22 Mar 2017

Türkiye'nin Uçurtma Müzesi Var


Çocuklarla müze gezmeyi seven aileler için güzel bir öneri olabilir. Ücretsiz olduğunu da özellikle belirtmek isterim.

Ülkemizin ilk ve tek, dünyanın 18 uçurtma müzesinden biri Üsküdar’da
Sokak oyunları kültürünün bir parçası ve çocukluğumuzun vazgeçilmez eğlencelerinden biri olan uçurtmanın ülkemizde bir müzesi olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul Üsküdar’da bulunan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş binlerce uçurtma ve uçurtmayla ilgili malzemesiyle, ziyaretçilerine hem görsel bir şölen sunuyor hem de ülkemizdeki uçurtma kültürünün yaşatılmasına katkıda bulunuyor.

Milattan Önce 300’lü yıllarda Çin’de doğan,  13. yüzyılda Avrupa’ya, 15. yüzyılda ise ülkemize ulaşan uçurtma, eskimeyen sokak oyunlarımız ve oyuncaklarımız arasındaki yerini koruyor. Uzakdoğu’da dini ayinler ve inanışlarda kullanılan, savaşlarda haberleşme aracı olarak kendine yer bulan, batıya geçtiğinde ise pek çok bilimsel deneyde aktif rol alan uçurtma, ülkemizde ise hala bahar oyuncağı olarak algılanıyor.

Türkiye’de artık bir oyun kültürü haline gelen ve birçoğumuzun çocukluğunun bir parçası olan uçurtmayı yaşatabilmek ve gelecek nesillere aktarabilmek için, İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanı Mehmet Naci Aköz öncülüğünde bir araya gelmiş uçurtma gönüllüleri tarafından, Üsküdar’da kurulan Üsküdar Belediyesi Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi, ziyaretçilerine haftada 6 gün kapılarını açıyor.

Uncular Caddesi Bakıcı Sokak’ta, iki katlı 500 metrekarelik bir alanda faaliyet gösteren Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi’nde, dünyanın 26 ülkesinden toplanmış 2 binden fazla uçurtma ve uçurtma ile ilgili malzeme sergileniyor.  Müzede 2 ayrı müze salonu, 3 uçurtma atölyesi alanı, 1 okuma salonu ve film kulübü bulunuyor.

Dünyadaki uçurtma kültürünü öğreniyorlar
Pazartesi- Cumartesi günleri arasında ziyarete açık olan müzeyi, uçurtmaya gönül vermiş her yaştan ziyaretçi gezebiliyor. Tamamen ücretsiz olan müze gezisinde, ziyaretçilere iki ayrı salonda sergilenen ve hepsi birbirinden görkemli uçurtmalarla birlikte, geldikleri ülkelerin uçurtma kültürleri de tanıtılıyor. İsteyen ziyaretçi uçurtmaları yakından inceleyebiliyor ve hatıra fotoğrafı çektirebiliyor.

Kendi uçurtmalarını yapmayı öğreniyorlar
Müzenin sunduğu hizmetlerden biri de uçurtma atölyesi. Ziyaretçiler, hemen alt katta bulunan atölyede, uzman uçurtma eğiticileri nezaretinde uçurtma yapmayı öğreniyor ve kendi uçurtmalarını yapmanın mutluluğunu yaşıyor. Atölyede yaklaşık 1 saat süren uçurtma eğitimi için ücret talep edilmiyor. Ziyaretçiler sadece kullandıkları uçurtma malzemesinin parasını ödüyor. Atölye eğitiminin sonunda uçurtmalarını yapanlara takdir belgeleri veriliyor.

“Çocuklar çok mutlu ayrılıyor”
 Müzeyi açarken tek amaçlarının kaybolmaya yüz tutmuş uçurtma kültürünü yaşatmak olduğunu söyleyen İstanbul Uçurtmacılar Derneği Başkanı Mehmet Naci Aköz, müzeden bağımsız olarak zaten bir ticari faaliyetlerinin olduğunu, müze ve atölyeden herhangi bir maddi beklentide olmadıklarını söylüyor.


Ziyaretçilerin müzede 1,5 saat hoş vakit geçirdiklerini anlatan Aköz; “Buraya her yaştan insan ziyarete geliyor. Ana okulu öğrencileri de yetişkinler de, müzemiz de gördükleri o renkli ve göz alıcı manzara karşısında mutluluklarını ve şaşkınlıklarını gizleyemiyor. Hatta gelenler bir süre sonra tekrar geliyor. Aldığımız olumlu tepkiler ve müze hatıra defterlerine yazılan güzel sözler bizi çok mutlu ediyor. İşte bu yüzden müzemiz, önde gelen, kişi, kurum ve yayın organları tarafından ülkemizin en iyi özel müzelerinden bir olarak gösteriliyor. Ben diyorum ki, uçurtmaya gönül veren herkes, ömründe bir kere olsun Uçurtma Müzesi’ni görmeli” şeklinde konuşuyor.
devamı »

21 Mar 2017

Çocuklarım Çok Şanslı Çünkü BEN...


Bloğa çoğunlukla beceremediğim şeyleri yazıyorum. İyi yaptığım şeyleri yazarken ukalalık taslıyor gibi görünmemek uğruna yayın aralarına sıkıştırıyorum.

Bunu da şuan düşünürken fark ettim. Neden iyi yaptığım şeyleri göğsümü gere gere yazmaktan korkuyorum/ korkuyoruz? Tabii bu deli sorulara nereden geldim diye merak edebilirsiniz 😊 kahve içermiyiz bloğunda Annelere Çağrı yazısını okudum. Annelere çağrı da bulunup kendisi de çocuğum çok şanslı çünkü ben diyerek kendi anneliğinde iyi yaptığına inandığı şeyleri yazmış. Valla tebrik ederim. Çok haklı bir isyan. Mükemmel annelik olmayacağını bile bile sürekli kendimize bir şeylerin faturasını kesiyoruz. Gerçi ben ara ara kendime gaz veren konuşmalar yapar, yazılar yazarım ama bu farklı bir şey oldu şöyle bir sıralama yapıp sonra da kendime bir aferin çeken yazı yayınlayayım diyorum 😊

Çocuklarım çok şanslı çünkü ben,

Çok iyi gaz veren bir anneyim.
Vallahi öyleyim. Başaramayacaklarına inandıkları, ben yapamam bunu dedikleri anda damardan girip "başarabilirsin yeter ki önce bir dene" başlıklı iki çift lafımla çok iyi cesaret veririm. İkna kabiliyetim iyidir.

Dert/ isyan/ heyecan her türlü duyguyu dinlerim. 
Çocuklarımın ikisi de erken yaşta konuşmaya başlayıp hiç susmayan karaktere sahipler. Sabah kalkarlar aynı anda rüyalarını anlatırlar, sonra ne giyecekleri konusunda hep bir şeyler anlatırlar, akşam kapıdan girerlerken okulda neler yaptıklarını tüm detaylarını asla atlamadan anlatırlar ve ben arada saate bakıp ne zaman bitecek diye baksam da asla engellemeden dinlerim. Yani iyi bir dinleyiciyim 😉 ( valla itiraf edeyim arada beynim uyuşuyor bir müddet boş boş bakıyorum ama hiç rahatsız olmadan anlatmaya devam ediyorlar demek ki iyi kıvırıyorum)

Onlarla birlikte film izlemeyi, dans etmeyi, eğlenmeyi seviyorum.
Tüm yorgunluğuma rağmen saatlerce evcilik oynamışlığım vardır. Saklanbaçı en sevdiğim oyun sanıyorlar o derece coşkulu oynarım.

Kitap kurdu çocuklar yetiştiriyorum.
Yağız harika bir kitap kurdu. Okuduğu kitaplar üzerine sohbet edebiliyoruz. Birbirimize kitap tavsiyelerinde bulunuyoruz. Ela şimdilik seviyor önünde örnek olarak ben ve abisi var. Dilerim oda abisi gibi tam bir kitap kurdu olur. Ara ara üçümüz birlikte uydurma hikayeler yazıyoruz.

Kendi işlerini kendi halletmeleri için sabırla bekliyorum.
Biri odasını 8 saatte topluyor diğeri, dolabını 5 gün dağınık bırakabiliyor. Nasılsa kendileri yapmak zorunda kalacaklar. Bunu çok iyi biliyorlar dönüp dolaşıp kendileri hallediyor. Arada geliyorlar tabii "kalk git iki dakika da topla rahatla" diyor şeytan "yooo yapma git sen başka iş yap" diyorum.

Sık sık sarılıyorum.
Ben dokunarak sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum. Hazır daha küçükler ileride belki çok sık sarılmamı istemezler diye doya doya sarılıp öpüyorum. Sevginin her kapıyı açtığını, kalplerde sevgi olmadan iyi insan olunamadığını öğrensinler istiyorum.
Ela ile kavga ettiğimizde ağlayarak sarıl banaaaa nolurr diye önüme atlar. Çakal damardan girecek aklınca 😊

Sabahları güzel koşuyorum.
Spor anlamında değil tabii nerdeee. Sabah kalkıp 45dk içinde Yağız'ın kahvaltısını hazırlayıp, paşayı yatağından kaldırıp, Ela hanımın bitmek bilmeyen kıyafet seçimini yapıp, saçlarının yapım aşamasını krizsiz atlatıp, toka, kolye seçimlerinin karar aşamasını bekleyip, sütünü önüne koyup içmesini sağlıyor sonra da koşar adım montunu giydirip kapının önüne paket yapabiliyorum. Ortalama 5dk içinde de ben kendi makyajımı yapıp, giyinip servise yetişebiliyorum. Son 1 yıldır yaşadığımız sabah koşturmalarını yazsam roman olur 😊 İşte bu yüzden en çok krizlerin yaşandığı sabah koşturmasını, akıl sağlığımı kaybetmeden gerçekten çok iyi idare ettiğime inanıyorum.

Başarıdan çok MUTLU olmalarının önemini sık sık dile getiriyorum.
Tabii ki her anne gibi başarılı çocuklarımın olmasını isterim. Fakat önceliğim başarı değil MUTLU insanlar olmalarıdır. Aldığınız belgelerle değil karakterinizle ön plana çıkın diyorum. Tabii şimdilik bunu sadece Yağız anlıyor 😊

Değer verdiğimi ve onları birey olarak gördüğümü hissettiriyorum.
Söz hakları var ve fikirlerini her konuda alıyorum. Tatile gidilecekse ne istediklerini, hafta sonu bir yere gidilecekse isteyip istemediklerini soruyorum. Emrivaki yok. Gerçi yeni nesile emrivaki yapmak demek tüm günü mutsuz geçireceksin demek onu da hesaplıyoruz tabii 😊

Özür dilemekten, teşekkür etmekten, yardım istemekten asla çekinmiyorum. Her zaman iyi bir anne olamayacağımı arada onlarında bana yardım etmesi gerektiğini ısrarla anlatıyorum. Kızdığımda, öfkelendiğimde, üzüldüğümde duygularımı kaçmadan paylaşıyorum. Özellikle Ela ile sabrım taştığında beni biraz yalnız bırakması gerektiğini, çok kızgın olduğumu altını çize çize anlatıyorum. Henüz faydasını görmedim ama inanıyorum, umutluyum göreceğim 😃

İletişim kurmam gereken bir sürü insan var. Gündüz iş yerinde iletişim kur akşam evde iletişim kur bayağı iyi idare ediyorum ya daha ne olsun.AFERİN Gülşah...

Bir öz güven geldi böyle bir liste yapınca ara ara yapayım ben bunu sizde kendinize iyilik yapın ve iyi yaptığınıza inandığınız her şeyi yazın 😉 Arada kendimizi takdir etmekten zarar gelmez.










devamı »

20 Mar 2017

Elsa Doğum Günü Konsepti


Geçen hafta benim, Ela'nın derken ana kız bol bol doğum günü kutlaması yaptık. Tabii sadece mum üflemek benim yaş grubuma yetiyor olabilir ama Ela'nın benden farklı beklentileri vardı. (her yıl ki gibi)

Yağız'da böyle bir heves yoktu. Sadece kız çocuklarına mı özel bilmiyorum ama Ela'da inanılmaz bir doğum günü kutlama hevesi var. Valla iki yıldır resmen kendine konsept belirliyor ve pastasına kadar her şeyini öyle istiyor. Tam burada bir not yazmak istiyorum; Ela doğmadan önce gördüğüm abartılı kız çocuğu partilerini ne yalan söyleyeyim çok yadırgardım. Yazık günah ne gerek var sade bir doğum günü yapılsa daha güzel olur derdim. Şimdi kendime neler söylüyorum tahmin bile edemezsiniz 😊 Anneysen asla büyük konuşmayacaksın ve asla başına gelme ihtimalini unutmayacaksın.

Neyse ben iç sesimle çebelleşirken bir taraftan da Elsa Doğum Günü Konsepti Ela tarafından belirlendi ve hazırlıklar başlandı. Geçen yıl Sofia dı ve pasta tabağı, çatalı, süsleri derken tüm ürünleri apayrı yerlerden alarak çok fazla zaman kaybettim ve masrafım iki katına çıktı. Bu yıl karakter dükkanından kişi sayısına göre toplu setlerden daha uygun fiyata aldım ve başka yerlerde gezinmeden tek seferde işimi halletmiş oldum. Pasta tabakları, çatalları ve bardakları o kadar kaliteli yapılmış ki yıkayıp tekrar kullanmak bile mümkündü. Çoğunu sakladım bir ihtimal seneye hala Elsa sevgisi devam ederse çakallık yapıp kullanırım 😊 yerse tabi..

Gönül isterdi ki tüm dostlarımı çağırabileyim fakat iş yoğumluğunun arasında evde doğum günü yapmak büyük bir eziyet olduğu için bu yıl kişi sayısını mecburen az tuttum. Böyle olunca herkes ile de daha rahat vakit geçirebiliyorum. Çok şükür sıkıntısız bu yıl ki doğum günümüzü de atlattık. Her yıl seneye yapmayacağım desem de Ela'nın gözlerinin içinde ki mutluluğu görünce dayanamayıp yine yapıyorum.

Bizim zamanımızda böyle doğum günlerini kutlanmazdı demeyeceğim. Zamana göre her şey değişiyor. Ve bizler bu tüketim çılgınlığı içinde çocuklarımızın mutluluğu için elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz. Yeter ki Allah sağlık versin.

Ama yine de siz siz olun gördüğünüz doğum günü partileri için;
" aaa hiç gerek yok bu kadar abartıya"
" sade bir doğum günü yapılsa daha güzel olur"
" bir doğum gününe bu kadar masraf yapılmaz"
" çizgi film karakterlerine bu kadar bağlanmak iyi değil"
" bana hayatta böyle doğum günü yaptıramazlar" vb. gibi sözlerden uzak durun. Çünkü başınıza gelmeyeceğinin garantisi yok.😉

Sevgiler,







devamı »

19 Mar 2017

Kızıma...

Kızıma

Meleğim, güzel kızım çok hızlı ve inatla büyüyorsun. İletişim kurmamız hızla ilerliyor. Hepimizin ağzının payını iyi veriyorsun. Lafıyla dövmek diye bir söz vardır. İşte sen onu 4 yaşında yapabiliyorsun. Hiç susmadığını sana özellikle yazmak istiyorum. Sofrada konuşulmaz diyerek bütün yemek boyunca konuşan tek kişi sensin.

Kızınca başka anne/baba alacağım demene, öfkelenince yumruklarını sıkmana, kırılınca kalbimi çok kırıyorsun diyebilmene, sevinince "seni çok seviyorum annecim beni çok mutlu ediyorsun diyerek tüm duygularını böyle güzel ifade ediyor oluşuna hayranım.
* Dilerim ömrün boyunca duygularını böyle açık ve net yaşarsın kızım.

Ah bir kıyafet kavgaların var görmen lazım. Ben kendi kararlarımı veririm havalarında ne buluyorsan giyip, takıp takıştırıyorsun. Karışma bana sözcüklerin daha şimdiden havada uçuşuyor. Kimsenin yönlendirmesini sevmiyorsun hele ev içinde ki kuralları canın isterse uyguluyorsun.
*Buna her ne kadar kızıyor olsam da yolundan dönme kızım. Ailen bile olsa verdiğin kararların arkasında dur. Sonucu ağır bile olsa kendi tecrübeni kendin yaşa. Kimsenin tecrübesiyle yola çıkma.

Büyüyünce kocaman bir ülkenin prensesi olacağını söylüyorsun. Büyük hayallerin var. Prenseslerin de işe gittiğine ve çok güçlü olduklarına inanıyorsun.
*Hayallerinden asla vazgeçme kızım. Her ne koşulda olursan ol yeter ki kimseye muhtaç olmadan kendi ayaklarının üzerinde durmak için çaba göster. Hayaller gerçekler diye bir ayrım var. Sakın gerçeklerden korkup hayal kurmaktan vazgeçme. Hayallerin zamanla hedefe dönüşür ve hedeflerin gerçekleştikçe kendini iyi hissedersin.

Odanı toplamayı sevmiyorsun. Genelde erkeklerde iş yapar diyerek abine toplatıyorsun. Evcilik oynarken abine gel yemek yap diyorsun. Yalnız abine emir kipleriyle iş yaptırma huyun evde kasırga yaratıyor bilmeni isterim.
*Aferin kızım 😊 Ev işlerini tamamen üzerine sakın alma. Ev işlerini sadece kadınlar yapar mantığına asla kapılıp gitme. Yoksa zaman geçtikçe hiç bir şeye yetişemiyorum endişesi tüm benliğini sarar yorgun düşersin. 

Ayna karşısında sürekli kendine güzel sözler söylüyorsun. Beceriklisin Ela, yapabilirsin Ela, çok güzelsin Ela, sana her şey çok yakışıyor ELA.
* Öz güven iyidir kızım. Fakat fazlası egoya girer ve seni yalnızlığa iter. Kendini her zaman önce sen sev, önce sen destekle. Ama kendini başkalarının yanında sakın övme. Bırak başarılarını başkaları konuşsun sen anlatma.

4 yıldır azimle uykusuz geziyorsun. Ne uyku eğitimleri gördü bu blog ama sana sökmedi. Her denediğim yol elimde patladı. Baş ucuna babanı oturtup sohbet ede ede uyumaya devam ediyorsun. Kimi nasıl kullanacağını çok biliyorsun.

Sen zor bir çocuksun ama bende mükemmel bir anne değilim. Büyüyünce anneliğin inişli çıkışlı garip bir dönem olduğunu sende anlayacaksın. Bazen sabır zorlayan, bazen çocukla çocuk olan, bazen sulu gözlü, bazen mükemmel olma sevdası yaşayan, bazen dibe çöken, bazen evladı için kendini psikopata bağlayan, bazen de tüm enerjisi bitmesine rağmen süper kahraman moduna hızlıca geçebilen yegane insan annedir. Bu duygu yaşadığını görmek en büyük dualarımdan biridir.

Kızım;
Biliyorum zaman daha da hızlı akıp gidecek ve sen hızla büyümeye devam edeceksin. Çok unutkanım artık bu yüzden bazı sahnelerini, bazı sözlerini daha sağlam hafızama kazımak için çabalıyorum. Abinle sarılmalarını, gülüşünü, boyundan büyük laflarını, saçı tararken ki naifliğini, istediğin bir şeyi yaptırdığında ki muzur gülümsemeni, sevinçlerini, mimiklerini, coşkunu daha bir dikkatle izliyorum. En büyük dileğim vicdan sahibi, yufka yürekli, kendi ayakları üzerinde duran, kendi kendine yetebilen "iyi bir insan" olmandır. Meleğim, ne olur aynı hataları sürekli tekrarlama ama hata yapmaktan da asla korkma. Yaptığın her hata seni ileri ki adımın için daha bilinçli yapacaktır. Hani hep gözlerimin içine bakarak konuşuyorsun ya, büyüdüğünde de insanların hep gözünün içine baka baka konuş kızım. Dürüst ol, saygılı ol, ahlaklı ol hepsi bir yana sağlam karakterli hayırlı bir evlat ol.
Hepimiz seni çok seviyoruz.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
İYİ Kİ DOĞDUN MELEĞİM...





devamı »

18 Mar 2017

YVES ROCHER Makyaj Ürünleri


Makyaj her yaştan kadının vazgeçmediği aksesuarı değil midir? İş, aşk demeden her yerde her zaman fark etmeksizin yapabildiğimiz en önemli eylemdir. Makyaj denince aklımıza sadece yüzümüzü renklendirmek gelmesin, cilt bakımının ilk adım olduğu bu eylemler silsilesinin gideceğimiz yere göre çeşidi değişir.

Biz kadınlar, makyajı iş hayatımızda farklı sivil hayatımızda farklı şekillerde yaparız. Tabii buna göre kullanacağımız ürünler de farklılık gösterir. Örneğin; iş yerimize göre makyaj yaparken kullanacağımız renkler genel de soft olur. Ancak gece sevgilimiz ya da arkadaşlarımız ile eğlenmeye gidiyorsak o zaman biraz daha abartabiliriz. Kıyafetimize göre köyü renkler ağırlıklı makyaj yapabiliriz. Makyaj ürünlerimizi zevklerimiz belirlerken aynı zamanda cilt tipimiz de seçmemizde büyük rol oynar. İşte Yves Rocher burada devreye girer. Tamamı bitkilerden oluşmuş içeriği ile tam 50 yıl önce hayatımıza giren markanın makyaj ürünleri de hayallerimizdeki gibi. Yves Rocher’in dermatolojik testlerden geçmiş, etkin sonuçlar veren makyaj ürünleri ile güzelliğimize güzellik katarken cilt bakımımızı da ihmal etmemiş oluruz. Anlayacağınız bir taşla iki kuş vurmak her babayiğidin harcı değildir. Ancak Yves Rocher bunu profesyonellik ile yapıyor. Hepimiz biliyoruz ki makyaj ürünlerini kullanmak cildimize zarar da verir. Ancak bu marka bunu yapmadığı gibi uzman bakımı yapıyor.  Örneğin; mağazasında ya da http://www.yvesrocher.com.tr/control/makyaj/ web sitesinde gördüğünüz bir pudrayı kullandığınızda hem cilt tonunuzun eşitlendiğini göreceksiniz hem de cildinizin nemlendiğini hissedeceksiniz. Ben denedim ve yaşadım. Size de tavsiyemdir hem de en şiddetlisinden kesinlikle denemelisiniz. Aynı durum günlük hayatımızda en çok kullandığımız ürün olan ojeler için de geçerlidir. Yves Rocher’nin ojeleri tırnaklarımızın yaşama sebebi olan keratin ve proteini gözünü kırpmadan harcarken ellerimizin olağanüstü görünmesinde de sağlar.


Yves Rocher’nin bitkisel içerikli makyaj malzemeleri hayatımıza bir girdi pir girdi. Pudraları, allıkları, fondöten ve rujları istisnasız hepsini kullanmak ayrı ayrı keyif veriyor. Benden size şimdiye kadar ki en kral tavsiye, Yves Rocher’nin peşini bırakmayın, cildinize iyi bakın olacaktır. Çünkü o sizin en kıymetliniz.                                           




devamı »

15 Mar 2017

Ve Benim İçin...

Kendime mektup

Eeee Gülşah naber?
Bak yine bir doğum günü mevzusu geldi çattı. Yeni bir yaş başlıyor. Yeni bir sayfa şu saatlerde açılıyor.

10' lu yaşlarını hatırlıyor musun? Ne çok dua ederdin zaman hızlı geçsin de 18.yaşım artık gelsin diye. Her doğum gününü coşkuyla kutlar su gibi akıp giden zamana sevinirdin. 18 olduktan sonra hayatına sihirli bir değnek değecek her şey daha güzel olacak sanırdın. Büyük hayallerin vardı ve o hayalleri kimsenin yıkmasına izin vermeyeceğine dair kendi kendine sözler verirdin. Kapı önü evciliklerini çok severdin ama 18 yaşına yeter ki gireyim bu oyunlardan vazgeçmeye hazırım derdin. 18 yaşına girdin hatta anlamadan 19-20 leri gördün. Hayallerini yıkanlar, üzenler, kıranlar oldu. Daha bir hassaslaştın. Evcilik oyunlarınla birlikte masumluk perdeleri kapandı gitti. Ve sen en çok 18 yaşından öncesini özledin.

20' li yaşlarını düşün; aşık olmak, sevmek ve sevilmek dünyanın en iyi, en harika olayı derdin. Etrafında bir sürü dost vardı. Yalnız kalmayı asla sevmez. Yalnız kalmaktan ödün patlardı. Bir sürü insan demek eğlenmek demekti. Ve hayat sadece eğlenmekten ibaretti. Kalbini kıranlar çok oldu. Ve ilk güvendiğin insanla evlendin. 23 ün de anne oldun. Hayat daha bir anlam kazandı. Evliliği oturtmak anneliğe alışmak, çatışmalar, dost kazıkları derken 25 den sonra kendini sorgulama fırsatı buldun. Çok hata yapmadın. Çünkü asla çok cesur bir insan olmadın. İnsan kırmaktan korka korka kendi fikirlerini dile getirmekten kaçındın. Her şeyi içine atmak seni tahammülsüz bir insan yaptı. Yine de kazandırdığı tecrübeler sayesinde en güzel dönemi 20' li yaşlarında yaşadın.

Ve 30 yaşına giriş yaptıktan 4 gün sonra 2.kez anne oldun. Sağlam bir sayfa açtın diyebiliriz. Kazandığın tecrübeler sayesinde önce kendini düşünmeye başladığın için kafan rahatladı. Etrafında ki insan sayısını azaltıp gereksiz konuşmaları ortadan kaldırdın.

30' lu yaşlarının başındasın en güzel, en anlamlı dönemdesin. Duruşun dik, yalnızlık korkun sıfır. Bir kaç dostum olsun bana bir şey olmaz havasındasın yine de dikkat et 😉 Tamam kabul 18 yaşını bekler gibi beklemiyorsun doğum günlerini ama 34 yılın birikimi ve sana kazandırdıkları için ne kadar şükretsen az diyebiliriz.

Ve sana diyeceklerim var; kabul edelim ki özellikle bu yıl çocuklar çok yordu, uykusuz gecelerle dağıldın, ergenlik girişinde ki evlatla boğuştun, 3 yaş sendromunda ki kızçeye kafa tuttun, evin işini umursamadın ama bir kocan olduğunu da unutmamak için bayağı çaba harcadın. Kadın olduğunu en çok bu yıl anladın. Her şeye yetişme telaşı, çocukların yükselen sesleri ile birleşip seni çoğu zaman çileden çıkardı. İlk kırışıklıklarını yüzünde bu yıl gördün. Yorgunluğun, stresin sağlığına ne kadar zarar verebileceğini ilk bu yıl keşfettin. Tüm bunlara rağmen yine de en çok kendini sevdin. En çok kendini önemsedin. Seni kıranlarla yollarını en kolay bu sene ayırabildin. Hayır diyebilmeyi de bu sene içerisinde öğrendin. Aferin.

 Sen yine de yeni yaşında sporu hayatına sok çocuklar evden gittiklerinde geriye sana sağlıklı bir beden kalmasını istiyorsan sağlığını önemse. 40'lı yaşların gelmeden çocukların senden kopup gitmeden onlarla yaşadığın her anın tadını çıkar. Millet ne der, o bunu yapmış, şu bunu almış diyerek yaşayan insanlardan uzak dur. Dedikodudan beslenen, sürekli kendini anlatan ya da hayattan zevk alamayan sürekli mutsuz gezen insanlardan koşarak kaç enerjini tüketmelerine asla izin verme. Hani hedef falan koymuyorsun ya kendine sen yine de en çok hayalini kurduğun şey için daha fazla çaba harca. Çalışmaktan, üretmekten, yazmaktan, okumaktan asla ama asla vazgeçme. Her yorulduğunda, her sıkıldığında, her bunaldığında kitaplar arasında dinlenmeye devam et. Kendini kaybettiğinde çocuklarının gözlerine daha iyi bak. Hayat arkadaşının elini daha sıkı tut çünkü yürüdüğün yolda en büyük dayanağın bizzat kendisi. Kırdığını düşündüğün insanlar için artık vicdan azabı çekmeyi bırak sen o hatalarla tecrübe kazandın. Yaşadığın pişmanlıklar bugün seni daha sağlam, daha karakterli birine dönüştürdü. Aklında, kalbinde her daim ileride olsun geriye asla dönüp bakma, öfkeni kontrol et ve içine hiç bir şeyi atma.

Ve ne olur unutma; İYİ Kİ lerin arttıkça keşkelerin azalacaktır. KEŞKE lere takılıp İYİ Kİ leri görmemezlikten gelme. Ve sen her şeye rağmen ÖNCE BEN demekten asla vazgeçme.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu şarkıda son zamanlarda çok sık dinlediğim Sezen Aksu şarkısı;
Dinleyin tavsiye ederim.
Dengemi Bozmayın 😉







devamı »

9 Mar 2017

Biz Ondan Bıkmıştık

Sabah bir haber okudum hala etkisindeyim. Yol kenarında öldürülmüş 28 yaşında bir gencin cesedi bulunuyor. Babasını teşhis etmesi için cesedin yanına getiriyorlar ve baba oğlu olduğunu onaylayarak "Yapacak bir şey yok hakkın rahmetine kavuşmuş işte, biz bıkmıştık" diye yorum yapıyor.

Haberi okurken öfke ve üzüntüyü aynı anda hissettim. Baştan babaya çok öfkelendim fakat düşününce bir babaya "biz bıkmıştık" lafını söyletecek kadar evladı ne yapmış olabilir diye düşünmeden edemedim.

Çocuk yetiştirmenin zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Onları birey gibi görerek, anlamaya çalışmak için elimizden geleni yapıyoruz. Bebeklikleri, çocukluk dönemleri, sendromları ve ergenlik dönemleri derken ipler koptuğu anda toparlamak gerçekten çok zor.

Hayırlı evlat duası olmayan anne yoktur diye düşünüyorum. Bir evladın hayırlı olup olmaması da öncelikle aile içerisinde sevgi görmesi ve mutlu bir yuva ile başlar diye düşünüyorum. Sonrasında ailenin önüne arkadaş çevresi girer ve ipin kopması durumu genelde bu aşamada yaşanır. Eğer ergenlik dönemini çocuk, ailesinin sevgisi ile atlatırsa zemini sağlam olarak gelişimini tamamlar diye bir yazı okumuştum. Bu cümle bende hep bir korku bırakmıştır. Ya ergenlikte çocuklarımı anlamakta zorlanır onların yanında olabilmeyi beceremezsem diye bir çok olumsuz sahne kurmuşluğum vardır. Bu haberden sonra tekrar tekrar kendimi sorgulama ihtiyacı hissettim. Evet hiç birimiz mükemmel insanlar değiliz hatalarımız var, yanlışlarımız var. Bunaldığımız anlar, öfkeden deliye döndüğümüz zamanlar var. Çalışıyor, koşturuyor o kargaşa arasında çocuklarımıza zaman ayırıyoruz. Ya da bazılarımız çalışma hayatına son veriyor kendini çocuğunu büyütmeye adıyor.
Ya büyüdükten sonra?

Karşılarına çıkacak olan insanları biz seçemediğimiz zamanlarda sanırım bugünleri daha çok hatırlayacağız. O yüzden ileride KEŞKE diye başlayan cümleler kullanmamak için elimden geleni yapmak istiyorum. İyikilerim olsun hep istiyorum. İYİ Kİ doya doya her anlarını yaşamışım, İYİ Kİ her oyunlarına ortak olmuşum demek istiyorum. Bu duygular bazen beni yıpratsa da ilerisini düşününce bir rahatlama geliyor içime. Bilsinler ki anne babaları onları her şeyden çok seviyor ve arkalarından asla "biz bıkmıştık" demeyecek.

Kimseyi bu konuda yargılayamam henüz 10 yıllık anneyim. Ama Allah korusun benim başıma böyle bir şey gelse biz nerede hata yaptık diyerek vicdan azabından kahrolurdum. Her bebek dünyaya masum olarak geliyor. Ve dünyaya gelen her bebeğin karakterini önce aile ocağı sonra da bulunduğu ortam şekillendiriyor.

Tam da burada daha önceden okuduğum bir paragrafı paylaşmak istiyorum;

  " Birey yalnızca fiziki çevresinin değil aynı zamanda sosyal çevresinin de etkisi altındadır. İçinde yaşadığı toplumdaki gelişmeleri, olayları, kuralları ve değerleri öğrenir ve bir dünya görüşü kazanır. Aile, bir çocuğun sağlıklı büyümesi, gelişmesi ve topluma faydalı bir birey olarak yetişmesi için gerekli birincil ortamdır. Ancak aile ortamının sağlıklı olabilmesi ailede yaşanılanlara bağlıdır. Aile içinde yaşanılan her şey, çocuğun davranışlarını, duygularını ve tutumlarını belirler. Çocuğun aile ortamında gördükleri, yaşadıkları onun kişiliğinin belirlenmesindeki en önemli etkenlerden biridir. Dolayısıyla, çocuğun sağlıklı kişilik gelişimi, sağlıklı aile içi etkileşim ve iletişime dayanmaktadır.


  Çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimi sevgi dolu sıcak bir ortamda yetişmesine bağlıdır. Böyle bir ortamı sağlayan ilk ve temel topluluk şüphesiz ki ailedir. Herkes, ailesinin bedensel özelliklerini taşıdığı gibi, düşüncelerini, inançlarını, tutumlarını, davranışlarını da taşır. Çünkü birey bütün bunları çoğu zaman bilinçsizce, ailenin hayatından, uygulamalarından öğrenir."

 Bilinçli anne baba olup bilinçli evlat yetiştirmek oldukça önemli fakat yine de temkinli konuşmaktan yanayım. Çocuklarıma sunduğum yaşam şartları ve bulunduğumuzun ortamın yarın tepetaklak olmayacağının garantisi yok. O yüzden çok fazla büyük büyük laflar etmeye de gerek yok.

Ne diyelim Allah kimseyi evladıyla sınamasın.

Sevgiler,









devamı »

3 Mar 2017

Mevsim Geçişleri

march

Kış aylarını pek sevmem çünkü çok üşüyen bir insanım. Mart ayını da sevmem normalde ama hem benim hem kızçemin doğum günü bu ay içinde olduğu için bende yeri ayrıdır.

Mart başını bahar gelmiş gibi yaşarım. Sanki 15 güne kadar yaz gelecekmiş gibi hemen kg vermeliyim, eve bir bahar temizliği yapmalıyım, kışlıklardan verilecekleri ayırayım da öyle kaldırayım gibi telaşım başlar.

Zaten kilolu bir insan değilim ama kışın merdiven inip çıkmaktan öteye gitmeyen hareketli hayatıma sağlıklı yaşamı katmak için aklıma ilk bu ayda spor gelir. Gelir ve hava ısınmadığını görünce geldiği gibi gider. Mayıs a kalır artık benim spor :) Bu konuda sağ olsun beni en çok gaza getiren DERYA nın bloğunda paylaştığı yazı ve videolar oluyor. Hafta başından beri yaptığı programa uyuyorum ama 2 gündür güneş açmayınca amannn acele etme yaza var daha diyerek pes etmiş durumdayım. En kötü ip atlıyorum her akşam o idare eder artık :) Tatlı krizlerime de çözüm bulsam hiç sorun kalmayacak.

Bahar temizliği sevdamda depreşti birden ama ortalama 24 saat içinde yok olup gitti. Boya badana, temizlik, sil süpür falan detayları düşününce bir etrafa baktım zaten evi toplaması 2 ay sürer dedim ve erteledim gitti. Nasılsa önemli olan evin dağınık olmamasıdır (ki bizde hep dağınık o ayrı). Duvarlarda Ela'nın el izleri ve yaptığı minik portre çizimler var bunlara kıyıp şimdi badana da olmaz en iyisi dursun böyle 😉

Evde herkes dört gözle yazlıkları çıkarmamı bekliyor. Ela geçen gün yazlık kıyafetlerini koyduğum yeri bulmuş o kadar yıkayıp ütüleyip hazır koyduğum kıyafetleri üst üste giymiş çıkarmış yatak altına sokuşturmuş. Beğendiklerini kışlıklarının arasına koymuş tabi ben görünce minik çaplı bir cinnet geçirdim. Küçücük boyuyla sadece 20 dakika içinde dolabı komple boşalttığı için ayrıca teşekkür ettim.Toplamalıyız burayı dediğimde ise uykum geldi diyerek kaçtı. Aynı şey Yağız da da var. Bulsa şuan okula sandaletle gidecek. 2 gün önce güneşi gördüğünde şort olan okul formasını arıyordu. Şeytan ver bir giysin gitsin okula bir üşüsün dedi ama kıyamadım nasılsa hasta olunca yine işin ucu bana dokunacaktı.

Mart ayı benim; en çok hayal kurup, en çok hedef koyup, en çok kendime yol çizip sonrasında da hemen vazgeçtiğim bir aydır. Genelde bu ayda her şeyi yapmak isterim ama hiç bir şeyi yapamam. Çocuklar için ise dengelerinin şaştığı, ayarlarının bozulduğu bir ay diyebilirim. Ela zaten dün itibariyle kendi çapında bugün benim doğum günüm diyerek kutlamalara başlamış durumda. Tütü ve prenses tacıyla yeni yaşını renkli bir şekilde karşılamak üzere tüm hazırlıklarını yapıyor. Asabi halleri bu sıra fazlasıyla arttı.

Dün Ela diyor ki; "anne sen ve ben aynı anda doğmuş olamayız bu sadece benim doğum günüm sen bence abimle doğum gününü kutla". Kısaca çocuk Mart ayında benim doğmuş olmamı kabullenemiyor. Benim gerçek doğum günüm; hem abisini hemde onu kucağıma aldığım gündür haberi yok 😉

Mevsim geçişlerinde sizlerde de tembellik, halsizlik, sürekli erteleme gibi şeyler oluyor mu? Yoksa bende mi sorun var 😃




devamı »

2 Mar 2017

Evde Etkinlik Kitapları

İş bankası kültür yayınları


Ela okula başladığından beri evde etkinliklerimiz azaldı. Genelde hafta sonlarımız da parmak boyası, oyun hamuru, evcilik gibi aktiviteler ile geçiyor. Fakat yapıştırma ve makas sevdamız artarak devam ettiği için denk geldikçe etkinlik kitaplarından alıyorum. Araba da evde her zaman işime yarıyorlar.




İş Bankası Kültür Yayınlarına ait Bitkiler Nasıl Büyür? kitabı; yapıştırmalar eşliğinde çocuklara bitkiler hakkında oldukça güzel bilgiler veriyor.
İlkbaharda hangi çiçekler açar?
Tohumlar nereden gelir? gibi soruların cevabını bu kitapta bulmak mümkün.
Ben okudum Ela yapıştırdı ve fazlasıyla eğlenceli zaman geçirdik. Uzun yolculuklarda da çocukları oyalamak için birebir olan bu etkinlik kitabını canı gönülden tavsiye edebilirim. Başka çeşitleri de varmış araştırma içindeyim.
Çamlıca Çocuk




Çamlıca Çocuk yayın evine ait kağıt kesme kitabı ise elinde makasla gezen tüm çocuklar için oyalayıcı bir kitap. Makas kullanımı çocukların el kasları için ciddi önemli bir konudur. Ela da kendini keşfettiğinden beri terzi yamağı gibi elinde makasla gezer. En son tülleri kesme gibi bir niyeti vardı ki son anda kesilmemesi gerektiğine ikna oldu. Düz kağıt kesmekten de oldukça sıkıldığı zamanlar da bu kitabı bulmuştum.







Kitabın başlarında kolay kesilen resimler var. İlerledikçe zorlaşıyor. Ve el becerilerini zorluyor. Yapabildiğini gördükçe çok sevindi. Elinde makas olduğu için asla yanından ayrılmadım. Yoksa tüm kitabı kısa sürede kesip biçme yatkınlığı fazlasıyla var. Bu kitabı da seve seve önerebilirim. Sıkılmadan vakit geçirilebilecek kitaplarımız arasında yer aldı.


Her çocuk böylemi bilmiyorum ama Yağız böyle değildi onu çok iyi hatırlıyorum. Ela ile saatlerce etkinlik yapılabilir. Sürekli kesip biçip, yapıştırmak, boyamak istiyor. Okulda yaptıklarını evde tekrarlamaya bayılıyor. Kızlarda biraz da kendini tekrarlama olayı çok fazla gibime geliyor. Erkek düz mantık öğrenmiş ve bitmiştir uzatmaya, tekrarlamaya gerek yok havasındalar 😊 

Sevgiler,


devamı »
Bumerang - Yazarkafe