23 Şub 2017

Çocuk Büyütürken Yapılabilecek 5 YANLIŞ

Kirlenmek güzeldir ;)

Lohusa dönemimden itibaren çocuk büyütürken yaptığım yanlışları düşündüğümde (hepsini artık unutmak üzere olduğumdan sanırım) hiç hata yapmamışım gibi hissediyorum.

Tamamen unutmadan aklıma gelen ilk 5 tanesini hemen yazmak istiyorum;

1 -  Yatarak Emzirmek

   Genellikle ikinci çocuk da tembellikten olsa gerek başvurulan bir yöntem. İlk çocukta acemilik, korku, endişe kavramları oldukça fazla olduğu için çoğu annenin cesaret edemediği bir yol diyebilirim. Fakat ikinci çocukta "amannn bir şey olmaz. Zaten iki çocuk için gece 6 kere kalkıyorum emzirmeyi de yatarak yapsam ne olacak" mantığıyla ortaya çıkıyor. Ve bel, sırt, kol gibi bir çok ağrının vücuda yerleşmesiyle akıl başa geliyor. Neyse ki bu hatam ikinci çocuk da kısa bir denemeden sonra ilerlemeden son buldu.

2 - Çocuğu Baba ile Paylaşmamak

  Bu da genelde ilk çocuk da yaşanan benden başka kimsecikler çocuğuma iyi bakamaz. Hele baba aslaaa mantığının ortaya çıkardığı bir hatadır. Çocuğu babaya ASLA emanet etmeyen anne 1.yılın sonunda tükenmişlik sendromunun kıyısına gelir. Çünkü yapışık ikiz gibi gezdiği çocuğundan dolayı kendine hiç vakit ayıramaz. "Sen beceremezsin" diye ikna edilen baba ise yardım teklifinde bulunmaz. Çünkü beceremeyeceği konusunda daha en başında anne tarafından ikna edilmiştir. Fakat ikinci çocuk da tecrübeli anne ( yani ben) daha doğumun ilk saatlerinde bebeği babanın kucağına tutturup "eminim babası ile çok iyi anlaşacaktır. Bak babası senin omuzunda nasıl güzel uyuyor, sanki senin kucağındayken daha kolay gaz çıkarıyor ve biliyor musun benden daha iyi alt değiştiriyorsun" moduna kolayca geçebiliyor. Ve bu uygulama çocuğu sadece anne değil baba ile el birliği içinde büyütme konusunda büyük bir adım oluyor.
Not: Ela doğduğundan beri çok rahat babasına bırakıp dışarı çıkabildim. Yeri geldi gece iki çocukla tek başına kalıp benden iyi idare edebildi 😉 Uykuya benimle hazırlanıp babası ile uyuması ise bir anne için büyük bir nimet.

3 - Tek Yatakta 3 Kişi Uyumak

    Bu konu için ilk çocuk veya ikinci çocuk diye ayrım yapamayacağım. Çünkü burada çocuğun karakteri, uykuyu sevmesi ve anne/babanın tutumu önemli. Burada ki en büyük hata "nasılsa büyüdüğünde istesem de yanımda yatmayacak doya doya tadını çıkarayım" mantığına kapılıp yatağı 3 bölmektir. Kimi çocuk büyüdükçe kendiliğinden ayrı odaya alışabilir ama bu bir risktir.
Ela'da yaptığımız bir hataydı "aman ne olacak elbet abisi gibi zamanla odasına alışır" dedik. 4 yaşına geldi hala odasında uyutmak için mücadele ediyoruz. Sabahları üçümüzde kalitesiz uykunun sersemliği ile güne adapte olmaya çalışıyoruz. Neyse ki bu konu da iyi bir ilerleme kaydettik. (daim olur inşallah)
Kimi anne, babayı başka odaya gönderip çocuğuyla uyuyor. Bu daha da büyük hatadır. Karı kocanın zamanla arası açılacağı gibi çocuk da aşırıya kaçan bir anne bağı oluşacaktır. Bu dediğimi, bu uygulamayı yapan anneler ancak çocuk büyüdüğünde anlayabilirler. O yüzden şimdi çok da yorum yapmayım.

4 - Önlerine Seçenek Koymak

   İki çocuğumda da yaşadığım bir sorun giyim konusudur. Kendilerini bildikleri andan itibaren onları birey olarak görüp hep fikirlerini almaya çalıştım. Giyimlerini seçmeleri için fırsat tanıdım. Tanımaz olaydım 😊 Şaka bir yana iki seçenek sunun diyen uzmanlara inat ben istediğinizi giyebilirsiniz dedim. Hatam burada başlıyor. İlk başlarda seçimlerine bende dahil oluyor birlikte karar veriyorduk. Fakat büyüdükçe iş çığırından çıktı ve "ben kendi kararlarımı verebilirim sen karışma anne" denilmeye başlandı. Ve krizlerimiz böylece başlamış oldu. Biri 10 yaşında diğeri 4 yaşında hala en büyük tartışmalarımız kıyafet konusunda çıkıyor. Aldıklarımı beğenmiyorlar alırken yanımda olmak istiyorlar. Hele Ela'yı bıraksam abartısız 7/24 tütü ve gelinlikle gezer. Pijamalarının üstüne de tütü giyip, prenses tacını takıp yatıyor instagramdan (@gulsahonen) takip edenler bilir. Kısaca iki seçenekle sınırlandırmak iyidir. Yine seçimi onlar yapsın ama önlerinde inat edebilecekleri başka seçenekler olmasın.

5- Salonda Çocuğa Yer Ayırmak

   Hamilelikte bütçeleri zorlayarak heyecanla hazırlanan çocuk odaları varken. "gözümün önünde oynasın" mantığı çok yersiz bir davranışmış bunu Ela da anladım. Yağız'da daha sıkı kurallarımız vardı ve sağ olsun ev kurallarına uyardı. Yapısından kaynaklı da olabilir, küçüklükten alıştığı içinde olabilir. Odasında oynar ve odasını kendi toplardı. Fakat Ela hanıma 1 yaşından beri salonda yer verdiğimizden dolayı hala ipin ucunu toplayamadık. Evet artık salonda bir yeri yok kaldırdık. Fakat odasını toplama sorumluluğunu ve oyuncaklarını başka odalara taşımaması gerektiğini kabullendiremedik. Odasında ki dağınıklıktan çok rahatsız olursa eşyalarını ya Yağız'a toplatıyor yada yatağın altına her şeyi tıkıp odasını mis gibi topladığını savunuyor. ( topladım diyorsa toplamıştır asla ikna edemezsiniz) Kendim ettim kendim buldum diyerek Ela'nın odasına girdiğimde
3 maymunu oynayarak girip çıkıyorum.

Bunlar aklımda kalan ve hala beni zorlayan konulardı. Tüm bu yazdıklarımı yapan arkadaşlarımı görünce içimden çocuklar büyüsünde görürsünüz siz demeden geçemiyorum 😊 Biraz tecrübe, biraz deneme yanılma yöntemi ile çocuk büyütmenin yollarını kendimizde buluyoruz işte ;)

Peki sizin "keşke bunu yapmasaydım" dediğiniz hatalarınız var mı?

 





devamı »

21 Şub 2017

Fan Sayfalarındaki Çocuklar

fan sayfaları

Geçen hafta instagram da çok saygı duyduğum bir avukatın bir blogger anne ile tartışmasına şahit oldum. Beni onlar değil de en çok paylaşımların altında ki ufak yaş grubunun yorumları şaşırttı.

Fan gruplarıymış.

Bazılarının profillerine baktım 13-14 yaşlarında ama yaptıkları yorumlar yaşlarında oldukça büyük laflar içeriyor.

Dün yine iki blogger anne arasında tartışma varmış detayları birisi anlattı. Çocuklarının fotoğrafları altına yine fan grupları dediğimiz çocuklar koca koca laflar sıralıyorlar. Hatta bu annelerin bu fan sayfalarında ki çocuklarla whatshap grupları varmış. Bu gruplarda diğer blogger anneler konuşulabiliyor. Ya da bizlerin bilemeyeceği kim bilir neler dönüyor. Aldığı gazla 17 yaşındaki bir kızın diğer fan grubundan 15 yaşında ki bir kızı tehdit ettiğine şahit oldum.

Kaldı ki 15 yaşında ki bir çocuk 3 yaşında ya da daha ufak bir bebeğin neden fanı olur ki? Amaç ne? Korkutucu bir sevgi değil mi bu? Tabii ki sevsinler Ela'yı da sevenler var. Ela için seni takip ediyoruz diyenlerde var. Ama fanı olmak aşırıya kaçmak çok ayrı bir şey. Fan sayfalarının açılmasına izin vermek de çok ayrı bir şey.

Şimdi bu anneler yaptıkları yanlışlara rağmen beni ilgilendirmiyor. Ben sadece şunu belirtmek istiyorum. Beni takip eden, bloğumu okuyan çok sayıda anne veya anne adayı var. Bu yüzden özellikle fikrimi yazmak istiyorum.

Benimde 11 yaşında oğlum var.

Oğlumun takip ettiği youtuber var onu bile araştırıyorum. Elinde akıllı telefon yok. Daha doğrusu 1 ay önce vardı baktık elinden düşürmüyor abartıyor geçici süreliğine elinden aldık. Tableti var ne oyun oynuyor kontrol ediyoruz. Facebook hesabı var kimlerle arkadaş sürekli takip ediyoruz. Arkadaşlarıyla bazı yazışmalarını özellikle okuyorum. Hitap şekilleri, üslubu benim için oldukça önemli.

Özenip instagram hesabı açmıştı açtığı gibi erken daha diyerek kapattırdım. Tüm bu kontrollerime rağmen bu tarz işlere de bulaşabilir. Yapacağım diyen gençlerin önünde durmak artık çok zor. Fakat oturup yanlışları konuşmak, sanal alemin göründüğü gibi olmadığını anlatmak, tanımadığı birine aşırı sevgi veya aşırı öfke beslemenin normal olmadığını açıklamak gerekli diye düşünüyorum.

Tanımadığı insanların çocuklarına, ailelerine ağır laflar söylemenin ya da orada burada yazmanın ağır bedelleri olabileceğini anlatmak zorundayız. Bunları tanımadan o çok güvendiği bloggerların whatshap gruplarından öğrenmemeli. Buna müsaade edilmemeli. Bunun da ucu aile ile olan iletişimden geçiyor. Gizli gizli takip etmeye bile gerek yok. Oturup her şeyi konuşabilen bir ailenin çocuklarında böyle bir sorun olacağını sanmıyorum. Hadi diyelim oldu sağlam aile iletişimi ile büyüyen çocuklar kökleri sağlam ağaca benzer yaprakları zamanla dökülür ama gövdesine hiçbir şey olmaz.

Akıl vermek gibi bir niyetim yok. Geceden beri bu konuya çok takıldım. Blog emek isteyen bir iş. Yazdıkların, yaptıkların kalıcı oluyor. Bu farkı anlamayanlar ile hiç bir zaman uğraşmadım. Fakat instagram gibi mecralar gelip geçici şeyler ve çocukların bu akıma kapılıp gitmelerine içim el vermiyor. Çünkü bu mecralara kapılıp gitmek eğitim döneminde ki çocukların geleceklerini fazlasıyla etkiliyor.

Ben özellikle gördüğüm tüm küçük yaş profillerini şikayet ediyorum. Bir tanesi kapansa o çocuk için kardır. Sanane diyebilirsiniz ama buda benim için bir tür iç rahatlatma diyelim 😊











devamı »

20 Şub 2017

My Little Pony Oyuncakları

My little pony

Ela ile odasında uyuması için anlaşma yaptığımızda; anlaşmaya uyarsa ona istediği bir oyuncağı hediye olarak alabileceğimi söyledim.

Ela benden My Little Pony oyuncakları arasında olan konuşan Cadance prensesini istedi. Bir çok sitede araştırma yaptım ve çok değişken fiyatlar olduğunu gördüğüm bu oyuncağın alımını ertelemiştim.

Bu dönemde karakter dükkanı sitesinin sahibi Burçin Hanım ile tanıştım ve sitesi hakkında detaylı bilgi aldım. Sitenin ismini daha önce duymuştum. Şuan popüler olan tüm çizgi film karakterlerinin ürünlerini karakter dükkanında bulmak mümkün.

Malum çizgi film karakterlerinin ürünleri çok yüksek rakamlara satılıyor. Piyasaya göre ürünler karakter dükkanında biraz daha uygun ve çeşitlilik çok fazla. Mesela Ela için aradığım My Little Pony oyuncağını karakter dükkanında diğer mağazalara göre daha uygun fiyata buldum.
Ücretsiz iade ve kapıda ödeme kolaylığının olması da alışveriş konusunda fazlaca cezbedici geldi.

Karakter dükkanına göz gezdirirken yanımda Ela'da vardı ve Elsa ürünlerini görünce resmen çıldırdı. O ısrarla Elsa çantası istese de ben özellikle Mart ayında doğum günü için parti setlerine baktım.

Siteyi incelerseniz sadece oyuncak değil, nevresim takımları, parti setleri, kostüm gibi bir çok çizgi film karakterine ait ürünleri bulabilirsiniz. Tüm ürünlerin güvenli ve sadece orjinal lisanslı olduğunun da özellikle altını çizmek isterim.

Anneliğimin ilk yılların da çocukların bu kadar karakter hayranlığı yaşamasına çok karşı çıkardım. Oğlum da bu kadar karakter bağımlılığı yoktu sorun yaşamadık fakat Ela Mickey Mouse ile başlayıp sırayla sofia, hello kitty, pony ve elsa gibi karakterlerin hepsiyle resmen iç içe yaşıyor. Mesela Elsa ya hayranlığı 1,5 yıldır var ve daha filmini bu hafta izledi. Etrafında ki ablalarından duyduğu kadarıyla takmış durumdaydı. Yani izlemeden, tanımadan hayran olanlardan 😊 Onun bu karakterler ile bu kadar mutlu oyunlar oynadığını gördükçe benimde düşüncelerim değişmeye başladı.

Kaldı ki Ela kadar benim de inanılmaz derece de barbie bebeklerine hayranlığım var. Babama bir bebek aldırmak için ne taklalar attığımı hala hatırlarım. Bu tutkum geçmedi neyse ki kızım var da oynamaktan geri kalmıyorum.

Tabii yine de abartmadan elimden geldiğince orantıda tutmaya çalışıyorum. Bazı uzmanlar karakter bağımlılığının hayal dünyalarını bitirdiğini söylüyor fakat ben Ela' yı gördükçe buna katılmıyor hayal dünyasının bu karakterler sayesinde en üst seviyeye çıktığını görüyorum 😊

Her şeye rağmen ayarı kaçırmadan ilgisinin olduğu ve sevdiği karakterleri (şiddet içermediği sürece) temin etmekte zarar yok diyerek oyuncak ve ürün seçimlerine elimden geldiğince dikkat etmeye devam edeceğim.

Sevgiler,

Karakter Dükkanı




devamı »

19 Şub 2017

Kaliteli ve Ucuz Ayakkabı Sitesi Buldum!



Blogger olmak yeni keşiflerde okuyucularını bilgilendirmek ve hatta onlarla paylaşmak demektir. Bu görevimi büyük bir özveriyle gerçekleştiriyor ve sizlerde son keşiflerimden birini paylaşıyorum: Topuklu ayakkabılar cenneti Mecrea.com! Her şey yaz geliyor diye sezon öncesi uygun fiyata aldığım 3 – 4 parça elbiseye uygun ayakkabımın olmadığını fark etmemle başladı dostlar. Sandaletlerimin, topuklu ayakkabılarımın epey erimiş olduğunu görünce elbiseleri sezon öncesi aldım ayakkabıları da aynı şekilde alırsam hesaplı bir alışveriş ile yaza merhaba adımlarımı atabilirim diye düşündüm. Tabii ki mağazalarda henüz kışlık ayakkabılar var, üstelik sezon sonu olduğundan indirimle satılıyor, dolayısıyla mağazalar insanlarla dolu. Demokraside çare tükenmez! Hemen ayakkabı satan internet mağazalarında bir yolculuğa çıktım.

Aşırı pahalı sitelerden son hız kaçarken hem topuklu ayakkabılardaki model çeşitliliği hem de indirim fırsatları ile Mecrea.com’a denk geldim. Merak etmeyin, sadece görüp, inceleyip size haber vermiyorum. Blogger olmanın altın kuralı deneyip öyle paylaşmaktır. Ben de öyle yaptım ve hemen her elbisenin altına uyum sağlayan açık renklerde bir topuklu sandalet modeli beğendim. Kapıda ödeme seçeneğiyle sipariş ettim. Bir hafta içerisinde ayakkabıyı teslim ettiler.  Kızlar! Ayakkabı zaten çok yüksek bir topuğa sahip değil dolayısıyla rahat olacağını düşünüyordum fakat bu kadarını beklemiyordum. Ayaklarım 36 ve 37 arasında olduğu için kaç numara sipariş etsem diye kendimle cebelleştikten sonra iade ve değişim konusundaki hizmetlerine güvenerek 37 numara sipariş ettim ve bingo! Ayağıma gayet rahat bir şekilde uydu. Aslında ilk alışveriş deneyimim böyle güzel olunca dayanamadım ve indirim fırsatlarından yararlanarak bir kışlık bir yazlık olmak üzere iki ayakkabı daha sipariş ettim.


Yaz geldiği için herkes gardırop yenileme derdine düştü. Ayakkabılar da tabii ki bu değişe ayak uyduruyor. Dünya kadar para vermek yerine cazip fiyatlarla ayakkabı satın almak bilinçli alışverişlerin önünü açıyor. Bu yüzden her zaman olduğu gibi kaliteli, güvenilir ve uygun fiyat olduğuna inandığım bir siteyi daha sizlerle paylaştım. Topuklu ayakkabılar özellikle çok seçeneğe sahip. Farklı ve şık modeller arasından seçim yapmakta biraz zorlandım. Siteyi mutlaka inceleyin, indirimi kaçırmayın. 





devamı »

17 Şub 2017

Şafağın Dünyası Davet / Sponsorlar

Cumartesi katıldığım Şafağın Dünyası Etkinliğinden daha önce bahsetmiştim.( TIK TIK)
Bu yazımda da sizlere o gün bizlerle olan değerli sponsorlardan ve ürünlerinden bahsetmek istiyorum. Yanımda Ela olduğu için özellikle kozmetik ürünlerini elinden zor kurtardım. Kalan sağlar bizim diyerek paylaşımlarıma başlayabilirim :)

Pakmaya dan çok güzel bir kutu içerisinde çeşitli pudingler geldi. Çocuklar için hazır puding yerine evde toz pudingleri kullanıyorum ve bu seriden de çikolatalı tarçınlı olana hepimiz bayıldık.


OMO sıvı deterjana geçeli tam 2 ay oldu. Toz deterjanların kumaşların dokularında yapışıp kaldığını duyduğumdan beri sıvı deterjan kullanıyorum. Güzel bir hediye oldu.
Domestos ve Cif ise annemden bana geçen alışkanlık yaptığım ürünlerin başında geliyor.


Gratis paketinden wet n wild rujların 4 renk mat ruj çıktı. Her gün birini sürüyorum kalıcılığı çok iyi ve diğer mat rujlar gibi dudaklarımı aşırı kurutmadı.


Otacı miss gibi meyve kokulu şampuanlar çıkarmış. Saçta kalan kokuya hayran kalacaksınız. Şampuan yanında da bir çok numune ürün vardı. Özellikle el kremine bayıldım.


Bu ürünleri toplu göstermek istedim. Hazır paketli ürünleri önermem mümkün değil. Özellikle hazır çorbaları evde kullanmıyoruz. Fakat Knorr köfte harcı ve tavuk suyu tabletlerini de çok tavsiye etmesem de bende evimde kullanıyorum.
Hazır meyve suyu konusunda da diş hekimimizden ciddi uyarı almıştık fakat Yağız okula giderken ya da yola çıkıldığında kutu veya şişe meyve suyu olarak özellikle Dimes meyve sularını önerebilirim.
Kuyulu Kahve seve seve önerebilirim damak tadınıza renk katacaktır.
"Eskiden şairlerin şiirlerini yazdığı, yazarların romanları için çalışmalar yaptığı , o zaman ki mebuslar Meclisine yakınlığı nedeniyle milletvekillerinin uğrak yeri olan, Ankara'da bulunan ve kahvesi ile meşhur Kuyulu Kahvede içilen kahveler yeniden bizlerle."
Lipton çaylarına da sözüm yok bitki çaylarına kadar hepsini evimde severek kullanıyorum.
Uneller markası ile etkinlik için gönderdikleri hediyeler vasıtasıyla tanıştım. Bu fotoğrafta üzümlü kurabiyede olması gerekiyordu ama dayanamadım bayıla bayıla yedim 😊 hazır kurabiyeler arasında bir kaç marka denemişliğim var ama Uneller in tazeliği beni benden aldı.

Catrice ürünlerini renkli dükkan ve rossmann mağazalarından temin edebilirsiniz. Ruj ve ojesi denediğim kadarıyla gayet başarılı.



SVR ürünlerini yonca kozmetik ten temin edebilirsiniz. Özellikle renkli güneş kremini ilk defa yüzümde denedim oldukça doğal durdu.



Amway markası bizlere glister diş macunu, fırçası, eyeliner, bb krem, vitamin takviyesi ve lipgloss göndermiş. Sadece temizlik ürünlerini denediğim bir markaydı diğer ürünlerini de bu vesile ile denemiş olacağım.


Bal konusunda ciddi derecede hassasım marketlerde satılan ballar yerine bu iş ile uğraşan tanıdıklarımızdan getirtiyorum. Fakat balparmak öyle bir ambalaj hazırlamış ki Ela'nın elinden almam mümkün değil. Elsa karakterli minik tüplerde ki bu balları daha yolda yedi bitirdi.
Günlük kullanıma uygun Apitera zen bal 7'li paket halinde hazırlanmış propolis, zencefil, tarçın, karanfil, karabiber, limon dan oluşuyor ıhlamur içerisinde denedim gayet lezzetli oldu.


Minval yayınları  ve Bebak firmalarına da ayrıca teşekkür ederim.

Ve gelelim Ela'nın yanından ayırmadığı pinkylola çantasına 😊 içine minik tokalar, bilezikler yerleştirmiş yanından ayırmıyor. Artık bütün etkinliklere katılıp onu da blogger yapmak gibi bir niyetim var.

Bu güzel etkinlik için katılan tüm sponsorlara ve Şafak a bir kez daha teşekkür ederim.

Katılan blogger arkadaşlarım;

Arzu Göncü Hangül      www.vanilins.com
Şerife Özbilek               www.begendimpaylastim.blogspot.com
Canan Zerkinli              www.cananzerkinli.com
Duygu Nilgün Çamyar  www.dblogu.blogspot.com
Elmas Koçan                 www.elmaspiriltilari.com
Emel Akan                     www.eymininmutfagindan.blogspot.com
Fatma Doğan                 www.sosyalanneyim.com
Filiz Şahin                     www.makyajkelebegi.com
Gözde İlter                    www.pudrakokusu.com
Gülşah Önen                 www.gulsahonen.com
Gülşen Doğan                www.gulshendogan.com
Hülyanın Beşli              www.hulyaninsirlari.blogspot.com
İlknur Koyuncu Balcı    www.ilknurundunyasi.com
İrem Özker                    www.audreyinsekerleri.blogspot.com
Leyla Kılıç                    www.marindentarifler.com
Selma Mollaoğlu          www.mutfakvetatlar.blogspot.com
Sevda Göksel                www.sevdaninzillisi.blogspot.com
Sibel Yalçın                  www.sibelyalcin.com
Şafak Karadeniz           www.safagindunyasi.com
Yasemin Özer               www.biricitinyeri.blogspot.com








devamı »

14 Şub 2017

Şafağın Dünyası Davet/ Blogger Etkinliği


11 Şubat Cumartesi günü sevgili Şafak ın daveti ile Eresin Taxim Hotel de şahane bir etkinliğe katıldım. Mesafelerden dolayı genelde İstanbul'da olan etkinliklere katılamıyorum. Fakat etkinliğe katılan 20 blogger arkadaşım sosyal medyadan sıkı takip ettiğim kişilerdi ve tanışma fırsatını kaçırmak istemedim. Sağolsun eşimde kendi elleriyle götürdü. Ela'ya rağmen iyi ki gitmişim diyorum.


Masamızı Sosyopix anı kartlarımız ve deniz kokulu taş lar süslüyordu. Ve Ela hepsine sahip çıktı.


Şafak'ın açılış konuşması ile başlayan etkinliğimiz Yonca Kozmetik ten Özlem Hanım'ın bizleri SVR ve MARTIDERM markalarının serum ve diğer ürünleri ile tanıştırmasıyla devam etti.

Revox dan Gamze Hanım; at kuyruğu bitki yağı, at kuyruğu sıvı saç kremi ve kalıntı giderici şampuan hakkında bilgi verdi. Zaten kullanmakta olduğum Revox şampuanının bu ürünleri de inanılmaz hoşuma gitti.

LR iş ortağı olan Fatma Doğan diğer adıyla sosyal annem bizlere ürünlerinden ve iş ortaklığından bahsetti. Bir kadın isterse yapamayacağı iş yok diye özellikle belirtmek istiyorum.

Sunumlardan sonra gayet keyifli sohbetler gerçekleştirdik. Ela'nın üzerime yapışmasına rağmen gerçekten güzel bir gün geçirdik. Özellikle Eresin Hotel'in Taksim gibi bir merkezde olması ulaşım anlamında çok işimize yaradı.

" Eresin Otelleri grubuna bağlı olan İstanbul'un Eresin Taksim Premier otel, iş, kültür ve eğlence merkezi Taksim'de bulunuyor. İstiklal caddesi, Taksim Meydanı, metro, metrobüs ve otobüs durakları sadece 5 dk. lık yürüme mesafesinde olan otelde, zengin açık büfe kahvaltı ve fitness imkanlarını müşterilerine ücretsiz olarak sunmaktadır. Otelin 35 çift kişilik ve 32 ikiz yataklı toplamda 67 odası bulunmaktadır.
Ayrıca otelde misafirler için jakuzi havuzu, buhar odası, masaj odası ve bir spor salonun bulunduğu sağlık kulübü mevcut. Bunun yanı sıra İstanbul'un panaromik manzarasına sahip Teras Restaurant ile Türk ve Akdeniz yemeklerinin özel lezzetlerinin servis edildiği bir restaurant hizmeti de sunulmaktadır."

Otelin konaklama dışında faydalanabileceğiniz"Galata", "Pera", "Taksim" ve "Marmara" isimli 4 adet toplantı salonu bulunmaktadır.

Bu güzel etkinlik daveti için Şafak'a ve destekçisi Alp Tolga Bey'e bir kez daha teşekkürlerimi iletmek isterim.








devamı »

10 Şub 2017

Ergenlik Dönemi


Ergenlik dönemi sürecine bu sıra kafayı fena taktım. Beğendiğim bir makaleyi paylaşmak isterim. Önümüzde bizi bekleyen yeni bir süreç var. Ne kadar hazırlıklı olursak kardır 😉

ERGENLERDE BİREYLEŞME SÜRECİ

 Bizler, ister öğretmen olalım ister veli olalım, yetişkinler olarak nasıl öğrenciler ve çocuklar istiyoruz? Söz dinleyen, kurallara harfiyen uyan, yaşamı ve düzeni sorgulamayan, günümüzün rekabetçi ve başarı odaklı dünyasında "başarılı" olma hedefine kilitlenmiş öğrenciler mi?

Yoksa bizlere farklı birer birey olduklarını, ve bu farklılıklarını doğal karşılamamız gerektiğini davranışlarıyla gösteren gençler mi?

Ergenlik, insanın tüm yaşamı boyunca geçirdiği en çalkantılı dönem. Nasıl olmasın ki? Düşünsenize, sadece birkaç yıl içinde, bedeniniz sürekli bir değişim geçiriyor. Bir kaç yıl önce ilgilendiğiniz şeyler ilginizi çekmediği gibi artık yeni ilgileriniz var. Damarlarınızda yeni ortaya çıkan ve sizi yönetmeye çalışan hormonlarınız var artık. Bitip tükenmek bilmeyen bir enerjiniz var ama bu enerjinize talip birçok da görev ve ödeviniz. Ve çevrenizde "çok bilmiş yetişkinler". Size sürekli bir şeyler söylüyorlar. Onu öyle yapma, bunu böyle yap, yapmazsan!

Ebeveynler olarak bizler, yönlendirme, telkin ve tavsiyelerimizle donattığımız çocuklarımızın iyi birer yetişkin olma konusunda iyi bir yolda olduğunu düşünüyoruz. Oysa biz eğitimcilerin meslek yaşamımızda karşılaştığımız gerçekler, bilim insanlarının yaptığı çalışma ve araştırmalar, bu inanışın doğru olmadığını söylüyor. Peki ergenliğe giren bir gencin, bizden alacağı nelere ihtiyacı var? Ona nasıl davranmalıyız?

Erikson; küçük çocukların kendi başlarına çevrelerini keşfetmeye başladıklarında ilk kez "özerklik duygusu" oluşturmaya çalıştıklarını ve bundan hoşnut oldukça da isteklerini yapmayı sürdürdüklerini söyler. İlk özerklik duygusunun somut ifadelerinden biri 2-3 yaş çocuklarında en çok rastladığımız kelimenin "hayır" olmasıdır. Bu "hayır" çocuğun ilk kez "ben de ayrı bireyim" diyebilmesidir.

Aslına bakarsanız "hayır" demekte ısrar eden 3 yaşındaki bir çocuk ile anne yada babası sorduğunda nerede olduğunu sır gibi saklamakta ısrar eden bir ergenin her ikisi de gelişen bağımsızlık ve özerklik duygularını ifade etmektedir.

Ergenlikte çocuk, ana-babanın eksik, yetersiz, taraflarını görmeye başlıyor. Bu sürece "değersizleştirme " diyoruz. Düne kadar size tapan minik yavrularınız, sesleri kalınlaştıkça, vücutları şekil değiştirdikçe, kısacası büyüdükçe, sizin, konuşmanızı, kıyafetlerinizi, tutum ve davranışlarınızı sıklıkla eleştirmeye başlamışlardır artık.

Ergenin ayrışma ve bireyleşme süreçlerini gerçekleştirebilmesi için "değersizleştirme" beklenen, gerekli bir durumdur. Yani bunu anlayışla karşılamamız gerekiyor. Bu çatışmalar sonsuza dek sürüp gitmeyecektir. İhtiyacımız olan sadece biraz sabır.

"Değersizleştirme" sürecinde ergen, ana-babadan duygusal olarak uzaklaşır. Bu döneme de "ayrışma" diyoruz. Ana-babadan ayrışma bireyleşme için olmazsa olmaz bir süreç. Onlar bizim kanatlarımızın altından çıkabilsinler ki, uçmayı öğrenebilsinler.

O güne kadar sevgi ve destek kaynağı olan ailesiyle ayrışmaya giren ergen, yeni sevgi ve destek kaynakları arar, ki bu boşluğu akran grupları doldurur.

Ancak bu süreçte ergen birey olabilmek için ailesinin kanatları altından çıkarken bir gruba ait olma duygusu içinde akran grubundan da haddinden fazla etkilenebilir, ki bireyleşme konusun da bu da bir engeldir.

"Bireyleşme" ise ergenin özellikle kendisi ile ilgili konularda, sorunlarda kendi kararlarını kendisinin verebilmesi, kendi seçimlerini kendisinin gerçekleştirebilmesidir. Zaten bizim istediğimiz de bu değil midir?
Ergenin geleceğini planlayabilmesi, kendisine anlamlı bir yön verebilmesi büyük ölçüde bireyleşmenin gerçekleşmesine bağlıdır.
Ayrışma sürecinde ergenler ruh sağlığı anlamında olumsuz bir dönemden geçerken, bireyleşmeyi başaran ergenler ruh sağlığı bakımından daha iyi bir düzeye ulaşırlar..

Ebeveynlerin, ergenlik dönemine giren çocuklarıyla ilişkilerinin bir daha asla eskisi gibi olamayacak olması gibi bir kaygıyla hareket etmemeleri gerekir.
Ayrışmayı ilişkilerin, bu yeni durum karşısında yeniden düzenlenmiş hali olarak değerlendirmek gerekir.
Ergenler ve ana-babaları ergenlik sırasında ilişkilerini yeniden düzenlemiş olsalarda , duygusal bağları hiçbir şekilde kopmamaktadır.

Ana-babadan ayrışma bir kopuş değil, bir geçiş sürecidir.
Burada beklenen durumu en iyi şekilde ifade eden cümle şu olurdu; "Bağımsız ama bağlı olmak".....

Daha önceleri ergenlik bireylerin ana-babasından uzaklaşması ve onlara isyan etmesi olarak düşünülürdü. Anna Freud, bundan yaklaşık 40 yıl önce ergenliği "fırtınalar ve stresler dönemi" olarak tanımlamıştır.
Oysa yakın araştırmalar duygusal özerkliğin gelişiminin tipik olarak daha barışçıl ve daha az kargaşalı olduğunu gösteriyor. Belki de gelişen toplumda bizler ergenlerin bu zor dönemlerinde onlara daha fazla anlayışla yaklaşabilmeyi başarır hale geldik.

Bireyleşmenin ilk işaretlerinden biri ergenin ana-babasını "idealize etmekten" vazgeçmesidir. Ancak sağlıklı bireyleşmenin gerçekleşebilmesi ve ergenin olumlu ruh sağlığı, uzak değil, yakın aile ilişkileriyle beslenir.

Ergenlikteki gergin aile ilişkileri olumlu gelişimi değil, sorunları vurgular. Bu nedenle olası gerilimlerden uzak durmak, tartışma ve çatışmaları fazla büyütmemek hem ebeveynler için hem de ergen için faydalı olacaktır.

Bireyleşme sürecini engelleyen ana-babalara sahip olan ergenlerin, kaygı, depresyon ve diğer psikolojik problemlere daha yatkın olabildikleri gözlemlenmektedir.

Ergenin bireyleşme sürecinde, başarılı olmalarını istiyorsak onlara olanak vermeliyiz, kısıtlayıcı bir davranış örüntüsü göstererek onların bu zor süreçlerini daha da zorlaştıracağımızı gözardı etmemeliyiz.

Peki ne tür olanaklar?

En başta ifade etme olanağı;
Çocuklarımız "hoşumuza gitmeyen" bir davranış sergilediklerinde, onlardan daha fazla açıklama isteyerek, sorumlu bir şekilde konuyu tekrar gözden geçirmelerini sağlamak etkili bir yöntem olabilir. Sadece yanlışı ortaya koyup, suçlayıcı bir tavırla iletişim kurarsak tartışma sürecini başlamadan bitirmiş oluruz.

Çocuklarımızın bağımsızlığını, sorumluluk duygusunu ve benlik saygısını ana-baba tutumlarının etkilediğini unutmayalım.

Gözlemlerimiz kendi bireyleşme sürecini başaramamış ana-babaların bireyleşme sürecinde çocuklarına karşı çok daha acımacısızca davrandıklarını gösteriyor.

Başarılı yönetilmiş bir ayrışma ve bireyleşme süreci sağlıklı bir yetişkin yaratır.

Olumlu bir psikolojik gelişim, ergenin hem "bağımsız" olması hem de "karşılıklı bağımlı işlev görme kapasitesi"ne sahip olmasıyla mümkün olacaktır. Yani çocuğumuz hem bağımsız olacak hem de bizimle ilişkilerinde bize "bağlı olacak" tam da istediğimiz bu değil mi?
Yukarıda da dediğimiz gibi "bağımsız ama bağlı" olmak.

Psikolog Eray ÜNLÜ
KAYNAK


devamı »

8 Şub 2017

Başka Hayatlar


Geçtiğimiz günlerde ilginç bir mail aldım. Kendisinden aldığım izinle paylaşıyorum bu yazımı. İsim vermeme gerek yok.

Diyor ki; "sizin Ela ile ilişkinizi görünce kendi anneliğimi sorguluyorum. Sanki ben çocuklarımla daha az vakit geçiriyorum ve onlara haksızlık ediyormuş gibi hissediyorum" yazmış.

Dedim ki; "bende bugün bir annenin canlı yayınını izledim. Yayın yapan anne; herkes evladını çok sever ama biz eşimle daha bir çok seviyoruz hatta böyle dolu dolu seviyoruz dedi. Bende bu yayını izledikten sonra tıpkı sizin gibi kendi anneliğimi sorguladım dedim. Acaba ben çocuklarımı daha mı az seviyorum diye düşündüm sonra kendime kimsenin mükemmel anne olmadığını hatırlattım sizde denemelisiniz" diye açıklama yaptım. 

Ayrıca kendisine teşekkür ettim. Ben olsam bu kadar cesaret edip kimseye bu yorumu yazamam.

Özür diledi ve sonra aramızda samimi yazışmalar başladı. (Neyse ki aklı başında okuyucalarım var ki konuları tatlılıkla bağlayabiliyoruz 😊 )

Biz cevabını bulamadık. Neden anneler olarak sürekli sosyal medyada ki annelerle kendimizi kıyaslıyoruz ya da çocuklarımızı takip ettiğimiz annelerin çocukları ile kıyaslıyoruz çözemedik.

Ekranda gördüklerimize de fazlasıyla inanıyoruz. Tanımadığımız insanların çocuklarıyla olan tek kare fotoğrafına bile imrenerek bakabiliyoruz. Takipçisi çok olan annelerin fotoğrafları altında ki yorumları özellikle okuyorum. Sen süper annesin, harika evlat yetiştiriyorsun yada tam tersi sen gerçekten kötü bir annesin gibi acımasızca eleştiriler okuyorum. Ben psikolog değilim aynı fotoğraf altında iki zıt yorumun mantığını çözmem çok zor. Tek bildiğim tanısan da tanımasan da kimsenin mükemmel ya da berbat olduğunu düşünecek kadar teşhis koyma meraklısı insanlardan uzak durmak gerektiğidir. 

Hepimiz insanız anlık olarak "vay be ne hayatlar var" düşüncesine kapılabiliriz fakat abartmamak bizim elimizde diye düşünüyorum. Fotoğraf altına olumsuz yorum yazacak kadar kendini yetkili gören kimse kendi dünyasında bence fazlasıyla mutsuz ve amacı başkalarını mutsuz etmek gibi görünüyor. Bunu bazıları düşüncelerini dürüstçe yazmak olarak nitelendirse de tanımadığın birine karşı haddini aşmak çok ayrı bir şey olduğunu kabul etmek gerek.

Başkalarının anneliğini kendine sorun etmek, başkalarının özel hayatlarıyla kendi hayatını kıyaslamak, başkalarının mutsuzluğunu mutlu olma sebebi olarak görmek ciddi bir ruh hastalığıdır. 

Tek kare fotoğraf ve video ile kimse mükemmel ya da berbat bir insan olduğunu karşı tarafa gösteremez. Buna inanıp kendimizi sorgulamaya gerek yok. 

O gördüğünüz mıç mıç kocacımlı aşk dolu paylaşımlara da inanıyor bana neden eşini az paylaşıyorsun diye yazıyorsunuz çok bozuluyorum 😊 Ben şahsi hesaplarımda blog sayfamın bile reklamını yapmaya çekinen biriyim arkadaş beklentiniz yüksek olmasın ben ve benim gibilerden.

Dün sevgili Derya beni bloğunda haftanın bloğu olarak paylaşmış inanılmaz sevindim hele yorumları okudukça hem sevindim hem utandım. Kırmadan, artistlik yapmadan, her şeyi en iyi ben bilirim havasından uzak bir ortam kurmaktı hayalim bunun için beni destekleyenlere ne kadar teşekkür etsem azdır. Ve bu şekilde ilerleyen bir kaç blogger arkadaşım var hepsini fazlasıyla seviyorum.

Lafı daha fazla uzatmadan her gördüğünüze kanmayın diyerek yayını burada bitiriyorum 😊 

Sevgiler,










devamı »

6 Şub 2017

Tablo ile Sevginizi Duvarlara Taşıyın


Sevgililer günü yaklaşıyor. Her ne kadar özellikle sevgililer gününde alınan hediyelere karşı olsam da hediye alternatifi arayan bir çok arkadaşıma www.tabloda.com sitesini öneriyorum.

Tablo olarak bir aile fotoğrafınızı ya da arkadaşınızla olan en özel gününüzü ölümsüzleştirebilirsiniz. Bu hediye için illa özel bir gün beklemenize gerek yok.

Siteye girip tablonu sen tasarla bölümünden kişiye özel tablonuzu istediğiniz fotoğrafı yükleyerek kanvas tablo haline getirebilirsiniz.

Biz sünnet ve Ela'nın doğum günü fotoğraflarından birer tanesini odaları için yaptırmıştık. Güzel bir hatıra olarak duvarlarımızı süslüyor.


Tabloda.com, başta kanvas tablo olmak üzere, çerçeveli tablolar, kabartmalı kanvas tablo, el yapımı kabartmalı kanvas tablolar (dokulu, varaklı), ışıltılı tablolar, parçalı tablolar, kanvas aynalar, kabartmalı tablolar,  tuvale ve fotoğraf kağıdına dijital baskı resimler, poster baskı ve kişi ve kurumlara özel tasarımlar ve toptan kanvas tablolar üretmektedir.


Sevgililer gününe özel %20 indirimi ve bedava kargo fırsatını kaçırmayın. Mart ayında doğum günüm var. Dostlarıma duyurulur şimdiden benim için tablo yaptırıp kenara koyabilirsiniz 😃

Sevgiler,

devamı »

3 Şub 2017

Şikayet Etmeyi Bırakabilir miyiz?

Güne terör haberleri, şehit haberleri, tecavüz ve siyaset haberleri ile başlayıp tüm gün ayağımız taşa takılsa şikayet edecek kadar isyankar moda geçiyoruz. Birde bunlara gün ışığını görmeden işe başladığını ekle al sana mutsuzluk tablosu.

Kar yağıyor hayat durdu diyerek kızıyoruz. Okullar tatil oluyor çalışan anneler kızıyor, tatil olmuyor ev hanımı olan anneler kızıyor. Yaz geliyor sıcak diye şikayet ediyoruz. Okula, işe, eve koşturuyoruz ve geç kalıyoruz diye öfkeleniyoruz. Trafik ayrı bir mutsuzluk sebebi ve bunun gibi bir sürü nedeni hiç uğraşmadan bulmakta asla zorlanmıyoruz.

Kişisel gelişim kitapları okumayı seviyorum. Bildiğim şeyleri çevirip çevirip okuyorum. Kitap bittiği an süperim, harikayım tabii ki ben yaparım havasında ortalıkta dolanıyorum. Bir kaç gün sonra büyü bozuluyor direk İSYANNN...

Baktım dağılıyorum yine elime bir kişisel gelişim kitabı alıp filmi başa sarıyorum. Bıkmadan, usanmadan okuduğum her satırı unutma bak diyerek kafama kazıyorum. Yatarken kendimden özür diliyorum, gün içinde her işimi halletti isem kendime teşekkür ediyorum. Yani kendimle ciddi ciddi mücadele ediyorum.

Deli misin? diye sorabilirsiniz.

Cevabım tabii ki HAYIR ama bu şartlarda delirmemek için, kendi iyiliğim için mücadele etmek zorundayım.

Çünkü mutsuz yanlarım beni daha çok mutsuz umutsuz hale getiriyor. Sabah güneşi görmeden uyandığım için bile kahroluyorum. İşe giderken yol boyunca kendim için ne yapabilirim diye düşünüyorum. Çünkü ben gergin ya da bitik olunca ev içinde herkes öyle oluyor.

Bu sıra SADEleşme ile ilgili güzel bir kitap okuyorum. İlk 15 sayfada gaza gelip gittim Ela'nın oyuncaklarını eledim sayılarını azalttım. Sonra ki 10 sayfada Yağız'ın kıyafetlerini gözden geçirdim. Çok eşya olunca sürekli onu toplayın, bunu yerine koyun dırdırlarımdan ben bile sıkıldım. Zaten evimde az eşya var kitap sayesinde daha da azaltma hevesim gelmişken, su içilen bardağın bile koltuk aralarına konulduğunu görünce benim heves yine gitti. Sadeleşerek de olmayacak bu desem de azimle kitabı bitirme telaşındayım.

Etrafımı değilde biraz kafamdakileri boşaltıp sadeleştirmek zorundayım gibi geliyor. Sanırım buna benim gibi bir çok insanın ihtiyacı var. Google arama motorundan bloğuma gelen bir kaç kişinin google yazdığı sözcük " ikinci çocuktan sonra sinir herkes de oluyor mu?" bunu yazanlar kimse bulup sıkıca sarılıp merak etme yalnız değilsin diyesim geldi. İkinci çocukla da alakası yok günlük koşturmalarımız bizi bu duruma itiyor demek istedim.

Şikayet etmeyi bırakabilsek ya da şikayet ettiğimiz konulara basit çözümler bulabilsek, ya da annelerin sihirli güçleri olsa veya tüm insanlar yorgun gördükleri anneleri iyi etmek için seferber olsalar ne iyi olurdu değil mi?

Neyse çok fazla hayal kurmaya gerek yok sizi sizden başka kimse mutlu edemez. Sadece yalnız olmadığınızı bilin bu yeter 😉

Sevgiler,


devamı »

1 Şub 2017

PALM Yağı Meselesi

Hurma Yağı

Evimin en tatlı kavanozunun en tehlikeli yiyecekler arasında olduğunu duyduğumdan beri kafamda deli sorular var. Çocuklar nutella kavanozunu pek görmez ama ben canım her tatlı istediğinde mutlaka el atarım. Çikolata, şeker, tatlı o kadar sevmem ama bu kavanozun yeri bende ayrıydı.

İnternette bir sürü haberler dönüyor. Nutella üreten firma Ferrero kendilerini aklamaya çalışırken ortalara bir sürü Palm Yağı haberleri yayılmaya başladı. İtiraf edeyim bu haberleri duyana kadar Palm Yağından haberim yoktu.

Palm Yağı Nedir?
Palmiye meyvesinden edilen bir yarı katı bitkisel yağdır. 
Özellikle Malezya ve Endonezya 'dan elde edilen palm yağı pek çok üründe kullanılıyor. Bunun en önemli nedeni ise diğer yağlara göre daha uygun ve dayanıklı olması...

Palmiye yağı olarak da bilinen palm yağı kalorisi yüksek ve doymuş yağ açısından da zengin bir yağdır. Palm yağı margarin yapımı, kızartma yağı ve yemek pişirme yağı olarak kullanılır. Palm yağının sağlık üzerinde çeşitli zararları mevcuttur. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) tarafından hazırlanan raporda palmiye yağının kansorojen olduğunu duyurdu.

Palmiye yağında doğal olarak bulunan palmitrik asit, kilo alımı ve obezite riskini artıran yağ asitleri içerir. 

Palm yağı da palm çekirdeği yağı da kolestrol içermemesine rağmen, bu yağlarda bulunan yüksek miktardaki doymuş yağlar, damarlarda birikerek plak oluşturup kalp hastalığı riskini artırabilir. 

Bir çok üründe kullanılan bu yağ oldukça zararlı olduğu AB otoriteleri tarafından onaylanırken ülkemizde de bir çok gıda üreticisi bu yağı kullanıyor. Ülkemizde palm yağı yada hurma yağı olarak adlandırılan bu yağlardan yapılan ürünler raflarda  yer alıyor ve tüketiciler tarafından tüketiliyor. Hurma yağı yazılması tamamen algısal olduğundan etiketinde hurma yağı yazan ürünlerde palm yağı türündendir.

Bu konuda Canan Karatay'da açıklama yapmış; "Bu yağ bitkisel ve çok yüksek miktarda omega 6 içerir ve omega 6 da maalesef iyi kullanılmadığı zaman bütün hastalıkların temelinde o vardır. Bütün bitkisel yağlı çekirdeklerden elde edilen bu yağlar, sadece palmiye değil, mısır özü yağı, ayçiçeği yağı hepsi hemen bozulurlar ve trans yağ meydana gelir. Trans yağlar da kronik dediğimiz hastalıklar ve başta kanser olmak üzere her türlü hastalığın nedenidir. Çünkü trans yağlar vücuda girdiği ve hücrelerimizin zarına yerleştiği zaman her türlü hücrenin normal fonksiyonunu bozmaktadır ve bağışıklık sistemini çökertmektedir."

 Bu yağın kullanımının çocukları ve yetişkinleri etkilediğini de vurgulayan Karatay, şöyle devam etti:"Çocukların bünyeleri daha hassas ve büyüme çağındalar. Daha fazla kullandıkları, daha fazla sevdikleri için daha da çok sevdirmeye yönlendirildikleri için bütün çocuklar bununla büyümüş durumda. Şimdiki gençlerden 'Ben onu yemeden yapamam' diyen var. 'Her gün bir kavanoz yiyerek büyüdüm' diyenler var. Bütün bunlarda hakikaten kronik/dejeneratif hastalıkların hücresel düzeyde temelinin atılmış olduğunu düşünüyorum."Zeytinyağının en sağlıklı yağ olduğunu anımsatan Karatay, "Zeytinyağı da rafine olduğu zaman tehlikelidir. Bütün yağlar rafine olduğu zaman kanserojen olurlar." ifadelerini kullandı.

Lütfen bu linkten hangi marka ve ürünlerde Palm Yağı var bir okuyun.

Şimdi tüm bunları okuyup hangi ürünlerde Palm Yağı olduğunu görünce aklıma bir sürü şey geldi. Öncelikle en masum çikolata olarak gördüğüm kinder (özellikle süt dilimi) beni çok şaşırttı. Eve kinder den başka çikolata almadığımı özellikle belirtmek isterim. Bu markayı diş hekimi de söylemişti. Listede ki bir çok ürün çocukların en sevdiği abur cuburlardan oluşuyor. Eskiden bu kadar paketli gıda yoktu ve bugün ki kadar kanser yaygın değildi. Bunları düşündükçe çocuklarıma yedirdiğim her şeyden korkmaya başladım. Ve ciddi anlamda sıfırlamam mümkün olmasa da eleme yoluna gidiyorum. Şimdilik piyasada içerik olarak en masum bulduğum çikolata TADELLE oldu. Kendime de nutella yerine Sarelle aldım. Hiç yemeyeceğiz diyerek kendimi kandırmanın anlamı yok. Ne kadar az paketli gıda tüketirsek o kadar iyi diye düşünüyorum.

Önerileriniz varsa seve seve kabulümdür 😉

Sağlıklı günler,



kaynak
kaynak
kaynak
devamı »

Modanisa Tesettür Abiye ile Şık Davetlere Gitmeye Hazır mısınız?



Tesettür abiye modelleri, muhafazakar giyimi tercih eden hanımlar için her daima sorun teşkil eden bir giyim problemi olarak yer bulmuştur. Elbette özel dikim, kişiye özel bir tasarım ile bu sorun çözülebiliyor fakat fahiş fiyatlar, uzun provalar ve bedene uygun modeli hazırlamak çok uzun ve zahmetli bir süreçtir. Tesettürlü hanımların özel bir geceye, düğün gibi mutlulukların taçlandırılacağı davetlerde yaşadıkları abiye sorunu aslında eskiden bu yana vardı. Şimdilerde ise Modanisa’nın tesettürlü, muhafazakar hanımların dünyasına yönelik attığı adım ile bu durum sorun olmaktan çıkıp adeta bir keyif haline dönüştü. Zira Modanisa, tesettürlü hanımlara tesettür abiye hizmeti sunarken sınırlı sayıda değil birçok renk, model seçeneğiyle Esswaap, Setrms, Gamze Özkul, Puane gibi en iyi tesettür markalarından alışveriş yapma imkanı sunuyor. Modanisa ile birlikte hanımlar inancına uygun abiye elbise giyebiliyor, sezona uygun trend kıyafetleri kolayca satın alabiliyor. Modanisa abiye elbiseler kategorisine bakıldığında özel bir davetten söz – nişan gibi gelin adaylarının giyebileceği şıklıkta modern, zarif tasarımlar yer alıyor. Bu yönüyle Modanisa sadece abiye elbise değil aynı zamanda hanımların söz – nişan – düğün gibi etkinliklerinde giyebileceği özel tasarım kıyafet bulmalarına olanak tanıyor.

Tesettür abiyelerin belli kalıplardan çıkmasını sağlayan Modanisa, bünyesinde önemli tasarımcıları ve modacıları bulundurarak abiye modellerinin, zarif ve sezona uygun renklerle tasarlanmasını sağlıyor. Zarafetin arkasında yer alan Modanisa, renk ve model tercihleriyle abiyelerin kullanışlı, uzun vadeli kullanmasına zemin hazırlıyor. Kumaş kalitesi, tasarım, incelikli işçiliği ve renkleriyle her tarza hitap eden abiye modelleri Modanisa’da satışa hazır bekliyor. Abiyelerde gösterişli, ihtişamlı, sade ve naif modeller her zaman bulunur. Modanisa sayfalarında da her modelden abiye görmek ve satın almak mümkündür.


Abiye alışverişi yaparken Modanisa sayfalarına bakarak, her model ve tarza uygun elbise bulabilir, güvenle satın alabilirsiniz. Modanın kalbinin attığı Modanisa, Türkiye’nin dört bir yanına ve 75 ülkeye hizmet vererek çok yönlü bir hizmet ağı sunuyor. Kaliteli, güvenilir, cazip fiyat fırsatı ve özel kampanyalardan yararlanabileceğiniz alışveriş deneyimi yaşamak için Modanisa tam aradığınız online alışveriş sitesidir. 


devamı »
Bumerang - Yazarkafe