14 Eyl 2017

Milyonlarca Desen İçin Pixers


Sizde benim gibi arada sırada evin her zaman ki halinden sıkılıp, en kolay nasıl değişiklik yapabilirim diye düşünürken duvarlara el atanlardansanız gelin birlikte Pixers ile tanışalım.

Pixers de ne derseniz; duvarlarınız için milyonlarca desene ulaşabileceğiniz şahane bir platform derim. 😉 Çevre dostu teknolojileri kullanarak çevreye ve sağlığınıza önem veren bu platform da duvarlarınız için milyonlarca desen, sonsuz sayıda resim ve öneri bulabilirsiniz.

Boya badana işlerine kalkışmak yerine kendimi şimdilik Pixers desenlerine vurmuş durumdayım. Sadece duvar kağıdı olarak da düşünmemek gerek çünkü bütün desenleri isteğinize göre poster ya da çıkartma olarak size sunabiliyorlar. Harika!
Komple duvar kağıdımı olmalı yoksa bir kısmını poster olarak mı kullanmalı karar veremiyorum.



Fotoğraflarda ki gibi mutfak dolaplarınızı da dilediğiniz gibi kaplayabilirsiniz. Çünkü Pixerstick malzemesi, istediğiniz zaman ve istediğiniz yere kolayca yapıştırıp, değiştirebileceğiniz, dayanıklı, uzun ömürlü, yapışkan bir malzemedir.

Güvenilir ve hijyene verilen önem açısından da Pixers çıkartmalar çocuk odaları için rahatça tercih edilebilirsiniz. Silinebilir hatta yıkanabilen resimlerinin de olduğunu özellikle belirtmek isterim.


Seçenekleri gördükçe kafanız iyice karışacaktır. Ben favori desenlerimi özellikle paylaşıyorum. Milyonlarda desen arasında kaybolup gidebilir ve karar vermekte oldukça zorlanabilirsiniz.


 Bence yatak başının arkası için muhteşem bir duvar kağıdı olur.


Sınırsız seçenekler arasında kaybolacağınıza garanti verebilirim.

Ayrıca haber bültenine üye olarak ilk alışverişleriniz de %30 indirim kazanabilirsiniz.











devamı »

9 Eyl 2017

Anaokuluna Başlarken Bilinmesi Gerekenler


Bayram bitimi itibariyle çoğu kreş kapılarını açmaya başladı. Geçen yıl bu zamanlar nasıl heyecanlı olduğumu hala hatırlarım ve inanın şuan yazarken bile o duyguları yaşıyorum. Hep dediğim bir laf vardır; okul fikrine çocuklardan önce anneleri hazırlamak gerekli :)

Yağız kreşe başlarken çok ağlamış ve beni üzüntüden mahvetmişti. Ela da öyle olmadı. Evet hemen adapte olmadı günlerce, hatta haftalarca öğretmeninin elini bırakmadı. Fakat okula gitmeyeceğim veya beni burada bırakmayın gibi ağlamaları hiç olmadı. Uyku sorunlarını saymazsak koca bir yılda gayet güzel geçti.
Çarşamba günü itibariyle tekrar okula başladı. Bu defa 5 yaşa geçen Ela geçen yıl ağlamadığının acısını çıkartırcasına kendini yerlere ata ata ağladı. Okulda bizde şaşırdık kaldık.

Aslında şaşırmamak gerekli belli ki tatil boyunca eve, anneannesine ve bize alışan bir çocuğun tekrar okula dönmesi endişe yarattı. Sınıfı ve öğretmeni değişeceği için benim de korkularım vardı bunu ona da hissetmiş olabileceğimi düşünüyorum. Neyse ki yeni öğretmenimizin de desteği ile 2 günde bu sorunu aştık ve eskisi gibi okula mutlu gidiyor.

Şimdi sizler içinde 2 çocuk da yaşadığım anaokulu tecrübelerini sıralamak ve ilk yılında çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiğini kendi fikrimce toparlamak istiyorum.

* Mümkünse ilk haftayı çocuk ve kendiniz için alışma evresi olarak kabul edin ve çalışıyorsanız yıllık izninizi o haftaya ayarlayarak endişeli olan çocuğunuzun yanında olun.

* İlk günler bence çocuk okulda tam gün bırakılmamalı. Yarım gün bırakmak okulu, öğretmeni tanıması ve ortama güvenmesi için çocuklara fırsat verilmesi gerektiğine canı gönülden inanıyorum. Hele ki ilk günler direk uykuya bırakmak okula alışma evresini daha da uzatabilir. Tabii şöyle de bir durum var; Ela'yı geçen yıl okulun ilk günü öğlen vakti alıp eve götürmek istedik Ela kendisi okulda uyumak istediğini söyledi böyle olunca evden çarşaflarını ve yanından ayırmadığını kokusunu alıp getirdik ve sorunsuz yattı uyudu. O ağlıyor ve bizde ısrarla onu okulda yatıya bıraksaydık eminim her şey ters teperdi.

* Eğer çocuğunuzu okula bırakırken kapının önünde bekliyorum diyerek söz verip kapı önünde beklemiyorsanız ve çocuğunuz bunu fark ederse yandınız size olan güveni bir anda kaybolacaktır. Eve gideceğinizi ve saat üzerinde göstereceğiniz saatte geri gelip onu alacağınızı belirtmeniz an doğrusu olacaktır.

* Kabul edelim ki biz anneler bu dönemde en az çocuklar kadar hassas, endişeli, korku dolu ve panik durumdayız. Fakat bu duygularımızı ne kadar saklarsak saklayalım çocukların hisleri çok kuvvetli ve sizin en ufak hareketinizden endişenizi anlamakta inanılmaz yetenekliler. Bu yüzden önce kendimizi okula bırakma fikrine alıştırmalıyız. Çalışıyorum mecbur veriyorum vicdan azaplarını bir kenara bırakıp çocuk için en iyisini yaptığınıza kendinizi mutlaka ikna edin. Ve diğer duygularınızdan önce ne kadar kararlı olduğunuzu gösterin. Unutmayın ki siz okula bırakırken kararlı değilseniz çocuğunuz da tüm gününü huzursuz geçirecektir.

* Eve geldiği gibi okulun nasıl alıştın mı? diye sorma hatasını asla yapmayın. Hatta çevrenizi de tembihleyin bu sorudan uzak dursunlar. Çünkü bu soru net cevap alabileceğiniz bir soru değil bunun yerine kendi gününüzü anlatın ve ona da soru sormadan anlatması için sohbet açın. Yapıları gereğimi bilmiyorum ama iki çocuğum da daha kapıda okulda ne yaptıklarını anlatarak eve giriyorlar. Ağızlarından laf almama gerek kalmıyor :)

* Çocuğunuzun okula giderken yanına en çok sevdiği oyuncağını almasına izin verin, Evden getirip elinde tuttuğu oyuncağı tüm ona kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır. Yağız kokusunu Ela ise peluş mickey oyuncağını götürmüştü.

* Tüm bu süreçte öğretmen en büyük destekçiniz olsun. Çocuk ile öğretmen arasında bir uyumsuzluk var ise ve çocuğunuz öğretmenine alışamadıysa mutlaka başka çözüm yolları arayın. Çünkü okul değil önemli olan öğretmendir. Bu yüzden sürekli öğretmeni ile iletişim halinde olun. Gerekirse öğretmen değişikliği yapmaktan çekinmeyin. Çünkü emin olun öğretmenine alışamayan çocuk yıl boyunca okula da alışamayacaktır.

Benim sıralayacaklarım bu kadar :) bütün her şey bir yana sonsuza kadar ağlamayacaklarından emin olabilirsiniz ve ne olur asla kendinize haksızlık edip suçlamayın. Çünkü okul ile birlikte çocuğunuz;
Kendine daha çok güvenen,
Kolay arkadaşlık kuran,
Paylaşmayı öğrenen,
El becerileri gelişen,
İletişim becerilerini ilerleyen,
Toplum içinde ki kuralları öğrenen,
Bağımsız kendi kendine her işini halledebilen bir çocuk olacaktır.
Yani siz ona kötülük değil iyilik etmiş oluyorsunuz ;)

Not: Bu dönemde her sabah karın ağrıları olabilir öpücüklerle yapılan karın masajı çok iyi gelecektir mutlaka deneyin ;)

Sevgiler,





devamı »

23 Ağu 2017

Annelere Çok İş Düşüyor


Tweetter da sevmediğim bir pedagog un bir yazısının altına adamın biri mesaj yazmış.
"Hocam günümüz kadınlarına iş hayatının olmazsa olmazı diye bakılıyor gittikçe aile yapısı bozuluyor."
Yani diyor ki kadınlar çalıştığı sürece aile yapısı bozulmaya devam edecek. İki kişide bütün gün köle gibi çalışınca yorgunluktan aile olunamıyormuş. Özellikle çalışma evde yiyİp, içip yat denilen kadının ısrarla çalışmak istemesi ona komik geliyormuş.

Belli bir süre güzelce açıklama yapsam da vazgeçtim çünkü aile kavramını bambaşka bir şekilde öğrenmiş böyle birine ne desem boş olacaktı. Eşler birbirine yardımcı olsa, ev içinde iş bölümü yapılsa, herkes birbirine nefes alma zamanları yaratsa diye açıklasam asla anlamayacak biri.

Bu mantıkta olan erkekler ülkemizde maalesef hala çoğunluktalar. Ve ben böyleleriyle denk geldikçe oğluma daha bir önem veriyorum. Sorumlulukların paylaşılabileceğini, ev işi denen şeylerin sadece kadınların görevi olmadığını, kendi işini kimseye muhtaç olmadan kendi başına görebileceğini daha detaylı anlatıyorum. Kadınların da isterse çalışabilecekleri, kendi ayakları üzerinde durma hakları olduğunu zaten kendi gözüyle görüyor. Ve en önemlisi erkeklik kavramının ayağına hizmet beklemek, maçoluk, sahiplenmek, şiddet uygulamak gibi bir şey olmadığını öğrense yeter.

Geçen gün yabancı bir bloggerın yazısını okudum. "Hepimizin çocukları değerlidir fakat bu onlara iş yaptırmamakla ölçümlenemez. 10 yaş ve üzeri çocuklar evde en büyük yardımcınız olabilir yeter ki denemesine fırsat verin" diye uzunca açıklıyordu. Bu yazı okuduktan sonra Yağız'a çamaşır makinesine kirlilerini atıp makineyi çalıştırmasını öğrettim. Bunu itiraz etmeden yaptı ve yıkanan çamaşırlarını da gidip çamaşırlığa gelişi güzel astı. Astıklarını düzeltmedim çünkü süper bir iş başarmış gibi mutlu görünüyordu. Odasının temizliğine de artık karışmıyorum yardım istemediği sürece uzaktan seyrediyorum. Kapıdan dağınıklık taştığı zamanlar kendimi nasıl zor tuttuğumu inanın anlatamam :)

Fırsat verildiğinde çocukların yapamayacakları iş yok bundan emin olabilirsiniz. Yeter ki "benim çocuğum yapamaz ki" demekten vazgeçin. Yapamadığında da "bak beceremezsin demiştim" yerine bir daha denemesi için teşvik edin.
Konu ne olursa olsun Yağız ile aramızda çok sık geçen konuşmayı aynen aktarayım;
- Yağız çamaşırlıktan kuruyan çamaşırları toplar mısın?
- Anne ben yapamam
- Bence bir denemelisin.
-------------------------------------
- Yağız yatağını toplar mısın?
- Ben düzgün yapamam ki
- DENE

Bunun gibi bir sürü örnek verebilirim. Off poff eşliğinde dener ve yapar. Zamanla yapamam demesi fazlasıyla azaldı. Çünkü ben olmadan da kendi işini görüyor olması kendine olan güvenini geliştirdi. 14 yaşında eli ayağı tutan bir çocuğun ayakkabı bağcıklarını annesine bağlattığını gördüm. 30 küsur yaşında evli bir adamın ayak tırnaklarını annesinin kestiğini duydum. Ve eminim duymadığımız bir sürü bunlara benzer örnek vardır.

Ben oğlumun bu kadar aciz olmasını istemiyorum. Nasıl ki kız çocuklarına ayaklarının üzerine sağlam basmasını öğrettiğimiz bir dönemdeysek erkek çocuklarını da pamuklara sarmaktan acilen vazgeçmek zorundayız. Bu yüzden elimden geleni yapmaya devam edeceğim.

Tabii bu konuları anlatarak öğretmek kadar evin içinde babanın davranışları da çocuklar için büyük bir örnektir. Fakat baba kötü örnek diyerek çocuğa sorumluluk vermekten kaçmak kadar saçma bir şey yoktur. Mesela çamaşır makinesini çalıştırmayı eşim asla bilmez ya da mikrodalgayı kullanmasını Yağız babasından daha iyi biliyor. Çünkü son bir yıldır biz işteyken evde yalnız kalıyor. Babasının bilmediklerini kendi yapıyor olmakta ona ayrı bir gurur veriyor. Bu konuda eşimden tek ricam lütfen Yağız'ın ev işlerine yardım ettiğini gördüğün an da ona "erkek adam o işi yapmaz" deme oldu. Çünkü bunu bir kere şaka olarak bulaşık makinesini boşaltırken Yağız'a söyledi ve Yağız o andan itibaren hevesle boşalttığı makinenin yanına bile yaklaşmadı. Şaka olduğuna ikna etmesi için bayağı dil döktü.

Eminim eşim için bu şaka dediği cümle aslında içinden geçen doğrularından biriydi. Çünkü bu erkek işi, bu kadın işi diye ayrılan görev tanımlarını kafasına çok net yerleştiren bir aileden geliyordu. Yıllar geçtikçe ve benim bir çok şeye yetişemediğimi gördükçe eşimde iş bölümüne elinden geldiği kadarıyla destek olmaya başladı. Sanırım zamanla onunda mantığı değişti ya da buna mecbur kaldı bilemiyorum çünkü ev içerisinde nasıl davranırsa onu sonuna kadar örnek alan çocukları var.

Bugün etrafımızda gördüğümüz kadına saygısı olmayan, değer vermeyen, hizmet etmek, çocuk bakmak dışında kadına bir sıfat yüklemeyen erkeklerden daha fazla görmek istemiyorsak işe ilk önce kendi çocuklarımızdan başlamalıyız.
Kısaca erkek çocuğu olan annele çok iş düşüyor ;)

Ve benim yeni nesilden umudum gerçekten çok yüksek...

Sevgiler,











devamı »

21 Ağu 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

16 Ağu 2017

Doğru Bildiklerimiz Ne Kadar Doğru?


Geçtiğimiz hafta Eskişehir'e gittik. Sağ olsun yakın arkadaşlarımız bize güzel bir Eskişehir turu yaptırdılar.

Daha önce gittiğimizde kapalı olan Sabancı Uzay Evine bu sefer girme fırsatı bulduk. Şansımıza kara delik gösterimi vardı Ela ya rağmen içeri girip 45dk lık sunumu izledik. Yattığınız yerde tavanda dev bir ekran açılıyor ve kendinizi gökyüzünde yıldızlar arasında gezerken buluyorsunuz. Ela ara ara seslerden korkmuş olsa da yine 45dk merakla tüm programı izledi.

Bazen aklıma düşer uzay bilimini, dünyanın oluşumunu, diğer gezegenleri oturup araştırırım zihnim bulanınca da hemen kapatır silkelenirim. Bu gösteriden sonra bir kaç gün kendime gelemedim. Dünyanın bile yeryüzünde bir toz tanesi kadar kapladığı bir alan olduğunu görünce biz insanların dünya üzerinde ki kapladığı alanın koca bir hiç olduğunu fakat insanların küçük dağları ben yarattım havalarının ne kadar da boş olduğunu kafamda kurup durdum.

Nerden gelip nereye gideceğimizin bile belli olmadığı bir dünyada bu kadar kötülük içinde yaşamanın ne kadar manasız olduğunu düşünüp duruyorum. Her anımız koşturma, hep bir şeylere yetişme telaşımız var, her daim endişeliyiz ve hepimiz yorgun hatta tahammülsüzüz. Ne için? Kim için? Değer mi? BELLİ DEĞİL

Çok koşturup, çok yorulduğumda aklım bu denli belirsizliklere kayıyor birde üzerine yer yüzünün bu oluşumlarını izleyince aslında ne kadar da boşa kürek çektiğimizi ister istemez düşünür duruma geliyorum. Gerçekten sonu belli olmayan topraklarda kendi kendimizi boşa üzüyor ve yoruyoruz.

Kendime pay çıkarıp kendi değerimi anladım diyerek yola devam etmek istiyorum. ÖNCE BEN diyebilmek, başkaları için kendini paralamamak ve kimse için kendini feda etmemek ne kadar da doğru bir şey bunu bir kez daha kendime hatta beynime alt yazı geçerek hayatıma kazımak istiyorum.

İnanın yer yüzünde sizden daha değerli hiç bir şey yok. Mutluysan sevdiklerini de mutlu edersin, mutsuzsan bu dünyadan yalnız başına göçüp gidersin arkandan seni anımsayan birileri bile olmaz.
Ya başkalarını boş verip mutlu olmayı seçeceksin ya da kendini mutsuzluğa adayıp kendinden vazgeçeceksin. Tercih bizim...


Bu sıra doğru bildiğim her şeyi sorguladığım bir dönemdeyim. Bizler bize öğretilen doğruları olduğu gibi kabul etmiş asla sorgulamamış bir nesiliz bunu da oğlum bana inanmayıp kendi araştırmasını kendi yaptığı zamanlar da daha iyi anlıyorum. Her ne kadar bozulsam da şimdi ki nesili bu konu da takdir ediyorum. Ellerinde imkanlar çok fazla kitaplar, teknoloji, büyükler herkese sorup araştırıp kendi doğrularını kabul etmeleri bana göre çok daha iyi.


Bu arada Eskişehir belediyesini canı gönülden kutlarım gerçekten çok güzel yerler inşa etmişler özellikle Bilim Kültür ve Sanat Parkına ayrı bir bayıldım. Ve mutlaka sadece çocukların değil büyüklerinde ziyaret etmesi için Sabancı Uzay Evini ısrarla tavsiye ederim. Ben önce Kara delik etkisinden bir kurtulayım sonra Evrende Yolculuk ve Yaşamın Kökeni gösterimleri için tekrar gitmek istiyorum. :)

Sevgiler,


















devamı »

10 Ağu 2017

Yaz Aylarında Doğum Günü


Çocukların doğum günü kutlama istekleri kaç yaşında bitiyor biri bana anlatabilir mi? :)

Doğum günü kutlanmasına karşı değilim fakat abartılı, süslü, uçuş uçuş hazırlanan doğum günlerine karşıy(dım) ım. Çünkü Ela doğduktan sonra karşı olduğum doğum günlerinin aynısı olmasa da bende büyük kutlamalar yaptım :) Bunu gören Yağız'da sade kutlamalara artık kanmıyor büyük doğum günü partileri istiyor.

Doğum günü bir insanın en özel günü çocuklarımı da bu sizin en özel gününüz mantığıyla büyüttüm. Tek hatam kutlama kısmını biraz fazla kaçırdım diyebilirim :)

Neyse ben asıl yaz aylarında doğum günlerinin kış aylarına göre çok daha rahat ve eğlenceli bir şekilde kutlanabileceğinden bahsetmek istiyorum. Öyle pahalı mekanlara sular seller gibi paralar akıtmaya gerek yok.

Ela mart doğumlu ve maalesef evde yapmaktan başka şansım olmuyor. Çalışan biri için de evde doğum günü yapmak çok yorucu bir konu olup çıkıyor. Fakat Yağız gibi miss gibi güneşli havalarda doğan çocuklar için bir parkta, çardakta, havuz başında ya da her hangi bir açık alanda eğlenerek kutlama yapmak çok daha keyifli olacaktır.

Dış mekanda kutlanan doğum günleri için;
pinyata patlatmak,
sandalye kapmaca oynamak,
dart oynamak,
ve
çeşitli yarışmalar bularak çocukları eğlendirmek çok kolay.

Birde tüm bu eğlencelere ek olarak; Pamuk şeker arabaları ndan kiralayarak doğum günlerini renkli hale getirebilirsiniz. Hatta bu konuyu sünnet cemiyeti yazımda da dile getirmiştim. Böyle özel günlerde asır organizasyon dan tüm etkinlikleriniz için her türlü seçeneği bulabilirsiniz.


Çocuklar büyüdükçe doğum günlerini kendileri kutlamak isteyeceklerdir. Bu yüzden bugünlerin tadını çıkarmakta fayda var 😉

Sevgiler,

devamı »

7 Ağu 2017

Oğlum


11 yıl önce bugün seni kucağıma aldığımda "bir kızı olmalı insanın" diyenlere büyük büyük laflar etmek yerine sadece gülümseyip geçmeyi öğrendim.

Bana göre her annenin bir oğlu olmalı sen gibi, senin gibi...

Şimdi ergenlik arifesindesin ve bize karşı mesafelisin, sinirlendiğinde kapıları çarpıyor, istediğin olmadığında alayına isyan ediyorsun. Doğrularını bize kabullendirmek için asla susmuyor sürekli kendi bildiklerin ve inandıklarınla bizi de ikna etmeye çalışıyorsun.

Ve isteklerin; HİÇ BİTMİYOR. Mutluluğunu istediğin şeyin alınmamasına fazla bağlıyorsun. Alınmadığında ya da istediğin yapılmadığında dünyanın en mutsuz insanı olduğuna kendini ikna ediyorsun. Yapma oğlum; mutluluk parayla satın alınamayacak kadar değerli bir şey ve onu elde etmesi sandığından çok daha kolay yeter ki elde etmesini bil.

Başlangıçlardan çok fazla korkuyorsun çünkü daha denemeden başarısız olacağını düşünüyor ve başlamak istemiyorsun. Önceleri seni ikna etmek için saatlerce dil döküyordum şimdi sadece benim için lütfen dene diyorum ve denediğin her şeyden büyük bir özgüvenle dönüyorsun. Ben her zaman yanında olmayabilirim. Ama sen hayatın boyunca tüm başlangıçlarında önce kendin için denemen gerektiğini lütfen kendine hatırlat. Kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenileceğini hayat sana ögretecektir. Denemediğin bir şeyde başarısız olacağın gerçeğine asla odaklanma VE başarısız olmanın da bir tecrübe olacağını sakın unutma.

Kazanma hırsın küçüklüğünden beri çok fazla. Kaybetmeyi asla kabullenemiyorsun. Yarının garantisi olmadığını, yaşadığın hayatta kazanmak kadar kaybetmeninde olacağını kabullen ve unutma her kaybetme ayaklarını daha sağlam yere basmanı sağlayacaktır.

Sınav notlarını çok önemsiyor ve gözünde büyütüyorsun. Sana hep dediğim bir şeyi buraya da yazıyorum; karne notları bizim için çok önemli değil sınavlarda umrumda değil yeter ki gerçek mutluluğu yakalamayı öğren. Sevdiğin işi yap ki büyüdüğünde işe giderken yüzün gülsün. İşte o zaman eğlenerek başarı elde edersin. Kararın ne olursa olsun biz hep arkanda olacağız.

Oğlum, ilk göz ağrım benim için çok değerlisin özellikle ergenlik döneminde sana ulaşamamaktan çok korkuyorum o yüzden sürekli seninle konuşmaya, seni anlamaya çalışıyorum. Kendini değersiz, önemsiz hissettiğin anlarda sırtını dönüp odana kapanma ne olur gel elimi tut, gel sımsıkı sarıl...

Ve hızla büyümeye devam ederken lütfen içinde ki merhameti kaybetme. Kadınlara saygı duymayı, şiddeti hiç bir canlının hak etmediği gerçeğini tüm çevrene aşılayan bir erkek ol. Herkesin kendine göre doğruları vardır kimse kimseye karışamaz. Sakın başkaları için kendi doğrularından vazgeçme, başkalarının doğrularına da sen müdahale etme.

Büyüdükçe sana erkek adam yapmaz ile başlayan bir sürü cümle kuracaklar. Adamlık sevgiyle, saygıyla, merhametle, yardımlaşma ile olmuyor onların dediklerini dikkate bile alma. Anneni, kardeşini, eşini SEN koruyacaksın diyenlere de gül geç. Ben seni birilerinin koruması olman için doğurmadım. Korumak, sahip çıkmak kelimelerinin anlamını yanlış anlayanlara inat sen sevdiklerinin yanında durmasını bil yeter.

İyi ki doğdun canımın taaa en içi. Bana anneliğin en güzel halini yaşattığın için çok teşekkür ederim. Doğum günün kutlu olsun.
İYİ Kİ DOĞURMUŞUM 😉


















devamı »

3 Ağu 2017

Son Söz Kimde Kalsın?


İki çocuk büyütürken en çaresiz kaldığım zamanları bana bir sorsanız ilk 5'e laf yetiştirme anlarımızı koyarım.

Çocukların dil gelişimi ilerledikçe kelime hazneleri hızla artıyor. Ve bu gelişimlerini ilk önce ev içerisinde bizde uyguluyorlar. Şöyle ki; her soruna ters bir cevap, her istenilene aykırı isyanlar, her öğütüne senden daha çok akıl vermeler olarak haneye yansıyor. Kavga anları ise off off. Herkes birbirine laf yetiştiriyor ve herkes de son sözü ben söylerim havasında davasını uzatmaya devam ediyor.

Kendi aralarında ki laf ebeliklerine karışmıyor müdahale etmiyorum fakat konu bana sıçradığında biraz can sıkıcı olabiliyor. Morali bozuk olan, canı sıkılan bana sarıyor. Ben ufacık bir rica da bile bulunsam bir dünya laf işitiyorum. Bana akıl vermeye bile başladılar. Haliyle insan bozuluyor bacak kadar boyları ile bana kafa tutuyorlar.

Mesela Yağız'ın kendinden emin ben her şeyi bilirim "yooo hiçte öyle değil" ile başlayan çok fazla cümleleri var. Bazen hata edip düzeltip doğrusunu açıklayayım diyorum saatler süren ikna etme, her lafımı geri çevirme bitmek bilmeyen bir didişmeye dönüyor işte o zaman sakin kalmak için dudak içlerimi falan ısırıyorum :) Mesela dün akşam konudan konuya atlarken mevzu kondisyonun anlamına geldi. Ben bildiğim açıklamamı yaptım o tabi anında itiraz etti. Bende "itiraz etmeden önce her şeyi araştırmayı denemelisin" deme gafletinde bulundum bir de üzerine açtım google dan kondisyonun açıklamasını okudum. Google da bazen yanılabilir bence öyle değil diyerek bir başladı anlatmaya duysanız yılların tecrübesi ile beni eğitiyor gibiydi. Bazen anlattıklarını tebessümle dinliyorum ama çoğu zaman bu ben bilirim havaları damarıma basıyor ve beni geriyor. Mesela aceleyle işe giderken tam kapının ağzında "bana kahvaltı etmek senin anlattığın kadar her zaman yararlı olmayabiliyor mesela şuan midem bulanıyor ve hiç bir şey yemek istemiyorum" gibi uzunnnn açıklamaları için sabahın o saatinde onu ikna etmeye vaktim kalmıyor. Hoş konuların sonunda ikna etmeyi de bilerek ve isteyerek ben bırakıyorum. Yağız inatlaşma dönemini çoktan geçti. Şuan ki itiraz ve ben bilirim dönemi ergenlik dönemi girişlerinde asiliğin başlangıcı olarak bir çok çocuk da görülebiliyormuş. Üzerine çok gitmeden kendi haline bırakmakta fayda var :)

Ela ise tam da inatlaşma döneminde ona ne seçenek sunarsan sunalım HAYIR diyor. Ve abisi gibi başlıyor lafları tek tek dizmeye.
Bu tişörtle bu etek giyilmez,
bu yemeğinde yanında bu yenmez,
ben kendi kararımı verebilirim,
yooo o asla mavi değil anne blue o blue,
abim benden büyük olamaz ben ondan büyüğüm (abi olarak kabul ediyor ama büyük olduğunu kabullenemiyor)
odamı ben dağıtmadım ben toplamam (ciddende toplamıyor bende toplamıyorum)
Şimdilik kabullendiği hiç bir olay yok. Hatta arada ağzından "tamam anne" lafı kaçınca bana teşekkür etmelisin bak sana TAMAM dedim diyor o an kendimi dünyanın en şanslı annesi hissediyorum 😊 Bence büyüdüğünde dansöz olacağına avukat olsa daha iyi iş yapar sanki :)

Dil gelişimini tamamlamış, kelime hazneleri oldukça geniş olan bu iki karakterle aynı anda tartışma yaşadığım anları hiç yazmayayım. İç karartmanın anlamı yok hemen polyannaya bağlıyorum; bu dönemde geçecek birey olma yolunda hızla büyüyorlar ama ben yine de ev içinde bir ana olarak son söz bende kalırsa çok mutlu olurum sanki ya :)

Bizi instagramdan takip edebilirsiniz.
@gulsahonen

Sevgiler












devamı »

31 Tem 2017

Sağlıklı Bir Pizza Tarifi İle Özgürleşin


Pizza denildiğinde aklınıza yüksek kalorili ve anca uzaktan bakabildiğiniz bir lezzet geliyorsa, demekki doğru tarifle henüz tanışmamışsınız. Pizza tarifleri arasında belki de en sağlıklısı olan brokolili pizza tarifi sayesinde pizza ile sağlıklı beslenmiş olacaksınız. Çocuklarınıza brokoliyi sevdirmek için de harika bir yöntem olan bu tarif ve diğer muhteşem pizza tarifleri için Lezzet.com adresine girmeniz yeterli olacak. Tarifleri lezzetten, lezzeti elinizden alacak olan bu muhteşem tarifler ile artık hiçbir misafire hazırlıksız yakalanmayacaksınız.

Brokolili Ve Izgara Tavuk Etli Pizza Tarifi

Malzemeler:

Hamuru İçin:

     1 paket instant maya
     1 çay bardağı ılık süt
     3 su bardağı un
     1 tatlı kaşığı toz şeker
     Yarım çay kaşığı kadar tuz
     Yeterince ılık su
     ¼ su bardağı kadar zeytinyağı
Üzeri İçin:
     1 yemek kaşığı kadar domates püresi
     2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı
     1 çay kaşığı kuru fesleğen
     300 gram brokoli
     250 gram tavuk göğsü eti
     1 tatlı kaşığı kadar tereyağı
     Karabiber
     Tuz
     1 su bardağı kadar rendelenmiş mozzarella peyniri
     7 adet kurutulmuş domates
Yapılışı:
     Hamurunu hazırlamak için unu derin bir kap içerisine eleyin. Ortasını açarak, instant mayayı, tuzu, toz şekeri, zeytinyağını ve sütü ekleyin.
     Ilık suyu yavaşça ekleyerek yoğurmaya başladığınız hamurunuzu, ele yapışmayan, kulak memesi kıvamına gelene dek yoğurun. Üzerini nemli bir bez ile örttükten sonra mayalanması için bir kenarda bırakın.
     Üzeri için domates püresi ve zeytinyağını bir kâse içerisinde çırpın. Ardından fesleğeni de ekleyerek karıştırın.
     Brokoliyi buharda hafif diri kalacak şekilde haşladıktan sonra soğuk sudan geçirin
     Tavuğun göğüs kısmından seçtiğiniz eti haşlayın ve iri jülyen parçalar halinde kesin.
     Izgara tava içerisinde tereyağı, tuz ve baharatlar yardımı ile tatlandırarak soteleyin
     Mayalanan hamuru hafifçe unladığınız tezgâhın üzerine alın ve bir merdane yardımı ile ince bir şekilde açın
     Üzerine domates sosu sürün
     Önceden ısıtmış olduğunuz 180 derece fırında hafif bir şekilde kızarana kadar pişirin
     Fırından çıkarttıktan sonra önceden ısıttığınız tost makinesinin arasına alın ve 10 dakika, ızgaranın izleri çıkana kadar bastırın
     Rendelenmiş mozzarella peynirinin bir kısmını üzerine serpin.
     Haşlamış olduğunuz brokoliyi, tavuk etlerini ve ince bir şekilde doğradığınız kuru domatesleri üzerine yayın.
     Rendelemiş olduğunuz kalan mozzarella peynirini de üzerine serpin.

     Pizzanızı tekrar fırın alın ve ızgara kısmı ile sadece üzerindeki peynirler eriyinceye kadar bekletin. Afiyet olsun. 
devamı »

26 Tem 2017

ŞIMARIK Çocuk Yetiştirmek


Hiç bir çocuk şımarık doğmaz ve şımarıklık genetik bir huy değildir. Şımarıklık anne babaların tutumu ile oluşan bir huy biçimidir. Bunu hepimiz umarım kabul ediyoruzdur.

Çocuğum çok şımarık ve ona nasıl davranacağımı bilmiyorum diye google araştırma yapan ebeveynler değişime ilk önce kendilerinden ve etrafında ki büyüklerden başlamalıdırlar. Bu konuda uzman olmaya gerek yok biraz çocuklarımıza gösterdiğimiz tavizin sınırlarını koysak tüm sorun kökten çözülecektir.

Bu durum bizde de var özellikle Ela kimin yanında ne şekilde davranacağını, kimin yanında nasıl söz geçireceğini çok iyi biliyor. Çünkü babası ona karşı kayıtsız kalamıyor. Evet hareketlerine kızıyor ama gönlü olsun diye de her dediğini yaptığı anda farkında olmadan Ela ya zarar veriyor. Şımarmaya çok müsait bir kızım olduğu gerçeğini kabul ediyorum. Israrla da babasının davranışlarına müdahale ediyorum. Çünkü sonunda kendisine ve etrafına bıkkınlık veren şımarık bireylerden olmasına göz yummak istemiyorum.

Geçen gün yol üzerinde Ela ile bir parkın önünden geçerken sallanmak istediğini söyledi süre anlaşması yaparak salıncağına binmesine izin verdim. Yan salıncakta hiç abartmıyorum 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu annesi tarafından sallanıyor ve 2dk da bir annesi salıncağı durdurarak çocuğun ağzına fındık, fıstık gibi şeyler tıkıyor tekrar sallamaya devam ediyordu. Ve her dakika ağzındaki bitti mi kızım sorusunu hiç ihmal etmedi. Yanlış anlaşılmasın çocuk istemiyor bu davranışı anne ısrarla yapıyor çocuğun o an sallanmaktan başta bir derdi yok. Annesi salıncağı her durdurduğunda çocuk zaten isyan ediyor. Ela ile birlikte bu durumu 10dk nefessiz izledik Ela'nın benim gibi hayretle izlediğini çok sonra fark ettim :) Ela salıncağı durdurdu ve kulağıma anne o abla sakat mı dedi çocuk bu kadar ağzına beslenen koca kızı görünce normal olarak bir afalladı. Ben güzelce açıklama yaptım ve parktan ayrıldık. Dönüşte parkın önünden geçerken aynı kız çocuğun parktan gitmek istemediği için kendini yerden yere attığını anne ve babasının da onu ikna etmek için türlü şaklabanlıklar yaptığına yine Ela ile birlikte şahit olduk. Muhtemelen çocuk her dediğini de bu şekilde yaptırmaya fazlasıyla alışmıştır. Hatta Ela bile dayanamayıp "annesini çok üzüyor bunlar kötü davranışlar" diye yorum yaptı. (Kendi hep iyi davranışlarda bulunur :)) ) Tam parkın sonuna geldiğimizde kadının bıktım artık bu kızın şımarıklıklarından dediğine şahit oldum. Şimdi burada suçlu olan anne mi? çocuk mu? siz söyleyin. Ve bu durumu değerlendirmek için bile okuyup psikolog olmanıza gerek yok.

Bu çocuk ileride sapına kadar şımarık, kaprisli, sınır tanımayan, bencil bir insan olacak ve bunun tek sorumlusu ona bu davranışları öğreten anne/babası olacaktır.

Çocukların yaşına göre kural ve sınır koymayı öğrenmekten başka şansımız yok.

Geçen hafta Ela ve babası markete gitti. Eve döndüklerinde eşim isyan ediyordu. Tam ödemeyi yapmış kapıdan çıkarken Ela nın elinde sakız görmüş parası ödenmediği içinde bırakmasını söylemiş tabii Ela bırakmamış ve arıza çıkarmış. Yanında nakit olmayan eşimde elinde ki poşetleri olduğu yere bırakıp koşa koşa arabadan bozuk para alıp sakızın parasını ödemiş. Şimdi sorarım size bu çocuk babaya nasıl söz geçirmesin :) Ben olsam o sakızı asla almaz parasını da ödemeden kasadan geçtiği için görevliden özür diletirdim. Benimle markete gittiğinde hiç böyle sorun olmuyor neyi alıp neyi alamayacağını gayet iyi biliyor. Arada şansını denese de ısrarla almadığımdan dolayı çok uzatamıyor. Çünkü sınırlarım ve kurallarım net. Tabii ki benimde kontrol edemediğim davranışlarım oluyor fakat bu konu da elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Söz dinlemiyor napayım diye bir şey yok. Her dediğini yaptığımız da da hiç bir evlat dünyanın en mutlusu olmuyor aksine daha fazla istekleri gün yüzüne çıkıyor ve doyumsuz birer çocuk oluyorlar. Buraya kadar şımarık bir çocuk yetiştirmemek için elimden geleni yaptığımı okudunuz.

Tüm bunlara rağmen Ela çok sevildiğini hissettiği dışarıda ki insanlara karşı anında bebek gibi konuşuyor ve şımarık şımarık hareketlerde bulunuyor işte benim en delirdiğim anlar o anlar oluyor. Başkalarının yanında ona ulaşıp yaptığının yanlış olduğunu anlatamıyorum. Çünkü elinden geldiği kadar benden kaçıyor ve sevildiği kişiye yapışıyor. Umarım bu da bir dönemdir diyorum. Çünkü bu bebekleşme hali hiç sevimli olmuyor.

Kıssadan hisse; siz siz olun sapına kadar şımarık çocuk yetiştirmemek için elinizden geleni yapın fakat kimsenin çocuğunu da ayıplamayın başınıza ne geleceği belli olmaz :)))

Çocuğunuzun Şımarık Olmasını İstemiyorsanız: 

*Yaşına uygun sınır ve kurallar koyun 
*Önemli kurallar konusunda işbirliği etmesini isteyin 
*Çocuğunuz ağlayabilir 
*Öfke nöbetlerinin işe yaramasına izin vermeyin 
*Kaliteli zaman geçirirken disiplini göz ardı etmeyin 
*4-5 yaşından önce demokratik olmaya çalışmayın 
*Can sıkıntısı ile baş etmeyi öğretin 
*Beklemeyi öğretin 
*Yaşamın normal zorluklarından korumayın 
*Takdirin dozunu kaçırmayın 
*Yetişkinlerin haklarına saygı göstermeyi öğretin. 

 Ne zaman uzman yardımı almak gerekir?

Disiplin ve terbiye konusunda eşler arasında sık sık çatışma yaşanıyorsa Kuralları kararlı bir şekilde uygulamaya çalıştığınız halde 2 ay sonunda herhangi bir gelişme sağlayamadıysanız 
Çocuğunuzla ilgili çeşitli kaygı ve endişeleriniz varsa zaman kaybetmeden bir uzmandan yardım almalısınız.
kaynak

Sevgiler,



devamı »

20 Tem 2017

İki Çocukla TATİL



12 ay boyunca yazın geçireceğin bir haftalık tatilin hayalini kuruyorsun. Aylar öncesinden tatil haftasının hava durumunu takip ediyor, heyecanla eksiklerin için alış-veriş yapıyorsun. Bavuluna her akşam için şık kombinler koyuyorsun. Bin bir hevesle yollara düşüyorsun ve bingooo daha yola çıktığının ilk dakikaların da çocuklar huysuzluk yapmaya başlıyor. Hele ki Ela gibi uyku sevmeyen çocuğunuz varsa yandınız:) Diğer çocuk uykuyu sevse de ne fayda uyuyamacak ve gerginlik başlayacaktır.

Kavga gürültü stresli bir şekilde saatler süren yolculuktan sonra kalacağınız otele vardınız yine de umutlusunuz tatil yapacak tüm stresinizi ve yorgunluğunuzu atacaksınız. Oda ne odada çocuklar arasında yatak kavgası, dolaba sığamama kavgası gibi saçma bir bağrışın ortasındasınız yine de sakinliğinizi koruyup ortamı yumuşatabiliyorsunuz. Apar topar havuza denize indiniz elinize kitap alıp şezlonga uzanma hayali yerine bana bulaşmasalar da kendi kendilerine oynasalar dualarıyla tatile start veriyorsunuz. Ama maalesef kumdan kaleye adam lazım siz koşacaksınız, denizden korkar ikna etmeye siz çabalayacaksınız, denize alışır bu sefer dışarı çıkmak istemez yine siz ikna edeceksiniz. Karınları açıcakacak sırayla eşiniz ve siz şezlong ve lokanta arasında mekik dokuyarak yiyecek/içecek taşıyacaksınız. Bu sırada eşinizle aranızda gerilim yaşanacağı kesin. Toparlanıp odaya çıktığınız da duş sırası size gelene kadar bekleyecek sonra herkes hazır olup size hadi açıktık diyecek. Koştur koştur lokantaya akşam yemeğine in önce çocuklar için tabak hazırla sonra kendin için kuyruğa gir derken zaten yemeden doymuş olacaksınız. Hopp oradan mini diskoya yetiş sonra ki gösterileri beğenmesinler sıkılsınlar kalkalım desinler derken kendini odada bul ve ne gündü diye bir düşün. Sözde tatildesin ve kıçın daha yeni yer görüyor.

HAYIR...

Tam olarak böyle olmamalı. Sadece bu açıdan bakınca rezalet bir tatil gibi görünebilir. Polyannacılık oynamayacağım ama biraz da güzel şeylere adapte olmakta fayda var. Atıyorum bir kaç sene sonra bu çocuklar bizimle tatil yapmak yerine arkadaşlarıyla tatil yapmak isteyecekler. Yalnız kaldığımızda emin olun bugünleri düşünüp keşke diyeceğimiz çok şey olacak. Keşke daha çok vakit geçirseydim, keşke defalarca bozduğu kumdan kaleyi yapmaya daha çok zaman ayırsaydım gibi...

Evet bizimde tatilde dinlenmek gibi bir hayalimiz var. Çocukları baba ile paslaşarak kendimize de bir kahve keyfi için vakitler ayırarak tüm stresimize rağmen sakince deniz kokusunu içine çektiğimiz anlara adapte olarak tatilin tadını çıkarabiliriz. Tabii ki tatiliniz yeni evli ya da çocuksuz çiftlerin ki gibi olmayacak hem zaten onların tatili çok sıkıcı öyle düşünün bence :)

Şaka bir yana bu tatil anladım ki artık büyük otellerde tatil yapmak bana iyi gelmiyor. Çocuklardan çok etrafımda ki insanların koşturması, yiyemeyeceği bir çok yemek için kuyruğa girmesi, masalarında ziyan edilmiş bir sürü yemek bırakması, itiş kakış masa kapma çabası beni fazlasıyla yoruyor. Birde bunun için bir dünya paralar ödeniyor.

Sakinlik arıyorum. Güzel bir koyda bir kaç gün kalmak, tekne ile sakin koylarda denize girmek ya da yemyeşil vadileri gezmek daha keyifli olabilir. Sanırım yaş geçtikçe bu duruma geliniyor :) ben kiii deniz kum güneş üçlüsünün olmadığı tatile asla tatil demeyen bir insandım geldiğim nokta bu :) Bronzlaşmak uğruna şezlongdan sadece tuvalet ihtiyacım için kalkardım :) Her şeyin bir yaşı ve bir dönemi var tıpkı çocukların ki gibi...

Son olarak bir hafta otelde kaldıktan sonra bu son izin haftamda evdeyim. Ne ben gerginim ne çocuklar. Evde koltuklar da yok (kaplamaya verdim) oyuncaklarını salona taşıdılar gönüllerince oynuyorlar :) Herkes kendi çapında özgürlüğünü yaşıyor.

NOT: Çocuklar babaları ile şuan sinemadalar ev sessiz balkonda sadece rüzgarın uğultusu var. Bu yüzden yazımı sakin ve huzurlu bir şekilde bitiriyorum :)))

NOT 2: Ya lütfen şu ufacık çocukları yüzme öğrensinler diye derin sulara atmayın yazık günahtır.

NOT 3: Unutmayın en pis deniz bile bütün havuzlardan daha temizdir. Öncelik deniz olsun ;)
Kuma basmayan çocuğunuz varsa Allah yardımcınız olsun.

Sevgiler,






devamı »

4 Tem 2017

Sünnet Cemiyetimiz


abiye elbise modeli
Elbisem Burak Kaynar Wedding House
Babamızın takımı KARACA 
Evet çok şükür kazasız belasız sünnet cemiyetimizi atlattık.

 Çalıştığım için bir çok şeyim son günlere kalmış olsa da eksiksiz, sorunsuz bitirdik. Sadece son gün kuaförün gazabına uğradık. Sağolsun aynı saate bende dahil 4 gelin saçı almış. Ve 2 de girdiğimiz kuaförden zorla 6 da çıkabildik. Herkese saat 4-5 gibi evin orda olun sünnet gezmesi yapacağız dedik. Herkes de geldi ama biz kuaförden çıkamadığımız için insanları bekletmek zorunda kaldık.

 Benimle birlikte orada bekleyen bir gelin fotoğraf çekimini iptal ettirdi bir tanesi de gelin almasına geç kaldı. Gerçekten rezil bir durumdu gelin olsaydım heralde daha büyük cıngar çıkartırdım. Kızların en güzel günlerini zehir ettiler. Neyse ki onun dışın da sorunumuz olmadı.

 Bu strestli, bu telaşlı günlerde kocayı da boşamadıysam bi daha boşamam :) sağolsun kendisi kuaförde bile ben cebelleşirken sanki benim suçummuş gibi bana kızıp duruyordu.

 Düğün mekanımız hotel gold majesty queen salondaydı. Mekandan, ilgiden ve yemeklerden memnun kaldık. Kuaför sıkıntımızı ayrıca belirttik.

 Takı töreni yapmayacağımdan bahsediyordum. Bu konuda çok tereddütlerimiz vardı ama onu da sorunsuz atlattık kilitli bir sandık koyduk. Yanında zarf ve kalem vardı. Herkes zarfa hediyesini koyup üzerine de isim yazarak sandığa attılar. Kimse de arıza çıkarmadı :) Umarım herkese ön ayak oluruz da bu gereksiz saatler süren takı merasiminden tüm gelin ve sünnet çocuklarını kurtarmış oluruz. Bizler fazlasıyla rahat ettik. Özellikle Yağız'ı herkesi öpmesi ve herkesle fotoğraf çekinmemesi konusunda zorlamamış olduk. Takı ile geçen vakitte bol bol bize kaldı ve oynadık.

takı sandığı


 Daha öncede yazmıştım bu konuda en büyük tavsiyem yine tekrarlıyorum 7 yaşını geçmeden düğün kısmını bile yapın bitirin. Çocuk 10 yaşında olunca karışmadığı konu kalmadı. Güneş gözlükleriyle sahneye çıktı diyeyim gerisini siz anlayın :)

 Bir de bir arkadaşınızdan özellikle rica edin sizin telefonunuzdan bol bol foto çeksin böyle benim gibi açıkta kalmayın :) sağ olsun çeken dostlarımız bir kaç foto ve video yolladı gerisi artık otel den gelecek.

 Hiç ummadığımız insanlar yanımız da oldu, olmasını beklediğimiz insanlar ise gelmedi. En çok sevdiğim amcam bile gelmedi neyse konuya girmeyeyim ama çok üzüldüm onu belirteyim. Böyle özel günler bazı değerlerin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Onu bir kere daha anlamış oldum. Ne diyelim hepsinin canı sağ olsun.

Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim eğer düğünüzü otel değil salonda yapacaksanız profosyonel bir organizasyon şirketi arıyorsanız sunnetdugunleri sitesini mutlaka inceleyin. Ben maalesef düğünden sonra kendilerini keşfettim. Asır organizasyon bu konuda gerçekten çok başarılı. Sünnet cemiyetinizde Mehter takımından, sünnet çocuğu tahtına kadar ve daha bir çok seçenek ile sizlere yardımcı olacaklardır.

Ve son olarak o gece yanımız da olan herkese tek tek teşekkür ederim. Bizi inanılmaz mutlu ettiler. Böyle özel günler insanların sevdiklerinin yanında olmasıyla güzel geçiyor. Antalya dan gelen aile dostlarımız bile bize şahane moral oldular.

 Her ayrıntıyla bizzat kendimiz ilgilendiğimiz için kendi düğünümüzden daha özel bir geceydi. Oğlum her detaydan mutlu kaldı o bizim için en güzeliydi. Ve gecenin yıldızı biz değil Yağız ve Ela ydı. ( Ela nın düğünde bize yaptığı eziyetleri daha sonra yazacağım pek dertliyim o konuda :) )

gold hotel majesty
Yağız ın kıyafeti SARAR
Ela nın elbisesi @murdumkids
Ela nın tokaları PUİKO

 Sosyal ağlardan takip edip güzel dileklerini de ileten herkese teşekkür ederim. Allah hepimizin evlatlarına güzel bir gelecek nasip etsin.

 Bu vesile ile kurban bayramınızı da en içten dileklerimle kutlamak isterim.
 İnstagram takip için @gulsahonen

sünnet annesi abiye

 iyi bayramlar...
Not. Geçmiş tarihli yazı...

devamı »

23 Haz 2017

Çocuk O Bir şey OLMAZ Demeyin


Başlıkta ki cümleyi hayatınızdan söküp atın.

Özellikle bu hafta avm lerde bayram alışverişleri sırasında mağazaların kalabalık olması nedeniyle çocukları kabin sırasında bekletmeyip tezgah aralarında giydiren ailelerle denk geldim. Çocuk utana sıkıla etrafına bakıyor ama anne acele bir şekilde çocuğun üstündekileri çıkarıp aldıklarını denetiyor.

Evet mağaza kalabalık aceleyle alıp çıkmak istiyorsunuz ama etraf ufacık çocuklara göz koyan pisliklerle dolu bunu unutuyorsunuz. Tezgah aralarında yani mağaza içinde kameralar 7/24 çekim yapıyor bunu hiç düşünmüyorsunuz. 8 yaşında ki bir erkek çocuğunu ulu orta giydiren anneyi dayanamadım uyardım ve tek sözü "aman ne olacak çocuk o bir şey olmaz" dedi. Çok güvendiği karşı komşusuna su içmeye giden ve öldürülen Ceylin de bir çocuktu diyemedim. O sıra da yanıma mağaza çalışanı gelip anneye etrafta kamera olduğunu hatırlattı ama azimli anne utanan çocuğuna inat denenmesi gerekenleri denetti ve çekti gitti.

Bayram alışverişlerinizi kalabalık ve son günlere bırakmayın. Maaş zamanını bekliyor olabilirsiniz o zaman da alın olmazsa getirin değiştirin. Hiç biri olmasa da mağaza içinde çocuğunuzu soyacağınıza bayramlık almayın daha iyi.

Belki çok sert düşünüyor olabilirim. Fakat okuduklarımız, duyduklarımız ve şahit olduklarımız o kadar kötü ki elimde değil çocuklara yapılanlara kayıtsız kalamıyorum. Bizler çocuklarımız için her türlü tedbirimizi almak zorundayız. Bir şey olmaz lafıyla geçiştirilecek dönemler maalesef bitti. Artık özellikle de çocuklara bir şeyler oluyor. Ve yapanlar cezasız kalıp tekrar aramıza dönebiliyor. Bu sebepten bu konularda fazla hassasım ve her annenin de böyle olması gerektiğine inanıyorum.

Bir diğer konu da avm lerde kapı açık bir şekilde çocuğa tuvaletini yaptırmak. Kapıyı kapatmıyor çünkü içerisi dar(mış), gelip geçende bakmasın(mış). Bence de bakmasın ama engel olabilecek misin bugüne kadar hangi çocuğun tacize uğramasına engel olabildik?? Olamıyoruz o yüzden tedbir almak zorundayız.

Bursa'da bir avm de 10 yaşında ki çocuğunu tek başına erkekler tuvaletine gönderen anne bir süre sonra çocuğu çıkmayınca merak edip içeri dalıyor ve şok oluyor. Çocuk tuvalette bayıltılmış ve tecavüz edilmiş baygın halde yerde buluyorlar. Bunu bende yapıyorum 11 yaşında oğlumu mecburen tek başına erkekler tuvaletine yolluyorum. Bu haberden sonra avm lere çocukla gidemez oldum. Evde yapın çocuğum tuvaletinizi diye nasihat ediyorum. Çocukları ister istemez korku içinde büyütüyoruz. Çünkü mecburuz. Çünkü çocuklara göz koymuş bir sürü pedofili etrafta başı boş geziyor.

Ve tekrar altını çizmek istiyorum lütfen "ÇOCUK O BİR ŞEY OLMAZ" demeyin. Çocuklara yapılanlara engel olmak zorundayız. Onlarla her şeyi konuşmalı ve anlatmalıyız. Kabin dışında soyunmak istemeyen çocukları zorlamamalıyız. Bunu yapmaya zorlarsanız o çocuğa anlattığınız güvenlik kuralları hiç bir işe yaramaz.

Şimdiden bayramınızı da canı gönülden kutlarım.
Sevgiler










devamı »

21 Haz 2017

Çocuklar İçin YOUTUBE Tehlikesi


Haberlerde okudum 7-10 yaş arası bir grup çocuk youtube dan bomba yapımı izliyorlar ve izledikleri şekilde plastik damacana içine aseton ve çatapat atarak kibritle ateşliyorlar. Sonrası vahim bidon alev alıp çocuğun birinin yüzüne geliyor ve vücudunda ciddi yanıklar oluşuyor. Daha da kötüsü gözünün korneasında yanık var. Çocuk hastanede tedavi altında umarım hasar kalmadan iyileşir.

Sadece bu yaş grubunda mı bilmiyorum ama benimde etrafımda gördüğüm hatta Yağız da dahil bir çok çocuk youtube videolarına fena halde sarmış durumdalar. İzledikleri tüm deneyleri evde yapmaya çalışıyorlar. En son geçen yıl Yağız türk kahvesi ve limon karışımın üzerine 7 tane domates yeme deneyi yapmış ve gece boyu istifra etmişti. Bu ona ders oldu şimdi en azından izlediklerini denemiyor. Umarımda yaşadıklarını unutup tekrar cesaretlenmez.

Youtube tabletlerden silsekte google aramalarından youtube videoları çocuklar tarafından çok rahat izleniyor. Ela'nın da arada canavar şekline girmiş elsa bebeklerin birbirlerini korkutmalarını izlediğine şahit oldum. Çakal yazma bilmiyor ama arama butonunda mikrofona konuşarak istediği videolara ulaşıyor. Şimdilik eline başında oturacaksam telefon ve tablet veriyorum.

Ama bu da çözüm değil !!!

Hangisinden nereye kadar telefon ve tablet kaçırabilirim bilmiyorum. Süre kısıtlaması da bu konuya çözüm değil izleyecek olan çocuk 5dk içinde de izler. Başında otursak hiç birimizin o kadar vakti yok. Ela daha bir kontrol edilebilir ama Yağız gibi 11 yaşında ki bir çocuğun başında oturmam çok zor.

Bu tür videolar yayınlanmaya devam ettikçe ve birileri bu akıma engel olmadıkça çocuklar her zaman risk altındalar.

İşin riskli kısmı haricinde bir de sürekli video çekme hevesleri var. Şu acılı cips uğruna kamera karşısında kime acı gelecek acaba derken çocuklar resmen cipse alıştı. Yeni bir şey aldıklarında hemen açmıyorlar. Çünkü kamera karşısında video çekerek açıp tanıtım yapıp öyle açıyorlar. Bacak kadar çocuklar ürün tanıtımı yapıyorlar yani :)

Video çekme kısmında çektikleri şeyleri takip ettiğimiz sürece bir sıkıntı görmüyorum. Fakat izledikleri konusunda engel olmadığım noktada denedikleri şeylerin başlarına açacakları sıkıntıları konuşmaktan, detaylı anlatmaktan başka elimden bir şey gelmiyor. 6 yaş altına ciddi bir tablet/telefon kısıtlaması tehlikeyi bir nebze olsa azaltır. Fakat büyük yaş grubunda ki çocuklara katı kurallar koymak yerine sürekli konuşmak gerekli. Özellikle izledikleri konusunda gün içerisinde mutlaka sohbet etmeye çalışın ve google arama geçmişinden hangi sitelere ve hangi kanallara girdiklerini çaktırmadan kontrol edin.

Keşke elimizden gelse hukuk yoluyla bu tarz riskli videoların kaldırılmasında payımız olsa...

Not: Bir insan Elsa gibi sevilen bir karaktere, doğum yaparken canavarlaştığı bir şekile sokup neden çocukların izlemesine sebep olacak video çekip yayınlar aklım gerçekten almıyor.

Siz ne gibi önlemler alıyorsunuz?





devamı »

20 Haz 2017

Çocuklar Sizin Çocuklarınız Değil!



ÇOCUKLAR SİZİN ÇOCUKLARINIZ DEĞİL

Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayatın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da, sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır.
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları 

Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,
Dünle de bir alışverişi yoktur.

Siz yaysınız, çocuklarınız ise,
Sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür.
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek,
Okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
KHALİL CİBRAN

Çocuklara kendileri olabilmeyi hediye edin. Bundan daha güzel hediye olmadığını büyüdüklerinde çok iyi anlayacağız. Önyargıdan uzak, bolca sevgi ve merhamet dolu çocuklar için bunu yapmak zorundayız.

Sevgiler,

devamı »

16 Haz 2017

Bayramlık


Çocukken en mutlu olduğum anlardan biri çarşıya çıkıp bayramlık alma telaşıydı. Alınan kıyafete asla karışmaz beğendinmi derlerse anında kafa sallardım annem ne beğenirse büyük mutlulukta alır giyerdim. Çünkü bilirdim ki annem benim için en güzelini, en yakışanını, en uygununu seçerdi. Ederi, değeri önemli değildi yeni olması bana özel alınması içimde bambaşka mutluluklar yaratırdı.

Şimdi öyle değil,
Çünkü günümüzde çocukların çoğu sürekli yeni bir şeylere sahip oldukları için, doyumsuz olmuş durumdalar. Yeni kavramı onları sadece bir kaç saat mutlu ediyor sonra hop başka istekleri ortaya çıkıyor.

Yıl içerisinde de sık sık kıyafet, oyuncak gibi alışverişler yapıldığı için en şahsen bayramlarda eskisi gibi özen gösterip kıyafet almıyorum. Kaldı ki çocuklarımın biri 11 diğeri 4 yaşında olmasına rağmen benim aldıklarımı beğenmiyorlar. Ben ihtiyaca göre alıyorum beğenen giyiyor beğenmeyen dolabında ne varsa onunla idare ediyor. Özellikle bizim evde kıyafet seçimleri başlı başına büyük bir sorundur.

Onlar alınan kıyafetlere burun kıvırdıkça ben kendime daha çok kızıyorum. Yok indirim, yok yazlık, yok tatillik derken abartı derece de kıyafet alır duruma geldik. Yeri geliyor kendimize almayıp onlara alıyoruz. Çoğu zaman kendim için bir şeyler almaya gittiğim her mağazanın çocuk reyonunda kendimi buluyorum.

Çalışan annelerin vicdanını rahatlattığı için çocuklarına bolca kıyafet ve oyuncak aldığı söylenir. Başkalarını bilmem ama benim böyle bir vicdanlık durumum yok yani kendimi böyle teselli etmiyorum daha fazla zaman geçirerek kendimi rahatlatmak bana daha iyi geliyor. Alışverişin yeri her bayanda olduğu gibi bende de ayrı bir şeyleri almak ya da sahip olmak arzusu yaratılışımızda var.

Durum böyle olunca da çocukları ister istemez doyum noktasına bizler ulaştırıyoruz. Siz almasanız da etrafında gördüklerine özenen bir çocuğa da çoğumuz kayıtsız kalamıyoruz. Tüm bunların toplamında da çocuk için BAYRAMLIK alışverişinin pek bir anlamı kalmıyor. Anneleri için indirim anlamında çok anlamlı olabilir o ayrı 😊

Peki sizde durum nasıl evlerinizde hala bayramlık heyecanı yaşanıyor mu?













devamı »

12 Haz 2017

Çocuklara İkramlıklar


Geçtiğimiz hafta iftar için gittiğim iki mekanda osmanlı şerbeti ve osmanlı macunu ikram eden arabalardan gördüm.

Özellikle osmanlı macununa bayılırım direk aklıma özellikle ramazanlarda çocukları sevindirmek için mahallemize gelen macuncular gelir. Annemin yememelisin dişlerine zarar verir demesine rağmen gizli saklı aldığım günleri çok iyi hatırlarım.

Bu araçlarıda mekanlarda görünce işletmeden detaylı bilgi aldım. Meğer bu araçların kiralanmasını sağlayan www.ikramarabalari.com diye bir site varmış. Sitelerini incelediğimde osmanlı şerbeti ve osmanlı macunu arabalarının yanında, pamuk şeker ve popcorn arabası kiralama da yardımcı olduklarını gördüm. Aklıma direk çocuk etkinliklerinde güzel bir tercih olabileceği geldi. Sünnet düğünleri için de çocuklara güzel bir alternatif olabilir. Bizim sünnet düğününde sadece şişme oyun alanı kurdurabilmiştik. Böyle bir şeyi daha önce keşfetseydim asla kaçırmazdım :)

Biz geç kaldık fakat sizlerin düğün telaşı varsa ikramarabalari sitesini mutlaka incelemenizi tavsiye ederim. Pamuk şekeri, elma şekeri, popcorn ikramlarıyla düğünlerde çocukları oldukça eğlendirebilirsiniz. Eminim benim gibi büyüklerde kayıtsız kalmayacaktır ;)

İkram arabaları seçenekleri de şurada belirtmiş olayım;

Pamuk Şekeri Arabası, Popcorn Arabası Kiralama, Maraş Dondurması Kiralama, Osmanlı Macunu Hizmeti, Osmanlı Şerbeti Kiralama, Kahveci Güzeli, Patlamış Mısır Arabası, Salepçi, Bozacı Kiralama, Kağıt Helva, Elma Şekeri, Lokmacı Kiralama, Simitçi Arabası Kiralama, Köfte Arabası Kiralama, Pilav Arabası, Bardak Mısır Arabası, Kestane Arabası, Çaycı Standı Kiralama gibi...

Gerisi sizin tercihinize kalmış...


Mutlu günler

devamı »

9 Haz 2017

HADİ Çocuğum

Hadi

En sevmediğim şeylerden birinin bana müdahale edilip HADİ demesidir.

Peki benim çocuklara en çok kullandığım cümle hangisi tabii ki HADİ, HADİ Çocuğum, HADİ evladım...

Her huyumu değiştirebilir, her şekilde kendimi geliştirip eğitebilirim fakat bu koşturmalı hayat tarzı  içinde HADİ kelimesini hayatımdan söküp atmam şimdilik çok zor gibi görünüyor.

Sabah servise yetişmeye çalışırsın çocuklardan biri telaşınızı fark eder ve hareketlerini iyice yavaşlatır. Diğeri sabahın köründe merdivenleri tek tek sayma telaşına düşer HADİ dersen inatlaşır kriz yaratır. Sen buna rağmen hadilere başlarsın.

Akşam eve girip acil yemek/sofra işlerine girişmen gerekir çocuklardan biri eve girmeyeceğim diye ortamı gerer. Hadi kızım, hadi evladımlar ardı ardına sıralanır.

Hadi ellerini yıka,
Hadi yemeğini ye,
Hadi odanı topla,
Hadi duşa gir,
Hadi yatağına yat,

Bunun gibi bir sürü örnek verebilirim.

Bizler koşturdukça çocukları da peşimizden HADİ diyerek sürüklüyoruz. Bir düşünün bakalım günde kaç kere HADİ ile başlayan cümleler kuruyor ve kaçı çocukları harekete geçiriyor? Bizim evde hiç bir hadi işe yaramıyor o kesin.

Çocuklar tabiatları gereği anı yaşayarak hareket eden, telaşı, endişeyi bilmeyen varlıklar ve uzmanlara göre çocuklara hadi demek ileride onların, telaşlı, unutkan, tembel, sorumsuz olmalarına sebep oluyormuş. Günlük telaşımızı çocuklar için yavaşlatmamız gerekiyormuş ki buna hepimiz katılıyoruz ama nasıl olacağını henüz çözebilen yok.

Belki de dengeyi gerçekten sağlamak zorundayız. Arada hiç üşünmeden kaç kere HADİ dediğimi bir kenara not ediyorum öyle yazınca ağzından çıkana daha bir dikkat edebiliryorsunuz fakat bu yöntemle de kesin bir sonuca henüz varamadım.

4 yaşında ki çocuğun anı yaşamasını bende isterim. Fakat özel sektör patronları benim işe geç kalma mazeretimi "çocuğum anı yaşıyordu acele edemedim" dediğimde çok hoş karşılamayacaklardır. Bu durumda herkes kendi çapında haklı çıkıyor.

İşin özü; HADİ demekten eminim hiç bir anne memnun değildir. Fakat günlük telaşlarımızın yanında çocuklara sorumluluklarını öğretme ya da onlara müdahale etme isteğiyle yanıp tutuşan analık tarafımızı çoğu zaman bir nebze olsun bastırmak için bir şeyler yapmalıyım gibi hissediyorum. Ben HADİ komutunu vermeyeyim oğlum yemeğini yemesin ama yemeğini yememe tercihi karşısında abur cubur yiyemeceği kuralını da öğrensin. Veya odasını toplamasın ama kaybolan bir şeyini de benim bulmayacağımı kabul etsin. En azından bunlara çözüm bulsak HADİ Çocuğum cümlesinde ciddi bir azalma olacağına inancım sonsuz.

Yazıyı tam burada bitireyim diyorum sonra şeytan dürtüyor arkadaş neden hep biz çözüm arayıp buluyoruz. Biraz da babaları çocuk gelişimine, psikolojisine falan önem verip araştırıp çözüm bulsun :) Hadi ben kaçtım...

Bu arada HADİ Çocuğum demeden çocuk büyüten varsa cidden alnından öperim.

Sevgiler,











devamı »

7 Haz 2017

Sünnet Düğünü Detayları


sünnet cemiyeti

 Düğün telaşı bitti derken kurban bayramı başladı o bitti derken okul telaşı başlamış durumda. Detaylar kafamdan silinmeden sünnet düğünü hakkında tecrübe ettiğim bazı detayları paylaşmak isterim.

* İlk tavsiyem daha önce de belirttim mutlaka 8 yaştan önce bu telaşı bitirin. Yağız 10 yaşında sünnet kıyafeti giydiremedik. Sahneye güneş gözlüğü ile çıktı. Kendilerini bir çıkışta gördük bir daha göremedik. Ve hep şartları vardı. İlk çıkışta hep birlikte çıkmakta istemedi farklı oldu gerçi hepimize tek tek ve oynayarak çıkış yaptık :) Geceye direk oynarak başladık yani düşünün gerisini :)

 * Mümkünse çocuğun sünnetini önceden yaptırın ve o hafta daha mevlütünü eviniz de okutun. Aynı mekanda önce mevlüt sonra göbek atma merasimi benim hiç bir zaman içime sinmedi. Biz evde yakın aile dostları ve akrabalarla okuttuk. Misafirlere el havlusu ve cantık - ayran ikram ettik. Hatta adettir dediler Yağız ın küçük parmağına ufak ta bir kına yaktılar. Bazı yerlerde ayrı kına gecesi yapılırmış o işlere bulaşamam dedim çıktım kenarıya. Büyüklerde adet çok.

 *  Mekan belirlemeden önce mümkünse oturup davetli listesi hazırlayın. Hem kaç kişilik mekan ayarlayacağınıza hem de davetiye sayısı için kafanızda fikir oluşur. Hemde yemekli yemeksiz olarak kişi sayısına göre fiyat almanız daha uygun olur.

* Cemiyetin yapılacağı mekana çocukların eğlenmesi için sünnet organizasyonu yapan firmalar ile görüşülerek balon ile süsleme, sünnet tahtı, mehter takımı gibi organizasyonlar ayarlayabilirsiniz. Bu konuda özellikle arayış içindeyseniz www.sunnetdugunleri.com adresini güvenle tavsiye edebilirim.

* Ben çok istedim ama yapamadım. Davetiye yerine tema vakfına bağış yapabilirsiniz onlar sizin yerinize sade bir davetiye basıyorlar ya da davetiye yerine üzerinde isim ve mekan bilgilerinin olduğu etiketli çam fideleri dağıtabilirsiniz. Misafirleriniz çoksa çok masraflı olur derseniz bu çam fidelerini sünnete gelen çocuklara hatıra amaçlı dağıtabilirsiniz. Çocuklara da güzel bir farkındalık sağlamış olursunuz. Hemde çocuğunuzdan arkadaşlarına harika bir sünnet hatırası kalır.

* Kıyafet işini benim gibi son günlere kesinlikle bırakmayın istediğim gibi hazır elbise bulamayınca mecbur diktirdim çok şükür yetişti ama panik durumum hep yüksekti. Takılarımı bile düğünden 1 gün önce alabildim. Mümkünse tüm aile bireylerinin kıyafetleri 1 ay öncesinden hazır olsun.

* Eğer kıyafetlerinizi önceden hazırladıysanız gidip kuaförünüze saç provası yaptırın ve o gün hazır saçınız yapılmışken giyinin güzelce gidin dış mekanda fotoğraf çekimlerinizi yaptırın. Aynı gün fotoğraf çekimi çok ama çok zor. Biz çekimi sonra ki güne bıraktık. Gerçi hava bozdu hala yapamadık :) ama herşeyimiz hazır gidip güzel bir yerde çekim yapacağız hem elbisem yırtıldı pislendi derdim de olmayacak. Saçıma bir maşa yaptırıp o günün tadını çıkarmayı planlıyoruz. Not: mekanda fotoğraf çekimi oldu ama albüm için dış mekanı istediğimiz için böyle bir plan yaptık.

* Kuaförünüzle saat konusunda mutlaka teyitleşin hatta yazılı onay alın :) 4 de çıkarsınız diyen kuaförümüz sayesinde 18:00 de zor çıktık ve kapımızda bekleyen misafirlerimize çok ayıp oldu. Sünnet gezmesi planımız vardı gecikme yüzünden iptal ettik. Kocayla yaşanan gerginlikte cabası :)

* Takı sandığı fikri için sebep olan arkadaşıma ne kadar teşekkür etsem az. Çok ama çokkk rahat ettik. 500 kişi vardı takı töreni olsaydı çok uzun sürecekti ve Yağız muhtemelen bütün gece suratını asacaktı.

* Mekan girişine kocaman şişme bir oyun parkı kuruldu. Çocukların hepsi tüm gece orda oynadı. Pistte veya ayak altında hiç çocuk dolanmadı. Bu bizim değil otelin hizmetiydi ama çok güzel bir fikirdi gerçekten.

* Küçük çocuğunuz varsa Ela gibi :) mutlaka gündüzden kendiniz uyutun mümkünse konu komşuda uyusun ses olmasın. Uykusunu sağlam alsın. Ela yı kuaföre gitmeden kendim uyuttum. Düzenini bozmamakta fayda var. Düğün çıkısında falan sorun yoktu ama biz oynamaya başladığımız an Ela delirdi babasına ve bana kene gibi yapıştı. Ne dayı, ne anneanne ne de dede sakinleştiremedi. 10 dk annemin kucağında sızmış ve kalktığında inanılmaz enerji doluydu ortalarda oynadı durdu. Eve geldik herkes pertti ama o hala bana kitap okur derdindeydi. Öyle bir tuhaftı Ela o gece :) Gelinliğini çok sevdi kendi istediğim gibi diktirdim. Neden aynı giyinmediniz diye soranlar oldu bilmem kızım pembe istedi onumu kırcaktım :)

* Son olarak mutlaka yakın bir arkadaşınıza ya da kuzeninize tembihleyin sizin bol bol fotoğrafınızı çeksin :) ben sadece bir kaç video ve fotoğraf bulabildim. Mecbur mekandan gelecek olan cd leri bekleyeceğiz.

 Aklıma gelen detaylar bunlar. Kendi düğününüzde bu koşturmalarla anne babanız ilgileniyor ama konu sünnet düğünü olunca her detay karı koca olarak size düşüyor. Sağa sola kulaklarınızı tıkayın. Yemekli yaparsınız beğenmezler yemeksiz yaparsınız çok boş derler. Otel tuttuk ne gerek var dediler salon tutsak ona da kulp takarlardı. Davetiyelere 2 kişilik yazdık ona bozuldular sallamadılar da :) Ve tüm bu olumsuz yorumları da emin olun eş dost çevreniz değil yakın akrabalarınız yapar. Hepsini duymamazlıktan gelin. Önce çocukların rahatını sonra da kendi keyfinizi düşünerek her şeyi içinizden geldiği gibi yapmaktan geri kalmayın ;) Başkalarına göre değil kendi zevkinize ait bir organizasyon olsun ki geleceğe güzel anılar bırakmış olun. Şu şöyle olsaydı dediğim hiç bir şey yok her şey gönlümüze göre oldu. Sadece Ela nın da ağlaması yerine daha fazla eğlenmesini çok isterdim ama malum 2 yaş sendromu atakları olduğundan diyerek kendimi teselli ediyorum.

 Son olarak sünnete ya da sünnet düğününe karşı olan bir kesim de var. Bu tartışılacak bir konu değil herkesin neye gerek var neye gerek yok konusunda kendince aklı yetiyor diye düşünüyorum. Saygı duymak en güzeli.

Sevgiler,

30.09.2015 tarihinde yayınlanan yazımdır.



devamı »
Bumerang - Yazarkafe