldıkları eğitimi dikkatle takip ediyoruz. Çünkü bu dönemde ticaret kapısı gibi görülen eğitim sistemi içerisinde çocukların yok olup gitmelerine engel olmak zorundayız. Dinimizi nasıl anlatıyorlar, aileden gizli neler aşılıyorlar, sorun olduğunda çözmek için mi uğraşıyor yoksa üstünümü kapatıyorlar bunların hepsi benim için sağladıkları sosyal imkanlardan çok daha önemli.

Kısaca ben anneler arasında çocuk kıyaslama muhabbetlerini hiç bir şekilde anlayamıyor ve ciddi bir şekilde yadırgıyorum. Bu muhabbetlerin içinde sadece okuldan bahsettim ama karakter kıyaslamaları da oldukça fazla oluyor. Ve bunu özellikle çocuklarının yanlarında yaptıklarında ben rahatsız olup onların çocuklarını alıp oradan uzaklaştırıyorum. Çocukların gittiği okul, yaşadığı ev, dış görünüşleri önemli olmamalı. Önemli olan mutlu oldukları ortamda büyüyorlar olmaları ve bunu anlayıp kabul ettiğimizde eminim şahane bir nesil yetiştirmeyi başaracağız ;)

Bir tv programında duymuştum "anne/babalar artık çocuklarını proje gibi görüp yetiştirmekten acilen vazgeçmeli" diye aynen bende bu söze katılıyorum.

Sevgiler,











devamı »

3 May 2017

Eğitici Materyaller İçin Duyu Market

Eğitici Oyuncaklar

Bizi takip edenler bilirler Ela’nın bitmek tükenmeyen etkinlik yapma sevdası vardır. Bu yüzden her daim çocuk gelişimine uygun eğitici kutu oyunları, setler  ve eğitici oyuncak arayışındayım.

3 yaşına kadar evde her fırsatta montessori etkinlikleri yaptık. Fakat belli bir yerden sonra ben yetememeye başladım. Ne kadar internetten araştırsam da fazla seçenek bulamadım.  Evde ki ürünler dışında dışarıdan çeşitli materyaller alıp etkinlikleri desteklemek gerekiyor. Zaten sonrasın da anaokuluna başladı.

Anaokuluna başladığı günden beri de Ela için dikkat güçlendirme eğitim setlerini daha bir araştırır durumdayım. Tam da bu esnada araştırma yaparken Duyu Market ile tanıştım. Siteyi inceledikçe dikkat güçlendirme setlerinden daha fazlasının olduğunu görmek beni inanılmaz mutlu etti. Ürünleri incelerken en sevdiğim kısım seçtiğim ürünün hangi amaçla, nasıl kullanabileceğim, hangi alanlarda çocuk gelişim ve eğitimine katkı sağlayacağı hakkında çok güzel açıklamaların bulunması oldu.

Ürünlerin hepsi oyuncak görünümlü fakat çocuk gelişimine oldukça katkı sağlayan ürünler olduğunu memnuniyetle belirtmek isterim.

Aradığım setler dışında çocuk kitapları, kalem tutma konusunda gelişim sağlayan kalem tutamağı,  diğer kırtasiye ürünleri ve bilim setleri gibi 15 yaşa kadar tüm çocukların dikkatini çekecek materyalleri tek bir sitede buldum.

Bunların dışında anaokulu malzemeleri, aile eğitimi, zeka oyunları, çocuk terapisine kadar bir çok Eğitici materyali kocaman bir çocuk gelişim marketi olan duyu markette bulabilirsiniz.

Özellikle çocuklarında disleksi sorunu olan ve ilkokul da okuma yazma problemiyle karşı karşıya olan ebeveynlere de siteyi incelemerini tavsiye ederim.  Kısaca her çocuğun geliştirmek istediğiniz taraflarına yönelik materyalleri tek bir adreste bulabilirsiniz.

Fikirlerini almak için biz evde siteyi çocuklarla inceledik. Yağız’ın ilk tercihi bilim setlerinden yana oldu.  Fakat o kadar çok seçenek var ki karar verme kısmında o bile zorlandı.

Ela için de çok fazla seçenek buldum ama alıp birden önüne yığmak yerine tek tek deneyerek almaya kadar verdim. Önceliğim dikkat güçlendirici setlerden yana olsa da kırtasiye bölümünde ki çocuk eğitimine oldukça katkı sağlayacak ürünleri gördükçe kafamda güzel bir alışveriş sıralaması yaptım.

Bu konu da bilinçli bir seçim yapabilmek için destek hatlarından yardımda almak mümkün oluyor.

Çocuklar hangi yaşta olursa olsunlar her şeyi oyun ile öğreniyorlar. Bu yüzden klasik oyuncaklar yerine oynayarak öğrenecekleri, gelişimlerini destekleyen, yaratıcı ve hayal gücü özelliklerini kullanmalarını sağlayan, koordinasyon becerilerini geliştiren materyalleri  özellikle tercih ediyorum.
Bu konu da tüm önerileri de açığım ;)

Sevgiler,
Zekâ oyunları

devamı »

2 May 2017

Şık Mutfaklar İçin Ankastre Renkli Buzdolabı

Siz de ankastre renginin mutfaklara çok yakıştığını düşünenlerden misiniz? Bu yıl ankastre renklere ilgi çok fazla: Gümüş grisi bu renk, mutfaklarda hakikaten güzel duruyor ve bulunduğu her ortama değer katıyor. En çok da buzdolabı modellerine yakıştığını düşünüyorum, ankastre renkli buzdolapları mutfakların gerçekten de havasını değiştiriyor. Bu nedenle Uğur Soğutma’nın UES 585 D2K NFI A++ isimli buzdolabı modelini görür görmez sipariş etmeye karar verdim: Ankastre renginin en şık tonunu kullanıyor.

Sevdiğim bir renge sahip olması, tek tercih nedenim değildi elbette. Uğur Soğutma’yı gayet iyi tanıyorum, 60 yıldan fazladır derin dondurucu modelleri ile soğutucu cihazlar üretiyor. Açıkçası, bu sektörde rakibi olduğunu düşünmüyorum ve buzdolabının da bir soğutma uzmanından alınması gerektiği kanaatindeyim. Hem markayı, hem de ankastre rengini görür görmez satın alma kararı vermem bundan kaynaklanıyor. Buzdolabını yaklaşık 3 aydan bu yana kullanıyorum ve izlenimlerim şöyle:

İç hacmi 585 litre ve fazlasıyla yeterli geliyor. Açıkçası bu büyüklükteki bir iç hacmi, çoğu marka ancak en üst düzey ve en pahalı modellerinde sunabiliyor. ’da ise standart geliyor! Buzdolabı içerisindeki şeffaf sebzelik bölümü özel, zira nem kontrolü yaparak sebzelerin daha uzun süre taze kalmasını sağlıyor. Ayrı bir “0 derece” bölümü de var, süt ve et ürünlerini bu bölüme koyarak kullanım ömürlerini uzatabilirsiniz.

Buzdolabının no-frost özelliği var ve dondurucu bölmesinin kapasitesi tam 97 litre. Çoğu aile için fazlasıyla yeterli olacak bir kapasite bu. Isı kontrolü tamamen otomatik, bu da maksimum seviyede enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Dış kapağı üzerinde bir LED gösterge var, hem çok şık duruyor ve hem de kapağı açmadan buzdolabı kontrollerine ulaşmanızı sağlıyor. Buzdolabını geceleri de kullanmayı sevenlerdenseniz hiç merak etmeyin: LED aydınlatması, toplam 5 adet temperli cam rafı mükemmel bir şekilde aydınlatıyor. Fiyatının çok üzerinde özellikler sunan UES 585 D2K NFI A++ modelini satın aldığım için çok mutluyum, mutfağım hem çok daha şık bir hale geldi ve hem de çok kaliteli yeni bir buzdolabım oldu! https://satis.ugur.com.tr/item/ues-585-d2k-nf-a/100030 adresinden siz de sipariş verebilir, ödemenizi 12 taksit halinde yapabilirsiniz.



Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

26 Nis 2017

Denememe İZİN VER ANNE


Özellikle çalışan anneler için en yoğun en yorucu 2 gün hafta sonudur. Hafta içi amannn sonra yaparım nasılsa denilen tüm işler (çamaşır, temizlik, ütü vb.) hafta sonu dağ gibi birikerek önüne yığılırlar.

Bir hafta sonum var onuda iş yaparak mı geçireceğim derseniz yandınız. Neyse bu konu çok derin ve hiç girmeyeceğim umutsuzluk yüklemeye gerek yok. Çocuk da yaparım kariyerde yaparım diyen insanlarız ev işinden korkacak halimiz yok 😊

Hafta sonları önceliğim çocuklar olduğu için bir tık daha fazla yoruluyorum ve bu yorgunluk karşısında onlardan pazar gecesi erkenden duş alıp, odalarını toplayıp yatmalarını istiyorum. Sağ olsunlar ikisi de dediğimi yapar 9 da yatarlar demek isterdim ama maalesef evin en küçüğü, en huysuzu, en asisi, en inatçısı, en sendromlusu asla söz dinlemez ve mümkün oldukça daha çok oyalanır ve yapacağı işi daha geç yapar. Malum küçük hanım 4 yaşında duşunu ben aldırıyorum bir an önce yıkayım, saçını kurutayım, yatırayım nasılsa 1 saatte ancak uyur mantığında olduğum için seri davranıyorum.

Geçen pazar yine böyle kafamda bir an önce dinlenme düşünceleri ile yıkarken hopp müdahale etti "ben kendim yıkanacağım!!"

Ne diyordu uzmanlar hevesini kırmayın bir daha denemek istemezler. Amannn nasıl denemek istemez 15 yaşına gelipte hala kendisini annesine yıkatan kız çocuğu olur mu hiç?? Boşver hem daha önce denedik oram sabunlu kaldı, buram iyi yıkanmadı, dur banyoyu da yıkayım derken 1 saatte zorla çıkmıştık. Hem ayağı kayar düşer falan bütün gece uğraşırız. Yok yok o kadar ayakta duracak halim yok en iyisi dürüst bir açıklama yapayım derken; "sen elbet kendin yıkanabilecek kadar büyüksün kızım fakat şuan ben çok yorgunum acilen dinlenmek istiyorum ve ben ıslak zeminde senin kayıp düşmenden de çok korkuyorum biraz daha büyüyünce kendin yıkanırsın" diyorum ama nafile....

"denememe İZİN VER anne başka türlü büyüyemem"

"bu gece büyümesen kızım bir daha ki banyoda söz veriyorum büyümene izin vereceğim"

Sonuç: Tabii ki kendi yıkandı inatlaşarak 40 dk kaldığımız banyo süresinden o kendi yıkandığı için, bende 1 saat sürmediği (teselli işte) için mutlu ayrıldık. Yani Ela'nın birey olduğunu ıspatlama çabası benim yorgunluğuma galip geldi.

Başka bir örnek;
Yine tam temizliğin bittiği sırada tezgah üzerine çıkmış kendine yemek koymaya çalışan Ela'nın heyecanını bölerek "düşersin kızım in ben koyarım" dedim ve Ela "hayır anne ben büyüdüm kendim koymak istiyorum" demesiyle birlikte tabak içindeki yemekle birlikte her yere döküldü. Olsun dökülebilir dediğim halde "sen bana karışmasaydın ben başaracaktım" demesi beni kendime getirdi. Düşmemesi için tedbirini alıp yemek koymasına müdahale etmeseydim eminim çok mutlu olacaktı.

Bir kez daha anladım ki çocuklar; küçücük yaşlarına rağmen birey olmak için bu kadar mücadele ederken bizler onlar uğraşmasın, onların iyiliği için yadaaaa kendimiz daha az yorulalım mantığıyla onların yapabileceği her işe müdahale ederek daha fazla zarar veriyoruz. Sabırlı olup biraz uzaktan izleyebilme sabrını kendim ve tüm anneler için canı gönülden diliyorum.

Bu sıra her satırına hayran kaldığım "Gölge" kitap okuyorum çocukların birey olma çabalarına ailelerinin nasıl balta vurduğunu örneklerle çok güzel anlatıyor.

"Hata yapmalarına, yanlış kararlar almalarına izin vermek... Hata yapmazlarsa, yanlış karar almazlarsa doğru karar almayı öğrenemezler. Sorumluluk duygusu kazanamazlar. Yani birey olamazlar." yazıyor. Doğruluğunu oldukça inandığım bu cümleleri çoğu zaman yetiştirilme tarzımızdan dolayı uygulamakta sıkıntı çekiyorum. Bunu da telaşlı olan annelik yanıma veriyorum.

Bu gibi durumlar da onlara vermek istediğim mesajı hatırlatıyorum kendime; ikinizde benim için önemlisiniz ve aldığınız kararlar da en az sizin kadar önemli! Ve sen Gülşah bir anne olarak onlar yerine karar alır, problemlerini çözersen bunu hep yapmak zorunda kalırsın. Denemelerine fırsat ver.

Konu kapanmıştır arkadaşlar dağılabiliriz 😉


Facebook Annelikdunyam
İnstagram @gulsahonen











devamı »

24 Nis 2017

İki Çocuklu Annelere Söylenmemesi Gerekenler


11 yılda iki çocuğa sahip oldum. İkisini de idare eder bir yaşa getirdim buna rağmen kimsenin ağzını kapayamadım. Zamanla duymamayı, gülüp geçmeyi öğrendim o ayrı :)

Ülkemizde yorum yapmayı, bir başkasının işlerine karışmayı, akıl vermeyi, fikirlerini dayatmayı seven çok ama çok fazla hem cinslerimiz bulunmaktadır. Bilmem kaçıncı yüzyılada girilse bu huy özellikle Türk insanında genetik bir faktör gibi anadan kızına hızla yayılmaktadır. Çocukların dönemine kadar biter inşallah desemde çok umut yok :)

Benim etrafımda şanslıyım ki çok fazla değiller ama parkta, bağ da bahçede, bayram ziyaretlerinde illa yakalanıyor anlamsız yorumlara mağruz kalabiliyorum. Peki ben çok hangi söylemlere ayar oluyorum bir sıralayım;

* Çocuklarımın arası 7 yaş bunu duyan bazı hem cinslerim yorum yapmadan geçmiyor. "İki kardeşin arası 7 yaş olmamalı çok geç." Tam rahata eriyorsun en başa dönüyorsun. Eee daha iyi diyorum çalışıyorum ben aynı anda iki çocuk büyütemem ki!! Bir de kime göre neye göre geç bence gayet ideal oldu gayet halimden memnunum. Tabii ikna etmek zor o benim adıma kararı çokdan vermiş.

* "Biri 11 diğeri 4 yaşında oldu kendini kurtardı 3 çocuk için niyetin yokmu?" Bir kadın bir kadına bunu neden sorar aklım almaz. Aile planlamasını yapmak ne zamandır üçüncü şahıslara kalıyor anlamıyorum. İstesem yaparım. Eminim üçüncüye hamile kalanlara da " yaa bidaha mı hamilesin tüh tüh" deniyordur. Bırakalım kararı anne ve anne adayları versin değil mi?

* "Bir çocuğunu çalışarak büyüttün keşke ikinci çocukda çalışmasaydın" diye yorum yapanlara öldürecek gibi bakıyormuşum bir arkadaş söyledi :) İlk başlarda "şimdi ortalama 13 yıldır çalışıyorum öyle kafama göre çıkamam tazminatım yanar eee onca yıl ödenen sigorta primlerim de var hepsi havaya gider. Annemde sağolsun çocuklarıma ilk 3 yıl bakıyor diye açıklama yapıyordum artık yapmıyorum. Çünkü anlamayacak insanlara bir şeyler anlatacağıma çocuklarıma açıklama yapar onları memnun ederim.

* "Keşke cumartesileri çalışmasan. "Artık çalışmıyorum rahatladılar. Çalıştığım zamanlarda en gıcık olduğum yorumdu. Hangi anne kendi isteğiyle cumartesi işe gitmek ister bir mantıklı düşünmek gerek. Bu yorumu yapıp karşıda ki anneyi üzmenin anlamı yok. Özel sektörü babamın şirketi gibi sanıyorlar.

* "O kadar kitap okuyor araştırıyorsun ama çocukların biri pısırık diğeri aşırı özgüvenli" bu yorumu sadece bir kişiden duydum ve bir daha görüşmeyi kestim. Kitapları; çocuklarımın karakterini belirlemek için değil onları daha iyi anlayabilmek okuyorum. İki kardeşin farklı karakterde olmasını anne bizzat kendisi belirlemiyor diye düşünüyorum. Biraz kafa çalıştırmak lazım. Ayrıca çocukların yanında pısırık kelimesinin kullanılmasından fazlasıyla nefret ederim. Bazen anneler bile kendi çocuklarına bu yorumu yapıyorlar müdahale etmemek için kendimi zor tutuyorum.

* "Hep Ela'nın fotoğraflarını paylaşıyor Yağız'ı ikinci plana atıyorsun." Oğlum 11 yaşında ergenlik girişinde doğal olarak izinsiz fotoğrafını çekmiyor ve paylaşmıyorum. Ela'ya daha fazla kıyafet alıyor Yağız'a daha az alıyorum. Çünkü Yağız tercihlerini ve seçimlerini kendi yapma döneminde. Aynı şekilde Ela ile daha fazla aktivite yapıyor oyun oynuyoruz Yağız yaşı gereği çok fazla katılmıyor. Bu durum benim çocuklarımın arasında ayrım yaptığım anlamına gelmiyor. İkisininde isteklerine saygım sonsuz. Bilmem anlatabildim mi?

Eminim bu yazıyı okuyan anneler de benim maddelerime benzer bir sürü madde ekleyebilirler. Çünkü başkalarının enerjisini alarak yada başka hayatlara müdahale etmeyi severek mutlu olan bir çok insan var. Baktın enerjini tüketecek sohbet oluşuyor; çocuğunu bahane et gitmemiz gerek de, acil işim çıktı de ve uzaklaş :) Çok yakınınız olmadığı sürece böyle insanlardan koşarak kaçmak en güzeli. Ya da bizler kaçmak yerine bir şekilde artık "pardon da size ne" demeyi öğrenmek zorundayız.

Yaşadığımız hayat ve tercihlerimiz sadece bizi ilgilendirir.

Sevgiler,




















devamı »

23 Nis 2017

23 Nisan Kompozisyonu



Bugün bloğumu oğluma emanet ediyorum. Sizlerle 23 Nisan için yazdığı kompozisyonu paylaşmak istiyor.

Bu vesile ile bende tüm çocukların 23 Nisan Ulusal ve Egemenlik Çocuk Bayramını canı gönülden kutlarim.

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK  BAYRAMI

23 Nisan ATATÜRK’ün çocuklara armağan ettiği milli bir bayramdır. O gün ayrıca ATATÜRK Türkiye Büyük Millet Meclisini kurdu. 1920’den beri her yıl 23 Nisan günü büyük bir sevinç ile kutlanmaktadır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı ATAMIZ sayesinde dünyada kutlanan tek Ulusal Çocuk bayramıdır. Bu yüzden tüm ülkelerden bazı çocukları misafir olarak ağırlarız. Bizler M.Kemal Atatürk çocukları olarak dil,din ve ırk ayrımcılığı yapmamalıyız.

 “Ey yükselen yeni nesil gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.”diyerek ATATÜRK’ün bizleri çok sevdiğini ve bizlere çok güvendiğini asla unutmamalıyız.

 Biz türk çocukları olarak karanlıktan aydınlığa kavuştuğumuz gün olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramını Mustafa Kemal ATATÜRK için daima yaşatmalıyız.  
                 NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

                                  M.Yağız ÖNEN


                 
devamı »

21 Nis 2017

Korse Kullanımı

Yamuna korse

Özellikle sezeryan doğumlarından sonra göbek sarkmasını önlemek için doktorlar tarafından korse önerilmektedir. İk doğumum sonrasında korse kullanmak için geç kalmış 3.ayımda başlayabilmiştim. 3 ay bekleme sebebim ise; nasılsa normalde 48kg yum doğumdan sonra kolayca normal kiloma dönebilirim korseye gerek yok diye düşünmemdi. Cahillik işte aldığım 20kg unutmuş olmamım başka açıklaması olamaz :)

3.ayda kullanmış olmama rağmen ortalama bir yıl içinde eski kiloma ancak dönebildim. Aldığım korse sadece toparlayıcı falan değil bayağı medikalcilerde satılan sert korselerdendi bu yüzden çok rahat ve düzenli kullanamadım. Eski kiloma döndüğümde ise sadece alt karnım bana hatıra kaldı. Ela'da daha dikkatli davrandım çünkü gizli şeker çıktı ve doktorumun yaptırdığı diyetle 9kg ile doğum yaptım. Doğumdan sonra hemen pilates ve yürüyüşle 3 ay içinde eski kiloma geri döndüm. Alt karnım yine bana hatıra kaldı. Çok normal çünkü bütün gün masa başında hareketsiz çalışıyorum. Spor ise evde vakit bulup yapabildiğim kadarıyla oluyor. Yapı olarak zayıf olmam ve aşırı iştahlı olmamam en büyük avantajım.

Sadece düğün dernek gibi dar elbise giyeceğim durumlarda toparlayıcı ürünlere ihtiyaç duyuyorum. Fakat beni korse kullanıma asıl iten sebep kilo değil duruşumun hafiften kamburlaşmaya başlaması oldu. Yamuna korse ile tam bu aşamada karşılaştım. Sitede çok fazla model seçeneği var bedeninize en uygun olanı seçmek için müşteri hizmetlerinden yardım istemelisin. Göbek deliğinizin 3-4 parmak üzerinden ölçü alarak ben kendi bedenimi kolayca buldum.

Ürünü taktığınız anda 1 beden küçülmeyi rahatlıkla görebiliyorsunuz. Ne alt karnım kaldı ne de simit bölgemde fazlalıktan eser kalmadı. Ve aradığım dik durma özelliğini de fazlasıyla buldum. ilk 1 - 2 gün oturup kalkmakta zorluk çekilebiliyor fakat vücut buna kolayca alışıyor. Kullandıkça düzenli kullanımda incelme sağlandığını yorumlarda okudum. Zayıflamaya yardımcı olur diyecek kadar tecrübem yok fakat kullandığım 6 saat içinde hiç şekilde açlık çekmedim ve bolca su içtim. Bu şekilde devam edildiğinde kg verdirmesi de mümkün gibi görünüyor. Spor yaparken takan bayanlarında yorumlarını okudum sonuçtan oldukça memnunlar.

Vücudu bu kadar sıkmanın zararı varmı diyebilirsiniz? Ben bu yüzden 6 saatten fazla kullanmıyorum. Aşırı ince bel takıntınız yoksa sınırları aşacak şekilde kullanıp kendinize zarar vermeyeceğinize eminim :) Zaten firma yetkilileri de günde 6-8 saat kullanılmasını öneriyor.

Yamuna korse ile ilgili şöylece tecrübelerimi toparlarsam;

* Oturup kalkerken katlanma ve kayma yapmıyor.
* Kıyafetlerinizin içinde kesinlikle belli olmuyor. Çünkü bir iz oluşmuyor.
* İştahınızı frenliyor.
* Dik duruş sağlıyor.
* İlk kullanımda kesinlikle 1 beden inceltiyor. Düzenli kullanımda cm olarak da ciddi incelme sağlıyor.
* Göğüs altından başladığı için göğüsleri dik tutuyor.
* Kopçaları, çelik balenleri ve kumaşı inanılmaz sağlam ve kaliteli.
* Kopçalarını incelme sağladıkça 3 kademe küçültme özelliğine sahip.

Bazı kullanıcı fotoğrafların altında "aliexpress ten daha ucuza alırsınız boşuna bu kadar para vermeyin" yazıyor. Fakat yakın bir arkadaşımın geçtiğimiz yıl aliexpress ten aldığı korseyi bizzat gözlerimle gördüm berbattı. Özellikle korsenin kumaşını görseydiniz değil belinize takmak yer bezi yapmazsınız o derece kötüydü :)

Kısaca ben bende ki modeli olan yamuna latex korseden oldukça memnun kaldım. Arayış içinde olanlara memnuniyetle tavsiye edebilirim. Sezeryan ile yeni doğum yapanların iyileşme süreci içerisinde doktoruna danışmadan da korse kullanmamasını özellikle belirtmek isterim.

Sevgiler,
instagram ; @gulsahonen
Yamuna Korse



















devamı »

19 Nis 2017

Anılarınızı Ölümsüzleştirin




Sosyopix den evimize bir kutu yaşanmış en özel anlarımızın fotoğrafları geldi.

Ben anı biriktirme konusunda oldukça düzenliyimdir. Çünkü babamdan da böyle gördüm. Çocukluğumuz dair çok güzel fotoğraf albümlerimiz var filmli makinalara rağmen babam bayağı bir hatıra albümü oluşturmuş. Fotoğraflar benim için yaşanmış anların en büyük mirasçısı anlamında oldukça önemlidir. Bu yüzden bende çok fazla fotoğraf çeker ve tarihlerine göre ayırarak saklarım. Eskiden her ay düzenli albümde yapardım bu sıra bayağı ihmal ettim. Sosyopix sayesinde ihmal ettiğim hatıralarım tekrar ellerime geldi. Sosyopix ile de bir etkinlikte tanışmıştım. Küçük kartlara basılan fotoğraflara hayran kalmamak elde değil. Fotoğraflarınızı magnet olarak da bastırıp buzdolabınızı anılarınızla süsleyebilirsiniz.

Bizim kutuda bolca anı kartlarından başka birde 2017 takvimi (yine fotoğraflarımızdan oluşuyor) ve anı kutusu vardı. Çocuklara neyin ne olduğunu anlattıktan sonra kutuyu onlara verdim. Yağız çerçeveye (çerçeveye ikeadan) kutu içinden çıkan minik mandallar ile fotoğrafları astı. Ela ise anı kitabı oluşturdu. Yalnız anı kitabına çakal Ela sadece kendi fotoğraflarını yapıştırmış. Bu yüzden küçük çaplı bir kriz yaşandı neyse ki çabuk çözdük. Daha ne isterim Anneler günü hediyem hazır :) 


Elleriyle hazırladıkları her şey bana en güzel hediyedir :)
Anneler günü yaklaşırken sizlerde maddi değeri olan hediyeler yerine kalbe dokunacak hatıraları hediye etmek isterseniz çeşitli alternatif için sosyopix sitesini inceleyebilirsiniz. Farklı tema da ürünler hazırlatıp ücretsiz kargodan faydalanarak sevdiklerinizi mutlu etmeniz mümkün.

Sevgiler,





devamı »

18 Nis 2017

UMUT Bitmez



Çok fazla yorum yapmayacağım. Ben sadece yetiştirdiğim çocuklarımdan sorumluyum. Dini, Allah sevgisini, vatan sevgisini, insan olmayı, hak yememeyi, kula kulluk etmemeyi çocuklarıma ben öğreteceğim. Saygı ve sevgi içinde çocuk büyütecek ve yaşadığı topraklara sahip çıkmaları için elimden geleni yapacağım. Bugün her 4 kişiden 2 si hala cumhuriyetine sahip çıkıyorsa, akıl oyunlarına rağmen ülkenin yarısı hala direniyorsa her şeye rağmen umut var demektir.

Ve bende umudumu asla kaybetmeden padişahım çok yaşa afişlerine inat çocuklarıma her zaman NE MUTLU TÜRKÜM diyerek demokrasi ve özgürlüğü sağlayan Atatürk'ü anlatmaya devam edeceğim.
Sevgiler,

"Çocuklar geleceğimizin güvencesi yaşama sevincimizdir, bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir." Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


devamı »

13 Nis 2017

İnişli Çıkışlı ANNELİK

Annelik

Bazı sabahlar aldığım nefes için, sağlıklı çocuklarım olduğu için, işim olduğu için, aç ve açıkta olmadığımız için şükrederek uyansamda... bazı sabahlarda "Allah'ım bu dünyaya ben neden geldim" modunda uyanabiliyorum.

Bu sabahda gözümü açtım deliksiz uyumuşum tam şükredecekken Ela gözünü açtı ve ortalama 10dk da intiharın eşiğine sürekledi. Çok ciddiyim çenesiyle bunu yapabiliyor. Ne kadar bilinçli bir anne olsamda sabahın 7 sinde aklım henüz başıma toplanmadığı için, beynime giden oksijen o anda bana yetmediği için kriz anlarına sabahları çözüm bulmayı sanırım beceremiyorum çünkü ne yapsam Ela daha çok bağırıyor. Kötü bir rüyamı gördün diyorum görsem söylerdim diyo. Gel sarılayım sana diyorum yastıkmıyım ben diyo, tamam gel bir öpeyim o zaman diyorum şuan sana kızgınım öpemezsin diyo. Niye ya daha 2dk öncesine kadar uyuyordum kızdıracak ne yapmış olabilirim desemde o daha çok bağırarak ağlamayı seçiyor. O an beynimde garip şeyler dönüyor; bence hala uyuyorsun Gülşah ve bu haykırışlar sadece bir rüya gözünü açınca kendini mutfakta Yağız'a kahvaltı hazırlarken bulacaksın. Yağız kalktımı acaba yine ben gitmeden kaldırayım da gözümün önünde kahvaltı etsin sonra arkamdan yemiyor çöpe atıyor gibi bir adım ötesini düşünerek Ela'nın haykırışları arasında gerçek hayata dönüyorum.

Demek ki bu sabahda o mutsuz uyandı diye kendimi teselli etmeye çalışsam da akıl sağlığım buna çok izin vermiyor. Çünkü desibeli çok yüksek olan o ses daha yeni yeni ayılmaya çalışan bünyeme biraz ağır geliyor. Sabahları öyle dakik hareket ediyoruz ki bir kişi arızaya bağlarsa hepimiz geç kalıyor ve hepimiz evden stresli çıkıyoruz buda tüm günümüzüm berbat geçmesine vesile olabiliyor. Yaptığım işler yada koşturmam beni yormuyorda şu çocukların gönlünü ala ala sabah mutlu mesut evden çıkma çabalarım beni herşeyden çok yoruyor.

Birini kahvaltıya ikna et diğerini kıyafet konusunda ikna et derken sabrın doruklarına çıktığım anlar oluyor. Bu sabah sabırla konuşurken nabız atışlarımın arttığını, beyninim yandığını hissettim. Ne kadar olumlu düşünmeye çalışsakta hepimiz insanız ve dayanma gücümüz bir yere kadar. Bazen batıyoruz bazen çıkıyoruz. Bazı anlar geliyor elime ne geçerse sağa sola atıp, kırıp döküp kapıyı vurup çıksam bir rahatlayacağım diyorum ama çocuklara vereceğim zarar aklıma geliyor sessizce uzaklaşıyorum. İşte o yapmak isteyipte yapamadıklarımız bizi daha çok yoruyor diye düşünüyorum.

Bu düşüncelerin sonu kendimi çok kaptırırsam "sana ikinci çocuğu kim yap dedi" ye kadar gidiyor. O konulara sinirliyken hiç girmiyorum. Bizzat kendin istedin diyor ve iç sesimi susturuyorum.

Şimdi sakinim ve sakin kafayla sabahı tekrar tekrar başa sararak düşünüyorum. Ela okula gitmeyi unutsak diye başladı güne belki yatakta keyif yapmak istiyordu oda haklı bazen bunu bende istiyorum ama vakit yok. Yağız öğlenci erken kalkma zorunluluğu yok ama sırf kahvaltısını ettiğini görmek istediğim için bizimle aynı saatte kaldırıyorum. Küçücük yaşlarına rağmen düzenli bir sorumlulukları var kaytarmak gibi şansları da çok yok. İşte tam bu anlarda kendimi suçlasam da aklıma evde olduğum zamanlar geliyor çok mu sakindi ya da herkes daha mı sorunsuzdu o zamanlar koca bir HAYIR. O zaman vicdan azabına gerek yok bir iyi bir kötü geçecek elbet bu günler ;)

İnişli çıkışlı tek meslek ANNELİKtir gerçeğini unutmamak gerek.

Yine kendi kendimi teselli ederek hayat enerjimi geri getirdiğim için kendimle gurur duyuyorum 😉

NOT: İkinci çocuk için doğru zaman ne zaman diye soranlar oluyor. Hep diyorum tekrar altını çizeyim en doğru zaman; sabrınıza ve tahammül seviyenize güvendiğiniz zamandır. Birinci çocuk için veya sırf koca istiyor diye ikinci çocuk yapılmamalı.


Sevgiler,








devamı »

11 Nis 2017

Çocuklara Cep Telefonu Kaç Yaşında Verilmeli?



Yağız'a kaç yaşında telefon vermeyi düşünüyorsun diye soran bir kaç arkadaşım oldu. Yağız 11 yaşında ve son bir kaç aydır akıllı cep telefonu var. Kaç yaşında verilmeli diye soranlara bunun yaş sınırı yok çocuğun gelişimi önemli diyorum.

Bu konuda uzmanların yaş sınırı 15.

Fakat bizim gibi sabahtan akşama kadar çalışan ailelerde evde yalnız kalması gereken çocuklar için 15 yaş çok geç. Tabii internet ve uygulama kullanımını kısıtlamak gerektiğini atlamamalıyız.

Bu konuda çocuğun gelişimini önemsiyorum. Telefon kullanma kurallarına uyuyormu? Telefonun amacını kavrayabiliyormu? Telefon kullanımını abartıyormu? Telefonu hava atmak gibi bir amaç içinmi istiyor? sorularına verilecek cevaplar bu konuda karar vermemizi kolaylaştıracaktır.

Eğer çocuk yalnız kalmıyor sürekli yanında bir büyük varsa cep telefonu erken yaşta alınmayabilir. Yağız ilk defa bu yıl yarım gün evde yalnız kalmaya başladı. Ev telefonumuz yok ve Yağız'a ulaşmada sıkıntı yaşamamak için ilk başta eline eski bir telefon verdik. O telefon bozulunca oturup konuşarak akıllı telefon aldık. Tabii ilk zamanlarda görmemişin telefonu olmuş modunda elinde sürekli telefon ile gezince elinden aldık. Whatshap ta aile grupları kurup bütün gün telefonu tablet gibi kullanmaya başlamışdı. Bu konuyu da detaylı konuşup henüz hazır değilsin diyerek noktaladık. Üzerinden bir kaç ay geçince (ulaşmakta sorun yaşıyorduk) tekrar anlaşma yaparak telefonunu geri verdik. Çok şükür şuan gayet normal okula ve kursa götürmüyor. Sürekli bizi rahatsız etmiyor. Ve en önemlisi telefonun sadece bir iletişim aracı olduğunu kabullenmiş gibi görünüyor.

Dediğim gibi bu konuda çocukların tavrı karar vermekte çok önemli. Teknoloji zaten en büyük tutkuları bu konuda insan çok tereddüt yaşıyor sanki ipin ucu kaçsa kurtaramayacakmışsınız gibi hissetmek an meselesi :)

Erken yaşta cep telefonu kullanımını internette araştırdığımda beni en çok etkileyen beyin cerrahlarının verdiği bilgiler oldu. Uzun süre telefon ile temas halinde bulunan çocuğun beyninde oluşabilecek zararları okudum ve bunları Yağız' a da okuttum.

Birde daha yanında telefon taşıması gereken veya okula tek başına gidip gelen çocuklar için Turkcell in çok güzel kol saatleri var. İstediğiniz zaman çocuğunuzun nerde olduğunu takip edebiliyor ve ona ulaşabiliyorsunuz. Çocukda saate yüklediğiniz numaralara göre sizleri arayıp konuşabiliyor. Yağız'ı biz getirip götürdüğümüz için böyle bir şeye gerek duymadık ama ihtiyacı olanlar için bence güzel bir seçenek olabilir.

Teknoloji dediğimiz şey zamanla anne babanın yerini almadığı sürece ve anne baba teknoloji kullanımı konusunda koyduğu kurallara sadık kaldıkça çok fazla sorun olmayacağına inanıyorum. Ergenlik döneminde bu konuyu tekrar konuşalım 😊









devamı »

10 Nis 2017

Çocuklarınızın Sağlıklı Gelişimine Tam Destek Çocuk Devam Sütü’nde

Neden Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.

Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütü’nü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

7 Nis 2017

Koşulsuz Sevmeyi Öğretebilmek


"Sözümü dinlemezsen seni sevmem" ya da "yemeğini bitirirsen seni daha çok seveceğim" gibi cümleleri duyarak büyüyen çocuk koşulsuz sevmek ne demek olduğunu asla öğrenemeyecektir. Öğrenemediği gibi de bu cümleler duygusal ve kişisel gelişimine zarar verecektir.

Koşulsuz sevmek; birini olduğu gibi tüm hatalarıyla, yanlışlarıyla kabullenerek sevmektir. Karşılık beklemeden duyulan sevgidir. Çocuğunuz "annem babam ne yaparsam yapayım beni seviyorlar sadece bazı davranışlarımı uygun bulmuyorlar" diye düşünebiliyorsa sınavı geçmiş bir ailesiniz demektir. Bir çoğumuz zaten evlatlarımızı koşulsuz seviyoruz. Fakat kızdığımız zamanlarda ya da masumca nasihatlar verdiğimiz zamanlarda ağzımızdan çıkan bazı sözler çocukları koşullu sevmeye itmektedir.

Uslu durduğu için onu sevdiğinizi söylediğiniz de çocuğu ödüllendirmiş olmaz aksine koşullu sevmenin ilk adımını bizzat kendiniz öğretmiş olursunuz. Öfkenize sevginizi karıştırmayın tehdit unusur olarak sunduğunuz sevgiyi ortaya atmayın. Sevgi sevgiyi, öfke öfkeyi çeker. İkisinin ayrımını çocuklar evlerinde anne/babalarından öğrenir.

Uzmanlar koşulsuz sevmeyi öğrenen çocuğun kendine güveni tamdır ve asla büyüdüğünde o çocuğu kimse kandıramaz diye özellikle belirtiyorlar.

Sevgimizi hissettirmek için pahalı hediyeler almamıza da gerek yok. Çocuğu ilgiyle dinlemek, fikirlerine önem vermek, en öfkeli anlarında seni seviyorum diyebilmek, yaptığı hatalarda itilip kakılmak yerine güzelce konuşabilmek ve karşılıklı duyguları dile getirebilmek ona çok değerlisin mesajını olduğu gibi verecektir. Her koşulda sevildiğini hisseden çocuklardan ne ülkesine ne de bir başkasına asla zarar gelmez.
Yeter ki bizler sevgimizi göstermenin yaşı olmadığını ve sevilmediğine inanan çocukların hayatları boyunca güvene dayalı sorunlar yaşayacağını unutmayalım.

Böyle yazıları yazarken aklıma ailesini, sevdiklerini kaybetmiş evlatlar geliyor. Çocuk esirgemede gece uykusuna yatarken bakıcı ablasına sabah beni annemmi uyandıracak diye soran minicik kalpler geliyor. Sevginin gücünü bu kadar iyi biliyorken hiç bir canlının sevgisiz büyümesini içim asla elvermiyor. Ve hiç kimse sevgisiz büyümeyi hak etmiyor.

Bugün avm de bir mağazaya girdim 4-5 yaşlarında bir erkek çocuk annesi tarafından "elimi bırakırsan seni asla sevmem ve seni burada bırakır giderim" diye tehdit ediliyordu çocuk annesinin bu tehdidinden sonra annesinin eline iki eliyle sımsıkı sarıldı ve adım başı "anne beni seviyormusun" diye sordu buna rağmen anne ancak 4.soru da "bilmiyorum sözümü dinlemeye devam edersen karar vereceğim" dedi. Çocuk bir daha da asla konuşmadı. O an yeminle gidip çocuğa sımsıkı sarılmak istedim. Anneye mana bulmuyorum belki o an iyi gününde değildi, belki saatlerdir elinde çocukla aradığını bulamadığı için öfkeliydi empati yapmaya çalışıyorum ama beni seviyormusun kelimesine karşılık böyle olmamalıydı. Çocuk annesinden göreceği sevginin karşılığında elini tutması gerektiğini öğrenmemeliydi. İşte bu benim için koşullu sevginin en ağır örneğidir.

Çocukların bazı davranışlarına anlam veremiyor kızıyor öfkeleniyoruz ya keşke biraz kendimizi onların yerine koymayı deneyebilsek ve keşke öğretmek istediklerimizi önce biz öğrenebilsek.

Sevgi dolu günler dilerim.



















devamı »

5 Nis 2017

İki Çocuklu Ev Nasıl Olur?

Dağınık ev


Arama motoruna iki çocuklu ev nasıl olur yazarak bloğuma gelen sevgili anne;

Belli ki evinin halini gördükçe kendine teselli olarak kendin gibi birilerini aramışsın. Ya da ikinci çocuğu yapacaksın ev ne duruma gelir kısa bir araştırma yapıyorsun.

Şimdi ben sana şöyle bir açıklayayım; iki çocuktan sonra ev ev olmuyor biz ona yuva diyoruz. Etrafın dağınıklığını da yaşanmışlık diyoruz ki bu tanımlar bizi daha az strese sokuyor.

Koridorun mayın tarlası, avangard döşediğin salonun oyun bahçesinden farksız oluyor. Bir kaç akşam hırs yapıp yatmadan önce etrafı topluyorsun sonra yine tekrarlanan dağınıklığı görünce dağınıklığın üzerinden atlayıp gidip mışıl mışıl uyumayı öğreniyorsun. Zamanla klozetten çıkan kolyene, ayağına batan lego parçalarına alışıyorsun. Mutfak lavabonda gördüğün bebek, araba gibi oyuncakları yadırgamıyor gülümseyerek sahibine vermeyi öğreniyorsun.

Hele birde çalışıyorsan evine yardımcıda alamıyorsan bulunduğun ortama daha kolay adapte olarak daha stressiz bir süreç geçiriyorsun. Geçirmeye çalışıyorsun diyelim :)

İtiraf edeyim misafir geleceği zaman çok zor oluyor. O yüzden çat kapı misafirler yerine ortalama 1 hafta önceden haber veren misafirleri tercih ediyorsun. Çünkü evi toplamak ortalama 2 gününü alabiliyor buna temizlik işleride eklenince 1 hafta ancak yeter. İkramlık asla düşünme o çok büyük bir lüks olacaktır. Genelde arkadaş çevren seni bu halinle kabul ediyor. Seni böyle kabul etmeyenler ve dağınıklığına mana bularak bakan insanlarla yolunu ayırmayı çok çabuk öğreniyorsun.

Başta böyle sakin olmuyorsun elbet bu sürece alışmak için önce sağlam olan psikolojinin hafiften kısa devre yaparak yanmış olması gerekiyor. Sağlam kafayla çekilecek türden durumlar değil bunlar.
İlk zamanlar yetişmeye çalışacaksın yetişemeyeceksin çaresizlik yer yer oturup ağlamana sebep olacak. Alıp başını kaçmak istediğin anlar olacak ama dönünce yine tüm işlerin sana kalacağı gerçeği kaçmana mani olacaktır. Bu yüzden annelerin kolay kolay depresyona girme lüksü yoktur. Girecekse de evi bayağı gözden çıkarması gerekir.

Zaman ve tecrübe birleşince yaşadığın ortama bakış açını değiştirebiliyor. Evi bu hale getirenleri senin dünyaya getirmiş olduğun gerçeği daha ağır basıyor. Nefes alma sebeplerinin arasında onların sağlıklı oluşları aklına gelebiliyor. Duvarları çizerlerken ya da yerlere boya döktüklerinde gözlerini kirden alıp gülen gözlere odaklanmayı zamanla öğreniyor insan.

Ve yorgunluk, denen şeyin seni içine çekmemesi için elinden ne geliyorsa yapmayı öğreniyorsun.

Enerjini dağınık eve değil çocuklarına vermeyi daha kolay benimsiyorsun.

Bunları inatla öğrenmeyip kafayı sadece temizliğe taktığında ise dünyanın en mutsuz insanı olmaktan asla kurtulamıyorsun ;)

Kısaca bakmasını bilirsen iki çocuklu ev güzel olur.
Seçim senin...
Sevgiler,













devamı »

3 Nis 2017

5 Adımda HARÇLIK Yönetimini Öğretmek


Harçlık yönetimi
Kumbaralarına gözü gibi bakar :)

Çocuklara ne zaman ve ne kadar tutar ile harçlık verilmeye başlanması bir çok ailede tartışma konusudur. 10 yaşında ki çocuğa haftalık 20tl verilmesi bana göre yanlıştır fakat size göre doğrudur. Ve ya 4 yaşında ki çocuğa harçlık verilmesini siz doğru bulmazsınız ben doğru bulurum.

Bu konuda kimse kimseye karışamaz. Çocukların okuduğu okul, bulundukları çevre, aile yaşantısı, arkadaş çevresini hesaplayarak ortak bir yol bulunur. Fakat bu konudan önce çocuklara ufak yaşta para/harçlık yönetimi konusunda bilgi vermek gerekmektedir.

Harçlık yönetimini öğretmek için şöyle giriş yapabiliriz;

1- Öncelikle bir kumbarası olsun. Fakat üstten atılıp alttan alınmaması gerektiğini özenle anlatalım. Biz Yağız küçükken kumbaraya üstten para atıp sonra alttan ekmek alacağız bozuk lazım diyerek aldığımız için çocuğun kumbara anlayışı atm gibi asla para birikmiyor o lazım bu lazım diyerek alttan açıp biriktirdiklerini alıyor. Bu en büyük hata :)

2- Markete gitmeden önce eline küçük bir miktar para vererek kendi seçimini yaparak aldığı ürünün ödemesini elinde ki para ile yapması konusunda destek olabiliriz. 3 yaş bu giriş için doğru zamanlama olabilir. Burada dikkat edilecek nokta parası yettiği kadar ürün alması ve ödeme yapması olmalıdır.

3- Küçük yaşlarda oyunlarınıza manavdan, marketten alışveriş yapma, para verip para üstü alma gibi etkinlikleri katabilirsiniz. Oyuncak yazar kasa alarak daha gerçekçi bir hava yaratabilirsiniz. Evde bunu oynayarak öğrenen çocuk markette parasını ödemediği bir şeyi almaması gerektiğini daha kolay kabullenecektir. ( malum küçük yaşlarda almak istediklerini kriz yaratarak yaptırmayı çok severler)

4- Rakamları öğrenmiş daha büyük çocuklara minik minik harçlıklar verebilirsiniz. İstediği oyuncağı alabileceğini söylemeniz daha büyük hevesle para toplamasına sebep olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken harçlığını başka bir şeye harcayan çocuğa, hedef olarak koyduğu diğer oyuncağı sizin alıp önüne koymamanız gerekiyor. Çok istiyordu sevinsin diye aldım derseniz çocuk bu mesajı "benim ulaşamadığım şeyleri nasılsa annem babam alıyor" diyerek hafızasına kaydeder ve elindeki parayı daha kolay harcar.

5- PARA YOK demeyin. Çünkü çocuklar cin gibi para yok dediğinizde bir oyuncak mağazasında yerde sinir krizi geçiren çocuk asla ikna olmaz. (olan varsa istisnadır) Zaten şimdi ki çocuklar, para yok dediklerinizde "kredi kartıyla alalım" cevabını çok rahat yapıştırabiliyorlar. Bu yüzden çocukla açık açık bütçe meselesini konuşmalısınız. Ne kadar harcayabileceğini, paranızın hagi oyuncağa yetebileceğini sizden duymalı. Buna rağmen ikna olmayan çocuğu oyuncak mağazası yada avm gibi yerlere götürmeye gerek yok. Anlattıklarınızı anladığı zaman yani anlaşma sağladığınız zaman gidersiniz. ( bu konu da Ela anlaşmalara asla sadık kalmaz diyebilirim. Evde anlaşırız oyuncakçı da ya da markette hiç konuşmamışız gibi ağlarken kendini paralar. Bu durumda da asla dediğini yapmıyor eve dönüyoruz. Elbet bu şekilde birşey elde edemeyeceğini anlayacaktır.) Kararlı olmak önemli ;)


Birde bazı yerlerde odasını topladığı için, yemeğini yediği için, kendi başına giyindiği için para verilebileceğini okuyorum. Bana göre fazlasıyla yanlış. Çünkü sorumluluklarının karşısına para konursa o çocuk belli bir süre sonra para olmadıkça sorumluluklarını yerine getirmemeye başlayacaktır. Ya da yaptığı her işin karşılığında para bekleyecektir. Buda daha ciddi sorunlara yol açabilir.

Evet bunlar evde uyguladığımız ve olumlu sonuç aldığımız maddeler. Fakat bu konunun ben biraz karakter ile ilgili olduğunuda inanıyorum. Mesela aynı uygulamaları iki çocuğumda da yaptık ve yapıyoruz. Buna rağmen Yağız 10 yaşında ve harçlık yönetimi çok zayıf. 5 tane 1 lira yan yana gelsin hemen harcar. Haftalık harçlığını pazartesi günü bitiriyorsa cuma gününe kadar harçlıksız gezmeyi göze alır. Bu konuda maalesef bende öyleyim kolay kolay yanımda nakit taşımam çünkü mutlaka harcarım. Ela ise yaşı küçük olmasına rağmen ortalıkta bulduğu her 1tl yi kumbarasına ya da çekmecelerine saklar ve azalmışmı diye ara ara kontrol eder. Harçlık vereni yok para lazımsa dedesinin elini öper ya da Yağız'ın sağda solda bulduğu paralarını alır. Elinde ki parasını da harcamadan markette ya da avm lerde gördüğü herşeyi de kriz yaratarak almak ister. Tabii bu konu da taviz yok büyüdükçe bu konu eminim kafasında daha da oturacaktır.

Tüketim çılgınlığının iyice arttığı bu dönemde çocuklara tutumlu olmaktan çok para yönetimini öğretsek kardır diye düşünür durumdayım. Umarım bu konuda doğru bir yol izliyoruzdur.

Sizin de fikirlerinizi almak isterim. Okula giden çocuklarınıza verdiğiniz harçlık konusunda nasıl yaklaşıyorsunuz? Öneriniz varsa seve seve kabul ederim :)












devamı »

28 Mar 2017

Zorbalık Hakkında


zorbalık

Çıktısını alarak Yağız'a okuttuğum bir yazıyı sizlerle de paylaşmak isterim. Okul çağında ki çocuklar ile bu konuyu başlarına gelmeden önce konuşmakta fayda var.



Zorbalık, okullarda yaşanan oldukça yaygın bir şiddet türüdür ve güçlü olan bireyin kendi kazanç ve memnuniyeti için kendisine karşı koyamayacak kadar güçsüz olana tekrarlayan ve acı veren nitelikte fiziksel, psikolojik, sosyal veya sözel saldırılarda bulunmasıdır. Bir başka deyişle, kendilerinden yaşça daha küçük ya da fiziksel olarak daha güçsüz olan öğrencilerin yaşça büyük ya da güçlü olan öğrenciler tarafından hırpalanması ya da küçük düşürülmesi anlamına gelen zorbalık, anaokulundan liseye hatta üniversiteye kadar birçok alanda büyük ölçüde sorun teşkil etmektedir.

Genel anlamda bir eylemin zorbalık olarak tanımlanabilmesi için bazı temel ölçütler gerekmektedir. Bunlar,
· Kasıtlı olarak zarar verme amacıyla saldırgan davranışlarda bulunulması,
· Bu olumsuz eylemlerin bir kez değil, sürekli bir şekilde uygulanıyor olması,
· Taraflar arasında güç dengesinin eşit olmaması,
· Genellikle sistematik ve organize davranışlardan oluşması,

Zorbalık Türleri
Fiziksel zorbalık: Isırma, saç çekme, vurma, itme, dürtme veya çekme biçiminde fiziksel tacizlerde bulunma, haraç kesme, tekmeleme ya da tokat atma, dövme, odaya kilitleme, yumruklama, tırmalama, tükürme, korkutarak özel eşyalara zarar verme ya da el koyma, vb.

Sözel zorbalık: Rahatsız edici telefon görüşmeleri, korkutma, şiddet içerikli tehditler, isim takma, sataşma, sosyoekonomik seviye ya da zeka seviyesi bakımından alay etme, mağdurun ailesine hakaret etme, cinsel anlamda istismar edici sözler söyleme, okulun dışında veya çevresinde korkutma, yanlış veya kötü niyetli dedikodular yayma, vb.

Sözel olmayan zorbalık: Acımasız bakışlar ve çeşitli el hareketleri, arkadaş ilişkilerini etkilemek ya da arkadaşlıkları bozma, genellikle kasti ve sistematik bir şekilde bir kimseyi arkadaş olarak kabul etmeme, yok sayma, çirkin notlar gönderme, çeşitli yerlere mağdurlar hakkında çirkin sözler yazma vb. Bunlar fiziksel ya da sözel zorbalığa eşlik edebilir.

 Genel olarak zorbalık yukarıda sayılan çeşitlerden bir veya birkaçının kombinasyonu şeklinde görülebilir. Zorbalık başlığı altındaki bu eylemler bireysel ya da grup halinde uygulanabildiği gibi; bu hareketlere maruz kalanlar da bireyler ya da gruplar olabilir.





Zorbalığın Nedenleri
Kişinin mizacı ve kişiye isteklerini saldırganlık dışında başka yollarla da elde edebileceğini gösterecek birilerinin olmaması bu davranışın ortaya çıkmasında büyük rol oynamaktadır.
· Fiziksel güç kullanımının sorun çözme yöntemi olarak uygulandığı ailelerde, çocuklar ve gençler bu davranışı model alarak kendilerinden yaşça küçük ve güçsüz kişilere de aynı şekilde davranabilirler.
· Anne, baba, öğretmen ve arkadaşlar zorbalığa her boyun eğişlerinde aslında örtülü olarak çocuğa ya da gence zorbalığın işe yaradığı mesajını vermektedirler.
· Kendileri hakkında olumludan daha çok olumsuz sözler duyan çocuklar ve gençler başkalarına saldırarak kendilerini iyi ve güçlü hissetmeye çalışırlar. Olumsuz da olsa bir şekilde dikkat çekmek onlar için önemlidir.
· Özellikle gençler belirli bir akran grubunda yer alabilmek adına zorbalık yapabilirler. Çete şeklinde de görülebilecek bu gruplar okul ortamında göz önünde olmaktan çok büyük haz alırlar.



Zorbalığın Sonuçları


  · Kaygı, kızgınlık ve çaresizlik gibi duygulara sahip olmanın yanısıra üzgün, mutsuz, incinmiş ya da akranları tarafından dışlanmış hissedebilirler. Bu hisler hem yaşadıklarının bir sonucudur, hem de bu durumun tekrarlanabileceğine dair duydukları korkudan kaynaklanmaktadır.
· Kendilerine güvenlerinde ve benlik saygılarında azalma, değersizlik, yetersizlik, aşırı hassasiyet, okul ortamında gerginlik ve panik yaşayabilir. Maruz kaldıkları davranışların anıları sürekli zihinlerini meşgul ettiğinden konsantrasyon güçlükleri çekebilirler. İçe kapanırlar ve genelde az sayıda kişiyle arkadaşlık etmeyi tercih ederler.
· Bu duyguları yaşam boyu hissedebilirler. Hatta bu olumsuz duygular o kadar şidddetli olabilir ki kişi kendine zarar verme ya da intikam alma yollarına başvurabilir.
· Okula gitmeme, okuldan kaçma, zorbalığın meydana geldiği yerlere gitmekten kaçınma davranışı gösterebilirler; çünkü bu ortamları güvensiz, korku duyulan ve mutsuz bir yer olarak algılamaya başlayabilirler. Okula devamsızlık ve okul başarısının düşmesi sonucu akademik açıdan olumsuz yönde etkilenebilir.
· Zorbalıkla baş edemedikleri için yoğun bir suçluluk, utanç ve bir çeşit yenilgi hissederler. Kendilerini çirkin, işe yaramaz, sersem ya da insanlık dışı hissedebilirler.
· Zorbalığın doğrudan fiziksel hasarlarının yanı sıra, yaşadıkları psikolojik sıkıntı nedeniyle uyku güçlükleri, başağrısı, karın ağrıları ve yorgunluk gibi çeşitli bedensel sıkıntılar yaşabilirler.

Fiziksel açıdan güvenliğinizi sağlamak için durumu mutlaka bir yetkiliye bildirin. Sesinizi duyurmaktan korkmayın. Unutmayın ki zorbalık durdurulabilir. Güvende hissetmek en doğal hakkınız. Zorbalıkla tek başınıza baş ediyor olsanız bile, aynı durumun başkalarının da başına gelmesi ihtimalini düşünerek, olanları mutlaka birisiyle paylaşın.
· Zorbalıkla mücadele etmek oldukça zordur; ama öncelikle bilin ki sorun siz değilsiniz. Sorun bu davranışta bulunanlardır.




Zorbalıkla Baş Etmek için Öneriler
· Yakın olduğunuz arkadaşlarınızla daha sık vakit geçirmeye özen gösterin. Zorbalık davranışında bulunanlar, hedef olarak gruplara dahil olan kişileri daha az tercih ederler.
· Size karşı zorbaca davranışlarda bulunan kişilere elinizden geldiğince aldırmamaya çalışın. Gerekirse yanlarından yürüyüp geçin. Onları davranışlarını durdurmaları konusunda uyarın. Ancak aciz ve çaresiz görünmeyin ya da saldırgan davranışlarla karşılık vermeye çalışmayın.
· Özgüveninizi güçlendirmek için ‘Bu onların sorunu benim değil!’ gibi cümleleri kendi kendinize tekrar edebilirsiniz.
· İçselleştirdiğiniz olumsuz düşüncelerin olumlu olanlarla değiştirilebilmesi için bu konuyla ilgili duygu ve düşüncelerinizi ifade edebilmeniz çok önemlidir. Bu nedenle yaşadıklarınızı ve hissettiklerinizi anlatarak, yazarak, resim yaparak, şarkı söyleyerek, yani içinizden gelen herhangi bir şekilde ifade edin. Yaşamış ya da yaşıyor olduğunuz bu deneyimler sağlığınızı, ilişkilerinizi, gündelik hayatınızı bozacak düzeyde etkiliyorsa, bir uzmandan yardım almayı düşünebilirsiniz.

devamı »

22 Mar 2017

Türkiye'nin Uçurtma Müzesi Var


Çocuklarla müze gezmeyi seven aileler için güzel bir öneri olabilir. Ücretsiz olduğunu da özellikle belirtmek isterim.

Ülkemizin ilk ve tek, dünyanın 18 uçurtma müzesinden biri Üsküdar’da
Sokak oyunları kültürünün bir parçası ve çocukluğumuzun vazgeçilmez eğlencelerinden biri olan uçurtmanın ülkemizde bir müzesi olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul Üsküdar’da bulunan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş binlerce uçurtma ve uçurtmayla ilgili malzemesiyle, ziyaretçilerine hem görsel bir şölen sunuyor hem de ülkemizdeki uçurtma kültürünün yaşatılmasına katkıda bulunuyor.

Milattan Önce 300’lü yıllarda Çin’de doğan,  13. yüzyılda Avrupa’ya, 15. yüzyılda ise ülkemize ulaşan uçurtma, eskimeyen sokak oyunlarımız ve oyuncaklarımız arasındaki yerini koruyor. Uzakdoğu’da dini ayinler ve inanışlarda kullanılan, savaşlarda haberleşme aracı olarak kendine yer bulan, batıya geçtiğinde ise pek çok bilimsel deneyde aktif rol alan uçurtma, ülkemizde ise hala bahar oyuncağı olarak algılanıyor.

Türkiye’de artık bir oyun kültürü haline gelen ve birçoğumuzun çocukluğunun bir parçası olan uçurtmayı yaşatabilmek ve gelecek nesillere aktarabilmek için, İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanı Mehmet Naci Aköz öncülüğünde bir araya gelmiş uçurtma gönüllüleri tarafından, Üsküdar’da kurulan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, ziyaretçilerine haftada 6 gün kapılarını açıyor.

Uncular Caddesi Bakıcı Sokak’ta, iki katlı 500 metrekarelik bir alanda faaliyet gösteren Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi’nde, dünyanın 26 ülkesinden toplanmış 2 binden fazla uçurtma ve uçurtma ile ilgili malzeme sergileniyor.  Müzede 2 ayrı müze salonu, 3 uçurtma atölyesi alanı, 1 okuma salonu ve film kulübü bulunuyor.

Dünyadaki uçurtma kültürünü öğreniyorlar
Pazartesi- Cumartesi günleri arasında ziyarete açık olan müzeyi, uçurtmaya gönül vermiş her yaştan ziyaretçi gezebiliyor. Tamamen ücretsiz olan müze gezisinde, ziyaretçilere iki ayrı salonda sergilenen ve hepsi birbirinden görkemli uçurtmalarla birlikte, geldikleri ülkelerin uçurtma kültürleri de tanıtılıyor. İsteyen ziyaretçi uçurtmaları yakından inceleyebiliyor ve hatıra fotoğrafı çektirebiliyor.

Kendi uçurtmalarını yapmayı öğreniyorlar
Müzenin sunduğu hizmetlerden biri de uçurtma atölyesi. Ziyaretçiler, hemen alt katta bulunan atölyede, uzman uçurtma eğiticileri nezaretinde uçurtma yapmayı öğreniyor ve kendi uçurtmalarını yapmanın mutluluğunu yaşıyor. Atölyede yaklaşık 1 saat süren uçurtma eğitimi için ücret talep edilmiyor. Ziyaretçiler sadece kullandıkları uçurtma malzemesinin parasını ödüyor. Atölye eğitiminin sonunda uçurtmalarını yapanlara takdir belgeleri veriliyor.

“Çocuklar çok mutlu ayrılıyor”
 Müzeyi açarken tek amaçlarının kaybolmaya yüz tutmuş uçurtma kültürünü yaşatmak olduğunu söyleyen İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanı Mehmet Naci Aköz, müzeden bağımsız olarak zaten bir ticari faaliyetlerinin olduğunu, müze ve atölyeden herhangi bir maddi beklentide olmadıklarını söylüyor.


Ziyaretçilerin müzede 1,5 saat hoş vakit geçirdiklerini anlatan Aköz; “Buraya her yaştan insan ziyarete geliyor. Ana okulu öğrencileri de yetişkinler de, müzemiz de gördükleri o renkli ve göz alıcı manzara karşısında mutluluklarını ve şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Hatta gelenler bir süre sonra tekrar geliyor. Aldığımız olumlu tepkiler ve müze hatıra defterlerine yazılan güzel sözler bizi çok mutlu ediyor. İşte bu yüzden müzemiz, önde gelen, kişi, kurum ve yayın organları tarafından ülkemizin en iyi özel müzelerinden bir olarak gösteriliyor. Ben diyorum ki, uçurtmaya gönül veren herkes, ömründe bir kere olsun Uçurtma Müzesi’ni görmeli” şeklinde konuşuyor.
devamı »

21 Mar 2017

Çocuklarım Çok Şanslı Çünkü BEN...


Bloğa çoğunlukla beceremediğim şeyleri yazıyorum. İyi yaptığım şeyleri yazarken ukalalık taslıyor gibi görünmemek uğruna yayın aralarına sıkıştırıyorum.

Bunu da şuan düşünürken fark ettim. Neden iyi yaptığım şeyleri göğsümü gere gere yazmaktan korkuyorum/ korkuyoruz? Tabii bu deli sorulara nereden geldim diye merak edebilirsiniz 😊 kahve içermiyiz bloğunda Annelere Çağrı yazısını okudum. Annelere çağrı da bulunup kendisi de çocuğum çok şanslı çünkü ben diyerek kendi anneliğinde iyi yaptığına inandığı şeyleri yazmış. Valla tebrik ederim. Çok haklı bir isyan. Mükemmel annelik olmayacağını bile bile sürekli kendimize bir şeylerin faturasını kesiyoruz. Gerçi ben ara ara kendime gaz veren konuşmalar yapar, yazılar yazarım ama bu farklı bir şey oldu şöyle bir sıralama yapıp sonra da kendime bir aferin çeken yazı yayınlayayım diyorum 😊

Çocuklarım çok şanslı çünkü ben,

Çok iyi gaz veren bir anneyim.
Vallahi öyleyim. Başaramayacaklarına inandıkları, ben yapamam bunu dedikleri anda damardan girip "başarabilirsin yeter ki önce bir dene" başlıklı iki çift lafımla çok iyi cesaret veririm. İkna kabiliyetim iyidir.

Dert/ isyan/ heyecan her türlü duyguyu dinlerim. 
Çocuklarımın ikisi de erken yaşta konuşmaya başlayıp hiç susmayan karaktere sahipler. Sabah kalkarlar aynı anda rüyalarını anlatırlar, sonra ne giyecekleri konusunda hep bir şeyler anlatırlar, akşam kapıdan girerlerken okulda neler yaptıklarını tüm detaylarını asla atlamadan anlatırlar ve ben arada saate bakıp ne zaman bitecek diye baksam da asla engellemeden dinlerim. Yani iyi bir dinleyiciyim 😉 ( valla itiraf edeyim arada beynim uyuşuyor bir müddet boş boş bakıyorum ama hiç rahatsız olmadan anlatmaya devam ediyorlar demek ki iyi kıvırıyorum)

Onlarla birlikte film izlemeyi, dans etmeyi, eğlenmeyi seviyorum.
Tüm yorgunluğuma rağmen saatlerce evcilik oynamışlığım vardır. Saklanbaçı en sevdiğim oyun sanıyorlar o derece coşkulu oynarım.

Kitap kurdu çocuklar yetiştiriyorum.
Yağız harika bir kitap kurdu. Okuduğu kitaplar üzerine sohbet edebiliyoruz. Birbirimize kitap tavsiyelerinde bulunuyoruz. Ela şimdilik seviyor önünde örnek olarak ben ve abisi var. Dilerim oda abisi gibi tam bir kitap kurdu olur. Ara ara üçümüz birlikte uydurma hikayeler yazıyoruz.

Kendi işlerini kendi halletmeleri için sabırla bekliyorum.
Biri odasını 8 saatte topluyor diğeri, dolabını 5 gün dağınık bırakabiliyor. Nasılsa kendileri yapmak zorunda kalacaklar. Bunu çok iyi biliyorlar dönüp dolaşıp kendileri hallediyor. Arada geliyorlar tabii "kalk git iki dakika da topla rahatla" diyor şeytan "yooo yapma git sen başka iş yap" diyorum.

Sık sık sarılıyorum.
Ben dokunarak sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum. Hazır daha küçükler ileride belki çok sık sarılmamı istemezler diye doya doya sarılıp öpüyorum. Sevginin her kapıyı açtığını, kalplerde sevgi olmadan iyi insan olunamadığını öğrensinler istiyorum.
Ela ile kavga ettiğimizde ağlayarak sarıl banaaaa nolurr diye önüme atlar. Çakal damardan girecek aklınca 😊

Sabahları güzel koşuyorum.
Spor anlamında değil tabii nerdeee. Sabah kalkıp 45dk içinde Yağız'ın kahvaltısını hazırlayıp, paşayı yatağından kaldırıp, Ela hanımın bitmek bilmeyen kıyafet seçimini yapıp, saçlarının yapım aşamasını krizsiz atlatıp, toka, kolye seçimlerinin karar aşamasını bekleyip, sütünü önüne koyup içmesini sağlıyor sonra da koşar adım montunu giydirip kapının önüne paket yapabiliyorum. Ortalama 5dk içinde de ben kendi makyajımı yapıp, giyinip servise yetişebiliyorum. Son 1 yıldır yaşadığımız sabah koşturmalarını yazsam roman olur 😊 İşte bu yüzden en çok krizlerin yaşandığı sabah koşturmasını, akıl sağlığımı kaybetmeden gerçekten çok iyi idare ettiğime inanıyorum.

Başarıdan çok MUTLU olmalarının önemini sık sık dile getiriyorum.
Tabii ki her anne gibi başarılı çocuklarımın olmasını isterim. Fakat önceliğim başarı değil MUTLU insanlar olmalarıdır. Aldığınız belgelerle değil karakterinizle ön plana çıkın diyorum. Tabii şimdilik bunu sadece Yağız anlıyor 😊

Değer verdiğimi ve onları birey olarak gördüğümü hissettiriyorum.
Söz hakları var ve fikirlerini her konuda alıyorum. Tatile gidilecekse ne istediklerini, hafta sonu bir yere gidilecekse isteyip istemediklerini soruyorum. Emrivaki yok. Gerçi yeni nesile emrivaki yapmak demek tüm günü mutsuz geçireceksin demek onu da hesaplıyoruz tabii 😊

Özür dilemekten, teşekkür etmekten, yardım istemekten asla çekinmiyorum. Her zaman iyi bir anne olamayacağımı arada onlarında bana yardım etmesi gerektiğini ısrarla anlatıyorum. Kızdığımda, öfkelendiğimde, üzüldüğümde duygularımı kaçmadan paylaşıyorum. Özellikle Ela ile sabrım taştığında beni biraz yalnız bırakması gerektiğini, çok kızgın olduğumu altını çize çize anlatıyorum. Henüz faydasını görmedim ama inanıyorum, umutluyum göreceğim 😃

İletişim kurmam gereken bir sürü insan var. Gündüz iş yerinde iletişim kur akşam evde iletişim kur bayağı iyi idare ediyorum ya daha ne olsun.AFERİN Gülşah...

Bir öz güven geldi böyle bir liste yapınca ara ara yapayım ben bunu sizde kendinize iyilik yapın ve iyi yaptığınıza inandığınız her şeyi yazın 😉 Arada kendimizi takdir etmekten zarar gelmez.










devamı »

20 Mar 2017

Elsa Doğum Günü Konsepti


Geçen hafta benim, Ela'nın derken ana kız bol bol doğum günü kutlaması yaptık. Tabii sadece mum üflemek benim yaş grubuma yetiyor olabilir ama Ela'nın benden farklı beklentileri vardı. (her yıl ki gibi)

Yağız'da böyle bir heves yoktu. Sadece kız çocuklarına mı özel bilmiyorum ama Ela'da inanılmaz bir doğum günü kutlama hevesi var. Valla iki yıldır resmen kendine konsept belirliyor ve pastasına kadar her şeyini öyle istiyor. Tam burada bir not yazmak istiyorum; Ela doğmadan önce gördüğüm abartılı kız çocuğu partilerini ne yalan söyleyeyim çok yadırgardım. Yazık günah ne gerek var sade bir doğum günü yapılsa daha güzel olur derdim. Şimdi kendime neler söylüyorum tahmin bile edemezsiniz 😊 Anneysen asla büyük konuşmayacaksın ve asla başına gelme ihtimalini unutmayacaksın.

Neyse ben iç sesimle çebelleşirken bir taraftan da Elsa Doğum Günü Konsepti Ela tarafından belirlendi ve hazırlıklar başlandı. Geçen yıl Sofia dı ve pasta tabağı, çatalı, süsleri derken tüm ürünleri apayrı yerlerden alarak çok fazla zaman kaybettim ve masrafım iki katına çıktı. Bu yıl karakter dükkanından kişi sayısına göre toplu setlerden daha uygun fiyata aldım ve başka yerlerde gezinmeden tek seferde işimi halletmiş oldum. Pasta tabakları, çatalları ve bardakları o kadar kaliteli yapılmış ki yıkayıp tekrar kullanmak bile mümkündü. Çoğunu sakladım bir ihtimal seneye hala Elsa sevgisi devam ederse çakallık yapıp kullanırım 😊 yerse tabi..

Gönül isterdi ki tüm dostlarımı çağırabileyim fakat iş yoğumluğunun arasında evde doğum günü yapmak büyük bir eziyet olduğu için bu yıl kişi sayısını mecburen az tuttum. Böyle olunca herkes ile de daha rahat vakit geçirebiliyorum. Çok şükür sıkıntısız bu yıl ki doğum günümüzü de atlattık. Her yıl seneye yapmayacağım desem de Ela'nın gözlerinin içinde ki mutluluğu görünce dayanamayıp yine yapıyorum.

Bizim zamanımızda böyle doğum günlerini kutlanmazdı demeyeceğim. Zamana göre her şey değişiyor. Ve bizler bu tüketim çılgınlığı içinde çocuklarımızın mutluluğu için elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz. Yeter ki Allah sağlık versin.

Ama yine de siz siz olun gördüğünüz doğum günü partileri için;
" aaa hiç gerek yok bu kadar abartıya"
" sade bir doğum günü yapılsa daha güzel olur"
" bir doğum gününe bu kadar masraf yapılmaz"
" çizgi film karakterlerine bu kadar bağlanmak iyi değil"
" bana hayatta böyle doğum günü yaptıramazlar" vb. gibi sözlerden uzak durun. Çünkü başınıza gelmeyeceğinin garantisi yok.😉

Sevgiler,







devamı »
Bumerang - Yazarkafe