17 Kas 2017

BABAM


Günlerdir bir şeyler yazmak istiyorum. Fakat hislerimi yazıya dökecek tek cümle bulamıyorum. Sanki ne yazarsam yazayım içimden geçenleri doğru anlatamayacakmışım gibi geliyor.

5 Kasım Pazar gecesi çok ani bir şekilde babamı kaybettim. İnanmam, kabullenmem günlerimi aldı. Takdiri ilahi diyerek kendimi teselli ediyorum. Rabbim evlat acısı vermesin, evlat acısı çekenler de var diyerek kendimi avutuyorum. Ama kalbimde ki acıyı, içimde ki boşluğu asla dolduramıyorum.

İlk 3 gün bundan sonra asla gülemem, bundan sonra asla nefes alamam ve bundan sonra asla yemek yiyemem hayat durdu diye düşünürken gün gün normalleşmeye başladığımı görmek, annemin sağ olduğuna şükretmek, bana ihtiyacı olan ailemin varlığını hatırlamak insanı yavaş yavaş tekrar hayata bağlıyormuş bunu çok iyi öğrendim. Hayat ve zaman durdu derken babasız tam 12 gün geçti. 2 gün önce bir düğün salonunda sarılarak fotoğraf çektirdiğin babanı 2 gün sonra toprağa gömmek onu orada yalnız bırakmak ve bu gerçeğe alışmak sandığımdan daha zor ama hızlı oluyormuş. Bizi yaradan sabrını da veriyormuş.

Sevdiğin birini kaybettiğinde akla ilk gelen keşkeler olurmuş. Benim asla bir keşkem yok babamla doya doya bir çocukluk doya doya baba sevgisi yaşadım. Bizim büyüklerde mal mülk kavgaları vardı. Babamın çok üzüldüğü kafasına taktığı şeyleri de çok iyi biliyorum. Eminim onlarda babamın ölümünden sonra başlarını yastığa koyarken tüm keşkelerini iyice gözden geçirmişlerdir ve dilerim vicdanlarını susturacak kelimeler bulabilmişlerdir.

Sevdiklerinizi kırarken özellikle de dünya malı için üzerken bin kere düşünün olur mu? yarının garantisi yok af dilemek, helalleşmek, gönül almak için sandığınızdan daha uzun zamanınız olmayabilir. Ayılsan da bayılsan da giden de geri gelmiyor.

Ve son olarak;
Babalar kız çocuklarının kahramanıdır. Benim babamda öyleydi. Bütün çocukluğum babam gibi biriyle evlenmek için dua ederek geçti çok şükür adı bile babamla aynı olan bir eş buldum. Çocuklarım da dedelerinin elinde sevgiyle büyüdü. Yağız'ın olgun yaklaşımını, Ela'nın dedemi gömerken hava alması için delik açtınız mı, peki ben özlediğim de nasıl sarılacağım sorgularını asla zihnimden çıkaramayacağım.
Kısaca babamın yeri asla dolmayacak ve biz asla unutmayacağım.

Unutmadan özellikle belirtmek isterim ki; insan yakınındakileri en iyi bu zor dönemde tanıyormuş. Ve ben bir kez daha iyi anladım ki gerçekten çok iyi dostlar biriktirmişim.

Burada daha fazla bunalım yaratmak istemiyorum. Kendimce hayata tutunmaya çalışıyorum. Geride kalan tüm sevdiklerime Allah tan sağlık diliyor her nefesime şükrediyorum. Şimdilik sığındığım en büyük liman DUA. Rabbim bizde dahil sevdiklerini kaybeden herkese sabırlar versin.

BABAM mekanın cennet olsun hep dualarım da olacaksın. Seni hep gülen yüzünle ve sevgiyle anacağız.

Sevgi ve sağlıkla kalın.




devamı »

12 Kas 2017

Kadınlarda Görülen Başlıca Kanser Türleri

Ölüm tehdidi taşıyan kanser hastalıkların önemli bir ölçüsü jinekolojik hastalıklara bağlı olarak gelişir. Dolayısıyla kadınların mutlaka ve mutlaka yılda bir kez dahi olsa kadın doğum uzmanına başvurarak genel bir pelvik muayenesinden geçmeleri gerekir. Çünkü jinekolojik çatısı altında farklı kanser türlerine rastlanılabilir.Vulva kanseri, meme kanseri, yumurtalık kanseri, rahim ağzı kanseri,  tüp kanseri, döl yolu kanseri ve döl yolu kanseri kadınlarda en sık rastlanılan kanser türleri arasındadır. Memorial Şişli Hastanesi jinolojik kanser uzmanı Prof. Dr. Ahmet Göçmen, kadın kanserleri hakkında merak ettiklerinizi aktardı.
Jinekolojik Kanserlerin Nedenleri Nelerdir?
Kadınlarda görülen kanser türleri, diğer kanser türlerinde olduğu gibi aynı nedenlerden  kaynaklanır. Hava kirlilikleri, dengesiz beslenme, sağlıksız cinsel yaşam, sigara kullanma ve hazır gıdaları sıklıkla tüketme kansere neden olan başlıca faktörlere örnek gösterilebilir.

Kadın Kanserlerinde Hangi Olası Belirtiler Gözlenir?
Genital bölgenin vulva, rahim ağzı, döl yatağı, yumurtalık gibi farklı kısımlarında oluşabilen kanserlerin şikayetleri her hastada değişiklik gösterebilir. Ancak en yaygın rastlanılan belirtiler aşağıdaki gibidir.

        Adet düzensizliği

      ●        Yumurtalık kistleri

        Genital siğiller

        Kaşıntı

        Sık idrara çıkma ve idrar kaçırma

        Ağrılı cinsel ilişki

        Vajinal akıntılar

        Ara kanamalar

        Kahverengi lekelenmeler
        Ateş basması

Jinekolojik Kanserlerde Uygulanan Tedavi Yöntemleri

Kanserlerin varlığı tespit edildikten sonra hastanın yaşı, sağlık durumu ve hastalığın düzeyi göz önünde bulundurularak en uygun tedaviye başlanılır. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi jinekoloji kanserlerinde de en önemli husus erken tanıdır. Erken tanı ile kanserli hücrelerin vücudun diğer bölgelerine sıçraması kolayca önlenebilir. Hasta henüz menopoz dönemine erişmemişse üreme yeteneği korunmuş olacaktır.

Kanser hücreleri, borderline ve germ tipi ise hastanın sadece kanserli bölgesine müdahale edilir. Böylelikle yumurtalıklar korunacağı için gebe kalma olasılığı da son derece mümkün hale gelecektir. Laporoskopik türde yapılan ameliyatlar, kanserin daha erken dönemlerde yok edilmesini sağlayan en önemli tedavi seçeneklerinden birisidir. Yumurtalığa bağlı kanserlerde de daha çok robotik cerrahi işlemler uygulanır. Yapılan tedavi yöntemleri ileri teknolojiye sahip cerrahi müdahalelerle gerçekleştirildiği için hastanın kısa sürede ayaklanması, taburcu olması ve sosyal yaşantısına kolayca dönebilmesi söz konusudur.
devamı »

1 Kas 2017

Çocuklarda Zayıf ve Uzamayan Saçlar


Ela ve saçları diyerek konuya girmek istiyorum :) Çocuğum uzun saça çok meraklı fakat zayıf ve çok zor uzayan saçları var.

Sıfıra vurdurun önerilerine gıcık oluyorum. Bilimsel hiç bir açıklaması yok sıfıra vurunca saç çıkmıyor bunu artık kabul edelim ve çocuklara bu çirkinliği boşuna yaşatmayalım.

Saç uzama konusunda doktorlar önce tüm kan değerlerinin sonuçlarını istiyorlar. Biz bunu daha önce yaptırdık ve hiç bir vitamin eksikliği çıkmamıştı. Genetik olduğu söylendi ve öylece kaldı. Bende kendi çapımda Ela'ya düzenli olarak yağlarla saç bakımları yapmaya başladım.

Ela'nın yaşı 5 e yakın yani daha ufak çocuklara bu bakımlar önerilmeyebilir. İlk adım olarak sülfatsız şampuanla yola çıktım. Ela doğduğunda da ilk olarak Mustela nın köpük şampuanını kullanmaya başlamıştım.



















Şimdi ise parfümsüz, sabunsuz doğal kökenli nemlendirici özelliği de olan yanda ki ürününü kullanıyorum. İçeriğinin temiz olmasından ötürü içimde oldukça rahat diyebilirim.

 Tabii bu kadarla kalmıyorum. Hafta da bir bu şampuanla yıkıyorsam diğer zamanlar da sülfatsız her hangi bir şampuanı içerisine bir kaç damla çam terebentin yağı damlattığım şampuanı kullanıyorum. Gözüne kaçırmadan yıkamak ve durulamak çok önemli bu yüzden küçük çocuklara kullanmaktan kaçmak gerekli riske gerek yok :)

 
Ve her duştan sonra saçlarına argan yağı sürüyor öyle kurutuyorum.
 
Bunların haricinde haftada ya da iki haftada bir yağlardan bir karışım hazırlayıp kendime uyguladığım gibi Ela'nın da saçına sürüyorum.
 
Hazırladığım karışım şöyle;
1 çay kaşığı tatlı badem yağı,
1 çay kaşığı hint yağı,
1 çay kaşığı hindistan cevizi yağı
 
Bu yağları karıştırıp Ela'nın saçına güzelce masaj yaparak sürüp sarıyor ve 1 saat o şekilde beklemesini sağlıyorum. Bu bakımı kendi saçlarıma uygulayacaksam eğer ölçüleri mutlaka arttırıyorum çünkü benim kafaya çay kaşığı falan yetmez :)
Arada bu karışıma zeytin yağı da ekleyebiliyorum. Zeytinyağının her şeye iyi geldiğini ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım ;)
 
Bu yağların faydalarını internetten mutlaka araştırın inanın kendi saçınız için bile güzel bir bakım önerisi olacaktır.
 
Bu uygulamalarla ben Ela'nın cılız saçlarını bir nebze de olsa güçlendirdim. Eskisi gibi sönük değil daha canlı daha sağlıklı görünüyorlar. Ayda bir saç boyundan da kendim kesiyorum böylece daha sağlıklı uzamasını sağlıyorum.
 
Ve son olarak kan değerlerine göre arada çinko takviyesi yapıyorum. Gıdalarla yeterli gelmiyorsa mutlaka şurup ile destekliyorum. Bu konuda doktorunuzdan destek alabilirsiniz. Çinko değerlerinin normal değerlerine çıkarılması çocuklar için sadece saça değil tüm vücut gelişimlerine çok güzel etkileri vardır. Özellikle kış aylarında gribe ve soğuk algınlığına da çok etkilidir. Bu yüzden kış aylarında çinkoya daha bir önem verdiğimi özellikle belirtmek isterim.
 
Bizim evde saç için uyguladığımız yöntemler bunlardan ibaret. Bu konu instagram da çok sorulan bir soruydu özellikle yazmak istedim. Mucizeler yaratmasa da bu yöntemlerden şimdilik yeteri kadar fayda görüyorum.
 
Unutmadan belirtmek isterim ki; herkesin uyguladığı her yöntemi denemeden önce mutlaka kendi araştırmanızı yapın. İçinize sinmeyen her şeyden uzak durun. Konu çocuklar olunca daha hassas olmak gerekiyor.
 
Sevgiler,
instagram : @gulsahonen
 
 
 
 
 
 

devamı »

26 Eki 2017

Ödev Gibi Sorumluluk Kontrolü

Ortalama 2 yıl önce ödev sorumluluğu başlığı altında bir yazı yazmışım. Bugün yine aynı mantıktayım ve aynı uygulamaları evde devam ediyorum. Bu düzeni de bozmaya niyetim yok. Ödev anne babanın değil çocuğun sorumluluğudur.

Ve çocuğu en başında nasıl alıştırırsanız ömür boyu öyle gider. 10 yaşına kadar çocuğun ödevini birlikte yaptıysanız geçmiş olsun o saatten sonra sen büyüdün artık tek başına ödevini yapmalısın demenizin hiç bir faydası olmayacaktır.

Buradan ödev sorumluluğunu ailelere yıkmaya çalışan öğretmenlere de selamlarımı yolluyorum. Sizin okulda öğretmediğinizi bizim evde öğretmemizi beklemeniz çocuklara zarar veriyor. Zaten eğitim sistemi daha oyuna doymamış çocuğu okula alıyor birde üzerine sayfalarca ödev verilerek daha okulun ilk yılından çocukları fazlasıyla okuldan soğutmayı el birliği ile başarıyorlar.

Ödevin gerekliliğine inanmadığımı düşünmeyin. Ödev bir gerekliliktir okulda öğrenilenlerin evde tekrarıdır. Fakat abartılmasından, çocukların bunaltılmasından, baskıyla ödev yaptırılmasına fazlasıyla karşıyım. Biz Yağız ile güzel bir şekilde ilkokulu atlattık. Ödev sorumluluğunu da Yağız çok şükür üzerine aldı. Bizden yardım isterse sadece o zaman devreye giriyoruz. Fakat bu yıl ödev seven bir öğretmenimiz sayesinde her sayfa ödeve veli imzası atma görevi çıktı. Ben rahatsız oldum ama üzerinde durmadım fakat Yağız öğretmeninin onlara çok fazla güvenmediğini düşünüyor. Şimdi ben yıllarca bu çocuğa sorumluluklarını öğretirken, ona sürekli güvendiğimi belirtirken, öğretmenlerinin de ona her zaman güvendiğini söylerken bu durumu ona açıklamam çok zor. Birde üzerine whatshap grubu kuruldu (tekrar belirteyim hepsi 6.sınıf öğrencisi) ve çocuklarının ödev takiplerini yapan anneler var. Ben değil Yağız bile gülüyor. Anne bu çocuk bugün okuldaydı annesi neden ödevini gruptan soruyor dediğinde gülüp geçiyorum çünkü cevabını bende bilmiyorum. Anneleri kibar bir dille uyarmak istedim fakat karşı atak gelince uzatmadım bu saatten sonra whatshap grubu krizlerini hayatta çekemem. Tek korkum Yağız'ın bunu uygulamayı örnek alması olur onu da şimdilik açıklayarak, gülüp geçerek atlatıyoruz.

Ben çocuklar büyüdükçe kontrollü bir şekilde meydanı onlara bırakma taraftarıyım. Her şeyi en iyi şekilde başarmak zorunda değiller. Her başarısız olduklarında, bir şeyleri beceremediklerinde ve her yere düştüklerinde onlara el uzatıp yerden kaldırmak onlara zarar vermekten başka hiç bir işe yaramayacaktır. Arkasında olmak, değer verdiğinizi hissettirmek ve ne olursa olsun onlardan vazgeçmeyeceğimizi anlatmak benim için hep en ideali oldu.

Çocuklarınıza tabii ki sahip çıkın fakat abartmayın. Başarılı ve mutlu bir birey yetiştirmek için önce çocuklara ayakta durmayı öğretin inanın gerisi gelir.

Not: Şuan çocuğu 1.sınıfta olan anneler biliyorum şuan fena halde Ela ve Lale lerle kafayı yiyorsunuz ama merak etmeyin 2. dönem yükünüz biraz daha hafifleyecektir. Ve tam da bu dönem de ödev sorumluluğunu çocuğa ne kadar doğru öğretirseniz sonra ki seneler o kadar rahat edersiniz ;)

Yazımın sonunda sizlere bir de kitap önerisinde bulunmak isterim;

Şımarık Çocuk Bir şehir Efsanesi


"Ebeveynlik, temelde (ya da en iyi senaryoda) bir sevme, destekleme dinleme, rehberlik etme, yeniden değerlendirme, öğretme ve müzakere etme işidir. Vakitsizlik, sabırsızlık ve beceriksizlik nedeniyle bu işi iyi yapamadığımız zamanlar olacaktır. Ama çocukları istediğimizi yapmaya sürekli zorluyorsak, onların davranışlarına verdiğimiz karşılıkların idealin çok uzağında kaldığını da kabul etmemiz gerekir."
devamı »

4 Eki 2017

Çalışan Annelere Söylenmemesi Gerekenler


Bir sitede çalışmayan annelere söylenmemesi gerekenleri okumuştum, bende çalıştığım için ilk önce kendimin duymaktan rahatsız olduğum yorumları yazmak istedim.

Her konuda özellikle de annelik konusunda yorum yapmayı çok seven bir toplumda yaşıyoruz. Tecrübesi ve ya fikri olsun ya da olmasın karşısında ki insanın kalbini kırmak pahasına da olsa çatır çatır yorum yapan insanlardan hepimizin bolca etrafında vardır. Maalesef bunu özellikle de hem cinslerimiz severek yapıyor.

Annelik konusu oldukça hassas bir mevzu bir de günümüzde bir çok annenin çalışmak zorunda olduğunu düşününce bu annelere yorum yaparken bin kere düşünmek gerekiyor.

Çalışan annelere sadece karşıdan gördüğünüz kadarıyla değerlendirip yorum yaparken biraz empati yapmayı deneyin yakın zamanda sizde çocuklarınızı bırakıp çalışmak zorunda kalabilirsiniz ya da ev hanımı olduğunuz için size olumsuz bir yorum gelse ne yaparsınız mutlaka düşünün.

Herkesin hayat görüşünüze saygı duymak gerekli diyerek, çalışan annelere söylenmesinden rahatsız olduğumuz yorumları sırasıyla yazmaya başlıyorum ;

"Çalışan annelerin çocukları anneden ayrı kaldığı için illa hırçın/yaramaz/şımarık yabani olabiliyor"
Bu yorumu şöyle açmak isterim; kızım da oğlum da daha 15 aylıkken 2 cümleli kelimeler kurmaya başlamıştı ve yeni evli çocuksuz bir arkadaşım kızımı görmeye geldiğinde ona bir kaç soru sordu ve kızım cevap vermeden arkama saklandı. Ziyaretçimizin yorumu direk;" sen çalışıyorsun ondan bu çocuk hala konuşmuyor ve yabani doktora götürmeyi düşünmüyor musun?" oldu. Ve ekledi ben çocuğum olduğunda asla çalışmayı düşünmüyorum çocuğum ile bizzat kendim ilgileneceğim." Çocuğu olmadığı için dil gelişimin ne zaman başladığından bile haberi olmayan bu arkadaşa o an ne açıklama yapsam boş olacaktı. Anne olunca anlarsın demeyi ihmal etmedim :) Bu mantıkta bir sürü hem cinsim olduğunu adım gibi biliyorum. Sadece çalışan annelerin çocukları yaramaz/ şımarık/ yabani/ hırçın olurmuş gibi yorum yapmaktan vazgeçin. Annesi çalıştığı için geç konuştuğunu düşündüğünüz çocuğun yanında yorum asla yapmayın. Hatta annesine de böyle bir yorum yapmayın. Durduk yere vicdan azabı yaratmanın anlamı bence yok.

"Tabii sen işe gidiyor evden uzaklaşıp kafanı dağıtıyorsun"
Evet işe giderek nefes alacak bir alan kendimize yaratmış oluyoruz. Fakat işte de her türlü insanlar uğraşmak zorunda kalıyoruz. Hatta çocuğumuzu hastayken de bırakıp işe gittiğimizi özellikle hatırlatmak isterim. Ayrıca işe kafa dağıtmak için değil bayağı çalışıp para kazanmak için gidiyoruz :)

"Çalışarak bebeğini anne sütünden mahrum bırakıyorsun"
Anne sütünün önemini günümüzde artık her anne az çok farkında. Ben çalışmama rağmen sağdığım sütlerle çocuklarımı 8 ay kadar emzirdim. Bir arkadaşım çalışmasına rağmen 2 sene boyunca çocuğunu emzirdi. Bir ev hanımı arkadaşım ise sütü kesildiği için yeni doğan bebeğini sadece 1 ay emzirebildi. Yani anne sütü çalışıp çalışmamaya bağlı olamaz. Saatli bir şekilde sağım yapıldığında çalışan annelerde gayet güzel emzirebilir.

"Küçücük çocuğu bırakıp nasıl işe döndün ben asla kıyamıyorum"
Böyle düşünen ve çekinmeden yüzünüze söyleyen biriyle bütün ilişkinizi daha o nokta da kesebilirsiniz. Çünkü bu kasten adam yaralamak gibi bir şey oluyor. Çalışan bir kadını bu yorumla üzüntüden komaya sokabilirsiniz. Yasalardan haberiniz yoksa söyleyim; devletimiz özel sektörde çalışan anne adaylarına toplamda sadece 4 ay doğum izin hakkı veriyor. Bunun 1 ayını doğumdan önce de çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Geriye doğumdan sonra 3 ay kalıyor. Yani ortalama 2,5 - 3 aylık bebeğinizi mecburen bırakıp işe dönmek zorunda kalıyorsunuz. 6 ay ücretsiz izin hakkınız var. Fakat bunu da her işveren kabul etmiyor. Etse de size 6 ay maaş vermiyor ve sigortanızı asla ödemiyor. Ben Ela'yı doğurduğumda iş yerinde 10.yılımdı ufacık çocuk diyerek vicdan yapıp işi bıraksaydım 10 yıllık tazminatım havaya uçup gidecekti. Yani bazen konu sadece maaş olmayabiliyor. Kimisinin kredi borcu vardır dönmek zorundadır. Kimisinin sgk günleri dolmak üzeredir. Kısaca kimin neye ihtiyacı var, ne derdi varda çalışıyor bilemezsiniz. Ve bilmeden yaptığınız yorumlar fazlasıyla karşınızdakini yaralayacaktır.

"Sana asla doyamıyor bu çocuk bir yanı hep eksik kalacak"
Merak ediyorum tüm gün evde olan bir anne çocuğu ile günün kaç saatinde iletişim halinde oluyor? Bende 6 ay ev hanımı oldum ve asla tam zamanlı 7/24 çocuğumla ilgilenemedim. Bunu yapan varsa o ayrı alnından öperim. Fakat tüm gün çocukları tv başında bırakan annelerinde olduğunu hatırlatmak isterim. Ve emin olabilirsiniz ki çalışan anneler akşamları çocukları ile daha fazla vakit geçirmek için elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyorlar. Bu yüzden yara açmak için bence uğraşmayın ;)

"Çalıştığın için küçücükken (küçük dediği 4 yaş) kreşe vermek zorunda kalıyorsun aslında tamda sana ihtiyacı olan bir dönem"
Ben şanslıydım çocuklarıma annem baktı. Fakat 3 yaşları dolduğu gibi ikisini de kreşe başlattım. Çalıştığım için değil tamamen onların gelişimine katkı olsun diye başlattım. Ev hanımı da olsam para durumum müsait olduğu sürece 3 yaşını dolduran çocuğun okula başlatılmasından yanayım. Ülkemizde ilkokul yaşı oldukça erkene çekilmiş durumda ve hiç okul öncesi eğitimi almamış bir çocuk 1.sınıfta fazlasıyla zorlanacaktır.
Ayrıca bakıcı sorunundan dolayı çok erken yaşta çocuğunu kreşe vermek zorunda kalan anneler olabilir. Emin olun işe zaten çoğu sabah ağlayarak gidiyordur. Olumsuz yorumun ona hiç bir katkısını olmayacağını lütfen bilin.

Bunlar aklıma gelen ilk örnekler neyse ki etrafımda böyle düşünen çok fazla yakınım yok. Olsa da artık bu mantıkta ki insanlardan koşarak uzaklaşıyorum. Ve çoğu olumsuz yorumu kafama takmamayı zamanla öğrendim.

Sadece çalışan anneler için yazdığıma bakmayın, biliyorum ki ev hanımı olan anneleri de üzen, kırıcı yorumlar yapan çalışan anneler var. Birbirimize destek olmamız gereken yerde bu şekilde yaralamanın cidden bir katkısı yok. Annelik çok hassas bir konu ve bu konu da kimse kimseden üstün değil. Ve tahmin ediyorum ki herkes şartları doğrultusunda çocuğu için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor.

Ev hanımı olup kendi ayakları üzerinde duran anneleri de unutmayalım ve inanın bence hepimiz takdiri hak eden anneleriz. Yeter ki kalbimizi kötülükten arındıralım.

Sevgiler,




devamı »

27 Eyl 2017

Kendine İyi Davran

Olumlu düşünme

Okulların açıldığı dönemde bende bir yavaşlama oluyor. Sanırım en çok da yaşadığım hayatı okulların ilk açıldığı zamanlarda sorguluyorum. Koşturmanın birden artması, çocukların nazı kaprisi, havaların birden soğuması benim adapte olma sürecimi resmen zorluyor.

Panik yok en kısa zamanda normal ayarlarıma dönerim lakin süreç zorlu geçiyor. Yetmeme hissi normalde yaşayan biri değilim ama bu dönemde onu da yaşıyorum ve koşturmama mum dikmiş oluyorum.

Yavaşlama ile ilgili makaleler okuyor, kişisel gelişim kitaplarına bu dönem de daha bir ilgi duyuyorum. Tabii ben bunlarla ilgilenirken Ela okulunda 2.senesi olmasına rağmen elinden gelen her türlü zorluğu çıkarıyor. Yağız sabahçı olmanın etkisini zerre yaşamıyor ama ben az uyumanın fazlasıyla etkisinde kalıyorum.

Sorunları ben çıkarıyor, ben yoruluyor, ben stres yaşıyor sonra da kendi ayarlarımı ben yapıyorum. Ne mutlu değil mi?

HAYIR maalesef isyan bayrağını henüz çekmemiş olsamda kendim için bir halt yapıp kendimi bir türlü iyi edemediğim bir dönemdeyim. Geçenlerde arkadaşlarımla konuşuyor dert yanıyorum "bu sıra bana iyi gelen hiç bir şeyi yapamıyorum" dediğim anda hepsi beni boğacaktı. Biri tuvalete bile gidemediğinden, diğeri evi asla toplayamadığından, öteki evde sürekli koşturmaktan iş yerine her gün geç kaldığından dert yanmaya başlayınca susup bir köşeye oturdum.

Cidden neden bu kadar koşturuyoruz arkadaş???

Hayır her şeye yetişecek gibi koşturduğumuzda da zaten hep bir şeyler eksik kalıyor. Bu kadar strese değer mi? Değmez ama kendimizi kontrol edememe gibi sorunlarımız var. Ağlayan çocuğa sabırla yaklaşamama, evin sorumluluğunu sadece kendi üzerine alma gibi bir sürü geçerli bahanemiz var. Kocaya çamur atamayacağım oda en az benim kadar koşturuyor :)

Lakin günler ilerliyor, yaş geçiyor, en parlak dönemlerimiz stres, koşturma, telaş içinde uçup gidiyor ve biz arkasından sadece el sallıyoruz. Durup düşündüğüm her an oturup sessizce kendimi seviyorum bu koşturma arasında iyi dayanıyorsun diye kendi kendimi okşuyorum. Öz şefkat denilen şeyi kendime uyguluyorum. Kendimi olduğu gibi kabul edip, elimi kalbimin üzerine koyarak kendimle konuşuyorum. Hayır kafayı yemedim sadece kendime iyi davranmaya çalışıyorum.

Öz eleştiriden uzak durup kendimi öz şefkate yönlendirmeye çalışıyorum. Öz eleştiri; sürekli kendini başkalarıyla kıyaslamak, sürekli kendini yargılamak, kendini değersiz görmek, başarısızlık hissini iliklerine kadar yaşamak yani kişinin kendisine olan olumsuz bakış açısıdır.

Öz şefkat ya da öz anlayış ise; "Özünde bireyin kendisine karşı merhametli, destekleyici, şefkatli ve anlayışlı olmasını anlatan bir kavramdır. Öz-anlayış, kişinin kendi acılarına karşı açık ve duyarlı, kendisine karşı nazik ve şefkatli olması, yaptığı hatalar karşısında affedici olurken, başarısızlık ve yetersizlikleri karşısında yargılayıcı olmaması; yaşanılan sıkıntı verici durumları tüm insanların yaşadığı tecrübeler olarak görmesi ve içinde bulunulan anı yargılamadan olduğu gibi kabullenebilmesidir."
Öz-anlayış sahibi insanlar;
-Başarısızlık ya da yetersizliklerini insan olmanın doğal bir sonucu olarak görürler.
-Hata ya da yanlış yaptıklarında kendilerine anlayışla yaklaşırlar.
-Yetersizlik ve zayıflıklarına karşı hoşgörülüdürler.
-Kendilerine karşı affedici ve destekleyici bir tutum içerisindedirler.
-Beğenmedikleri kişisel özelliklerine yönelik olarak kabullenicidirler.
-Başkalarına olduğu kadar kendilerine de merhametlidirler.
-Bir üzüntü ya da acı yaşadıklarında, dünyadaki pek çok insanın benzer duygular yaşadığını düşünür ve rahatlamaya çalışırlar.
-Zor zamanlarında ihtiyaç duydukları şefkati kendilerine gösterirler. kaynak

İşte bu yüzden kendime iyi davranmaya çalışıyorum. Aksi takdirde ülkemde ki eğitim sistemini düşündükçe, çocuklarımın geleceği için endişe ettikçe, şiddet haberlerini okudukça tüm bunların üzerine ev içindeki koşturmamı ekledikçe kafayı yiyecek gibi oluyorum. Madem yavaşlamayı beceremiyorum, madem bu şartlarda yaşamak zorundayım o zaman kendime iyi davranmayı öğrenmem gerekiyor. Size de tavsiye ederim çok bunaldığınızda derin nefes alıp kendinize en iyi yönlerinizi hatırlatın oldukça işe yarıyor ;)

Sevgiler,


devamı »

14 Eyl 2017

Milyonlarca Desen İçin Pixers


Sizde benim gibi arada sırada evin her zaman ki halinden sıkılıp, en kolay nasıl değişiklik yapabilirim diye düşünürken duvarlara el atanlardansanız gelin birlikte Pixers ile tanışalım.

Pixers de ne derseniz; duvarlarınız için milyonlarca desene ulaşabileceğiniz şahane bir platform derim. 😉 Çevre dostu teknolojileri kullanarak çevreye ve sağlığınıza önem veren bu platform da duvarlarınız için milyonlarca desen, sonsuz sayıda resim ve öneri bulabilirsiniz.

Boya badana işlerine kalkışmak yerine kendimi şimdilik Pixers desenlerine vurmuş durumdayım. Sadece duvar kağıdı olarak da düşünmemek gerek çünkü bütün desenleri isteğinize göre poster ya da çıkartma olarak size sunabiliyorlar. Harika!
Komple duvar kağıdımı olmalı yoksa bir kısmını poster olarak mı kullanmalı karar veremiyorum.



Fotoğraflarda ki gibi mutfak dolaplarınızı da dilediğiniz gibi kaplayabilirsiniz. Çünkü Pixerstick malzemesi, istediğiniz zaman ve istediğiniz yere kolayca yapıştırıp, değiştirebileceğiniz, dayanıklı, uzun ömürlü, yapışkan bir malzemedir.

Güvenilir ve hijyene verilen önem açısından da Pixers çıkartmalar çocuk odaları için rahatça tercih edilebilirsiniz. Silinebilir hatta yıkanabilen resimlerinin de olduğunu özellikle belirtmek isterim.


Seçenekleri gördükçe kafanız iyice karışacaktır. Ben favori desenlerimi özellikle paylaşıyorum. Milyonlarda desen arasında kaybolup gidebilir ve karar vermekte oldukça zorlanabilirsiniz.


 Bence yatak başının arkası için muhteşem bir duvar kağıdı olur.


Sınırsız seçenekler arasında kaybolacağınıza garanti verebilirim.

Ayrıca haber bültenine üye olarak ilk alışverişleriniz de %30 indirim kazanabilirsiniz.











devamı »

9 Eyl 2017

Anaokuluna Başlarken Bilinmesi Gerekenler


Bayram bitimi itibariyle çoğu kreş kapılarını açmaya başladı. Geçen yıl bu zamanlar nasıl heyecanlı olduğumu hala hatırlarım ve inanın şuan yazarken bile o duyguları yaşıyorum. Hep dediğim bir laf vardır; okul fikrine çocuklardan önce anneleri hazırlamak gerekli :)

Yağız kreşe başlarken çok ağlamış ve beni üzüntüden mahvetmişti. Ela da öyle olmadı. Evet hemen adapte olmadı günlerce, hatta haftalarca öğretmeninin elini bırakmadı. Fakat okula gitmeyeceğim veya beni burada bırakmayın gibi ağlamaları hiç olmadı. Uyku sorunlarını saymazsak koca bir yılda gayet güzel geçti.
Çarşamba günü itibariyle tekrar okula başladı. Bu defa 5 yaşa geçen Ela geçen yıl ağlamadığının acısını çıkartırcasına kendini yerlere ata ata ağladı. Okulda bizde şaşırdık kaldık.

Aslında şaşırmamak gerekli belli ki tatil boyunca eve, anneannesine ve bize alışan bir çocuğun tekrar okula dönmesi endişe yarattı. Sınıfı ve öğretmeni değişeceği için benim de korkularım vardı bunu ona da hissetmiş olabileceğimi düşünüyorum. Neyse ki yeni öğretmenimizin de desteği ile 2 günde bu sorunu aştık ve eskisi gibi okula mutlu gidiyor.

Şimdi sizler içinde 2 çocuk da yaşadığım anaokulu tecrübelerini sıralamak ve ilk yılında çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiğini kendi fikrimce toparlamak istiyorum.

* Mümkünse ilk haftayı çocuk ve kendiniz için alışma evresi olarak kabul edin ve çalışıyorsanız yıllık izninizi o haftaya ayarlayarak endişeli olan çocuğunuzun yanında olun.

* İlk günler bence çocuk okulda tam gün bırakılmamalı. Yarım gün bırakmak okulu, öğretmeni tanıması ve ortama güvenmesi için çocuklara fırsat verilmesi gerektiğine canı gönülden inanıyorum. Hele ki ilk günler direk uykuya bırakmak okula alışma evresini daha da uzatabilir. Tabii şöyle de bir durum var; Ela'yı geçen yıl okulun ilk günü öğlen vakti alıp eve götürmek istedik Ela kendisi okulda uyumak istediğini söyledi böyle olunca evden çarşaflarını ve yanından ayırmadığını kokusunu alıp getirdik ve sorunsuz yattı uyudu. O ağlıyor ve bizde ısrarla onu okulda yatıya bıraksaydık eminim her şey ters teperdi.

* Eğer çocuğunuzu okula bırakırken kapının önünde bekliyorum diyerek söz verip kapı önünde beklemiyorsanız ve çocuğunuz bunu fark ederse yandınız size olan güveni bir anda kaybolacaktır. Eve gideceğinizi ve saat üzerinde göstereceğiniz saatte geri gelip onu alacağınızı belirtmeniz an doğrusu olacaktır.

* Kabul edelim ki biz anneler bu dönemde en az çocuklar kadar hassas, endişeli, korku dolu ve panik durumdayız. Fakat bu duygularımızı ne kadar saklarsak saklayalım çocukların hisleri çok kuvvetli ve sizin en ufak hareketinizden endişenizi anlamakta inanılmaz yetenekliler. Bu yüzden önce kendimizi okula bırakma fikrine alıştırmalıyız. Çalışıyorum mecbur veriyorum vicdan azaplarını bir kenara bırakıp çocuk için en iyisini yaptığınıza kendinizi mutlaka ikna edin. Ve diğer duygularınızdan önce ne kadar kararlı olduğunuzu gösterin. Unutmayın ki siz okula bırakırken kararlı değilseniz çocuğunuz da tüm gününü huzursuz geçirecektir.

* Eve geldiği gibi okulun nasıl alıştın mı? diye sorma hatasını asla yapmayın. Hatta çevrenizi de tembihleyin bu sorudan uzak dursunlar. Çünkü bu soru net cevap alabileceğiniz bir soru değil bunun yerine kendi gününüzü anlatın ve ona da soru sormadan anlatması için sohbet açın. Yapıları gereğimi bilmiyorum ama iki çocuğum da daha kapıda okulda ne yaptıklarını anlatarak eve giriyorlar. Ağızlarından laf almama gerek kalmıyor :)

* Çocuğunuzun okula giderken yanına en çok sevdiği oyuncağını almasına izin verin, Evden getirip elinde tuttuğu oyuncağı tüm ona kendini güvende hissetmesini sağlayacaktır. Yağız kokusunu Ela ise peluş mickey oyuncağını götürmüştü.

* Tüm bu süreçte öğretmen en büyük destekçiniz olsun. Çocuk ile öğretmen arasında bir uyumsuzluk var ise ve çocuğunuz öğretmenine alışamadıysa mutlaka başka çözüm yolları arayın. Çünkü okul değil önemli olan öğretmendir. Bu yüzden sürekli öğretmeni ile iletişim halinde olun. Gerekirse öğretmen değişikliği yapmaktan çekinmeyin. Çünkü emin olun öğretmenine alışamayan çocuk yıl boyunca okula da alışamayacaktır.

Benim sıralayacaklarım bu kadar :) bütün her şey bir yana sonsuza kadar ağlamayacaklarından emin olabilirsiniz ve ne olur asla kendinize haksızlık edip suçlamayın. Çünkü okul ile birlikte çocuğunuz;
Kendine daha çok güvenen,
Kolay arkadaşlık kuran,
Paylaşmayı öğrenen,
El becerileri gelişen,
İletişim becerilerini ilerleyen,
Toplum içinde ki kuralları öğrenen,
Bağımsız kendi kendine her işini halledebilen bir çocuk olacaktır.
Yani siz ona kötülük değil iyilik etmiş oluyorsunuz ;)

Not: Bu dönemde her sabah karın ağrıları olabilir öpücüklerle yapılan karın masajı çok iyi gelecektir mutlaka deneyin ;)

Sevgiler,





devamı »

23 Ağu 2017

Annelere Çok İş Düşüyor


Tweetter da sevmediğim bir pedagog un bir yazısının altına adamın biri mesaj yazmış.
"Hocam günümüz kadınlarına iş hayatının olmazsa olmazı diye bakılıyor gittikçe aile yapısı bozuluyor."
Yani diyor ki kadınlar çalıştığı sürece aile yapısı bozulmaya devam edecek. İki kişide bütün gün köle gibi çalışınca yorgunluktan aile olunamıyormuş. Özellikle çalışma evde yiyİp, içip yat denilen kadının ısrarla çalışmak istemesi ona komik geliyormuş.

Belli bir süre güzelce açıklama yapsam da vazgeçtim çünkü aile kavramını bambaşka bir şekilde öğrenmiş böyle birine ne desem boş olacaktı. Eşler birbirine yardımcı olsa, ev içinde iş bölümü yapılsa, herkes birbirine nefes alma zamanları yaratsa diye açıklasam asla anlamayacak biri.

Bu mantıkta olan erkekler ülkemizde maalesef hala çoğunluktalar. Ve ben böyleleriyle denk geldikçe oğluma daha bir önem veriyorum. Sorumlulukların paylaşılabileceğini, ev işi denen şeylerin sadece kadınların görevi olmadığını, kendi işini kimseye muhtaç olmadan kendi başına görebileceğini daha detaylı anlatıyorum. Kadınların da isterse çalışabilecekleri, kendi ayakları üzerinde durma hakları olduğunu zaten kendi gözüyle görüyor. Ve en önemlisi erkeklik kavramının ayağına hizmet beklemek, maçoluk, sahiplenmek, şiddet uygulamak gibi bir şey olmadığını öğrense yeter.

Geçen gün yabancı bir bloggerın yazısını okudum. "Hepimizin çocukları değerlidir fakat bu onlara iş yaptırmamakla ölçümlenemez. 10 yaş ve üzeri çocuklar evde en büyük yardımcınız olabilir yeter ki denemesine fırsat verin" diye uzunca açıklıyordu. Bu yazı okuduktan sonra Yağız'a çamaşır makinesine kirlilerini atıp makineyi çalıştırmasını öğrettim. Bunu itiraz etmeden yaptı ve yıkanan çamaşırlarını da gidip çamaşırlığa gelişi güzel astı. Astıklarını düzeltmedim çünkü süper bir iş başarmış gibi mutlu görünüyordu. Odasının temizliğine de artık karışmıyorum yardım istemediği sürece uzaktan seyrediyorum. Kapıdan dağınıklık taştığı zamanlar kendimi nasıl zor tuttuğumu inanın anlatamam :)

Fırsat verildiğinde çocukların yapamayacakları iş yok bundan emin olabilirsiniz. Yeter ki "benim çocuğum yapamaz ki" demekten vazgeçin. Yapamadığında da "bak beceremezsin demiştim" yerine bir daha denemesi için teşvik edin.
Konu ne olursa olsun Yağız ile aramızda çok sık geçen konuşmayı aynen aktarayım;
- Yağız çamaşırlıktan kuruyan çamaşırları toplar mısın?
- Anne ben yapamam
- Bence bir denemelisin.
-------------------------------------
- Yağız yatağını toplar mısın?
- Ben düzgün yapamam ki
- DENE

Bunun gibi bir sürü örnek verebilirim. Off poff eşliğinde dener ve yapar. Zamanla yapamam demesi fazlasıyla azaldı. Çünkü ben olmadan da kendi işini görüyor olması kendine olan güvenini geliştirdi. 14 yaşında eli ayağı tutan bir çocuğun ayakkabı bağcıklarını annesine bağlattığını gördüm. 30 küsur yaşında evli bir adamın ayak tırnaklarını annesinin kestiğini duydum. Ve eminim duymadığımız bir sürü bunlara benzer örnek vardır.

Ben oğlumun bu kadar aciz olmasını istemiyorum. Nasıl ki kız çocuklarına ayaklarının üzerine sağlam basmasını öğrettiğimiz bir dönemdeysek erkek çocuklarını da pamuklara sarmaktan acilen vazgeçmek zorundayız. Bu yüzden elimden geleni yapmaya devam edeceğim.

Tabii bu konuları anlatarak öğretmek kadar evin içinde babanın davranışları da çocuklar için büyük bir örnektir. Fakat baba kötü örnek diyerek çocuğa sorumluluk vermekten kaçmak kadar saçma bir şey yoktur. Mesela çamaşır makinesini çalıştırmayı eşim asla bilmez ya da mikrodalgayı kullanmasını Yağız babasından daha iyi biliyor. Çünkü son bir yıldır biz işteyken evde yalnız kalıyor. Babasının bilmediklerini kendi yapıyor olmakta ona ayrı bir gurur veriyor. Bu konuda eşimden tek ricam lütfen Yağız'ın ev işlerine yardım ettiğini gördüğün an da ona "erkek adam o işi yapmaz" deme oldu. Çünkü bunu bir kere şaka olarak bulaşık makinesini boşaltırken Yağız'a söyledi ve Yağız o andan itibaren hevesle boşalttığı makinenin yanına bile yaklaşmadı. Şaka olduğuna ikna etmesi için bayağı dil döktü.

Eminim eşim için bu şaka dediği cümle aslında içinden geçen doğrularından biriydi. Çünkü bu erkek işi, bu kadın işi diye ayrılan görev tanımlarını kafasına çok net yerleştiren bir aileden geliyordu. Yıllar geçtikçe ve benim bir çok şeye yetişemediğimi gördükçe eşimde iş bölümüne elinden geldiği kadarıyla destek olmaya başladı. Sanırım zamanla onunda mantığı değişti ya da buna mecbur kaldı bilemiyorum çünkü ev içerisinde nasıl davranırsa onu sonuna kadar örnek alan çocukları var.

Bugün etrafımızda gördüğümüz kadına saygısı olmayan, değer vermeyen, hizmet etmek, çocuk bakmak dışında kadına bir sıfat yüklemeyen erkeklerden daha fazla görmek istemiyorsak işe ilk önce kendi çocuklarımızdan başlamalıyız.
Kısaca erkek çocuğu olan annele çok iş düşüyor ;)

Ve benim yeni nesilden umudum gerçekten çok yüksek...

Sevgiler,











devamı »

21 Ağu 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.
devamı »

16 Ağu 2017

Doğru Bildiklerimiz Ne Kadar Doğru?


Geçtiğimiz hafta Eskişehir'e gittik. Sağ olsun yakın arkadaşlarımız bize güzel bir Eskişehir turu yaptırdılar.

Daha önce gittiğimizde kapalı olan Sabancı Uzay Evine bu sefer girme fırsatı bulduk. Şansımıza kara delik gösterimi vardı Ela ya rağmen içeri girip 45dk lık sunumu izledik. Yattığınız yerde tavanda dev bir ekran açılıyor ve kendinizi gökyüzünde yıldızlar arasında gezerken buluyorsunuz. Ela ara ara seslerden korkmuş olsa da yine 45dk merakla tüm programı izledi.

Bazen aklıma düşer uzay bilimini, dünyanın oluşumunu, diğer gezegenleri oturup araştırırım zihnim bulanınca da hemen kapatır silkelenirim. Bu gösteriden sonra bir kaç gün kendime gelemedim. Dünyanın bile yeryüzünde bir toz tanesi kadar kapladığı bir alan olduğunu görünce biz insanların dünya üzerinde ki kapladığı alanın koca bir hiç olduğunu fakat insanların küçük dağları ben yarattım havalarının ne kadar da boş olduğunu kafamda kurup durdum.

Nerden gelip nereye gideceğimizin bile belli olmadığı bir dünyada bu kadar kötülük içinde yaşamanın ne kadar manasız olduğunu düşünüp duruyorum. Her anımız koşturma, hep bir şeylere yetişme telaşımız var, her daim endişeliyiz ve hepimiz yorgun hatta tahammülsüzüz. Ne için? Kim için? Değer mi? BELLİ DEĞİL

Çok koşturup, çok yorulduğumda aklım bu denli belirsizliklere kayıyor birde üzerine yer yüzünün bu oluşumlarını izleyince aslında ne kadar da boşa kürek çektiğimizi ister istemez düşünür duruma geliyorum. Gerçekten sonu belli olmayan topraklarda kendi kendimizi boşa üzüyor ve yoruyoruz.

Kendime pay çıkarıp kendi değerimi anladım diyerek yola devam etmek istiyorum. ÖNCE BEN diyebilmek, başkaları için kendini paralamamak ve kimse için kendini feda etmemek ne kadar da doğru bir şey bunu bir kez daha kendime hatta beynime alt yazı geçerek hayatıma kazımak istiyorum.

İnanın yer yüzünde sizden daha değerli hiç bir şey yok. Mutluysan sevdiklerini de mutlu edersin, mutsuzsan bu dünyadan yalnız başına göçüp gidersin arkandan seni anımsayan birileri bile olmaz.
Ya başkalarını boş verip mutlu olmayı seçeceksin ya da kendini mutsuzluğa adayıp kendinden vazgeçeceksin. Tercih bizim...


Bu sıra doğru bildiğim her şeyi sorguladığım bir dönemdeyim. Bizler bize öğretilen doğruları olduğu gibi kabul etmiş asla sorgulamamış bir nesiliz bunu da oğlum bana inanmayıp kendi araştırmasını kendi yaptığı zamanlar da daha iyi anlıyorum. Her ne kadar bozulsam da şimdi ki nesili bu konu da takdir ediyorum. Ellerinde imkanlar çok fazla kitaplar, teknoloji, büyükler herkese sorup araştırıp kendi doğrularını kabul etmeleri bana göre çok daha iyi.


Bu arada Eskişehir belediyesini canı gönülden kutlarım gerçekten çok güzel yerler inşa etmişler özellikle Bilim Kültür ve Sanat Parkına ayrı bir bayıldım. Ve mutlaka sadece çocukların değil büyüklerinde ziyaret etmesi için Sabancı Uzay Evini ısrarla tavsiye ederim. Ben önce Kara delik etkisinden bir kurtulayım sonra Evrende Yolculuk ve Yaşamın Kökeni gösterimleri için tekrar gitmek istiyorum. :)

Sevgiler,


















devamı »

10 Ağu 2017

Yaz Aylarında Doğum Günü


Çocukların doğum günü kutlama istekleri kaç yaşında bitiyor biri bana anlatabilir mi? :)

Doğum günü kutlanmasına karşı değilim fakat abartılı, süslü, uçuş uçuş hazırlanan doğum günlerine karşıy(dım) ım. Çünkü Ela doğduktan sonra karşı olduğum doğum günlerinin aynısı olmasa da bende büyük kutlamalar yaptım :) Bunu gören Yağız'da sade kutlamalara artık kanmıyor büyük doğum günü partileri istiyor.

Doğum günü bir insanın en özel günü çocuklarımı da bu sizin en özel gününüz mantığıyla büyüttüm. Tek hatam kutlama kısmını biraz fazla kaçırdım diyebilirim :)

Neyse ben asıl yaz aylarında doğum günlerinin kış aylarına göre çok daha rahat ve eğlenceli bir şekilde kutlanabileceğinden bahsetmek istiyorum. Öyle pahalı mekanlara sular seller gibi paralar akıtmaya gerek yok.

Ela mart doğumlu ve maalesef evde yapmaktan başka şansım olmuyor. Çalışan biri için de evde doğum günü yapmak çok yorucu bir konu olup çıkıyor. Fakat Yağız gibi miss gibi güneşli havalarda doğan çocuklar için bir parkta, çardakta, havuz başında ya da her hangi bir açık alanda eğlenerek kutlama yapmak çok daha keyifli olacaktır.

Dış mekanda kutlanan doğum günleri için;
pinyata patlatmak,
sandalye kapmaca oynamak,
dart oynamak,
ve
çeşitli yarışmalar bularak çocukları eğlendirmek çok kolay.

Birde tüm bu eğlencelere ek olarak; Pamuk şeker arabaları ndan kiralayarak doğum günlerini renkli hale getirebilirsiniz. Hatta bu konuyu sünnet cemiyeti yazımda da dile getirmiştim. Böyle özel günlerde asır organizasyon dan tüm etkinlikleriniz için her türlü seçeneği bulabilirsiniz.


Çocuklar büyüdükçe doğum günlerini kendileri kutlamak isteyeceklerdir. Bu yüzden bugünlerin tadını çıkarmakta fayda var 😉

Sevgiler,

devamı »

7 Ağu 2017

Oğlum


11 yıl önce bugün seni kucağıma aldığımda "bir kızı olmalı insanın" diyenlere büyük büyük laflar etmek yerine sadece gülümseyip geçmeyi öğrendim.

Bana göre her annenin bir oğlu olmalı sen gibi, senin gibi...

Şimdi ergenlik arifesindesin ve bize karşı mesafelisin, sinirlendiğinde kapıları çarpıyor, istediğin olmadığında alayına isyan ediyorsun. Doğrularını bize kabullendirmek için asla susmuyor sürekli kendi bildiklerin ve inandıklarınla bizi de ikna etmeye çalışıyorsun.

Ve isteklerin; HİÇ BİTMİYOR. Mutluluğunu istediğin şeyin alınmamasına fazla bağlıyorsun. Alınmadığında ya da istediğin yapılmadığında dünyanın en mutsuz insanı olduğuna kendini ikna ediyorsun. Yapma oğlum; mutluluk parayla satın alınamayacak kadar değerli bir şey ve onu elde etmesi sandığından çok daha kolay yeter ki elde etmesini bil.

Başlangıçlardan çok fazla korkuyorsun çünkü daha denemeden başarısız olacağını düşünüyor ve başlamak istemiyorsun. Önceleri seni ikna etmek için saatlerce dil döküyordum şimdi sadece benim için lütfen dene diyorum ve denediğin her şeyden büyük bir özgüvenle dönüyorsun. Ben her zaman yanında olmayabilirim. Ama sen hayatın boyunca tüm başlangıçlarında önce kendin için denemen gerektiğini lütfen kendine hatırlat. Kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenileceğini hayat sana ögretecektir. Denemediğin bir şeyde başarısız olacağın gerçeğine asla odaklanma VE başarısız olmanın da bir tecrübe olacağını sakın unutma.

Kazanma hırsın küçüklüğünden beri çok fazla. Kaybetmeyi asla kabullenemiyorsun. Yarının garantisi olmadığını, yaşadığın hayatta kazanmak kadar kaybetmeninde olacağını kabullen ve unutma her kaybetme ayaklarını daha sağlam yere basmanı sağlayacaktır.

Sınav notlarını çok önemsiyor ve gözünde büyütüyorsun. Sana hep dediğim bir şeyi buraya da yazıyorum; karne notları bizim için çok önemli değil sınavlarda umrumda değil yeter ki gerçek mutluluğu yakalamayı öğren. Sevdiğin işi yap ki büyüdüğünde işe giderken yüzün gülsün. İşte o zaman eğlenerek başarı elde edersin. Kararın ne olursa olsun biz hep arkanda olacağız.

Oğlum, ilk göz ağrım benim için çok değerlisin özellikle ergenlik döneminde sana ulaşamamaktan çok korkuyorum o yüzden sürekli seninle konuşmaya, seni anlamaya çalışıyorum. Kendini değersiz, önemsiz hissettiğin anlarda sırtını dönüp odana kapanma ne olur gel elimi tut, gel sımsıkı sarıl...

Ve hızla büyümeye devam ederken lütfen içinde ki merhameti kaybetme. Kadınlara saygı duymayı, şiddeti hiç bir canlının hak etmediği gerçeğini tüm çevrene aşılayan bir erkek ol. Herkesin kendine göre doğruları vardır kimse kimseye karışamaz. Sakın başkaları için kendi doğrularından vazgeçme, başkalarının doğrularına da sen müdahale etme.

Büyüdükçe sana erkek adam yapmaz ile başlayan bir sürü cümle kuracaklar. Adamlık sevgiyle, saygıyla, merhametle, yardımlaşma ile olmuyor onların dediklerini dikkate bile alma. Anneni, kardeşini, eşini SEN koruyacaksın diyenlere de gül geç. Ben seni birilerinin koruması olman için doğurmadım. Korumak, sahip çıkmak kelimelerinin anlamını yanlış anlayanlara inat sen sevdiklerinin yanında durmasını bil yeter.

İyi ki doğdun canımın taaa en içi. Bana anneliğin en güzel halini yaşattığın için çok teşekkür ederim. Doğum günün kutlu olsun.
İYİ Kİ DOĞURMUŞUM 😉


















devamı »

3 Ağu 2017

Son Söz Kimde Kalsın?


İki çocuk büyütürken en çaresiz kaldığım zamanları bana bir sorsanız ilk 5'e laf yetiştirme anlarımızı koyarım.

Çocukların dil gelişimi ilerledikçe kelime hazneleri hızla artıyor. Ve bu gelişimlerini ilk önce ev içerisinde bizde uyguluyorlar. Şöyle ki; her soruna ters bir cevap, her istenilene aykırı isyanlar, her öğütüne senden daha çok akıl vermeler olarak haneye yansıyor. Kavga anları ise off off. Herkes birbirine laf yetiştiriyor ve herkes de son sözü ben söylerim havasında davasını uzatmaya devam ediyor.

Kendi aralarında ki laf ebeliklerine karışmıyor müdahale etmiyorum fakat konu bana sıçradığında biraz can sıkıcı olabiliyor. Morali bozuk olan, canı sıkılan bana sarıyor. Ben ufacık bir rica da bile bulunsam bir dünya laf işitiyorum. Bana akıl vermeye bile başladılar. Haliyle insan bozuluyor bacak kadar boyları ile bana kafa tutuyorlar.

Mesela Yağız'ın kendinden emin ben her şeyi bilirim "yooo hiçte öyle değil" ile başlayan çok fazla cümleleri var. Bazen hata edip düzeltip doğrusunu açıklayayım diyorum saatler süren ikna etme, her lafımı geri çevirme bitmek bilmeyen bir didişmeye dönüyor işte o zaman sakin kalmak için dudak içlerimi falan ısırıyorum :) Mesela dün akşam konudan konuya atlarken mevzu kondisyonun anlamına geldi. Ben bildiğim açıklamamı yaptım o tabi anında itiraz etti. Bende "itiraz etmeden önce her şeyi araştırmayı denemelisin" deme gafletinde bulundum bir de üzerine açtım google dan kondisyonun açıklamasını okudum. Google da bazen yanılabilir bence öyle değil diyerek bir başladı anlatmaya duysanız yılların tecrübesi ile beni eğitiyor gibiydi. Bazen anlattıklarını tebessümle dinliyorum ama çoğu zaman bu ben bilirim havaları damarıma basıyor ve beni geriyor. Mesela aceleyle işe giderken tam kapının ağzında "bana kahvaltı etmek senin anlattığın kadar her zaman yararlı olmayabiliyor mesela şuan midem bulanıyor ve hiç bir şey yemek istemiyorum" gibi uzunnnn açıklamaları için sabahın o saatinde onu ikna etmeye vaktim kalmıyor. Hoş konuların sonunda ikna etmeyi de bilerek ve isteyerek ben bırakıyorum. Yağız inatlaşma dönemini çoktan geçti. Şuan ki itiraz ve ben bilirim dönemi ergenlik dönemi girişlerinde asiliğin başlangıcı olarak bir çok çocuk da görülebiliyormuş. Üzerine çok gitmeden kendi haline bırakmakta fayda var :)

Ela ise tam da inatlaşma döneminde ona ne seçenek sunarsan sunalım HAYIR diyor. Ve abisi gibi başlıyor lafları tek tek dizmeye.
Bu tişörtle bu etek giyilmez,
bu yemeğinde yanında bu yenmez,
ben kendi kararımı verebilirim,
yooo o asla mavi değil anne blue o blue,
abim benden büyük olamaz ben ondan büyüğüm (abi olarak kabul ediyor ama büyük olduğunu kabullenemiyor)
odamı ben dağıtmadım ben toplamam (ciddende toplamıyor bende toplamıyorum)
Şimdilik kabullendiği hiç bir olay yok. Hatta arada ağzından "tamam anne" lafı kaçınca bana teşekkür etmelisin bak sana TAMAM dedim diyor o an kendimi dünyanın en şanslı annesi hissediyorum 😊 Bence büyüdüğünde dansöz olacağına avukat olsa daha iyi iş yapar sanki :)

Dil gelişimini tamamlamış, kelime hazneleri oldukça geniş olan bu iki karakterle aynı anda tartışma yaşadığım anları hiç yazmayayım. İç karartmanın anlamı yok hemen polyannaya bağlıyorum; bu dönemde geçecek birey olma yolunda hızla büyüyorlar ama ben yine de ev içinde bir ana olarak son söz bende kalırsa çok mutlu olurum sanki ya :)

Bizi instagramdan takip edebilirsiniz.
@gulsahonen

Sevgiler












devamı »

31 Tem 2017

Sağlıklı Bir Pizza Tarifi İle Özgürleşin


Pizza denildiğinde aklınıza yüksek kalorili ve anca uzaktan bakabildiğiniz bir lezzet geliyorsa, demekki doğru tarifle henüz tanışmamışsınız. Pizza tarifleri arasında belki de en sağlıklısı olan brokolili pizza tarifi sayesinde pizza ile sağlıklı beslenmiş olacaksınız. Çocuklarınıza brokoliyi sevdirmek için de harika bir yöntem olan bu tarif ve diğer muhteşem pizza tarifleri için Lezzet.com adresine girmeniz yeterli olacak. Tarifleri lezzetten, lezzeti elinizden alacak olan bu muhteşem tarifler ile artık hiçbir misafire hazırlıksız yakalanmayacaksınız.

Brokolili Ve Izgara Tavuk Etli Pizza Tarifi

Malzemeler:

Hamuru İçin:

     1 paket instant maya
     1 çay bardağı ılık süt
     3 su bardağı un
     1 tatlı kaşığı toz şeker
     Yarım çay kaşığı kadar tuz
     Yeterince ılık su
     ¼ su bardağı kadar zeytinyağı
Üzeri İçin:
     1 yemek kaşığı kadar domates püresi
     2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı
     1 çay kaşığı kuru fesleğen
     300 gram brokoli
     250 gram tavuk göğsü eti
     1 tatlı kaşığı kadar tereyağı
     Karabiber
     Tuz
     1 su bardağı kadar rendelenmiş mozzarella peyniri
     7 adet kurutulmuş domates
Yapılışı:
     Hamurunu hazırlamak için unu derin bir kap içerisine eleyin. Ortasını açarak, instant mayayı, tuzu, toz şekeri, zeytinyağını ve sütü ekleyin.
     Ilık suyu yavaşça ekleyerek yoğurmaya başladığınız hamurunuzu, ele yapışmayan, kulak memesi kıvamına gelene dek yoğurun. Üzerini nemli bir bez ile örttükten sonra mayalanması için bir kenarda bırakın.
     Üzeri için domates püresi ve zeytinyağını bir kâse içerisinde çırpın. Ardından fesleğeni de ekleyerek karıştırın.
     Brokoliyi buharda hafif diri kalacak şekilde haşladıktan sonra soğuk sudan geçirin
     Tavuğun göğüs kısmından seçtiğiniz eti haşlayın ve iri jülyen parçalar halinde kesin.
     Izgara tava içerisinde tereyağı, tuz ve baharatlar yardımı ile tatlandırarak soteleyin
     Mayalanan hamuru hafifçe unladığınız tezgâhın üzerine alın ve bir merdane yardımı ile ince bir şekilde açın
     Üzerine domates sosu sürün
     Önceden ısıtmış olduğunuz 180 derece fırında hafif bir şekilde kızarana kadar pişirin
     Fırından çıkarttıktan sonra önceden ısıttığınız tost makinesinin arasına alın ve 10 dakika, ızgaranın izleri çıkana kadar bastırın
     Rendelenmiş mozzarella peynirinin bir kısmını üzerine serpin.
     Haşlamış olduğunuz brokoliyi, tavuk etlerini ve ince bir şekilde doğradığınız kuru domatesleri üzerine yayın.
     Rendelemiş olduğunuz kalan mozzarella peynirini de üzerine serpin.

     Pizzanızı tekrar fırın alın ve ızgara kısmı ile sadece üzerindeki peynirler eriyinceye kadar bekletin. Afiyet olsun. 
devamı »

26 Tem 2017

ŞIMARIK Çocuk Yetiştirmek


Hiç bir çocuk şımarık doğmaz ve şımarıklık genetik bir huy değildir. Şımarıklık anne babaların tutumu ile oluşan bir huy biçimidir. Bunu hepimiz umarım kabul ediyoruzdur.

Çocuğum çok şımarık ve ona nasıl davranacağımı bilmiyorum diye google araştırma yapan ebeveynler değişime ilk önce kendilerinden ve etrafında ki büyüklerden başlamalıdırlar. Bu konuda uzman olmaya gerek yok biraz çocuklarımıza gösterdiğimiz tavizin sınırlarını koysak tüm sorun kökten çözülecektir.

Bu durum bizde de var özellikle Ela kimin yanında ne şekilde davranacağını, kimin yanında nasıl söz geçireceğini çok iyi biliyor. Çünkü babası ona karşı kayıtsız kalamıyor. Evet hareketlerine kızıyor ama gönlü olsun diye de her dediğini yaptığı anda farkında olmadan Ela ya zarar veriyor. Şımarmaya çok müsait bir kızım olduğu gerçeğini kabul ediyorum. Israrla da babasının davranışlarına müdahale ediyorum. Çünkü sonunda kendisine ve etrafına bıkkınlık veren şımarık bireylerden olmasına göz yummak istemiyorum.

Geçen gün yol üzerinde Ela ile bir parkın önünden geçerken sallanmak istediğini söyledi süre anlaşması yaparak salıncağına binmesine izin verdim. Yan salıncakta hiç abartmıyorum 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu annesi tarafından sallanıyor ve 2dk da bir annesi salıncağı durdurarak çocuğun ağzına fındık, fıstık gibi şeyler tıkıyor tekrar sallamaya devam ediyordu. Ve her dakika ağzındaki bitti mi kızım sorusunu hiç ihmal etmedi. Yanlış anlaşılmasın çocuk istemiyor bu davranışı anne ısrarla yapıyor çocuğun o an sallanmaktan başta bir derdi yok. Annesi salıncağı her durdurduğunda çocuk zaten isyan ediyor. Ela ile birlikte bu durumu 10dk nefessiz izledik Ela'nın benim gibi hayretle izlediğini çok sonra fark ettim :) Ela salıncağı durdurdu ve kulağıma anne o abla sakat mı dedi çocuk bu kadar ağzına beslenen koca kızı görünce normal olarak bir afalladı. Ben güzelce açıklama yaptım ve parktan ayrıldık. Dönüşte parkın önünden geçerken aynı kız çocuğun parktan gitmek istemediği için kendini yerden yere attığını anne ve babasının da onu ikna etmek için türlü şaklabanlıklar yaptığına yine Ela ile birlikte şahit olduk. Muhtemelen çocuk her dediğini de bu şekilde yaptırmaya fazlasıyla alışmıştır. Hatta Ela bile dayanamayıp "annesini çok üzüyor bunlar kötü davranışlar" diye yorum yaptı. (Kendi hep iyi davranışlarda bulunur :)) ) Tam parkın sonuna geldiğimizde kadının bıktım artık bu kızın şımarıklıklarından dediğine şahit oldum. Şimdi burada suçlu olan anne mi? çocuk mu? siz söyleyin. Ve bu durumu değerlendirmek için bile okuyup psikolog olmanıza gerek yok.

Bu çocuk ileride sapına kadar şımarık, kaprisli, sınır tanımayan, bencil bir insan olacak ve bunun tek sorumlusu ona bu davranışları öğreten anne/babası olacaktır.

Çocukların yaşına göre kural ve sınır koymayı öğrenmekten başka şansımız yok.

Geçen hafta Ela ve babası markete gitti. Eve döndüklerinde eşim isyan ediyordu. Tam ödemeyi yapmış kapıdan çıkarken Ela nın elinde sakız görmüş parası ödenmediği içinde bırakmasını söylemiş tabii Ela bırakmamış ve arıza çıkarmış. Yanında nakit olmayan eşimde elinde ki poşetleri olduğu yere bırakıp koşa koşa arabadan bozuk para alıp sakızın parasını ödemiş. Şimdi sorarım size bu çocuk babaya nasıl söz geçirmesin :) Ben olsam o sakızı asla almaz parasını da ödemeden kasadan geçtiği için görevliden özür diletirdim. Benimle markete gittiğinde hiç böyle sorun olmuyor neyi alıp neyi alamayacağını gayet iyi biliyor. Arada şansını denese de ısrarla almadığımdan dolayı çok uzatamıyor. Çünkü sınırlarım ve kurallarım net. Tabii ki benimde kontrol edemediğim davranışlarım oluyor fakat bu konu da elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Söz dinlemiyor napayım diye bir şey yok. Her dediğini yaptığımız da da hiç bir evlat dünyanın en mutlusu olmuyor aksine daha fazla istekleri gün yüzüne çıkıyor ve doyumsuz birer çocuk oluyorlar. Buraya kadar şımarık bir çocuk yetiştirmemek için elimden geleni yaptığımı okudunuz.

Tüm bunlara rağmen Ela çok sevildiğini hissettiği dışarıda ki insanlara karşı anında bebek gibi konuşuyor ve şımarık şımarık hareketlerde bulunuyor işte benim en delirdiğim anlar o anlar oluyor. Başkalarının yanında ona ulaşıp yaptığının yanlış olduğunu anlatamıyorum. Çünkü elinden geldiği kadar benden kaçıyor ve sevildiği kişiye yapışıyor. Umarım bu da bir dönemdir diyorum. Çünkü bu bebekleşme hali hiç sevimli olmuyor.

Kıssadan hisse; siz siz olun sapına kadar şımarık çocuk yetiştirmemek için elinizden geleni yapın fakat kimsenin çocuğunu da ayıplamayın başınıza ne geleceği belli olmaz :)))

Çocuğunuzun Şımarık Olmasını İstemiyorsanız: 

*Yaşına uygun sınır ve kurallar koyun 
*Önemli kurallar konusunda işbirliği etmesini isteyin 
*Çocuğunuz ağlayabilir 
*Öfke nöbetlerinin işe yaramasına izin vermeyin 
*Kaliteli zaman geçirirken disiplini göz ardı etmeyin 
*4-5 yaşından önce demokratik olmaya çalışmayın 
*Can sıkıntısı ile baş etmeyi öğretin 
*Beklemeyi öğretin 
*Yaşamın normal zorluklarından korumayın 
*Takdirin dozunu kaçırmayın 
*Yetişkinlerin haklarına saygı göstermeyi öğretin. 

 Ne zaman uzman yardımı almak gerekir?

Disiplin ve terbiye konusunda eşler arasında sık sık çatışma yaşanıyorsa Kuralları kararlı bir şekilde uygulamaya çalıştığınız halde 2 ay sonunda herhangi bir gelişme sağlayamadıysanız 
Çocuğunuzla ilgili çeşitli kaygı ve endişeleriniz varsa zaman kaybetmeden bir uzmandan yardım almalısınız.
kaynak

Sevgiler,



devamı »
Bumerang - Yazarkafe